ÇALIŞAN ÇOCUKLAR VE EĞİTİMDE YAŞADIKLARI SORUNLAR*

Bölüm1

*Bu yazı eğitim fakültesi öğrencisi iki okurumuz tarafından hazırlanmıştır. Konunun tartışılması ve çözüm üretilmesinde faydalı olacağım düşündüğümüzden, yayınlıyoruz.

Bir toplumun gelişmişlik derecesini görebilmenin en iyi yolu, o toplumun eğitim sistemini tahlil edebilmekten geçer. Eğitim, bir anlamda toplumda yer alacak bireylerin topumla uyuşmasını ve kendi kişiliğini bulması yolunda bir rehber olmalıdır. "Nasıl toplumun kendisi insanı, insan olarak üretirse, böylece o (toplum), insan aracığıyla üretilmiştir."(1) Toplum insanı üretmede birçok araç kullanır, bunlar; örf ve adetler, gelenekler, aile kurumu, din vb., ama bu kurumların arasından çıkan, bu kurumların üzerinde şekillenen ve çıkış noktası olarak da toplumu aynı zamanda bireyi hakim ideolojiye göre şekillendiren bir kurum vardır: Bu kurumun adıdır eğitim. Bu yazımızda Türk eğitim sistemini irdelemekten çok, var olan yetersiz, yanlış eğitimden bile faydalanamayan, yani çalışmak "zorunda" olan çocuklardan bahsedeceğiz.

Aşağıda sunacağımız verilerden de göreceksiniz, Türkiye'de kayıp bir kuşak doğuyor ve onlar hiçbir önlem alınmadığı için; haftanın yedi günü çalışan, dayak yiyen, alın teriyle kazandığı paralarla ailelerine bakan çocuklar. Ve onların yorgunluktan titreyen bedenlerin acısı hepimizin yüreğinde ve bilincinde olmak zorundadır.

Türkiye'deki eğitime baktığımızda; Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) içinde eğitime ayrılan pay %2 iken, dünya ortalaması %5,2 dir. Eğitime kişi başına Japonya'da 950 dolar, Almanya'da 817, Yunanistan'da 240 dolar harcanırken bu rakam Türkiye'de 90 dolardır. Türkiye'de ortaokullaşma oranı %54 iken, Mısır'da %62 düzeyindedir.(2 )Ayrıca Türkiye'de kent nüfusunun %11,6'sı, kırsal nüfusun ise %24'ü okuma yazma bilmemektedir.(3) Eğitim sorununu sadece maddi (parasal ve teknik) verilere bağlamanın yanlışlığının farkındayız. Çünkü tarih göstermiştir ki kısıtlı imkanlarla kaliteli eğitim yapılabilinmektedir, bunun en güzel örneğini bizce Köy Enstitüleri oluşturmaktadır. Bu yüzden Türkiye'deki eğitim sorununun özünü, mevcut sistemin kendi ideolojisini eğitim kurumlarına dayatması yatıyordur. Bu yazıda alternatif eğitim programı çıkarmaktan çok, var olan sistemin eleştirisini sunup, çalışan çocukların koşullarını anlatmaya çalışacağız.

A) TÜRKİYE'DE ÇOCUK OLMAK

Türkiye'de çalışan çocuk nüfusu (kesin bir rakam verilememekte), 1995'te DİSK BankSen'in araştırmalarına göre 618 yaş grubunda 4 MİLYON çocuktur.(4) Bu rakam DİE'nin 1999 araştırmalarında biraz düşük gösterilmekte; 617 yaş grubunda bulunan 16 milyon 88 bin çocuğun, l milyon 635 bini çalışmakta (bu on çocuktan biri demektir)(5). Yine başka bir araştırmaya göre 2001 yılında 614 yaşlan arasında yaklaşık 4 milyon çocuk çeşitli işkollarında çalışmaktadır.(6) Son olarak da Hakİş'e bağlı Özçelik İş sendikası tarafından ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) ve UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu) verileri doğrultusunda yaptığı araştırmaya göre; Türkiye'de 1219 yaş grubundaki her ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ çalışarak aile bütçesine katkıda bulunuyor. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye, çocuk çalıştıran ülkeler arasında Kenya, Bangladeş ve Haiti'den sonra dördüncü sırada yer alıyor.(7) Dünyada tek çocuk bayramına sahip olmakla övünen Türkiye'de, çocukların çalışma hayatına başlama yaşı 6'ya kadar inmiş durumda. Türkiye'de çalışan çocukların ''•'< 80'i 15 yaşın altında çalışma hayatına başlıyor. Çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaları kanunen yasak olmasına rağmen, taşeronlaşmayla birlikte, çimento sektörü gibi ağır işlerin yapıldığı bir sektöre bile çocuk işçiler girmiş bulunuyor.(8)

Çalışan çocukların % 61.8'i erkek, % 38.2'sini ise kızlardan oluşuyor ve bu çocukların toplam istihdamdaki yeri % 7.5'dir. Çalışan çocukların %19.2'sinin babası işsizdir.(9) Buradan yola çıkarak bu çocukların evi geçindirme işini üstlenmiş ya da en azından ortak olmuştur diyoruz çünkü bu çocukların sadece %15.2'si kazandıklarını kendisi harcayabilmektedir.(10)

Peki tüm bu veriler neyi anlatmakta, veya bu anlattıklarımızın eğitimde ne gibi sonuçlara yol açıyor. Bunu yine rakamların dilleri ile açıklarsak; çalışan çocukların %78.8'i okula devam etmektedir.(11) Yani çalışan çocukların karşılaşacağı-karşılaştığı her sorun, eğitimini etkileyecektir-etkilemektedir. Böylece bu çocukların özgüllüğünü gözetmeyecek bir eğitim bizce pek faydalı olmayacak ve bu çocukları okuldan uzaklaştıracaktır. Zaten araştırmalar da bu yönde bulgular veriyor; okula devam etmeyen çocukların birinci nedeni okula ilgi duymamaları oluşturuyor.(12) İşte bizim de çıkış noktamızı oluşturan çocukların okula ilgi duymama sebepleri ve çalışmanın çocuk psikolojisinde yarattığı tahribatların eğitime yansıması ve çözüm noktasında izlenecek yol konusunda, çözüm üretecek bir tartışma başlatmaktır.

B) ÇOCUKLARIN ÇALIŞTIKLARI İŞKOLLARI

Bu başlıkta inceleyeceğimiz iş kollarını iki alt başlıkta incelemeye çalışacağız. Bunun esas nedeni sosyal çevrenin etkisinin kır ve kentte ayrı ayrı faktörler oluşturmasıdır.

a) Kırda Çalışan Çocuklar

Kırsal bölgelerde çalışan çocuk nüfusu hakkında elimizde iki veri bulunmakta. Bunlar; DiE'nin açıkladığı rakam çalışan çocuk nüfusunun %57.6'sı iken Türk Harb-İş sendikasının araştırmalarında bu oran %71.7 olmaktadır. Ortalama bir rakam verirsek bu oranlar 2.5, 3 milyon çocuğun kırsalda çalıştığım gösteriyor.

Kırsalda okuma-yazma oranının da düşük olduğunu göz önüne alırsak; çalışan çocukların bazı temel kavramları okul da ve aile içinde öğrenemeyecek. Çocuk eğitiminde okul kadar önemli olan kurum ailedir. Bazı ailelerde, özellikle entelektüel çevrelerde, gençlerin okul yaşamı için aile içinde bir hazırlık evresi ve entegrasyon şansı vardır. Onlar okul yaşantısını kolaylaştıracak birçok temel bilgi ve davranışları burada ediniyorlar: Edebi dili; yani 612 yaş arasında okula giden nüfus ortalamasının sahip olduğu araçlardan teknik olarak daha üstün ifade ve bilgi aracını, daha aile içinde öğrenip geliştirebiliyorlar."(13) Türkiye'de aile içi eğitimden yararlanan çocuk sayısı çok az olmakla beraber, çalışan çocuklar bu haktan tamamen habersizdirler. Çünkü; (ona eğitim verebilecek bireyler varsa bile ailesinde) okul zamanlarının dışında çalışan çocuklar değil aile içi eğitim, ödevlerini bile zamanında yapamaz. Peki bunlardan (ailenin entelektüel birikimin eksikliği, çalışan çocuğun yaşadığı sorunlar... vs.) geçtik, var olan eğitim ne halde ona bakalım.
Bugün köylerde 894'ü öğretmen yetersizliğinden, 1603'ü ise 'güvenlik', yıkılma, yakılma vs. nedenlerden ötürü toplam 2497 okul kapalı durumdadır. Kentte 30 öğrenciye bir öğretmen düşerken, kırsalda bu oran 7080'lere çıkabilmekte. Öğretmeni ve okulu bulan çocukları ise birleştirilmiş eğitim(14) yapan 16 bin okul beklemektedir.(15)Son dönemde hayata geçirilen 8 yıllık zorunlu eğitim ve köylerde uygulamaya konulan taşımalı eğitim araçsal olarak bakıldığı zaman olumlu bir gelişmedir ama "yasa, ancak okula gitmeyi zorunlu tutabilir, ondan yararlanmayı değil. Okuma-yazma bir ihtiyaç olarak hissedilmediği sürece, okuldan bahsetmek neredeyse anlamsızdır. İhtiyaç ise insanlar, şivenin yeterli olduğu kasaba ve köyün dar yaşamını aşarak kendi ortamlarının ötesinde ne olup bittiğiyle, manevi yaşamlarını genişletmekle... hissedilir."(16) Bu yüzden eğitimin ve öğretimin amacına ulaşması için tek bir doğru adım yeterli değildir, çok yönlü araçsallaşmak esas yönelim olmalıdır.

b) Şehirde Çalışan Çocuklar

Şehirde çalışan çocukların yaptıkları işler, çok fazla çeşitlilik göstermektedir. Bunlar; mobilyacılık, ağaç işleri, ayakkabı yapımı, metal işleri, dericilik, hazır giyim, oto boya, kaporta, motor bakım ve onarımı, çimento imalat sanayi ve ticarethaneler gibi işletmelerde çalışmaktadırlar. Bunların yanı sıra sokakta; kağıt mendil, sakız vs. satan, boyacılık, eski kağıt toplamak gibi işler yapan çocukların varlığı aşikardır. Bu çocukların hiçbir sosyal güvencesi olmadığı gibi normal bir işçinin üçte bir ücretine çalıştırılmaktadırlar.

Çalışan çocukların %44.4'ü hafif ya da ağır iş kazası geçiriyor. İş kazaları arasında; çivi batması, el ve parmak kesikleri ilk sıradadır. Sağlık bakımından bir yetişkinin bile zorlanacağı ortamda çalışan çocukların (bünyelerinin zayıflığını da hesaba katarsak) bir çok sorun yaşayacağı yaşadığı açıktır. Pendik Sanayi Sitesinde üç yıl önce kurulan, Çalışan Çocuklar Bürosu'nda çalışmalarını sürdüren Dr. Nezih VAROL, çocukların en çok aile ilişkileri, ekonomi ve sağlık konularında sorunları olduğunu belirtiyor.(17)

Ayrıca çalışan çocukların %31.3'ü yanlarında çalıştıkları büyüklerin fiziksel istismarına maruz kalıyor. Çalıştığı yerde fiziksel istismara (fiziksel istismarı sadece kaba dayak olarak düşünmeyin) maruz kalan çocuk, okulda da hemen hemen aynı muameleyle karşılaşacağını düşünürsek(18)çocukların psikolojisi şu şekilde gelişmektedir; "Okul ortamında düşüncelerini açıkça ortaya koyamayacak, tartışmalara katılmayacak, çekingen, ürkek ve korkak olacak; "Bana ne" mantığı ile yetişecektir".(19) Tabi ki şiddetin zararları bununla kalmamakta, Yrd. Doç. Dr. F. Dibk GÖZÜTOK "Okulda Dayak" adlı kitabında şiddetin sonuçlarını şu şekilde sıralıyor: "Zihinsel faaliyetlere yoğunlaşma yeteneği azalır. Okulda basan oranı düşer ve bir sığınma yolu olarak zararlı alışkanlıklara yönelme hızlanır.(20) Evden kaçma, okula devam etmeme ve okulu terk etme artar. Dürüstlükten sapma görülür. Yalan söyleme ve suça yönelme kolaylaşır. Cesaretsizlik, korkaklık ve silik kişilik oluşumu ve sapmaları artar. Öfke, kin, nefret duygulan oluşur, saldırganlık eğilimi güçlenir. Erken yaşta bedensel uyarımlara, seksüel bozukluklara ve sapmalara ortam hazırlanır. Bedensel yararlanma, sakat kalma ve bunun yaratacağı sinir sistemi bozuklukları gelişir. Bireyi intiharda çözüm aramaya  götürür.(21)

Bugün çalışan çocuklar üzerinde; hem çalışma koşullarındaki olumsuzluklar, sağlıksız ortamlar, işyerinde ki şiddet, hem de aile içindeki geçimsizliklerle birlikte birde okuldaki şiddet ve anlayış eksikliğinin çocuk üzerindeki etkileri elbette ki olumlu olmayacaktır. Bundandır ki son yıllarda ki intihar olaylarındaki artış özellikle çocuk intiharların da gözlenmiştir. "Yaşam, onun tarafından ezilmeyip, ona hükmedebilmek için çevresine uyum sağlama savaşıdır."(22) Bugün çalışan çocukların bu savaşta saf dışı kalıp, toplumun dışına itilmiştir. Zira bu çocuklara uygun bir eğitim programı bulunmamakta ve toplumuzdaki çocukların (daha doğrusu geleceğimizin) üçte biri olan bu çocukların olumsuz koşulları görmezlikten geliniyor (bu konuya ayrıca ikinci bölümde değineceğiz). "Eğitim, her şeyden önce kişiliğin oluşum sürecinde kendini gösterir."(23)

Çalışan çocuklarda ise; yukarıda anlatılan şekilde gelişen psikolojisi de hesaba katıldığında, eğitim hakkını diğer öğrencilerle eşit şekilde kullandığını söylemek ham hayaldir. "Eğitim, bireyin bireyselleşmesi kadar, aynı zamanda onun toplumsallaşmasının aracıdır da. Özgüven ve karar mekanizmalarının gelişmesi anlamına gelmektedir."(24) Şu ya da bu şekilde toplumun kenarında (dışında değil) yaşayan çalışan çocukların özgüven ve öz karar mekanizmalarının gelişmesini bu eğitim sisteminde nasıl sağlayacağımız gerçekten bir 'bilinmezlik' olarak karşımızda duruyor.

Ayrıca yaşanan bir gerçeklikte çalışmanın; çocukların sosyal yaşantısını ve gelişimini engellemesidir. Bu çocuklar ne oyun oynamaya ne de kendilerine ve eğitimine ayıracağı fazladan bir vaktinin bulunmamasıdır. Çalışan çocukların %71.7'si sinemaya gidemiyor, %34.3'ü gazete okuyamıyor, %28.3'ü televizyon izleyememekte ve yine bu çocukların sadece %15.2'si kazandıklarını kendileri harcayabiliyor.(25)

İşte tüm bu aktardıklarımız çalışan çocukların genel durumudur. Bunları dergi, gazete arşivlerinden aramaya gerek almadığı gibi çevremize baktığımızda kağıt toplayan, kağıt mendil,sakız satan, araba camlan silmek için yollarda bekleyen, sanayide gözleri ve dişlerinden başka her yeri simsiyah yağ içindeki ve sayamadığımız işkollarında çalışan yaklaşık 4 milyon çocuğu, etrafımıza baktığımız zaman göreceğizdir. Ya da kağıt mendil satan bir çocuğa sorduğumuz zaman o bize anlatacaktır tüm yaşadığı sorunları.O yüzden önemli olan bakmak değil görmektir ve "göz ancak o bireyin bildiği kadarını görür."(26) J.J. ROUSSEAU'nun belirttiği gibi "İnsan hür doğar, ama her yerde zincire vurulmuş durumdadır." İşte bu çocuklar da esaret zincirinin  en  büyük  halkası  olan EMEK  SÖMÜRÜSÜNE  maruz kalmaktadırlar. Ve bu çocuklara bir de eğitim sistemindeki yanlışlardan dolayı gösterilen davranışlar eklenince boyunlarında ki zincir iyice ağırlaşmaktadır.

C) SONUÇ YERİNE; ÇALIŞMANIN EĞİTİME YANSIMASI

"Ortamın değiştirilmesi ile insan faaliyeti ya da kendi kendini değiştirmesi çakışır."(27)Okul ve işyeri arasında mekik dokuyan (aile şimdilik konumu dışıdır), usta ve öğretmen olan iki insanın gözünün içine bakan çocuk; bu iki kurumu ve insanı karşılaşmaya tabii tutacaktır. Ve bu karşılaştırmada her zaman okul ve öğretmenden yana tavır koymayacağı açıktır.(28)

"Çocuk dış dünyayı, ancak kendini tanınan fırsat ve olanaklar ölçüsünde algılamaya ve keşfetmeye çalışır."(29) Ve dış dünyayı tanımada en iyi olanağı seçmede çocuğun kesinlikle bağımsız olması gerekirken; birkaç duyarsız aile ve bir o kadar da sorumsuz öğretmen ama esasta da var olan eğitim sisteminin kesinlikle sorgulanması gerekiyor. Şimdilik mevcut sistemi değiştirmek gibi bir şansımız olmaması hiçbir şey yapılmamasını gerektirmiyor. Yakın zamanda çocuğunu okula göndermeyip çalıştırdığı için bir çok aileye para cezası vs. türü yaptırım uygulayanlar acaba aynı şeyi yasak olmasına rağmen çocuk işçi çalıştıran işletmelere yapabilir mi? Pir Sultan ABDAL'ın dediği gibi "Bozuk düzende sağlam çark olmaz." Bunu biz de biliyoruz ama elimizden gelen her türlü yardımla bu çocukların yanında olmalıyız.

Burada en büyük sorumluluk eğitim emekçilerine düşüyor. Çalışan çocukların sınıf içerisinde diğer çocuklardan daha hırçın olacağı, derse ilgisinin sürekli düşme eğilimi göstereceği, sağlık sorunundan kaynaklı olumsuzluklar yaşanacağı vs. gibi bir çok olumsuzluklar olacaktır sınıfta ama şunu unutmayalım ki; bu çocukların özgül koşulları değerlendirilmeden diğer öğrencilerle aynı tavrı sergilemelerini beklemek, öğretmeni çocukların gözünde duygusuz bir diktatör haline sokacaktır. Bu tür davranışlar çocukların eğitime ve eğitimciye olan güvenin sarsılmasından başka bir amaca hizmet etmemektedir.

Eğitim sistemini zorlamadan, idealist tarzda çocuklara kitap bilgilerini ezberlemelerini salık verenlere de değinirsek; "Kamu eğitimin amacın türün gençlerini donatmak ve zekalarını uyararak yurttaşlık görevlerini aydınlanmış ve bağımsız bir tarzda yerine getirmek olduğu varsayımı, bir yanılgıdan ibarettir. Hiçbir şey hakikatin bundan daha fazla uzağında olamaz. Kamu eğitiminin amacı hiçbir şekilde aydınlanmayı yaymak değildir; yalnızca olabildiğince çok sayıda bireyi aynı güvenli düzeye indirmek, sıradanlaştırılmış bir yurttaşlığı üretmek ve sürdürmek, farklılığı ve özgünlüğü yok etmektir.  Siyasetçilerin, pedagogların ve diğer şarlatanların iddiaları ne olursa olsun kamu eğitiminin amacı ABD'de budur, başka yerlerde de."(30)

BÖLÜM 2

ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ ÜZERİNE ALTERNATİFLER

Yukarıda bahsettiğimiz çalışan çocukların; içinde bulundukları duruma baktığımızda alternatiflerin üretilmesinin o kadar da kolay olmayacağı ortadadır. Çocuk nüfusunun üçte birini oluşturan bu çocuklara ayrı bir program hazırlamanın gereksizliği inancındayız. Çünkü var olan Türk 'Eğitim' Sistemi şartlan çok iyi olan çocuklarda bile olumlu sonuçlar vermemektedir. Buradan yola çıkarak sunacağımız alternatifler eğitim gören tüm çocukları içine alacak şekilde genişleyeceğidir. Böylece hem konunun dışına çıkma hem de konuya yeterince hakim olamama gibi bir sorunla karşılaşırsak okuyucu bizi mazur görsün. Zira bu yazının esas amacı çalışan çocuklara dikkat çekmek ve bu konuda alternatif oluşturabilecek programların hazırlanmasına yol açacak bir tartışma yaratmaktır.

Çalışan çocuklar için bugüne kadar sunulan tüm alternatifler aynı sakat anlayışın ürünüdür. Şöyle ki kesin çözümler aramaktan öteye göz boyamaya yöneliktir. Örneklendirirsek; Türk-İş sendikasının sokakta çalışan çocukların eğitime yönlendirilmesi amacıyla bir proje başlatmış. Bu proje çerçevesinde İstanbul Beyoğlu Tarlabaşı'nda 'çocuk evi' açmayı planlamıştır, burada çocuklar ve ailelerine destek hizmeti verileceği belirtilmiştir.(31) Bu olanaktan sadece 400 çocuğun yararlandırılması planlanmıştır. Yine Pendik sanayi sitesinde kurulan Çalışan Çocuklar Bürosunda' yürütülen çalışmada ise 200 çocuğun sorunlarıyla  ilgilenilmektedirler. Burada görev yapan  Dr. Nezih VAROL'un açıklamasında ise yukarıdaki Türk-İş örneğindeki gibi çocukları sokaktan alıp okula yollamakla yetinmeyip bize yardımcı olabilecek alternatiflerde sunmuştur. İşte bu çalışmalarında amaçlarını şu şekilde belirtiyorlar; "Çocukların aile ilişkilerinde yaşadıkları sorunlardan yola çıkarak bu yıl yeni bir çalışma başlatıyoruz. İlk önce eğitimcilerin eğitimi yapılacak. Daha sonra bu kişiler aile ziyaretlerine başlayacaklar. Ailelere ihtiyaçları doğrultusunda sağlık eğitimi verilecek."(32)
Yukarıdaki örneklendirmelerden yola çıkarak, çalışan çocukların aile ve sağlık sorunlarının gündeme alınması (kısıtlı imkanlarla da olsa) olumlu bir gelişmedir. Hemen şunu belirtelim ki bu çalışmada esas halka çalışan çocukların eğitimde yaşadıkları sorunlardır;çünkü çocukların gelişmesinde esas rolü çoğu zaman okul ve eğitimci oynar. Şimdiye kadar baktığımız kaynaklarda eğitimle ilgili çalışmalara pek rastlayamadık, o yüzden sunacağımız önerilerin yetersiz olacağı kesindir.

UNICEF'in hazırlamış olduğu "Dünya Çocuklarının Durumu 1999" raporunda'(33)eğitimle ilgili yaptıkları tespit ilgi çekicidir; "Bir işte çalışma, birçok çocuğun eğitimin sağlayacağı yararlardan yoksun bırakmaktadır. Ancak, en az bunun kadar geçerli bir noktada, eğitim sistemlerinin, çalışan çocukların özel koşullarını göz önüne almadaki başarısızlıktır. Eğitimi, çocuk işçiliği sorunun bir parçası olmaktan çıkartarak, çözümün asıl unsuru haline getirmek için; yeniliklere yönelmek, geleneksel olmayan bir takım tekniklere baş vurmak gerekmektedir".

İşte bizim konumuzu özetleyen paragrafta tam olarak budur. UNICEF  çalışan  çocuklarla  ilgili araştırma  yapabilir. Ama sömürüyü  meşrulaştırma  işlevi gören  bir  kurumun  sorunu belirlemek  dışında  çözüm üretmesini beklemek saflık olur. Konumuza dönersek;  amacımız eğitimi bu sorunun çözümünde nasıl asal unsur haline getireceğimiz ve bunun için başvuracağımız radikal yenilikleri nasıl ortaya çıkaracağımızdır. Bu yüzden etraflı bir şekilde eğitimin tanımı ve işlevi üzerinde durmamızın faydası vardır, zira önce kavramların yerli yerine oturması gerekiyor.

A) EĞİTİM NEDİR?

"Eğitim; bireyin çevresini algılama, anlama ve denetlemeye yönelik olarak tek başına ya da bir grup içinde sürdürdüğü zihinsel çabadır."(34) Bu tabi ki eğitimin bir yasal literatürde baktığımız zaman çocuklar üzerinde bir çok işlevi vardır: 'iyi bir vatandaş', 'Atatürk ilke ve inkılapları ile donanmak', laik olmak' vs. gibi kalıplarda birey yetiştirmektir eğitimin amacı. Bizce eğitimin amacı, kısaca bireyin bireyselleşmesidir ama belirli kalıplarda değil; alabildiğince geniş ufuklarda ve eleştirel, yaratıcı ve üretken bireyler yetiştirmektir. "Bence çocuklar için, sadece okuma-yazma öğrenmek yeterli değildir, önemli olan dünyayı yorumlamadır" ve devamla eğitimin tanımını içselleştirirsek "okuma-yazma, harfleri ve sözcükleri salt mekanik bir etkinlik alanı olarak ele almaya indirgenemez. Okuma-yazma ile ilgili bu esnek olmayan kavrayışın ötesine geçmeli ve ona öğrenenlerin dünya ile ilişkisi, yani içinde gezindikleri en genel toplumsal çevrede gerçekleşen dünyayı dönüştürme uygulamasıyla dolaylanan bir ilişki olarak bakmaya başlamalıyız."(35)

B) EĞİTİMCLERİN EĞİTİLMESİ

Üçüncü teze tekrar göz atarsak "insanlar çevrenin ürünüdür ve insanların değişimi başka bir çevrenin ürünüdür çevre insanlar taralından değiştirilir ve eğitimcilerinde eğitilmesi gerekir."(36)Buradan yola çıkarak, çalışan çocuklar üzerindeki en büyük etken işyeri ve okul-eğitimci olacaktır. Esas halka, okul-eğitmen olduğu için, çocuğun şekillenmesinde esas rolü eğitmen oynayacaktır. Bugün eğitimcilerin üniversitede aldıkları 4 yıllık eğitimle, 2025 yıl görev yapmaktadırlar. Oysa bu eğitimciler düzenli olarak, deneyimlerden kazanılan bilgilerle tekrar ve tekrar eğitim görmeleri gerekmektedir. Oysa eğitimcilerin düzenli olarak deneyimlerini paylaşacakları ve alternatif üretecekleri bir kurum yoktur. Bu yüzden temel olarak, eksiklerimizi gidermek için eğitim kavramı üzerinde tartışmalar açıp yasal prosedürü zorlamalıyız. Böylece hem çalışan çocukların, hem de diğer çocukların sorunlarını kavrama ve çözüm üretmede yaratıcı olabilelim. Burada esas sorun çalışan çocukların özgün koşullarım göz önünde tutup buna göre eğitimi çalışan çocuklara sunmaktır.

Üniversitede verilen çocuk psikolojisi dersleri yetersiz ve eksiktir, özelliklede çalışan çocuklarla ilgili bir bilgi bulamazsınız. Bu noktada bağımsız çalışmalar yapılmalı ve çözüm önerileri aranmalıdır. Böylece eğitimi; sadece kitabi bilgileri ezberletmekten ziyade, özgür bireylerin yetiştirilmesinde bir araç haline getirebilelim.

C) NASIL BİR OKUL?

Çocukların, özellikle de çalışan çocukların gelişimine en büyük katkıyı sağlayacak olan okuldur ama aynı zamanda da eğitimini yanda bırakan çocukların en büyük etken de okuldan soğumaları olmaktadır. O yüzden bu çocukları (diğer tüm öğrenciler içinde) çalışma ortamının yarattığı tahribatları en aza indirecek bir araca ihtiyacımız vardır. Bu öyle bir araç olmalı ki, çocukların diğer zamanlarında yapamadıklarını gerçekleştirecek bir araç olmalıdır, bu ise tam da okulu ifade etmektedir."Çocuğun geleceğini ipotek altına almayan, onun iradesini ve zihnini, önceden saptanmış yolları takip etmeye zorlamayan bir okul."(37) Böylece çocukların özellikle de çalışan çocukların ihtiyaçlarını ve paylaşımlarını gerçekleştireceği bir kurum haline gelir.

D) SONUÇ YERİNE

Burada eksik bıraktığımız esas konu; yeni bir eğitim programının ortaya çıkarılmasıdır. Bu program çocukların özgün koşullarını dikkate alıp, buna göre hazırlanması ve uygulanması gerekmektir. Bizim şuan böyle bir program çıkartacak kadar teoriğimizin ve pratiğimizin olmamasından kaynaklı bu çalışmanın böyle bir tartışma açmasını amaç edindik. Tekrar ve tekrar belirtirsek; dünyada 250 milyon, ülkemizde ise 4 milyon çocuk yukarıda belirtmeye çalıştığımız şartların kat be kat fazlası kötü şartlarda yaşam mücadelesi veriyor. Bu çocukların yaşadığı ve yaşayacağı her şeyden sorumlu olan bu toplumdur. Çocuklarımız bu toplumun aynasıdır ve toplumun durumunu belirlemede bir göstergedir. Şimdi esas yük duyarlı insanlarla beraber akademik alanda bulunan üniversite öğrencileri ve öğretim üyelerine düşmektedir. Geçen her süre bu çocukların sayılarının artmasına ve yaşam koşullarının daha zorlaşıp, yaşamın zulme dönmesinden başka bir şey değildir.

DİPNOTLAR:

1          K. Marx'tan aktaran Mihailo Markoviç, Hümanizm ve Ahlak  Felsefesi,Toplumsal Dönüşüm Yayınlan
2          Eğitim Sen Aylık Yayın Organı, No:28
3          Devlet  İstatistik Enstitüsü (DİE) 1999 verileri
4          NeoLiberal Saldın, Kriz ve İnsanilik), Ütopya Yayınları
5          Cumhuriyet Gazetesi, 3 mayıs 2001
6          Türk Harb-İş sendikası Verileri, aktaran Radikal Gazetesi 20 Nisan 2001
7          Posta Gazetesi, 13 Mayıs 2001
8          NeoLiberal Saldırı, Kriz ve İnsan(lık), Ütopya Yayınları
9          Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE)1999 verileri l
10        Türk Harb-İş sendikası Verileri,aktaran Radikal Gazetesi 20 Nisan 2001
11        Devlet  İstatistik Enstitüsü (DİE)1999 verileri
12        Devlet  İstatistik Enstitüsü (DİE)1999 verileri
13        Antonio GRAMSCİ'nin Marksist Pedegojisi, Franko Lombardi, Ütopya Yayınları.
14        Birleşik Eğitimin eksikliğini şöyle sıralayabiliriz; a) Öğretmen değişik sınıf  düzeydeki, öğrencilere konuları yetiştirememesi ve konuları ortaklaştıramaması, b)Öğretmenin öğrencilerle yeteri kadar ilgilenememesi, c) Öğrenci gelişim düzeylerini gözlemleyememesi, d) Bir sınıfa ders anlatırken diğer sınıfın çalışmasını organize ve denetleme sorunu, e) Öğrencilerin dikkatini toparlayamaması, çünkü her sınıfın konu kapsamı farklı.
15        Eğitim-Sen Aylık Yayın Organı,No: 28
16        Antonio GRAMSCİ'nin Marksist Pedegojisi, Franko Lombardi, Ütopya Yayınları.
17        Cumhuriyet Gazetesi, 3 mayıs 2001
18        Okullarda şiddet uygulayan öğretmenlerin yüzdesi %60 civarındadır.
19        Yusuf İPEKLİ, Eğitim ve Yaşam Dergisi, Sayı: 15, 1999
20        Konunun vahametini daha iyi kavramak için ek bilgi verirsek: 1011 YAŞ GRUBUNDA; kızların %10.2'si, erkeklerin %21.5'i en az bir kez sigara kullanmış.Hergün sigara içenlerin oranı % 4.3. kızla
rın alkol kullanma oranı % 11.7, erkeklerde %18.8; ilk kez sarhoş olma yaşı ortalama 11. en az bir kez esrar kullanma oranı binde 2 ile yüzde 2.7 arasında. Tiner ve bali kullanım oranı İstanbul da %3.I. 1517
YAŞ GRUBUNDA: %23.3 her gün sigara içiyor. Son bir ay için de en az bir kez alkol kullananların oranı %16.9, düzenli alkol kullananlar %9.3, son ayda her gün kullananlar % l .2. en az bir kez esrar kullanımı Diyarbakır'da %7.3, İstanbul'da ise bu oran %4.8. En az bir kez eroin kullanım oranı %2.5. En az bir kez ecstasy kullanım oranı %2.5. Sakinleştirici hapta oran 9J5.2."eroini çok rahat buluyorum" diyenler %7.buraya kadar verdiğimiz rakamlara bakınca, bu toplumun bir çok bataklığı olduğu ortada, işin üzücü yanı çocuklarının madde bağımlısı olduğunu aileleri ancak İKİ YIL sonra öğrenebiliyor. ‘Yeniden Sağlık ve Eğitim Vakfı1 2001 araştırmaları, Radikal Gazetesi, 20 Mart 2002.
21        Aktaran, Yusuf İPEKLİ, Eğitim ve Yaşam Dergisi, Sayı: 15, 1999
22        Antonio GRAMSCİ'nin Marksist Pedegojisi, Franko Lombardi, Ütopya Yayınları.
23        Antonio GRAMSCİ'nin Marksist Pedegojisi, Franko Lombardi, Ütopya Yayınları.
24        Eğitim, Üniversite, YÖK, Ütopya Yayınları.
25        Türk Harb-İş sendikası Verileri,aktaran Radikal Gazetesi 20 Nisan 2001
26        GEOTHE
27        K. MARX. Üçüncü Tez, Felsefe İncelemeleri
28        Çocuklar bazen de aileyi de ret edip kendi 'kararlarını' alacağı sokakları seçebiliyor.
29        Prof. Dr. Haluk YAVUZER, Çocuk Eğitimi
30        H. Z. MENCKEN, Önce Söz Vardı, Ütopya Yayınları.
31        Posta Gazetesi, 12 Mayıs 2001
32        Cumhuriyet Gazetesi 3 Mayıs 2001
33        Eğitim ve Yaşam Dergisi, Sayı: 15,Güz 1999
34        İzzetin ÖNDER, Eğitim, Üniversite. YÖK, Ütopya Yayınları
35        Paulo  FREİRE,  Donaldo MACEDO, Okuryazarlık, İmge Kitapevi
36        K. MARX, Feuerbach Üzerine Tezler
37        Antonio GRAMSCİ'nin Marksist Pedegojisi, Franko Lombardi, Ütopya Yayınları.

ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-02

 
 kaypakkaya-anma-afis dgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi