|

Demokratik Gençlik Hareketi (DGH), bugün sadece ülkemizde değil uluslar arası alanda da çok geniş yankılar uyandıran TEKEL direnişinin ilk gününden itibaren sürecin bileşeni haline gelen devrimci bir gençlik örgütü olarak, geçtiğimiz haftalarda başta kendi faaliyetçileri olmak üzere tüm halk gençliğine TEKEL işçileriyle dayanışma ve bu haklı kavgayı büyütme çağrısında bulunmuştu.
Açlık grevlerinde, Ankara’nın yoksul emekçi semtlerindeki faaliyetlerinde, bildiri dağıtımlarında, yürüyüşlerde, forumlarda, halaylarda, türkülerde… Kısacası bu tarihi direnişin her bir satırında işçilerle aynı kadere ortak olan DGH’liler, bugün de faaliyetlerini hız kesmeden sürdürüyorlar.
Bu çağrıya yanıt olan ve ülkenin dört bir yanından Ankara’ya gelen DGH’liler ile DGH’nin çağrısıyla buluşan halk gençliği, Ankara’da büyük bir kararlılıkla sürdürülmekte olan TEKEL direnişi içerisindeki faaliyetlerine ilişkin gözlemlerini ve düşüncelerini paylaştılar.
Halen daha sürdürülmekte olan çalışmalara katılan DGH faaliyetçilerinin gözlem ve düşüncelerine ilişkin kaleme aldıkları yazıları yayınlıyoruz.
Öncelikle vurgulanması gereken nokta TEKEL direnişinin ülkemizdeki sınıf hareketleri ve ezilen halklar üzerindeki ölü toprağı bir nebze de olsun atmasıdır diye düşünüyorum. Yıllardır ülkemiz topraklarında böylesi bir direnişin yaşanmadığı göz önüne alındığında TEKEL direnişinin sınıf mücadelesi açısından umut verici bir noktada durduğunu söylemek gerekir.
Ülkenin dört bir yanından Ankara’ ya gelen TEKEL işçileri aynı zamanda farklı kültürlerin bir arada yaşayabileceğinin bir kez daha kanıtı olmuştur. Böylesi bir öneme bir öneme sahip direnişe DGH’nin yaptığı bu çağrıyı sahiplenmek ve onun pratik ayağını oluşturmak gerektiği için faaliyetlere katıldım.
Ve bu çağrının önemini direniş alanına gittiğimde kendi cephemden çok net bir şekilde kavranmamış olduğumu gördüm. Bu alanın öğreticiliği ve geliştiriciliği benim açımdan önemi büyük olan bir tecrübe kazandırdı. İşçi sınıfıyla iç içe olup onların ne istediklerini, onları uzaktan kitabi bilgilerle değil onların yanında aynı havayı solumakla anladığımı öğrendim.
Direniş çadırlarını ziyaret ederken sıcak yaklaşımlar, ekmeğin aşın insanlarla paylaşılması toplumdaki bencil insan modelinin aslında mücadeleyle çözüldüğünün ve çözüleceğinin örneğidir. İşçilerin bu direnişle beraber politikleştiği ve kendi sorunlarına olan yabancılaşmayı kırdığını söylemek gerekir.
İşçiler sohbetlerinde sürekli olarak 4/C’nin sadece kendi sorunu değil bütün bir ülkenin sorunu olduğunu ifade ediyorlar. Bu direnişin zaferle sonuçlanması durumunda ülkedeki diğer 4/C mağdurlarının da zaferler elde edeceğine ve bu direnişin ezilenler açısından bir referans olacağına inanıyorlar.
Burada kaldığım 15 günlük süre içerisinde en çok dikkatimi çeken iki nokta vardı. Birincisi buranın bir eğitim alanı olduğuydu. Gerek devrimciler açısından, gerekse işçiler açısından burası bir okul olmuştur. İkinci bir nokta da Trabzon çadırının önünde duran atkılardı. Bu atkılar gerek Türk gerekse de Kürt illerinin renklerini taşıyordu. Ve bunun nedenini sorduğumda “açılım” işte burada cevabını almam halkları birbirine düşürmeye çalışanlara karşı net bir cevaptı.
Sözlerimi sonlandırırken buradaki pratikleri her devrimcinin yaşaması gerektiğini ve hayatında referans almasını isterim. DGH’nin bu nokta da sergilemiş olduğu disiplinli organize olmuş tarzının olumlu noktada durduğunu da ifade etmek istiyorum.
Yüzmek denizde öğrenilir. Her ne kadar da kulaç atmayı okusak da denize girdiğimizde boğulma riskimiz vardır. Gerçekten de örgütlü, sınıf bilincini almış, işçi sınıfının devrimde oynayacağı rolü TEKEL direnişinde birebir yaşadık ve gördük. Eğer ki; TEKEL işçilerine doğru tarzda önderlik edebilecek bir sendika veya kitle örgütü olsaydı, bugün TEKEL işçisinin mücadelesi zaferle sonuçlanacaktı. Ve bundan sonra gelişebilecek hak arama mücadelelerine bir umut ışığı olacaktı.
İşçilerin kendi inisiyatifleriyle şekillenen bu mücadelede ülkemiz devrimci hareketi kendisini sınamıştır. Direniş alanında farklı kurumların faydacı yaklaşımları reformist sınıf işbirlikçisi tutumları bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır.
Farklı yerellerden gelen biz DGH’liler bu direniş süresince öğrendiklerimizi yerellerimizde hayata geçirebilirsek eğer DGH’miz daha nitelikli bir faaliyetçi yapısına kavuşabilmiş olacaktır. Kitlelerin öğrencisi ve öğretmeni olabilmek burada en önemli noktalardan birisidir.
Demokratik haklar mücadelemizde, bundan sonra da sürdürülecek olan hak alma mücadelelerinde TEKEL pratiğindeki kendi eksiklerimizi görerek ve olumlulukları daha da arttırarak yer almalıyız.
TEKEL pratiği bir de sendikal alanda yaşanan eksiklikleri gözler önüne sermiş ve bu alandaki ihtiyaçları ortaya koymuştur. Demokratik haklar mücadelesi, bu alanlarda yükseltilmeli, sarı sendikal anlayışın önüne geçilerek bu gibi direnişleri zafere taşıyacak pratik hat ortaya konulabilmelidir. Sendikaların işbirlikçi tutumları teşhir edilmeli, bu teşhirlere gazete ve dergilerimizde geniş yer verilmelidir.
Son olarak buraya gelip emek harcayan ve burada bulunan yoldaşlara sonsuz teşekkürlerimi sunarken, direnen işçilerin kazanacağına olan inancımı belirtmek isterim.
Halkın en dinamik kemsini oluşturan gençlik yükselen işçi direnişinde şüphesiz ki aktif sorumlulukları üslenerek işçi sınıfıyla bütünleşme ve “İşçi-gençlik el ele demokratik devrime” şiarını bilince çıkarmak zorundadır.
Bu eksende DGH’nin yaptığı çağrı üzerine farklı illerden Ankara’ya TEKEL işçilerinin direnişine katılan DGH’liler üstlendikleri görevle, dinamik yapılarının direnişe nüfuz etmesini sağlamışlardır. Bunun yanı sıra esas olarak işçi sınıfının mücadelesinin bizzat içinde yer alarak elde edilen bilgi ve tecrübeler, yarını kuracak olan bizler için ciddi anlamlar ifade etmektedir. Direniş boyunca elde edilen birikim her yerelde bir TEKEL yaratma bilincini oluşturmalıdır.
Öncelikle TEKEL işçileri, bağlı olduğu sendikalardan da anlaşılacağı üzere sınıf mücadelesinde devrimden ve devrimcilerden ziyade patronların ve sendika ağalarının oldukça etkisindeydiler. Kurtuluşu sendika ağalarında ve çürümüş mevcut sistemde arayan işçiler, onların emeği, kanı üzerinden kazanç sağlayan patronların ve onların temsilcilerinin gerçek yüzlerini TEKEL’in özelleştirilmesiyle görmüş ve kurtuluşun ancak ve ancak emek mücadelesi ve devrimcilerle bütünleşmeden geçtiğini kısmen de olsa görebilmişlerdir.
Özelleştirme mağduru TEKEL işçilerinin çalışmalarımız esnasında bizlere karşı yaklaşımı genel olarak olumlu ve içtendi. Direniş süresince de bizlere yaklaşımları daha da gelişti. Yapılan sohbetlerde işçiler bizlere olan ihtiyaçlarını, onlarla bütünleşmemizin önemini defalarca vurguluyorlardı.
Direnişle birlikte birçok ön yargıdan uzaklaşan işçilerin hayata dair bakışlarında emek mücadelesi ve devrimciler olmazsa olmaz unsurlar haline geldi.
Bugüne kadar hayata tek pencereden baktığını ve sorgulamadan haklarını arayan insanları mahkûm ettiğini söyleyen Tokatlı bir işçisinin, TEKEL direnişiyle bu önyargısını kırıldığını ve gerçekleri gördüğünü söylemesi sınıf mücadelesinin en önemli kazanımlarından biridir. Bu hiç dolaylı olarak biz halk gençliğinin bir kazanımıdır da hiç kuşkusuz.
Direnişin sürdükçe, direnişin başından bu yana ifade ettiğimiz şiarımız bir kez daha somut bir zemin kazanıyor: “Biz kazanacağız, TEKEL işçileri kazanacak.”
TEKEL işçileri bugün iki ayı geçkin bir süredir TEKEL’in özelleştirme politikalarıyla emperyalist şirketlere satılmasının bir sonucu olarak ellerinden alınan özlük hakları için Ankara’da direnmektedirler.
TEKEL işçilerinin bu kararlı direnişleri ülkemiz işçi sınıfının en ufak bir hak alma mücadelesinde bile sokağa çıkıp haklarını aramak, mücadele etmek konusunda içinde bulunduğu sıkıntıları, eksiklikleri aşan, sınıf bilincinin gelişmesini sağlayacak bir noktada durmaktadır. Bu mücadeleyi büyütmek ve ülkenin her yerinde toplumsal bir muhalefete dönüştürmek gerekiyor.
DGH’nin faaliyetçilerine ve dostlarına Ankara’da TEKEL işçileriyle birleşmek ve mücadelelerine kenetlenip büyütmek amacıyla yaptığı çağrıyla TEKEL direnişçilerinin yanına geldim. Burada bir haftayı geçkin süre geçirdim. Bu süre içerisinde TEKEL işçilerinden çok şey öğrendim diyebilirim. Bu anlamda yapılan çağrıyı olumlu buluyorum ve öğretici olduğunu düşünüyorum.
Konu ekmek kavgası olunca işçi sınıfının nasıl birbirlerine kenetlendiğini dil, din, ırk kavramlarının çok da önemli olmadığını farklı kültürdeki, farklı inançlardaki, farklı milliyetlerden TEKEL işçilerinin birleşerek mücadele ettiklerini yanlarında yaşayarak kendi gözlerimle gördüm.
TEKEL işçilerinin bu direnişi sayesinde onlarla kurduğumuz diyaloglarda işçilerle aramızdaki mesafeyi görme şansı yakaladık. TEKEL işçileri şunun farkına varmış durumdalar; gerçekten bu ülkede örgütlü birleşik bir mücadele yürütmek gerekiyor. Aksi takdirde ezilen işçi sınıfının sürekli ezilmeye mahkûm kalacaktır. Bu yönüyle direniş hem işçiler hem de bizler açısından son derece öğretici olmuştur.
Ek olarak yaşadığım bir olayı aktarayım. İşçilerle bir sohbetim de bir tane işçi “Niye şeker işçileri bizim yanımızda değiller, onlar da aynı sorunları yaşayacaklar” diye veryansın ediyordu. Bir süre durdu sonra bir işçi dedi ki “Sanki biz daha önce yapılan işçi mücadelelerine katılıyor muyduk?” diye cevap verdi. İşçiler direniş süresince kendi eksikliklerini de gördüler.
Bugün sendikalar TEKEL işçilerinin bu direnişini pasifize etmeye direnişi kırmaya çalışmaktadırlar. Zaten bu direnişin bugüne kadar gelmesini sağlayan TEKEL işçisinin sendikaya baskısı ve kararlı duruşudur.
Ülkemizde sendika gerçekliği ortadadır. Bizler bu sendikaların içerisinde yer almalıyız. Yalnızca sendikaları eleştirmekle kalmamalı, buralarda mevcut programımız zemininde örgütlenmeli değişimi ve dönüşümü sağlamalıyız.
Emeğinin hakkı için Ankara’da direnen işçilerin mücadelelerine sahip çıkalım ve bu mücadelenin bizlerinde geleceğimiz için verdiğimiz mücadelenin bir parçası olduğunu unutmayalım. TEKEL işçisinin mücadelesini zafere taşımak için halk gençliği olarak bulunduğumuz bütün alanları seferber edelim.
DGH’nin yaptığı çağrıya her ne kadar da ülke genelinden birçok faaliyetçi katılmış olsa da bu konuda ciddi bir eksikliğimizin olduğu gözlerden kaçırılmamalı ve bu sorun örgütlülük bilincinin yükseltilmesi açısından derinlemesine tartışılmalıdır.
Yaklaşık bir haftadır bu alandayım. Geldiğim ilk günden beri buradaki çalışmaların düzenli ve disiplinli yapıldığını gördüm. Böyle çalışmanın bu çalışmada bizi daha ileriye taşıdığı açıktır. Gençlik hareketinin bu çalışması olumlu ve öğretici bir yerde durmaktadır.
Gençlik hareketinin yaptığı çalışmaları olumlu bir yerde durmasıyla birlikte bazı eksikliklerimizde olmuştur. Örgütümüzün TEKEL direnişi süreci içersinde bu düzeyde yer almakta geç kaldığının altı çizilmelidir.
Özellikle TEKEL işçilerinin kendi mücadelelerine 5-6 ay önceden başladıklarını ve devrimci kurumların bu noktada geç kaldıklarını belirtmeleri çarpıcı bir gerçekliktir.
DGH bu sürecin içerisinde bugün gelinen düzeyde yer almakta gecikmiş olsa da yapılan çalışmaların TEKEL işçileri üzerinde ciddi olumlu etkiler bıraktığı tartışılmaz bir noktada duruyor. Ellerimizde bildirilerle işçilere gitmek, onlara politikalarımızı anlatmak, fikirlerimizi tartışmak, onları dinlemek bizler açısından son derece öğretici olmuştur.
Böylesi pratik bir çalışmanın okunacak onlarca kitaptan çok daha öğretici olabileceğini düşünüyorum. Bu direniş alanlarında olmak, kitle çalışmalarına ağırlık vermek devrimci sorumluluğumuzdur. Kampus duvarlarını aşmalı, fabrikalarda, tarlalarda yeni demokrasi mücadelesini omuzlamalıyız.
Ülkemizde özelleştirme politikaları uzun yıllardan beri uygulanıyor. Bu politikaların doğal sonuçları gereği işçi kesimler zaman zaman tepkiler göstermişlerdir. Ancak 4/C’ye karşı TEKEL işçileri çok daha kapsamlı bir direniş örgütlemişlerdir.
DGH’nin bu direnişi yükseltmek adına yaptığı çağrı aynı zamanda bir eğitim çalışması niteliği taşıması açısından son derece önemli ve yerinde bir çağrıdır. Bu direniş dinamik rolü ön planda olan halk gençliğinin programatik görüşleri gereği işçi sınıfıyla bütünleşmesi açısından son derece önemli bir noktada durmaktadır.
Ülkenin dört bir yanından gelen DGH’lilerin işçilerin mücadelelerine omuz vermesi Direnişteki TEKEL işçileri içerisinde güven tazelemiştir. İşçilerin bizlere yaklaşımlarında gözlemlenebilecek gelişmeler, bizlerle yaşanan süreci ve politikaları tartışmaları bu güvenin bir sonucu olarak kendisini göstermiştir.
TEKEL işçileri arasında çalışma yürüttüğüm sürece gözlemlediğim en önemli şeylerden birisi düzen partilerinin gerçek niteliğinin ne denli teşhir olduğudur. İşçiler çadırları ziyaret eden düzen partilerine gereken cevabı vererek dostu da düşmanı da tanıdıklarını söylüyorlardı.
Daha önce de DGH tarafından yapılan emek seferberliği çağrılarının farklı alanlarda yapılması oldukça önemliydi. Bu direniş alanında işçilerle beraber olmak, tartışmak, onlardan öğrenmek, çözüm önerilerimizi tartıştırmak bizler açısından son derece önemli kazanımlar bıraktı.
Bu çağrıyı ölü toprağının silkelenme çağrısı olarak görüyorum. Günümüzdeki devrimci hareketleri kısırlaştıran ve bu hareketlere “marjinal” dedirten nedenlerden birisi de kitlelere yeterince gitmemektir.
Derneklerde oturup insanların kendine gelmesini bekleyen bir anlayış hayat bulabiliyor. Fakat ben DGH’in bu anlayışı kırdığını kendini yükselten mücadelesiyle de bunu kanıtladığına inanıyorum. İnsanların sistemle çelişkilerinin bulunduğu alanlarda haklı yerde durulduğunda kitlelerle kaynaşılabiliyor. Ayrıca bu çağrı faaliyetçilerin kabuklarından çıkmaları için büyük bir fırsattır.
Ben bu alana sonradan geldim. Geldiğimde de alanda çalışma yürüten yoldaşların işçilerin gözünde olumlu bir etki yarattığını gördüm. Öyle ki işçiler, kurumumuzun adını verdiğimde bizi tanımadıkları halde kuruma duydukları güven sayesinde bize de samimiyet ve güven gösteriyorlardı. Sağ görüşlüsünden apolitik işçilere kadar derin bir saygı ve güven oluşturulmuştu. Yani işçilerin bize yaklaşımları olumluydu.
O alanda benim için en önemli şey bir zamanların sivil faşistlerinin yaptıkları yanlışları görmeleridir. Bize bir zamanlar ateist, vatan haini diyerek saldıranlar şimdi bizlerden özür diliyorlar. Benim en büyük çelişkilerimden birisi faşist zihniyetin yıkılamayacağıydı. Fakat burada gördüm ki bu gibi pratikler içerisinde anlatılınca yıkılabiliyormuş.
Biz, yani feodal kültürün hüküm sürdüğü yerlerdeki çocuklar susturularak büyümüşüz. Herhangi bir işte fikrimiz alınmamış. Çekingenlik çökmüş üstümüze… Bu gibi olumsuz yönlerimiz burada biraz esnekleşti. Bu alanda umut, değişim, direnç, sabır, dostluk vb. kavramlar ete kemiğe büründü, somutlaştı. Güzel bir ülkenin kurulabileceğinin manifestosunun görsel şahidi oldum. Maddi ve manevi bir moral oldu. Burada öğrendiklerimi daha doğrusu gördüklerimi anlatabileceğim herkese anlatacağım. Elimizden gelirse kendi yerelimizde tiyatro vb. faaliyetlerle herkese TEKEL’in haklılığını göstermeye çalışacağız.
Demokratik Gençlik Hareketi’nin merkezi çağrısıyla tüm yerellerdeki örgütlü faaliyetçilerini ve halk gençliğini TEKEL direnişi etrafında kenetlenmeye çağırması süreç açısından önemli bir yerde durmaktadır; ancak biraz geç yapılmıştır. Sürecin başından böyle bir çağrı yapılması daha anlamlı ve olumlu olurdu diye düşünüyorum.
DGH, Ankara örgütlülüğüyle sürecin başından beri canla başla bu direniş içerisinde yerini almıştır. Geceli gündüzlü TEKEL işçileriyle yan yana omuz omuza direnişi büyütmek için görevini yapmıştır.
TEKEL işçilerinin genel olarak tüm devrimci-demokrat kurumlara, öğrencilere, meslek örgütlerine ve farklı siyasi yapılara yaklaşımı olumluydu. Birçok işçi AKP'nin seçim çalışmalarında yer almış onun da ötesinde AKP'nin örgütlenme sürecinde de aktif rol üstlenmiş insanlar. Daha düne kadar medya aracılığı ile devrimciler nezdinde tanıklık ettikleri olaylarda kolluk güçlerini savunan, devrimcilere büyük bir önyargıyla yaklaşan işçiler bugün o yaklaşımlarının değiştiğini ifade etmekteler.
Direnişleri boyunca birçok kesimden destek gördüklerini ve özellikle devrimcilerin onlara olan desteğinin direnişi bugüne kadar ayakta tutmakta önemli bir rol oynadığını söylüyorlar.
Öte yandan direniş çadırlarında karşılaştığımız önemli bir nokta da şu: Tüm yüreklerini kendilerine destek için gelen kesimlere açmış durumdalar. Çadırlarda bulunan yiyecek, içecek, sigara vb. her şeylerini paylaşıyorlar ve gelen ziyaretçilerine direnişin ilk gününden bugüne kadar neler yaşadıklarını, isteklerinin ne olduğunu ve taleplerini elde edene kadar direnişten vazgeçmeyeceklerini ifade ediyorlar. Bizler de bu kararlı ve direngen duruşa onlarla birlikte diz kırdığımız sofralarda ve konuk olduğumuz çadırlarında tanıklık ettik.
Tanıklık ettiğim en çarpıcı olay bir işçinin kafasını kırmak istercesine TÜRK-İŞ binasının camlarına vuruşu oldu. Sobanın başında toplandığımız ve işçilerle sohbet ettiğimiz bir esnada ne olduğunu anlamadan bir işçi fırlayarak kafasını camlara vurmaya ve camları tekmelemeye başladı. Biz ilk etapta neden böyle davrandığına anlam veremedik. İşçiyi 4-5 arkadaşı zor yatıştırıp oradan uzaklaştırdılar. Diğer işçilerden öğrendiğimize göre uzunca bir süredir Ankara'da yaşadıkları zorlukların ve sürecin bu kadar uzamasının işçinin üzerinde yarattığı tahribatın etkisiyle bunalıma girmiş ve "Çocuklarımı nasıl okutacağım?" diye karamsarlığa kapılmış. Bu olaya benzer bir kaç şeye daha tanıklık ettik. Tüm gördüklerimiz aslında bu sürecin işçilerin psikolojileri üzerinde ciddi tahribatlar yarattığının kanıtı niteliğinde. Sinirler ciddi oranda yıpranmış durumda.
Burada yaşadığımız deneyimlerin aslında teoride sıklıkla ifade ettiğimiz sözlerin pratikteki karşılığının ne olduğunu anlama konusunda önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Halk gençliğinin özellikle de üniversite gençliğinin kampus duvarlarını aşarak sokağın sesine ve emek mücadelesine karışan bu pratiği aslında geleceğimizin güvencesinin işçi-emekçi mücadelesinin dolaysız bileşeni olmaktan geçtiğini bir kez daha kanıtlamış durumda. Emperyalistler eliyle emek piyasalarında yaratılan dönüşümün toplumdaki tüm ezilen-sömürülen kesimlerin üzerinde yarattığı yıkıma ve tahribata tanıklık etme konusunda önemli deneyimlerle örülü bu süreç.
Pratik olarak bizim açımızdan bir okul işlevi gördü direniş çadırları. Bence bu direniş diğer taraftan devrimcilerin ve devrimci hareketlerin sınıf mücadelesi ve emek hareketleriyle arasında var olan hatırı sayılır mesafeyle yüzleşmesi açısından da önemli dersler sundu. Özellikle de işçi-emekçi hareketlerinin dışına itilerek marjinal sınırlara hapsolan devrimcilerin, devletin son derece ciddi ve uzun soluklu yaşama geçirdiği tasfiye saldırılarından nasıl etkilendiğini de açığa çıkarmıştır.
TEKEL işçileri toplumun önemli bir kesimini ayağa kaldırdı ve ayağa kalkan emek mücadelesini bu direnişin etrafında kenetlendi. Direniş çadırlarında gördüklerimiz ve tanıklık ettiğimiz her şey yükümüzü ağırlaştırdı.
Toplumun en dinamik kesimini oluşturan gençlik, örgütlü halk güçleriyle birlikte önemli tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya. Artık süreç bu tarihsel sorumluluğun bilinciyle hareket etmeyi hepimizin önüne bir görev olarak koymuştur. Hareketlenen ve giderek yükselen emek hareketleri içerisinde halk gençliği olarak yerimizi almak ve biriken, çoğalan öfkeyi kuvvetli bir halk hareketi yaratma hedefine seferber etmek hepimizin sorumluluğudur.
DGH’nin yapmış olduğu çağrı sonucu Çanakkale örgütlülüğünde faaliyet yürüten biri olarak bu çalışmalara katıldım.
DGH, bilindiği üzere süreklileştirmekte olduğu köy çalışmalarıyla da birlikte, bunun gibi çalışmalarla da halk gençliğinin ülke gündemi ve halktan kopukluğun mevcut olduğu şu dönemde önemli bir çağrı yapmıştır. Kitlelerden öğrenip sentezleyerek yeniden kitlelere gidebilmek adına, yeni demokrasi mücadelesinin yükseltilmesi amacıyla bu tarz çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Benzer şekilde yerel seçim çalışmalarında yer alan DGH’nin ülkenin en önemli gündemine bu şekilde müdahil olması gayet olumlu ve yerinde bir adımdır.
Daha öncesinde içerisinde birebir yer aldığım grev ya da işçi direnişi gibi eylemlerde deneyimimin olmamasından kaynaklı olarak bazı pratik sıkıntılar yaşayacağımın farkındaydım ve ilk günlerde bunu yaşadım. Ancak İbrahim Kaypakkaya’nın da belirttiği gibi önce işçiyi köylüyü sabırla ve ciddiyetle dinleyip daha sonra politikalar üretilerek onlara gidilmesi anlayışı yaşanan kopukluğu aşmak adına son derece faydalı oldu. İşçiler artık onlardan biri olduğumuzu söyleyerek onlarla aynı sofrayı paylaşmamız gerektiğini söylüyorlardı.
Pratik anlamda burada yaşananlar kişisel anlamda benim için ciddi bir gelişme yarattı.
Çalışmalara dâhil olurken kafamda hiçbir şekilde onlara okuduklarımı anlatırım ve onlara yön veririm gibi bir düşünce olmadı. Çalışmalarda bulunduğum ilk günden son güne kadar onların öğrencisi olma çabası içerisinde oldum.
Benzer şekilde birçok TEKEL işçisinin de belirli bir eylem tecrübesi yoktu. Ancak burada pratik çok hızlı bir şekilde öğretiyordu.
İşçiler alanda onlarla birlikte mücadeleyi omuzlayan DGH’lilere duydukları minnettarlığı sık sık dile getirmekten çekinmiyorlardı. İşçilerle birlikte katıldığım süre içerisinde çok şey öğrendiğimizi gözlemleme şansım oldu.
DGH faaliyetçileri olarak bildiri dağıtımı sırasında tek tek, çadırları gezip işçilerle sohbet ettiğimiz bir esnada işçilerden birinin başka bir işçiye “Bizi bizden daha fazla sahipleniyorlar” demesi halk gençliğinin döktüğü emeğin boşuna olmadığının bir ifadesiydi.
Bu direniş bizlere öğrettikleriyle önümüze yeni ödevler koymuştur. Burada kolaylıkla görülmüştür ki, işçi sınıfı içerisinde örgütlenmemiz gerekiyor. Bu örgütlenme sorununu aşmalıyız ve kitlelerle kucaklaşabileceğimiz bu gibi devrimci çalışmaların örnekleri çoğaltmalıyız.
Ülkemiz nezdinde TEKEL işçilerinin başlatmış olduğu büyük direnişi sahiplenmek, direnişe katkı sunmak ve bu direnişi büyütmek kapsamında Demokratik Gençlik Hareketi’nin yapmış olduğu çağrı bizler açısından büyük önem arz etmektedir. Çünkü bu direniş uzun bir zaman sonra işçi sınıfının üzerindeki ölü toprağı atması ve hak arama mücadelesi önünde atılmış illeri bir adım olarak değerlendirilmelidir.
Bu anlamda Ankara’nın ayazında onlarca gün direnişte olan TEKEL işçileriyle bir arada olmak, işçilerle ‘kitlelerden kitlelere’ perspektifinden hareketle gitmek karşılıklı olarak önemli faydalar sunmuştur.
Direnişteki TEKEL işçileriyle gerçekleştirilen sohbetlerde dikkatimi çeken en önemli şey bir işçinin şu sözleriydi: “Buraya gelmeden, sizlerle tanışmadan önce devrimcilerin karşısında en çok olan kişilerden biriydim. Ancak burada sizlerle yakından tanışma imkânı buldum ve gerçek dostumu düşmanımı tanıyabildim.”
Bir diğer işçi ise şunları söylüyordu: “Bu direnişe başlamadan önce televizyonlarda izlediğimiz eylemlerde polisin müdahalesini gördüğümde ‘muhakkak bir suçları vardır’ görüşüyle onları suçlu buluyordum. Ama polisin saldırması için illa geçerli bir sebebin olması gerekmediğini bize yaptıkları müdahaleyle gördük. Çünkü hak aramak maalesef ki bizim ülkemizde suç!”
Şunun bilincindeyiz ki ülkemizin karanlık tarihi ülke emekçilerinin en meşru haklarını talep etmede suskun kalışı bu direnişin zaferle taçlandırılmasıyla aşılarak diğer emekçiler kesim için de bir umut kaynağı olacaktır.
Öncelikle belirtmek gerekirse bu direniş hem bizim gibi devrimci kurumlar hem de işçiler açısından çok önemli bir deneyimdir.
Bizlerin tam anlamıyla bu direnişe yön veremeyişimiz sadece destekçi konumda olmamız önemli bir eksiklik. Bu ve buna benzer direnişler bizim hem olumlu hem olumsuz yanlarımızı görmemize vesile olmaktadır. Önemli olan bu direnişte ki olumsuzlukları belirlemek ve onları aşarak benzer deneyimlerde daha ileri bir rol oynamaktır.
Bu direnişte DGH’nin faaliyetinin elbette eksiklikleri vardır, bu inkâr edilemez. Bugüne kadar sürdürülen faaliyetleri içinde bulunamadığım için internet sitesinden takip ediyordum. Şunu açıkça belirtmek gerekir ki ilk günlerde yapılan faaliyetlerin hızı zamanla düşmeye başladı. İlk zamanlarda daha sık yapılan tiyatro, bildiri dağıtımı, paneller, forumlar daha etkili ve sürekli hale getirilmelidir.
Ayrıca TEKEL direnişinin zafere ulaşması için hem farklı illerdeki faaliyetçilerimizi harekete geçirmek, eylemler örgütlemek hem de semt-mahalle çalışmalarını faaliyetin önemli bir noktasına çekmek gerekir.
Direnişteki TEKEL işçilerinin bizlere karşı samimi tutumu beni sevindirdi. TEKEL işçilerinin bizi sahiplenmesi, onların bizim nasıl bir amaca hizmet ettiğimizi görmeleri önemli bir değişime ve kazanıma işaret etmektedir.
Bu direnişinin bizler açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu söylemekte fayda var. Bu direniş bize bir daha gösterdi ki teorik anlamda ne kadar gelişmiş olursanız olun onu pratikle birleştirmediğiniz sürece hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu gibi direnişler teoriyle pratiği birleştirmek açısından gelişmemizi sağlıyor. Bizim yapmamız gerekense bu pratik çalışma alanından en iyi şekilde faydalanmak olacaktır.
TEKEL direnişini zafere taşımak için ezilen işçi, emekçi kesimlerin birleşmesi, devrimcilerin özveriyle çalışması gerektiğini düşünüyor, kararlılıkla yürütülen mücadelelerin zaferle sonuçlanacağına inancımın tam olduğunu söylemek istiyorum.
Demokratik Gençlik Hareketi’nin merkezi çağrısı ile birçok DGH faaliyetçisi Ankara’da karda kışta “Ölmek var dönmek yok” diyen TEKEL işçilerini desteklemek, örgütlemek ve yeni demokrasi mücadelesinde yer almaları için faaliyet yürütmeye geldik.
TEKEL direnişi zaferle sonuçlanmak zorundadır. Çünkü TEKEL direnişi bu zafer ile sonuçlanırsa işçi sınıfı şu bilince varacaktır: “Direnerek, örgütlenerek ve ‘örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez’ bilinciyle yeni direnişlerin örgütlenmesi sağlanacaktır”. Bugün TEKEL isçileri şu bilince varmıştır: yıllardır sürdürülen böl-parçala-yönet politikalarının hedefinde her zaman hakkını arayanlar vardır.. Bugün TEKEL işçileri halkların kardeşliğini savunarak ezilen kesimlerin birleşerek emeğine ve geleceğine sahip çıkması gerektiğini pratikte kavramışlardır.
DGH faaliyetçileri olarak, hâkim sınıfların ve emperyalistlerin ülkemizdeki politikalarına, özelleştirmelere, ülkemizin yarı-feodal yarı-sömürge yapısına dair sohbetler ederek nasıl bir mücadeleyle bu hattın yarılabileceği üzerine tartıştık.
TEKEL işçileri, DGH’nin buraya farklı illerden gelmesinden ve onlarla birlikte sabahlamasından duydukları memnuniyeti sık sık ifade ettiler.
Demokratik Gençlik Hareketi’nin yapmış olduğu çağrının, sınıftan kopuk olan devrimci hareketin özelinde, gençliğin sınıfla tekrar temas kurması ve ayrıca bu ortamlarda kendisini pratikte sınaması açısından da bakılınca önemli bir çağrı olduğunu düşünüyorum.
TEKEL direnişine katılım çağrısı, yerellerde yürütülen çalışma tarzının bizzat bu pratikle karşılaştırılması ve her bir DGH’linin de bireysel ve örgütsel eksiklikleri görülmesi açısından önemli bir çağrıdır.
TEKEL işçileri özelde sadece bize değil genel olarak diğer devrimci ve reformist hareketlere de yaklaşımları olumlu olup, belirli önyargılarının kırıldığını, ortak sorunlar etrafında hareket edilebileceğini gördüklerini gözlemlemek mümkün. Ayrıca bizlerin sürekli olarak yanlarında olmaları ve sürece ilişkin tartışmaların yapılması son derece önemli kazanımlar bırakmıştır.
İşçilerin alana gelen devrimciler hakkında konuşurken “öğrenciler” diye ifade etmesi aslında çok önemli bir noktaya işaret etmektedir. Bu şüphesiz somut durumun bir göstergesidir. Bu durum önümüze ciddi görevler koymaktadır bu nedenle.
İlgimi çeken diğer bir nokta ise direniş alanında sık sık değişen ruh haliydi. Örneğin sendika-Başbakan görüşmesinin sonucunda, sendika başkanının yaptığı açıklama esnasında verilen olumlu tepkiler, alkışlamalar ve sonrasında farklılaşarak gösterilen olumsuz tepkiler bunlardan birisiydi.
TEKEL direnişinde yürütülen çalışma, bizler için kitle çalışması deneyimi kazanabilmek açısından da son derece önemli bir noktada durmaktadır. Burada özellikle küçük şehirlerden gelen yoldaşlarımızın önemli deneyimler kazandığına inanıyorum. Burada işçilere defalarca kurumumuzu, siyasetimizi, güncel olaylara yaklaşımımızı anlatma fırsatı bulduk. Politik içeriği düşünüldüğünde son derece nitelikli ve kazandırdıkları açısından son derece verimli bir çalışma yürütüldüğünü düşünüyorum.
|