Her Yönüyle Daha Gelişkin Bir Mücadele İçin Emek Seferberliğine Katıl!
emekseferberlii2009.jpg

Demokratik Gençlik Hareketi
Temmuz 2009

Demokratik Gençlik Hareketi (DGH), kolektif iradesine yaslanarak ve geçtiğimiz yıl düzenlenen kampanyanın verimli eleştirileri, tartışmaları ve deneyimleri üzerinden ulaştığı sonuçlarla birlikte, 1 Temmuz 2009 – 1 Eylül 2009 tarihleri arasında iki ay sürecek ve kendi içerisinde “Köy Çalışmaları” gibi farklı politik alt faaliyet başlıkları içeren yeni bir “Mali Kampanya” başlatmıştır!

Tüm DGH faaliyetçileri, yakın çevre ilişkileri ve bilhassa öğrenci-gençlik başta olmak üzere işçi-gençlik dışındaki tüm halk gençliği güçleri; ideolojik netliği muhafaza etmek, siyasi çizgiyi sağlamlaştırmak, proleter disiplini ve ahlakıyla donanmak, düzenin yoz–gerici kültürü karşısında, “Yeni İnsan” kültürünü ve mücadelesini üretimin devingen, yaratıcı gücüyle yaşatmak için emek seferberliği içerisinde yer almalı; siyasi ve örgütsel alanlarda, halk gençliğinin demokratik hakları için mücadelesinde daha gelişkin, donanımlı, yeterli, atak ve dinamik bir DGH ortaya çıkarmak için seferber olmalıdır.

Mücadele alanlarında ve faaliyetlerde, bağrından yükseldiği halk gençliği hareketlerini, yakalanan olumlulukların ilerisinde, yeni demokrasi perspektifiyle buluşturmak, demokratik haklar mücadelesinin daha gelişkin, donanımlı ve yaygın bir şekilde omuzlayabilmek için görevlerimize sarılalım!

Emperyalizmin ve Uşaklarının Kriz Faturası: Zam, Zulüm, Sefalet, Kölelik Koşullarında Yaşam ve Geleceksizlik!

Ülkemiz ağalar ve patronlar sultasının, emperyalist efendilerinden, ağababalarından aldıkları stratejik emirlerle, emekçilere ve toplumun diğer tüm ezilen kesimlerine yönelik sergiledikleri pervasız soygun ve zorbalık politikalarının günceldeki en önemli sebebi: emperyalist merkezlerde başlayan ve tüm dünyaya yayılan “kriz”…

DGH, Kasım 2008’de mevcut krize ve krizin halka olan yansına dair şu tespitlerde bulunmuştu:

“Kapitalizm, gelinen aşamada, reel ekonominin yanı sıra devasa boyutlarda sanal bir ekonomi ortaya çıkarmıştır. Günümüzde, dünyada dolaşımda olan paranın yaklaşık %10'unun ardında gerçek mal ve hizmetler bulunduğu tespit edilmektedir. Gerisinin "karşılığını", kredi piyasalarında dolara bağlı olarak türetilmiş kâğıtlar ve bunların türevleri ve türevlerin türevleri oluşturmaktadır. Bunun sonucunda mali sermaye üretken sermayeye göre daha önce hiç görülmedik biçimde güç kazanmış, paranın artık üreterek değil, parayla kazanılmaya başlandığı bir döneme girilmiştir. Bölüşüm, gittikçe artan bir hızla mali sermayenin lehine, üretenlerin ve çalışanların aleyhine bozulmuştur.

Geçtiğimiz yıllarda, kapitalizmin bu özelliği gereği şimdi yaşanan iktisadi krizin habercileri diyebileceğimiz etkisi daha sınırlı krizlerde de bilhassa bizimki gibi yarı-sömürge konumunda olan ülkelerdeki piyasalar işaret edilir, gündemde tutulurdu. Krizlerin temel nedeni olarak da bu pazarların, kapitalist dünya sisteminin beklentilerine yeteri düzeyde cevap olamadıkları gösterilirdi. Bundan dolayı da yabancı sermayenin "güvensizlik" yaşadığı ve bu pazarlardan uzaklaştığı ifade edilir ve çekilen sermayenin tetiklediği ekonomik yıkım da bu ülke ekonomilerinin zayıflıyla açıklanırdı. Dahası bizimki gibi ülkelerin, "küreselleşme" ile yeteri düzeyde bütünleşemedikleri için bu sorunların yaşandığı ifade edilir ve daha fazla kamu iktisadi teşekkülünü "özelleştirerek" dünya piyasalarıyla bütünleşmesi salık verilir ve Dünya Bankası – Uluslararası Para Fonu yeni reçeteleri uşak siyasi iktidarın önüne sürerdi. Bu reçeteler da halkın eline, eğitim – sağlık gibi temel ihtiyaçları karşılayan devlet hizmetlerinin daha fazla özelleştirilmesiyle geri dönen yıkımlar olarak geçerdi/geçmektedir.

Ancak şimdi kriz artık doğrudan emperyalist merkezleri de çökertmektedir. Zira kriz, kapitalizmin yapısal özelliğidir fakat bu kez farklı olan durum, bu aşırı derecede büyüyen finans sermayesinin ortaya çıkardığı üretimsizliğin, bağımlılığın, yoksullaşmanın saplandığı tüketimin somut karşılığının toparlanamamasıdır. İşte bunun içindir ki emperyalistlerin merkez bankaları ve hazine bakanlıkları, "kamu ekonomisi" rejimlerine mecbur kalmışlar ve sisteme avuç avuç milyar dolarlar şırınga ederek günü kurtarmanın yollarını aramaya başlamışlardır.

Yaklaşan süreçte ise krizin gerçek üretim sektörleri üstündeki yıkıcı etkilerinin daha açık biçimde görülmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bu durumda bilhassa yarı-sömürge ülkelerin emekçilerini bekleyen de daha çok işsizlik ve daha çok yoksulluk olacaktır. Piyasa ekonomisinde, satın alma gücü olmayana yer yoktur. Dolayısıyla yoksulluk da ortadan kaldırılması gereken değil, toplumsal devrimlere dönüşmemesi için her türlü yöntemle idare edilmesi, denetlenmesi gereken bir olgudur. Yoksulluğa bağlı olarak da halkın yükselen ekonomik-sosyal hak talepleri de aynı şekilde denetlenmesi ve hatta engellenmesi gereken bir gerçekliktir. Hatta siyasi iktidar, emperyalist efendilerinin tarihsel tecrübelerinden öğrenerek, bu konuda ilerici, devrimci–demokratların kitleleri bilinçlendirme yönlü çabalarını en başından kitleler nezdinde türlü hukuksuzluklarla terörize etmeye çalışmaktadır.

Dolayısıyla, toplumsal yaşamın birçok alanında olduğu üzere eğitim alanında da ülkemizi bekleyen yakın gelecek; milyonlarca öğrenciyi, ailelerini ve eğitim emekçileri ile onların ailelerini kapsayan bu devasa kesime yönelik olarak; daha fazla emperyalizmin ihtiyaçları çerçevesinde düzenlenmesini gerektirecektir. Bu düzenleme eğitim ticarileştirilmesi yoluyla olduğu kadar eğitimin doğrudan ilgilendirdiği milyonların demokratik haklarına ilişkin mücadelelerinin de türlü yollardan engellenmesi, baskılanması yoluyla da sağlanacaktır/sağlanmaktadır.” (Demokratik Gençlik Hareketi - Kasım 2008)

Geride bırakılan aylar içerisinde, DGH’nin işaret ettiği ekonomik ve sosyal yıkımlar, başta emekçiler olmak üzere toplumun ezilen tüm kesimlerinde, kendisini, artan işsizleşme, zamlar, yoksulluk ve bunlarla eşgüdümlü olarak ortaya konan; siyasi iktidar tarafından sistematik olarak yükseltilen ve başta halk güçlerini hedefe oturtan; halka yönelik zorbalık politikaları olarak vücuda gelmiştir.

Ülkemizdeki yabancı fabrikalar “üretime ara verirken” ve “ücretsiz izin” adı altında işçi kıyımına girişirken, uşaklarının fabrikaları ya kapanmış ya da “ücret dondurma”, “ücretleri geri çekme” ve “işçi çıkarma” saldırılarıyla, yoksul emekçileri açlığa ve sefalete mahkûm etmişlerdir.

Orta ve küçük işletmelerin birçoğu üretimi durdurmuş ve bu kesimlerde çalışan yüz binlerce emekçi, işsizliğe ve sefalet koşullarında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.
İşsizlik, ülke tarihinin en büyük oranlarında seyrederken, birbiri peşi sıra sıralanan ısınma, ulaşım ve zorunlu mutfak giderlerine yönelik zamlar, yoksul emekçi halkın yaşam olanaklarını büsbütün daraltmış, ortadan kaldırmıştır.

Ülkemizde, işsizlik oranları, sürekli bir manipülasyona tabi tutulan, resmi açıklamalara göre bile %20’leri bulmuş durumdadır –ki gerçek işsizlik oranının daha ada üst seviyelerde olduğu bilinmektedir. Bu durum dahi halklarımız içerisine yuvarlandığı açlık koşullarının ulaştığı boyutu göstermesi bakımından çarpıcıdır.

Öte yandan, çalışan kesimler açısından da durum hızla “köleleşme” koşullarına doğru evrilmektedir.

Bir yandan efendilerinin krizinden etkilenen bir yandan da bu koşulları dahi faydaya çevirmeye çalışan ağalar ve patronlar sultasının, krizi bahane ederek, yine bu ortamda zorunlu yaşamsal ihtiyaçlar ölçüsünde dahi değerini hâlihazırda yitiren reel emekçi ücretlerini dondurmaları, azaltmaları, durumu daha da kötüleştirmektedir.

Bu duruma rağmen, ülkemizdeki “kredi kartı” harcamalarının artışı, siyasi iktidarca “her şeyin yolunda gittiği” imajının önemli bir argümanı haline getirilse de mevcut gerçekler, bu acizliğin ve ahlaksızlığın boyutları kadar derindir.

Emekçilerimiz, kredi kartlarına borçlanarak asgari geçimlerini sağlamakta, büyük bankalara borçlanmakta, maaşları ipotek altına alınmakta ve adeta kölelik koşullarında, en baştan borçlu oldukları üretim için çalışır hale getirilmektedirler.

Tüm bu yıkımlara bağlı olarak toplumumuz, hızlı bir kültürel çöküşü de beraberinde taşımakta ve büyütmektedir.

Uyuşturucu, insan ticareti, hırsızlık, dolandırıcılık, soygun, tecavüz, cinnet… Daha bir dizi çürüme ve saldırganlık, yabancılaşma, halk gençliği başta olmak üzere, toplumda hızla yaygınlaşmakta ve toplumumuz, geleceğin inşasında üzerine basarak yükseleceği ahlaki ve moral değerlerinden de hızla uzaklaşmakta ve böylelikle devrimci ideallerle buluşmasının önünde yeni engeller örmektedir.

Halk gençliği de bu ekonomik ve sosyal yıkımlardan en fazla etkilenen kesimlerden birisi olmuştur.

İşçi-gençlik ve köylü-gençlik, geri kalan emekçilerle birlikte mevcut ekonomik ve sosyal yıkımların etkilerini doğrudan yaşarken ve işsizliğe, kölece çalışma koşullarına mahkûm edilirken; öğrenci-gençlik, bir yandan giderek artan “paralı eğitim” uygulamalarının yıkıcı etkilerine maruz kalırken bir yandan da artan idare – polis baskısıyla, soruşturma, tutuklama terörüyle yüz yüze kalmıştır.

Yine “açıklanan resmi rakamlara göre”, her üç üniversite mezunundan birisi bugün işsizdir.

Bunun bir diğer anlamı da her üç üniversiteliden birinin de potansiyel işsiz olduğudur.

Mevcut işsizlik oranlarını, halk gençliğinin önemli bir bölümü nezdinde “atıl” tutmanın bir aracı haline getirilen ve bir diğer yönüyle de devasa bir “sektör”e dönüştürülen “her ile bir üniversite uygulamaları” sonucunda artık bugün ülkemizde 130’dan fazla üniversite vardır ve bu üniversitelere ait yeni bölümler, fakülteler inşa edilmektedir.

Siyasi iktidar, neo-liberal eğitim politikalarıyla birlikte içeriğini önemli oranda boşalttığı; eğitimci kadrolarını gerici ve faşist zihniyette, anti-bilimsel kadrolarıyla doldurduğu üniversiteler cennetinde, halk gençliğini ve dolayısıyla da işsizliği kontrol altında tutmanın hesaplarını çok büyük ölçeklerde hayata geçirmektedir.

Halkın ve Halk Güçlerinin Krize ve Siyasi İktidara Cevabı, “Emeğin Hakkına ve Geleceğimize Sahip Çıkmak” Temelinde, Direngen Bir Şekilde Karşı Duruş Sergilemek Olmuştur!

Toplumsal yaşamın hemen tüm alanlarında yoğunlaşan ekonomik ve sosyal yıkımlar, başta emekçiler olmak üzere, bu yıkımlardan etkilenen geniş kesimlerde var olan huzursuzluğu arttırmış ve siyasi iktidara, ekonomi politikalarına dönük tepkileri giderek daha fazla görünür kılmaya başlamıştır.

Ülkemizde, uzun yılların ardından yeniden “fabrika işgalleri” başlamış ve mevcut yıkımın faturasının kendilerine kesilemeyeceğini, militan bir şekilde göstermeye başlamışlardır.

Bilhassa küçük ölçekli üretim yerlerinde görülmeye başlayan işgaller, artarak ve yaygınlaşarak önemli bir mücadele biçimi halini almaya başlamış; yine ülke genelinde son derece yaygın grevlere tanıklık edilmiştir.

Neo-liberal ekonomik, sosyal ve siyasi politikaların neticesinde güç yitimine uğrayan, genel toplumsal mücadelede birleştirici olması gerekirken atıl pozisyonlara sürüklenen demokratik kitle örgütleri ve sendikalar; bu süreçte, halkın artan hoşnutsuzluğunun ve tabanın da etkisiyle daha aktif bir mücadele hattına yüzlerini dönmüşlerdir. Uzun yılların ardından, ciddi kitlesel eylemliliklerle, genel mücadelenin daha dinamik ve görünür olmasına katkı sunmaya başlamışlardır.

Dağınık ve parçalı olmakla birlikte, yine uzun yıllardır sistematik bir şekilde yok edilen tarım sektörü içerisindeki üretici köylülerin de eylemleri gündeme gelmiş ve bu kesimlerde de ciddi bir potansiyel açığa çıkmıştır.

Mimarlar, mühendisler, öğretmenler, doktorlar… Özelleştirme politikalarıyla birlikte, son derece hızlı bir şekilde işsizleşme, yoksullaşma ve özel sektörün daha azgın sömürü koşullarına sürüklenen orta sınıf içerisinde de bilhassa genç kuşaklarla birlikte örgütlenme ve demokratik hak talepleri ekseninde genel toplumsal muhalefete katılımda önemli adımların atıldığı görülmüştür.

Gecekondularda, bugüne değin genel anlamda sola eğilimli yerleşimlerde görülen ve fakat gelinen aşamada farklı kesimlerden insanların da yaşadığı hemen tüm semt yerleşimlerinde, sistematikleştirilen “yıkım terörüne” karşı çok net bir militan duruşun ortaya çıktığı görülmüştür.

Yoksul semt emekçileri, yaşam alanlarını, bombalar, mermiler pahasına barikatlarda savunmaktadır. Bu anlamıyla ortaya çıkan potansiyel ciddi ölçülerdedir.

Toplumsal mücadele içerisinde, toplumsal yapıdaki konumları itibariyle, uğradıkları çifte sömürüye karşılık genel mücadeleyi destekleyici, geliştirici bir konuma sahip olan kadınlar; mevcut krizin yıkıcı etkilerinden daha fazla etkilenen kesim olarak, ön plana çıkmışlar ve bilhassa “işçi kadınlar”ın öncülüğünde kamuoyuna yansıyan işgal, grev ve faaliyetler, toplumun farklı kesimlerinden kadınların genel mücadeleye olan katılımları gözle görülür bir artış göstermiştir.

Ekonomik krizle eşgüdüm içerisinde derinleşen siyasi krizle birlikte Kürt Ulusu, ulusal ve demokratik hak taleplerinin kitlesel savunusuna girişirken; hâkim siyasal yapının ayrımcılığına maruz kalan bir başka toplumsal kesim olan Aleviler de yükselttikleri hak talepleriyle genel demokratik haklar mücadelesinin gelişimine ve toplumsal muhalefete katkı sunmuşlardır.

Öğrenci gençlik ise üniversitelerde ve liselerde, geçtiğimiz yıllara nazaran daha yaygın ve etkili eylemlilikler geliştirerek, genel toplumsal mücadele içerisindeki dinamik gücünü bir kez daha ortaya koymuştur.

Tüm bu toplumsal kesimlerde ve daha farklı alanlarda, halkın “söz”, “eylem” ve “örgütlenme” konularında; mevcut krizin yıkıcı boyutlarına paralel olarak artan bir sahipleniş, aktif bir mücadele çizgisi ortaya koydukları rahatlıkla ifade edilebilir.

Yerel seçimler özgülünde Kürt ulusunun, ulusal ve demokratik hak taleplerinin savunusunda ortaya koyduğu iradede olduğu kadar, esasta Dersim özgülünde açığa çıkan kitlesel hareketlerle somut kazanımlara dönüştürülen ve demokratik haklar mücadelesi içerisinde yer alan yeni demokrasi perspektifli kurumların politik öncülüklerinin yaşamsallaştıkları alanlar da ortaya çıkmıştır.

Siyasi iktidarın, toplumun farklı kesimlerinden yükselen bu genel mücadeleye karşı geliştirdiği temel politika ise zorbalık rejiminin, yeni metotlarla sistematikleştirilmesi olmuştur.

Bugüne değin, örgütlü halk güçleri üzerinde yoğunlaşmış ve sistematik bir hale getirilmiş saldırı, gözaltı ve tutuklama terörü; boyutlandırılarak ve yeni bir içerikle yapılandırılarak sürdürülmüştür.

Siyasi iktidar, “suçu ve suçluyu övme” gibi gerici yasalarla, halkın örgütlü güçlerine, “düşünce özgürlüğü” vaazlarına rahmet okutacak ilkellikte, hiçbir maddi kanıta yaslanmayan kurmaca fezlekelerle, kendi yasalarını açıkça ihlal eden yöntemlerle, “terör örgütü operasyonları”yla devam etmiş ve bu saldırılarını yaygınlaştırmıştır.

Halkın “söz”, “düşünce”, “eylem” ve “örgütlenme” haklarını politik zeminde savunan ve gelişimi için çaba harcayan demokratik kurumlara yönelik saldırılar; halkın örgütlü güçlerini de kapsayarak aşan bir genişleme içerisinde, sendikalara ve farklı kitle örgütlerine doğru genişletilmiştir.

Halklarımızın, emekçilerimizin, kazanılmış mevzileri bugün büyük bir karşı-devrimci ideolojik ve fiili saldırı altındadır.
Siyasi iktidara muhalif sendikacılar, işçi temsilcileri, belediyeler, akademisyenler, öğrenciler, avukatlar… Toplumun farklı kesimlerinden çeşitli düzeylerdeki hemen tüm muhalif merkezlere yönelik kapsamlı bir saldırganlık, bu dönemde öne çıkan olgulardan bir tanesi haline gelmiştir.

Bugün gelinen aşamada, toplumun hemen tüm kesimlerince açıkla görülen en önemli gerçek: bireylerin ve kurumların “anayasal zeminde tanımlı muhalefet hakkını kullanması” söyleminin bir masaldan ibaret olduğudur.

Açıklıkla görülmektedir ki “anayasal zemindeki hukuk”, emperyalizme ülkemizi ve emeğimizi peşkeş çeken ağalar ve patronlar sultasının hukukudur.

Sömürü ve Zorbalık Sultasından Kurtuluş; Halkın Örgütlü Güçleri Öncülüğünde; Daha Yaygın, Nitelikli ve Militan Kitle Hareketlerindedir!

Başta emekçiler olmak üzere, mevcut üretim ilişkilerinden ve buna yön veren ekonomi politikalarından zarar gören kesimlerin en temel ve somut ekonomik, sosyal hak talepleri; demokratik haklar mücadelesinin gerçekleştiği zemini de doğrudan işaret etmektedir.

Ezilen kesimlerin bu hak talepleri ekseninde ortaya koydukları her türlü hareket, halkın örgütlü güçlerini onlardan ayırt eden politik eksenlerinin ve daha gelişkin mücadele perspektiflerinin sahip olduğu siyasal içeriğin de ete kemiğe bürünebileceği ve dahası gerçekleşebileceği “yegâne” zeminidir aynı zamanda.

“Kitle inisiyatifini esas almak”, “Devrimin kitlelerin eseri olduğunu” savunmak gibi bilimsel tespitlerin ve savların sahip olduğu temel espri de burada yatmaktadır.

Bunun dışındaki pratikler, halkın örgütlü güçleri içerisinde, “kitlelerden ve kitle hareketlerinden kopuk öncülük” gibi idealist küçük burjuva hareket tarzlarının da bilimsel devrimci bir kitle faaliyeti kavrayışından ayrışım noktasıdır.

Kitlelerin günceldeki ekonomik, sosyal ve kültürel hak talepleri ve bu mevcut talepleri de kapsayan ve içerdikleri demokratik muhtevayla birlikte, hak taleplerinin gerçekleşebileceği daha gelişkin bir devrimci demokrasi sisteminin siyasal zemini; “halkın çıkarlarını, devrimin siyasal talepleriyle” bütünleştirme görevinin kucaklaştığı, halklaştığı ve kitlelerin inisiyatifinde, halk güçlerinin politik öncülüğünde ilerlediği bir içeriğe sahiptir.

Bu bakımdan, genel mücadelenin her bir parçasındaki ekonomik ve sosyal haklara, taleplere ilişkin tüm mücadele alanları, gerek emekçi hareketlerinde gerekse halk gençliği hareketlerinde, tayin edici sorunsalı, bu hareketlerle veyahut kitlelerin somut talepleriyle buluşabilecek “politik kitle faaliyetleri”nin icrasında düğümlemektedir.

Dolayısıyla, halk gençliği içerisindeki faaliyet alanlarında, bu alanların özgünlüğünü yaratan kesimlerde; halk gençliğinin ekonomik, sosyal ve kültürel hak talepleri mücadelesinde; kitlelere doğrudan ulaşan, onları kendi hareketleri içerisinde örgütleme ve yönlendirme perspektifiyle donanmış ve siyasal çizgide, stratejik hedefe kilitlenmiş uzun vadeli, sabırlı ve kazanımları gözeten mücadele hattıyla ilerleyen demokratik haklar mücadelesinin güvencesinin ve daha gelişkin bir ilerleyişinin temel sorunsalı da “mücadele aygıtının” sahip olduğu niteliklerinin arttırılması olmaktadır.

Her Yönüyle Daha Gelişkin Bir Mücadele Mevzisi İçin Emek Seferberliğine Katılalım!

Ülkemizde, yaslandığı tarihsel miras ve bugüne değin doğruları ve hatalarıyla ortaya çıkardığı önemli birikimle DGH, halkımızın örgütlü güçleri içerisinde, giderek nitelikleşen siyasal ve örgütsel çizgisiyle birlikte; halk gençliği özelinde, demokratik haklar mücadelesinde önemli bir mevzi olarak halklarımızın haklı davasını omuzlamak gibi ciddi ve ağır bir sorumluluğun altındadır.

DGH, halk gençliğinin, demokratik ve meşru ekonomik, sosyal ve kültürel hak talepleri mücadelesi içerisinde, geleceği kazanma ve mevcut birikimini, mücadelesinin her alanında geleceğe daha nitelikli aktarabilmenin uğraşı içerisindedir.

DGH bu yolda, halkın demokratik haklar mücadelesinde, sınıfsal özünü bilimsel bir şekilde ortaya koyan yeni demokrasi perspektifiyle, mevcut mücadelesini halk gençliği içerisindeki daha geniş kesimleri kucaklayabilmenin; bu politik doğrultuda en geniş kitle iradesini mücadelenin başat unsuru haline getirmenin zeminini, bugün, dünden daha nitel ve somut zeminlerde yakalayabilmiştir.

Şüphesiz ki DGH, mücadelesi içerisinde bir dizi eksiklik de barındırmaktadır.

Mücadele alanlarında ve faaliyetlerde yaşanan eksikliklerin giderilebileceği yegâne zeminin, yine ancak mücadelenin gerçekleştiği alanlar ve faaliyetler olduğunun kati bilinciyle; ideolojik sorunlardan arınmanın, geçmiş dönem siyasi ve örgütsel tutumları irdeleyebilmenin ve devrimci eğitimin yol göstericiliğinde nitelikleşmenin gerçekleşebileceği esas zeminin de doğrudan üretimin içerisinde yer almak olduğu tespit edilmelidir.

Büyük çoğunlukla, öğrenci gençlik içerisinde örgütlü bulunan DGH’nin daha gelişkin bir siyasi ve örgütsel çizgi yakalayabilmesinin önemli bir adımı da burada yatmaktadır.

Bu hedef çerçevesinde tüm kuvvetlerini, halk gençliğinin var olduğu mücadele alanlarında; kitleleri kendi mücadeleleri içerisinde ilerletme, politik mücadelesini burada var etme, kitlelerden öğrenme, hatalı ve eksik yanlarını durmaksızın kitle inisiyatifiyle aşma ve demokratik haklar mücadelesinin güncel ihtiyaçları ekseninde, yoğunlaşma–yaygınlaşma merkezi taktik hedefe kilitlenmiş vaziyette, politik–örgütsel varlığını mücadelenin yakıcılığı içerisinde ortaya koyan DGH, tüm bu mücadelelerden kaynaklanan ihtiyaçlarını karşılamak ve yeni siyasal-örgütsel hedefleri, atılımları için gerekli olan maddi-teknik olanakları var etmek için başta tüm üyeleri olmak üzere, DGH taraftarı ve dostlarından, başlatmış olduğu emek seferberliğine katılma çağrısı yapmaktadır.

Bu mali çalışmada, DGH faaliyetçilerinin, proletaryanın kültürüyle tanışıp, yakınlaşması kadar; DGH'nin siyasal ve örgütsel faaliyetlerinden doğan yükün, tüm hareketin ortak iradesince ve bizatihi tek tek üyelerinin alın teriyle kazandıkları üzerinden kapatılmasıyla daha gelişkin bir örgütsel ve ahlaki birliğin yakalanması hedeflenmektedir.

Çünkü DGH, mali sorunu bütünüyle ideolojik bir mesele olarak kabul etmektedir.

Mücadeleden kaynaklanan borçlar, mali ihtiyaçlar ve gelecek siyasi-örgütsel hamleler, kampanyalar için gerekli olan teknik yeterlilikler için maddi önkoşullar; DGH'nin politik mücadelesinin önemli bir belirleyenidir.

DGH, halk gençliğinin aşağıdan inisiyatifine ve saflarında örgütlenerek verdiği aktif desteğe yaslanmaktadır. Mali meselenin de özü buradadır.

DGH, her bir faaliyetçisinin sunduğu sınırlı ancak biriktiğinde önemli bir güce dönüşebilen aidatlarından ve zaman zaman ihtiyaca göre yerel birimlerinin organize ettiği kimi yerel "mali çalışma"lardan elde ettiği gelirlere yaslanmaktadır.

Dolayısıyla, elimizdeki maddi birikimin sınırları ne denli genişse, o kadar genişliğe olanak tanıyan etkinlikte bir politik çalışmanın içerisinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Öte yandan, eğer mali meselede ciddi sorunlarla yüz yüze isek tam da o noktada durmak ve tüm politik çalışmalarımızı gözden geçirmek durumundayız demektir.

Çünkü yeterli politik kitle faaliyeti içerisinde olmayan bir faaliyet, mücadele için gerekli olanaklarını asla var edemez ve biz, kendi öz-gücümüze ve bağrında mücadele yürüttüğümüz halk gençliğinin sınırlı imkânları haricinde bir mali kaynağı ilkesel olarak reddediyoruz.

Bir devrimci örgüt kimin parasıyla hareket ediyorsa, politik ve örgütsel çizgisi de bu kaynağa göre şekillenir.

Biz, halkın –özünde de halk gençliğinin- sınırlı, dar bütçesine yaslanıyor ve yine de söz konusu bu kitlelerin imkanları çerçevesinde yapabilecekleri destekleri talep ediyoruz.

Programımızın propagandasına dayalı ve demokratik haklar mücadelesinin güncel verilerine göre konumlanan mücadelemiz içerisinde, ne denli tutarlı ve başarılı bir siyasi–örgütsel pratik ortaya koyar ve kitlelere o kadar çok ulaşırsak, bu dar, sınırlı fakat alın teriyle yoğrulmuş katkılar o ölçüde çoklaşır. Mücadelemiz, daha donanımlı ve kitlelere ulaşabilmede daha etkin olur. Aidatlarımız, ideolojik tutarlılığımızın bir göstergesidir ve "mali çalışmaların" dışında her daim ödediğimiz, ilkesel bir tutumumuzdur.

Aidatların dışında, mali kampanyalar içerisinde başvurulan bir başka yöntem de DGH'nin geçtiğimiz yıl 15 Temmuz 2008–15 Eylül 2008 tarihleri arasında ve bu yıl da 1 Temmuz–1 Eylül tarihleri arasında düzenleyeceği bu gibi emek seferberlikleridir.

DGH’nin ortak aklı ve iradesini, siyasi çalışmalar içerisinde olduğu kadar emekçi halkın gündelik yaşamı içerisindeki pratiklerde de hayata geçirmek; büyük çoğunluğu emekçi halkın evlatları olsa da DGH’nin ahlaki ve örgütsel bütünlüğü açısından da son derece önemlidir.

Emekçi halka aynı kaderi paylaşmak, gündelik yaşam pratiklerine katılımcı olarak bu kültürü gözlemlemek ve sonuçlar çıkarmak, emek süreçlerinde yaşadığı sıkıntıları tüm boyutlarıyla masaya yatırarak bunlardan devrimci mücadelenin ilerletilmesinde etkili olacak deneyimler çıkartmak ve genel olarak, halk gençliğinin mücadelesinin bileşeni olduğu emek mücadelesinin dinamiklerini yakından tanıyabilmek için kol emeği gerektiren işlerde yapılan geçici çalışmalar, bu tip emek seferberliklerine katılmanın en temel kazanımları olarak sayılmalıdır.

Yaz dönemi için öngördüğümüz devrimci eğitimin de bu somut proleter yaşam tarzı içerisinde ele alınması; bireylerin kendi yaşamlarını düzene sokmaları ve politik çalışmada, sınıfsal zeminindeki konumundan kaynaklanan eksikliklerini görebilmeleri açısından da önemlidir.

Bu kapsamda, kampanyamız süresince, kol emeği gerektiren işlere girmek ve DGH’nin belirlediği asgari katkıyı alın teriyle kazanarak kolektif iradeye teslim etmek; bu esnada kolektif eğitime yüklenmek ve daha gelişkin bir faaliyet için gerek eksikliklerimiz gerekse ihtiyaçlarımızın izinde donanmak; kampanyamızın sahip olduğu iki temel yönünü oluşturmaktadır.

Unutulmamalıdır ki belirlenen miktarı "cep harçlıklarından" çıkarmak, sadece o bireyin kendisiyle olan mücadelesinde bir kayıp ve ideolojik olarak bir geriliğin ifadesi olacaktır.

Bağımsızlık ve Yeni Demokrasi için halk gençliği alanlarında verdiğimiz demokratik haklar mücadelemiz, gönüllü birlikteliğimize, karşılıksız emeğimize ve bilinçli katılımımıza yaslanmaktadır.

DGH, kampanyasına sadece üyelerini dâhil etmemektedir. Yakın ilişkilerini ve dostlarını da gerek kendisinin organize ederek üyelerini görevlendireceği, gerekse bireylerin kendi olanaklarıyla bulacakları benzeri işlere girmelerini ve emekçi halka aynı kaderi paylaşmak için mütevazı ancak siyasal donanım ve sağlam, devrimci bir kişilik için gerekli bu pratiği paylaşma çağrısı yapmaktadır.

Daha gelişkin bir mücadele için emek seferberliğinde yoğunlaşalım!

Atölyelerde, tarlalarda… Halk gençliğinin dinamik, atılgan, yaratıcı gücünü hep birlikte geliştirelim!

 

E-Bülten

error DGH'nin açıklama, eylem ve etkinliklerinden haberdar olmak için e-posta adresinizi kaydedebilirsiniz.







Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi