Egemenlerin Yaratmak İstediği Gençlik

Ülkemiz egemen sınıfları komprador patronlar ve büyük toprak ağaları varlıklarına yönelen ve tehdit eden her türlü muhalefet ve devrimci hareketi bastırmak, yok etmek ve sindirmek için hiçbir insani değer ve kural tanımaksızın acımasızca saldırırlar. Bu saldırılar öyle bir boyut alır ki, kendi koydukları kural ve yasaları dahi tanımazlar. Gelişen halk muhalefeti ve devrimci hareketi bastırmak için dinlerini, vatanlarını, yasa ve kurallarını çiğnemekten de geri kalmazlar.

Günümüz koşullarında gerek sosyal gerekse ulusal hareketin kat ettiği yol ve geldiği boyut ile buna paralel olarak gelişen kitle hareketliliği egemen sınıfları derinden sarsmaktadır. Gerilla savaşının bugün kazandığı ivme egemen sınıfları zor duruma sokmuş, ekonomik krizini daha da derinleştirmiş ve bu ekonomik bunalımın paralelinde gelişen siyasi istikrarsızlığın çaresizliğiyle boğuşmaktadır.

Çaresizlik içindeki egemenler her gün bir kerte daha alçalarak devrimci hareketlere karşı azgınca saldırmakta, gerilla mücadelesinin geliştiği alanlarda köyleri yakmakta, işkencelerde, sokak infazlarında, "faili meçhul" cinayetlerle komünist, devrimci ve yurtsever insanları katletmektedir. Kendi yasaları dahilindeki muhalefeti dahi hazmedememekte, düzene karşı yönelen en ufak bir muhalefeti bile baskı ve şiddetle engellemektedir.

Bir yandan devrimci ve komünist muhalefeti fiziksel ve düşünsel olarak yok etme, ezme politikalarına giren egemenler, diğer Yandan sosyal, siyasi, kültürel ve ideolojik olarak kendi varlıklarına hizmet edecek biçimde kitleleri şekillendirme çabalarına girerler. Açık veya perde arkasındaki güçleriyle şiddet uygulayarak devrimcileri fiziksel olarak yok etme metoduna girerlerken, düşünsel olarak yok etme politikalarını da ideolojik saldırılarla gerçekleştirirler. Bu politikalarımda denetiminde olan medya aracılığıyla kitlelere yayarak, kitleleri şekillendirerek yaparlar. Özellikle son dönemlerde devrimci, sosyalist, yurtsever basına yönelik saldırılanlarının amacı kitleleri kendi isteği doğrultusunda şekillendirme ve kitlelere bilinç taşıyan kanalları tıkama politikalarıdır.

Egemen sınıfların bu saldırılarında genelde gençlik, özelde devrimci gençlik ayrı bir biçimde nasibini almaktadır. Egemenler, sömürü ve talandan ibaret olan kendi düzenlerinin temelini ne derece gençliğin üzerinde şekillendirirlerse o derece avantaj sağlamış olacaklarını çok iyi bilmektedirler. Fakat burada bir şeyi unutmamak gerekir, kendi varlıklarına tehdit unsuru olduğu anda gençliği feda etmekten de geri durmazlar.

Egemenlerin gençliğe yönelik ezme ve yok etme siyasetleri iki türlüdür; biri fiziksel olarak yok etme, diğeri ise düşünsel gücünü ve yaratıcı yetisini yok etmedir. Daha etkili ve tahrip edici olduğundan egemenler genelde ikinci metodu kullanırlar. Çünkü, insan üretimden ne kadar koparsa, yaşama kıstasları olan yaratma, düşünme, üretme faaliyetinden ne derece uzak kalırsa asalaklaşır, kültürel ve politik olarak o derece egemenlerin istediği biçimde şekillenir.

Emperyalizme göbekten bağımlı ülkemiz egemen sınıfı, devrimci hareketlere saldırırken devrimci cephenin en dinamik olan kesimine yönelir. Günümüz Türkiye'sinin yakın geçmişinden bu güne gençlik her zaman egemenlerin boy hedefi durumundadır. Çünkü, gençliğin dinamizmi burjuvazi için her zaman tehlike oluşturmuştur. Bunun doğruluğunu ülkemiz devrimci hareketi tarihi bize göstermektedir.

Ülkemizde yaşanmış-yaşanacak muhalefette ve bu muhalefeti ileri taşımaya çalışan ilerici-devrimci hareketlerde gençliğin ayrı bir önemi ve yeri olduğunu görmekteyiz. Geçmişten günümüze devrimci hareket büyük bir çoğunlukla gençliğin omuzları üzerinde yükselmiştir. 1970'lerden önceki dönemlerde gençlik ML bir partinin önderliğinde olmamasına rağmen, ülke içindeki baskı ve sömürülere karşı muhalif güç olarak çeşitli dernek vb. gibi kuruluşlarda örgütlenebilmiş ve tepkisini çeşitli eylemliliklerle göstermiştir.

1970 öncesi gençlik hareketliliğinin ivme kazandığı dönem 1960 yıllarıdır. İstanbul'da öldürülen devrimci bir gencin durumunu protesto etmek için yürüyüş yapan öğrenci gençliğin üzerine yaylım ateşi açılmasıyla ve bir sürü öğrencinin gözaltına alınmasıyla düzenle arasındaki çelişkilerini daha da net görmeleri ve egemenlerin en ufak bir muhalefete karşı var olan tutumu açısından öğreticiydi.

1970'lere yaklaşıldıkça gençliğin özellikle öğrenci gençliğin-talepleri yavaş yavaş akademik-demokratik olmaktan çıkıp iktidara karşı birer tepki haline dönüşmeye başlamıştı. Yalnız ML bir önderlik olmadığından küçük burjuva karaktere sahip olan gençlik, bu istemlerini örgütlü bir hale getirmenin zorluğunu yaşadığı bir dönemden geçiyordu. Gençlik, merkezi örgütlenmeye doğru kaydıkça egemenlerin telaşı artıyor ve gittikçe saldırganlaşıyordu. Keza 1971-1973 dönemlerindeki saldırıların da bir sürü devrimci ve komünist önder genç katledilmiş yüzlercesi cezaevlerine tıkılmıştır.

Egemen güçler öğrenci hareketliliğinin kaynağının üniversiteler olduğunu görünce buralarda denetimi sıklaştırdılar. Devrimci öğrencileri okullardan uzaklaştırdılar. Devrimci, demokrat eğitim üyelerinin görev hakkının feshi veya askıya alınması gibi baskı biçimleriyle öğrenci muhalefetini bastırma politikalarını boyutlandırdılar. Bunların paralelinde sınıfsal parti ve örgütlülüklerin doğması ve gençliğin itici güç olarak bu hareketlerin içinde yer alması devrimci hareketliliğin gelişmesini sağlarken, egemenleri korkuya sürüklüyordu. Ve 1974'ten 1980 arası olan dönem devrimci duruma paralel olarak devrimci hareketliliğin ivme kazandığı dönemdir. Geçmişteki öğrenci hareketliliğinin aksine bu dönemdeki örgütlülük gerici iktidarı ortadan kaldırma perspektifiyle hareketlenmekte ve okun sivri ucunu iktidara yöneltmekteydi. Bunun karşısında iktidarının kaydığını fark eden egemen sınıf komprador-feodaller 12 Eylül AFC darbesiyle çareyi açık faşizme başvurmakta buldular.

AFC generallerinin ana hedefi devrimci hareketi boğmaktı. Devrimci hareket ve örgütlülükte gençliğin önemli bir yeri olduğunu bilen faşist generaller özellikle üniversiteleri saldırı hedefi haline getirdiler. "Okullar terör odakları haline gelmiş" teraneleriyle yapacakları azgınca saldırılarının zeminini hazırlayıp bu politikalarını meşru kılmaya çalıştılar. 12 Eylül AFC'sının bu azgınca saldırıları karşısında gençliğin-devrimci gençliğin büyük bir çoğunluğu dağıldı. Nedeni çok açık; öğrenci gençliğin sınıfsal karakteri ve örgütlülükte daha çocukluk çağında olması bu saldırıları göğüsleyemedi. Bu dönemde okullar bir eğitim merkezinden çıkarılıp militarist güçlerin birer kışlaları haline getirilerek egemenlerin yoz politikalarını yaydığı birer merkezi üs haline getirildi. Bu açık saldırılarla bir yandan gençlik sindirilirken; diğer yandan medya, eğitim vs. aracılığıyla arabesk kültürü, spor düşkünlüğü, cinsellik vb. kavramlarla gençliği uyuşturmaya ve yozlaştırmaya başladıkları dönemdir. Keza bu politikaların hayat bulma şansı fazlaydı. Kitlelerin geri duygularına hitap edip basit kavramlarla doldurmak, gerici milliyetçi duyguları hortlatmak kadar basit bir şey olamazdı. Sol gençliğe açık faşist metodlarla saldırırken, ülkücü milliyetçi gençlik bizzat devlet eliyle desteklenip faaliyetine her türlü olanak tanınıyordu. Buna karşılık devrimci gençliğin en ufak akademik talepleri dahi zor-şiddet politikalarıyla sindirilme çalışılıyordu Devrimci öğrenci gençlik akademik ve entelektüel birikime sahip olmasına karşın sınıfsal karakter olarak kaygan bir yapıya sahip olduğundan, bu fiziksel baskı ve ideolojik bombardıman karşısında tutunması zor olmuştu. Bu dönem nasıl ki öğrenci gençlik apolitikleştirilmeye

Çalışıldıysa da, aynı biçimde işçinin, köylün aydının kısaca tüm halk katmanlarının politika yapması tamamen yasaklanır hale getirilmiş. Kısaca belirtecek olursak, bu dönem egemenlerin tehlikeli bölge olarak gördüğü üniversiteler bilgi odağı, eğitim merkezi olmaktan çıkarılıp asken kışla, medrese eğirimi yapan kaleler haline getirildiler.

Toplumun bütün kesimini gericileştirmeyi yozlaştırmayı hedefleyen faşist egemenler, çalışan gençliğe de yönelmekten geri durmadılar. Çalışan gençliğin diğer çalışan kesimler gibi her türlü örgütlenme hakkını elinden aldılar. Buna paralel olarak emek değeri de tamamıyla ayaklar altına alındı. Öğrenci Gençlikçikten farklı olarak üretimin içinde o dönem daha yer alan bu gençlik kesimi o dönem daha yeni yeni örgütlülükle tanışıyordu.

Çalışan gençliğin devrimci baskılara maruz kalıp bir kısmı oldurulurken bir kısmı cezaevine dolduruldu. Örgütlülükle uzak ya da yekinen alakası olanların işlerine son verildi. Ve işsizler ordusuna dahil edildi. Diğer boyut çalışan gençliğin hiç bir örgütlenme olanağına imkan tanınmadı. Sendikalaşması dahi çeşidi yasalarla engellendi. Sendikalaşma hakkına l sınırı getirilirken. 18 yaş sınırı olarak belirlenen çalışma sının, işverenlerce el altından çalıştırılarak, genç kesimden sömürebilecegı tabaka yarattı. Küçük atölyelerde çalışan bu genç kesimden ucuz emek elde ederken, çalışma koşulları köleci toplum düzenini arattırır. Çalışma saatlerinden tutun da yemek vs. gibi bütün haklar, kötü olan ülke standartlarının altındaydı. Siyasi bilinç olarak geri olan bu kesimi egemenlerin kendi denetimine almaları kendi ideolojik yapılarına göre şekillendirmeleri pek de zor olmadı, işsizliğin, sefaletin boy verdiği ülkemizde bu durum egemenlerin yüzünü kızartacağı yerde, çalışan kesime karşı bir koz olarak kullanıldı. Çalışan kesimin bütün katmanları en ufak bir hak aramaya çalıştığında ülkede bir veba gibi salgın olan işsizlik baz alınarak "işlerinize son veririz" tehditleri savrularak örgütlenmelerinin önüne geçilmeye çalışıldı. Politik bilinç olarak geri olan bu çalışanlar aç kalma korkusuyla, işsiz kalma korkusuyla çalıştığı halde aç ve sefil yaşadığını kavrayamadı ve örgütlenme noktasında gereken adımı atamadı. Ve düzenin sınırları içinde, onun çarklarında ezilmeye mahkum oldu.
Geçmişten beri var olan ve 12 Eylül AFC'si döneminde doruk noktaya tırmanan özellikle gençliğe yönelen egemenlerin hedefini irdeleyecek olursak her taraftan ve bütün yönleriyle gençliği bir kıskaç altına alıp çaresizlik deryasına itmek, bunun akabinde sahte tedavilerle, sahte reçeteler biçerek boş hayallere kaptırıp kendi egemenliklerine hiç bir tehlike arz etmeyen insan tipi yaratmaktır.

Genelde toplumun özelde devrimci hareketliliğin en dinamik kesimi olan gençliği arabesk kültürüyle, sporu gerici tarzda empoze ederek, uyuşuk ve kaderci bir kalıba sokma çabalarıdır. Bir yandan kur'an, ayet teraneleriyle sahte namus kavramlarından bahsederken, diğer yandan genç kızları ve erkekleri fuhuşa teşvik ettiler. Kendi denetiminde olan ve kendilerince geliştirilen mafya içine gençliği sokup, kirli işlerde pazarlamacı olarak kullandılar. Ülkede sefillik kol gezerken rahat yoldan köşe dönme, lüks hayata özendirme reklamlarıyla, kirli işlerle bireysel kurtuluşun propagandasını yaptılar. Diğer yandan gençliği politikleşme adına entel birkaç burjuva, aydının kuyruğuna takma çabalar ve "gençliğinizin tadını çıkarın" lafazanlığıyla disko, bar yoz kültürlerin yaygın olduğu alanlara çekmeye özel gayretler gösterdiler. Siyasetle gençlik arasına kalın duvarlar çekerek sistemle olan çelişkileri görmesini engellediler ve böylece var olan çelişkileri toplumun kendi içindeki çelişkilermiş gibi göstermeye çalıştılar. Böylece hem gençliğin örgütlenmeye yönelmesini hem de sistemin toplum içinde yarattığı bunalım ve çelişkileri maskelemeye çalıştılar. Egemenlerin bu hedeflerine ulaşmasını engellemek için özellikle devrimci öğrenci gençliğin gereken direnci gösteremediği açıktır. Şöyle ki:

Çalışan gençlik sınıfsal karakter ve yapı olarak öğrenci gençlikten ileridir. Fakat akademik bilgi ve entelektüel birikim yönünden geri olduğundan kendi ideolojisi olan proleter ideolojiyi kavrama açısından öğrenci gençlikten geridir. Akademik ve entelektüel birikim olarak ileri olmanın avantajıyla proleter ideolojiyi rahat alabilen öğrenci gençlik bu bilinci gerçek sahiplerine, çalışan kesime taşıma misyonunu yeterince yerine getiremediğinden çalışan gençlik devrimci hareketten uzak kaldı. Bundan dolayı gereken direnci egemenlere karşı gösteremedi. Böyle olunca üniversiteler nasıl ki askeri kışla ve yoz eğitim arenasına çevrildiyse, aynı biçimde çalışan gençlik alanları da aynı sonuca kurban oldu. Gençliğin geri ve basit yönleri kullanılarak tam anlamıyla kişiliksizleştirme, yozlaştırma, kaderci, boyun eğen, bireyci bir insan tipi yaratma operasyonuna giriştiler. Bütün bu kişiliksizleştirme ve apolitikleşme çabalarını devrimci gençlik üzerindeki şiddet politikaları tamamlayınca egemenler belirli oranda başarı elde ettiler diyebiliriz.

Burada ele almamız gereken diğer bir gençlik kanadı da cezaevleri gençliğidir. İşkencelerden geçirilip yüzlercesi katledilen, her gün yeni yeni metodlarla işkence tezgahlarından geçirilen, cezaevine tıkılıp bir daha kapısı aralanmayan ve toplumdan soyutlanarak yozlaştırılmaya çalışılan cezaevi gençliği AFC döneminde ve sonrasındaki en barbar muamelelere karşı direniş tavrını en görkemli biçimde koymuş ve dönemin yüz akı olabilmiştir. Tamamıyla düşman cephesi içinde olan ve dış dünyayla her türlü bağlantısı kesilen, cezaevinde kur'an, ayet ve istiklal marşı dayatılan, erotik dergi ve gazete dışında hiç bir burjuva gazetesi dahi kendisine okutturulmayan cezaevi gençliği bütün bunlara rağmen hiçbir zaman kendilerini yalnız ve silahsız hissetmediler. Yüreklerini, inançlarını ve bilinçlerini birleştirerek karşı koymasını bildiler. Cüzi oranda teslimiyet olsa da asıl damgasını vuran direnişlerdi. Egemenlerin dışarıdaki gençliği teslim alabilmesine rağmen, kendi kalelerinde teslim alamayışlarının tek nedeni bu insanların proleter ideoloji, devrimci normları ve örgütlü yapıyı kavramalarıydı. Toplumun en ileri kesimini temsil eden cezaevi gençliğinin cezaevlerini birer direniş mevzileri haline getirebilmelerinin ana nedeni buydu.

Anlaşılacağı gibi egemen sınıflar günümüze değin gençliği kendi sınıfsal varlıkları için her zaman bir tehdit unsuru olarak görmüş, bu tehditi yok etmek için hem fiziksel olarak yönelmiş hem de oynaması gereken misyonu yerine getirmemesi için beyinlerine yönelmiştir. Bu yönelimin ana nedeni gençliğin atılgan, cesur, dinamik ve kavrayış yönünün ileri olmasıdır. Bu noktada bir şeyin altını çizmek gerekir, biyolojik olarak cesur ve dinamik olan gençlik, sınıfsal çelişkilerin asıl kaynağı olan egemen sınıflara yönelmedikçe, en önemlisi de bu enerjisini politik amaçla işçi sınıfının ideolojisiyle bütünleştirmedikçe, biyolojik olarak olumlu olan bu yan bir şey ifade etmez. Bundan dolayı gençlik enerjisini egemenlerin düzenine yöneltmek, sınıfsal çelişkilerin esas kaynağına proletaryanın çıkarlarına göre vurmak zorundadır.

Gençliğin sınıfsal bağlarına yakından bakıldığında ise; ezici çoğunluğunun egemen sınıfların muhalifleri olan proleter, yarı-proleter, köylü, küçük burjuvazinin sol kanadı kökenlidir. Bu anlamda sistemle her zaman çelişki halindedir. Bundan çıkan sonuç açıktır. Düzene muhalif olan katmanlarla düzen arasındaki çelişkiler bir bütün olarak gençliğe yansımaktadır. Zaten egemenleri korkutan, gençliğin politikleşip bu çelişkileri görmesidir. Bu yüzden apolitik bir gençlik yaratma çabaları her dönem mevcuttur. Burada gençliğin önünde duran tarihi görev, egemenlerin bu politikalarını boşa çıkarmaktır. Zaten politikleşen gençlik devrimcileşir. Gençlik devrimcileştikçe devrimci hareket ivme kazanır. Keza devrimcileşen gençlik proleter ideolojiyi proletaryaya taşıdıkça sınıf mücadelesindeki dalgalanma pozitif yönde gelişir.

Bu hedefe ulaşmak için öğrenci gençliğin üzerine düşen görev daha ağırdır. Akademik ve entelektüel birikimi sayesinde politikleşmesi çabuk olur. O noktada okullardaki akademik taleplerin dışına taşıp, işçi sınıfıyla bütünleşmeli ve işçi sınıfım politikleştirme çabalarına girmelidir. Öğrenci gençlik MLM bilimi etrafında örgütlendiği oranda bu bilinci çalışan kesime yani kendisinden sınıfsal karakter olarak ileri olan kesime taşıyıp harekete geçirmesi kolaylaşır. Unutulmamalı ki, çalışan gençliğin sınıf bilinci kazanmasıyla örgütlenmede yer alacağı mevzi MLM mevzilerdir. Bu onun proleter olmasından kaynaklanan bir özelliğidir. Doğrudan üretimin içinde olmasının getirdiği bir avantajdır. Çalışan gençliğin ilk örgütlendiği en basit alan sendikalar dernekler vb. yerlerdir. Fakat egemenler bunu ya imkansız kılmış ya da kendi denetimine alarak gerçek işlevinden uzaklaştırmıştır. Bundan dolayı direk devrimci ilişkilerle çalışma alanlarına gidilmeli, MLM parti çatısı altında örgütleyebilmenin yollan aranmalıdır.

Öncünün bu yönlü örgütlenmeleri zaten mevcuttur. Sorun mevcut yapıdaki bu örgütlülük alanlarını öncünün siyaseti ve ideolojisi doğrultusunda yaygınlaştırmaktır.

Diğer yandan dernekler özellikle işsiz gençliğin uğrak yerleridir. Sınıf mücadelesinin gelişmesine paralel olarak reformist etki altında olan bu dernekler daha da radikalleştirilip, öncünün önderliğinde sınıf savaşımının birer cephesi haline getire bilinir. Böylece işsiz gençliğe ulaşmanın diğer bir yolu da bulunmuş olur. Lümpen proleter dediğimiz bu gençlik kesiminin örgütlenmesinin önemini Mao’nun sözüyle aktaralım "Yarına en az güvenle bakanlar bunlardır. Gözü pek savaşçılar olduğu halde yıkıcılığa yatkın olan bu insanlar doğru bir rehberlik altında devrimci bir güç haline getirile bilinirler". (SE Cl sy 18)

Sonuç olarak, bu gün egemenlerin gençlik üzerinde oynamaya çalıştığı oyun ve yaratmaya çalıştığı insan tipi açıktır. Buna kısada olsa değinmeye çalıştık. Sorunun temel yanı, egemenlerin bu politikalarının gençliğin ve ezilen sınıfların yararına olmadığı kendi iktidarlarını koruma mantığı olduğu gün gibi açıktır. Ondan dolayı bu politikalara kurban gitmenin bize bir yararı olmadığı gibi, sınıfsal çıkarlarımıza da ihanettir. Bunun karşısına geçip özgür ve sömürüşüz bir dünya yaratmak istiyorsak, MLM ideoloji ile donanmış öncünün kırlarda gerilla namlularında yaratmaya başladığı ezilen sınıfları kurtarma mevzilerinde yerimizi alıp, mücadeleyi daha da yükseklere taşımak ve ülkemiz egemen sınıfı komprador-patronlar ve büyük toprak ağalarının köhne düzenini tarihin çöplüğüne gömmektir

PARTİZAN GENÇLİK SAYI-02

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi