|
KISA TARİHÇESİ:
Gençlik, toplumsal katmanlar arasında en dinamik, enerjik ve gelişme-dönüşmeye en açık kesimlerden biridir. Bundan dolayıdır ki gençlik (Devrimci-ilerici gençlik) tüm toplumsal gelişmelerde en ön saflarda yer alır. Büyük Proleter Kültür Devriminin etkisiyle 1968'lerde dünyayı sarsan gençlik eylemleri, gençliğin dinamizmini, devrimci-militan ruhunu gözler önüne sermiştir.
12 Eylül 1980 öncesine baktığımız zaman ülkemizde toplumsal muhalefetin öncülüğünü genelde gençliğin, özelde de öğrenci gençliğin çektiğini görürüz. Ve 1970'lerde Yükseköğrenim Gençlik Mücadelesi (YÜG) ile Ortaöğrenim Gençlik Mücadelesi arasında bir paralellik olduğunu söyleyebiliriz. O dönem Üniversite mücadelesi içinde yer alan devrimci-demokrat öğrencilerin çoğunun, lise mücadelesi içinde pişip yetiştiğini görüyoruz.
1970'lerin ortalarında faşist disiplin yasalarına, okuldan atılmalara karşı ve çeşitli akademik demokratik talepler için lise öğrencilerinin yaptığı boykotlar, forumlar ve okul işgalleri giderek artmasına rağmen daha çok kendiliğindene! bir hat izliyorlardı. O dönemler orta-öğrenim gençliğine önderlik misyonuyla ortaya çıkan Dev-Lis, IDÖD ve DLB gibi yapılanmalar bu daha çok kendiliğinden gelişen hareketlenmeler karşısında etkisiz kalıyorlardı. Daha sonraki süreçte (l 970'lerin son çeyreği) var olan kendiliğindenciliğe son vermek, dağınıklığı giderip birliği sağlamak, merkezileşmeyi sağlamcık amacıyla ortaya çıkan çeşitli derneklerde ayrı hastalıklara (Dar grupçuluk, kitleden kopukluk) yakalanmaktan kurtulamadılar. Bunun sonucu olarak o dönemler (12 Eylül öncesi) ortaöğrenim gençliği alanında büyük bir devrimci-demokrat öğrenci potansiyeli olmasına, ülkede toplumsal muhalefet hayli yüksek olmasına rağmen, liseli gençlik kendi iç hatalarından dolayı kalıcı mevziler elde edemedi.
1970'lerde öğrenci gençlik mücadelesi daha çok anti-faşist, anti-emperyalist bir hat izlediğinden, liseli gençlik mücadelesi, diğer alanlardaki mücadeleyle belirli oranda bütünleşebiliyordu:
Ülkemizde 12 Eylül 1980'de işbaşına gelen Askeri Faşist Cunta (AFC) toplumun diğer kesimleri üzerinde olduğu gibi genlik üzerinde de gereke fiziksel olarak, gerek psikolojik olarak önemli tahribatlara yol açtı. Liseli gençlik üzerindeki saldırılarımda, faşist disiplin yönetmelikleriyle, Türk-İslam sentezli gerici eğitim politikasıyla, gerici-faşist kadrolaşma politikasıyla yoğunlaştırdı.
Bunun yanı sıra ülkedeki toplumsal muhalefetinde 12 Eylülle birlikte geçicide olsa gerilemesiyle beraber liseli gençlik mücadelesi de bir gerileme duraksama dönemi içine girdi. l2 Eylül AFC'sıyla beraber üniversitelerde de YÖK bir karabasan gibi üniversiteli gençliğin üzerine çöküyordu. Faşizm öğrenci gençliğe karşı sürdürdüğü bu kurumsal saldırılarının yanı sıra geçliği her bakımdan kendi ağına düşürmek için, kendi yoz, gerici, çürümüş, Amerikan vari kültür-ahlak anlayışını, medyasıyla, gerici eğitim kurumlarıyla ve her türlü pratik uygulamalarıyla gençliğe dayattı. Arabeskle, popla, pornografiyle, esrar-eroinle gençliği sararak tamamen robotlaşmış, toplumdan soyut, bireysel düşünen, her dediğine kafa sallayan bir gençlik tipi yaratmaya çalıştı. Burada epeycede başarılı oldu. Örneğin bugün liselerde çeteler oluşturulması, eroin-esrar bağımlısı gençlerin yetişmesi vs. uygulanan bu politikaların birer ürünüdür. Yukarıda saydığımız tüm etkenler (Faşizmin her türlü saldırıları) gençliğin tüm kesimlerini olduğu gibi öğrenci gençliği de özellikle karakterini bulma, yetişme çağındaki ortaöğrenim gençliğini derinden etkiledi. Tüm bu olgular l2 Eylül sonrası öğrenci gençlik mücadelesinin ne denli zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Ama Başkan Mao'nun dediği gibi "Dorukları fethetme cesaretin varsa, dünyada hiçbir şey zor değildir." Bu zor dönemeçlerden geçip 89-90'lara gelindiğinde liseli gençlikte kabuğunu kırıp, üzerindeki ölü toprağını dağıtmaya başladı. Bunda üniversitelerdeki hareketliliğinde belirli oranda etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ö dönemde özellikle, gündemde olan dayağa, kılık kıyafet yasaklamalarına karşı liselerde çeşitli tepkiler yükseliyordu. Bu tepkiler geniş olmamakla beraber, daha çok örgütlenmenin, devrimci çalışmaların başladığı okullarda yoğunlaşıyordu. 1 991 'de, liseli bir öğrencinin o dönem patlak veren Körfez savaşını protesto etmek için okul duvarlarına "Savaşa Hayır" sloganını yazdığı için müdür tarafından ihbar edilerek gözaltına alınması büyük tepkilere yol açtı. Ve okuldaki polis-idare işbirliğine karşı tepkiler giderek yoğunlaştı. '91-92 öğrenim döneminde paralı eğitime, fırsat eşitliğine karşı çeşitli eylemlilikler (basın açıklaması vs.) geliştiriliyordu. Tabii bu eylemlilikler sonucu okuldan atılmalar, çeşitli disiplin müeyyideleri devreye giriyordu. Bu baskılar mücadeleyi geriletmek şöyle dursun liseli gençliğin daha radikal eylemler geliştirmesine yol açıyordu; Açlık grevleri, protesto yürüyüşleri vs.
93-94’e gelindiğinde özellikle faşist disiplin yasalarını ve ÖSS-ÖYS sınavlarını protesto eylemliliklerini görüyoruz. Özellikle 94 Nisan ayı içerisinde Cağaloğlunda yapılan ÖSS-ÖYS'yi protesto yürüyüş ve basın açıklamaları liseli gençlik mücadelesinde önemli adımlardı. Bu eylemlilikler her ne kadar geçmişteki dağınıklığı gidermese de, nispeten coşkulu ve kitlesel olmaları, belli bir kamuoyu yaratmaları açısından olumlu izler bıraktılar. Şu gerçeği de unutmamak gerek: sağlıklı maddi zeminler üzerinde yükselmeyen örgütlülüklerin ömrü fazla uzun sürmez. Veya istenen düzeye gelemezler. 94-95 öğretim yılına girdiğimizde öğrenci gençlik alanındaki durgunluk liselerde de göze çarpıyordu. Sene başında öğrencilerden "eğitime katkı payı" adı altında para toplanılmasına karşı, yer yer kendiliğinden tepkiler oluştu.. Özellikle burada velilerin tepkilerinin çok anlamlı olduğunu belirtelim. Nitekim bu tepkiler sonucu, Milli Eğitim Bakanlığı geri adım atarak paranın "zorunlu olarak alınmasını" kaldırmıştır. Demokratik Lise Kurultayına daha sonra değineceğimiz için burada .buna gerek görmüyoruz. Liseli Öğrenci Birlikleri (LÖB)
Klasikleşmiş bir söz vardır; Mücadele içinde gelişen, ortaya çıkan her araç bir ihtiyacın ürünüdür. Ve bu araçlar asıl amaca hizmet işlevini görürler. LÖB'de liseli öğrenci gençliğin 89-90 sonrası yükselen mücadelesine paralel olarak ortaya çıkan akademik-demokratik mücadele araçlarından biridir. LÖB, liseli gençliğin her türlü hak alma arayışında, geniş öğrenci kitlelerini aynı sorunlar etrafında bir araya getiren, harekete geçiren önemli mevzilerdir. Çünkü toplumun her alanında olduğu gibi ortaöğrenim gençliği alanında da sorunlar çığ gibi büyüyor ve öğrenci kitlesinde hoşnutsuzluğa, kendiliğinden tepkilere yol açıyor. Egemen sınıflar bu tepkilerin süreç içerisinde daha örgütlü-organize bir güce dönüşeceğini çok iyi bildikleri için üniversitelerden sonra liselerde kolluk kuvvetlerini yerleştirdikleri gibi, gerici faşist kadrolaşma yoluyla da polis-idare işbirliği sağlanıyordu. Nasıl ki bugün üniversitelerde amfilerden telsiz sesleri geliyorsa; liselerde de boş olan dersleri bundan böyle sivil polisler doldurmaya çalışırlarsa şaşmamak gerek...! Liselerde, devletin saldırılarına karşı geliştirilen eylemliliklerin örgütlenmesinde motor güç LÖB'dü. Süreç içerisinde LÖB öncülüğünde nitelikli ve kitlesel eylemlilikler yapılmaya başlayınca küçük burjuva dünyaları gereği dar grup çıkarlarıyla hareket eden anlayışlar LÖB'den ayrılarak ayrı örgütlenmeye gittiler; DÖP, ALÖB vs. Bu ister istemez LÖB için bir olumsuzluk teşkil ediyordu. Özellikle bazı gruplar LÖB'ü geniş kitlelerin ortak sorunlar etrafında bir araya gelip mücadele ettikleri mevziler yerine, kendi tekellerinde bulunan bir araç olarak algıladıklarından bu LÖB ile kitleler arasındaki mesafenin açılmasına yol açıyordu. Tüm bunlar üniversitelerde yaşanan olumsuz tecrübelerin kötü bir kopyasından başka bir şey değildir. Bu olumsuzluklar sonucu liseli öğrenci gençlik mücadelesi bugün olması gereken yerde değil. Halbuki yukarıda da belirttiğimiz gibi objektif koşullar mücadelenin gelişmesine uygundur.
Bugün LÖB çalışmasının olduğu okullarda, bu örgütlülüğün daha sağlıklı bir hale getirilmesi, LÖB olmayan okullarda da bunun altyapı çalışmalarının yapılması hedefimiz olmalı, kitle inisiyatifini harekete getirebilmeliyiz. Bizim amacımız akademik-demokratik mücadele alanlarında birleşebileceğimiz, ortak hareket edebileceğimiz tüm güçlerle aynı zeminde buluşmaktır. Ama bu, şu veya bu grubu zorla LÖB'de tutmak taviz vermek, sorunlara duyarlı geniş kitleleri görmezden gelmemiz anlamına gelmez. Bizim hederimiz bu araçlar vasıtasıyla kitleleri harekete geçirmektir. Buda uygulanacak doğru politikalara Dağlı bir şeydir.
Günübirlik mücadele yöntemleri, ben merkezici anlayışlar yerine, sorunları uzun vadeli bir mücadele seyri içinde ele alacak ve ona uygun çözüm yöntemleri üretebilecek sağlıklı birim örgütlülükler yaratmak esas olmalıdır. Mücadeleyi, uzun vadeli ek almak demek kendimizi gidişatın seyrine bırakmak olarak algılanmamalıdır. Tam tersi bizim aktif-iradi mücadelelerimizle inşa edeceğimiz süreç olarak görülmelidir. Bugün liselerde mücadelenin kat ettiği mesafe kaç okulda LÖB olduğu sorusuyla açıklanabilecek bir olgu değildir. Bu kendi kendimizi avutmaktan, tatmin etmekten başka bir işe yaramaz. Bu bizim yaratılan değerleri reddettiğimiz, görmezden geldiğimiz olarak yorumlanmamalıdır. Elbetteki yaratılan değerleri sahiplenir, onları geliştirmek için elimizden geleni yaparız. Ve elbette biz mücadelenin basitten karmaşığa, küçükten büyüğe doğru adım adım gelişeceğinin bilincindeyiz. Bizim burada esas üzerinde durduğumuz anlayış sorunudur. Sorunlara basmakalıp, sığ, günübirlik yaklaşan yanlış anlayışlara karşıyız.
Bugünkü haliyle LÖB, kitlelerden kopuktur. Bu bağı sıkı bir şekilde geliştirmenin yolu kitlelerin sorunlarına somut çözümler, alternatifler üretmek -bizzat kitlelerin düşüncelerini beklentilerini de katarak- ile mümkündür. LÖB sadece belirli siyasi anlayışların siyasi düşüncelerini dile getirdikleri yerler olmamalıdır. Bu siyasi düşüncelerimizi gizlememiz, taviz vermemiz anlamına gelmemeli. Çünkü her sorunun her düşüncenin altında bir siyasi-ideolojik yan vardır. LÖB canlı siyasi tartışmaların yapıldığı -esas sorunlardan uzaklaşmadan insanların görüşlerini özgürce dile getirdikleri mevziler olmalıdır. Bizim, geçmişte ve bugün liseli gençlik mücadelesinde yaşanan olumsuzluklara karşı "Ne de olsa biz bu hataları yapmıyoruz, böyle düşünmüyoruz" demek yerine bizzat olumsuzluklara, eksikliklere karşı, ben merkezci, dar grupçu anlayışlara karşı amansızsa mücadele etmeliyiz. Kendimizi varolan olgulardan bağımsız ele alamayız. Çünkü biz olumsuzlukları hep birilerine havale edersek, insanlar sorarlar "Peki siz ne yaptınız" Ve bizim çalışmalarımızda kendimize sormamız gereken soru bu olmalıdır. "Peki biz ne yapıyoruz" Süreci objektif bir şekilde irdeleyip kitlelerin sorunlarına uygun çözümler sunduğumuz vakit, süreç içinde kitleler bu doğrultuda hareket edeceklerdir. Yeter ki sabırla, inatla doğruları pratiğe dökelim. Yangından mal kaçırırcasına, grup çıkarlarını her vesileyle ön plana çıkaran insanlar siyasi-ideolojik düşüncelerine güvenmeyen, kompleksli insanlardır.
Bugün gelinen aşamada ortaöğrenim alanındaki soruman doğru bir tarzda ele alıp esas-tali ayrımını yapmak gerekmektedir. Birim örgütlenmeler yoluyla yapılacak çalışmalarda liselerdeki genel sorunlar ortak paralel çalışmalar şeklinde yürütüleceği gibi her okulun özgül koşulları, farklı sorunları da göz önünde tutularak ona göre bir çalışma metodu uygulanmalıdır. Özellikle ortaöğrenim gençliği kendi kişiliğini, siyasi düşünce hattını bulma döneminde olduğu için onların sorunlarını, psikolojilerini iyi bir şekilde tahlil edip ona göre mücadele yöntemleri geliştirebilmeliyiz. Bunun için kullanacağımız araçları, izleyeceğimiz yöntemleri hatta taktikleri sürekli geliştirmeliyiz. Örneğin kültürel faaliyetler (müzik, tiyatro vs.), dergi-gazete çıkarma, sportif faaliyetler, çalışmalarımızı zenginleştirici, kitlelerle yakınlaşmamızı sağlayacak faaliyetlerdir.
Bu noktada özellikle şunun altını çizmekte fayda var; bu tür faaliyetler bizim esas amacımız değil, amacımıza ulaşmada birer yan faaliyetlerdir. Bugün özellikle bazı reformist-pasifist düşünce akımları 12 Eylül'ün yarattığı dejenerasyonunun etkisiyle kitlelerin çelişkilerinin özellikle sanatsal, kültürel ve ahlaki konularda yoğunlaştığını iddia ederek öncelikle bu çelişkilere çözüm getirilmesi, bunun için bu aktivitelere öncelik verilmesi gerektiğini savunuyorlar. ML'ler olayları sonucuna bakarak değerlendirmezler. Sonuca götüren, ona kaynaklık eden etkenleri bulur, tahlil eder ona göre hareket ederler. Biz geri kitlelerin, istemlerine, beklentilerine göre hareket edemeyiz. Ama onların çelişkilerini çözmek, ilerletmek içinde elimizden gelen çabayı sarf ederiz.
Sorun, beraber LÖB toplantısı yaptığımız, satranç oynadığımız, tiyatroya gittiğimiz insanları liseli gençliğin protesto yürüyüşlerine, açlık grevlerine, imza kampanyalarına, basın açıklamalarına da katabilmektir. Ancak bu köprüyü kurabilirsek kitleyle bütünleşebilmiş sayılırız. Yoksa bazılarının iddia ettiği gibi tek başına sinemayla, müzikle, tiyatroyla insanlar harekete geçmez. Yani liseli gençliğin mücadelesi bu tür faaliyetlerin üzerinde yükselmez. Çalışmalarımızı sadece akademik-demokratik hak alma mücadelesiyle sınırlayamayız. Aynı zamanda güncel gelişen toplumsal olaylara karşıda eylemlilik>r geliştirebilmeli, bizim sorunlarımızın toplumsal sorunlardan bağımsız olmadığını bilince çıkarmalıyız. Hedef aldığımız kitleye bu siyasi bilinci taşıyabilmeliyiz. Çünkü Demokratik Halk Liselerini yaratmak için bugünden onun tohumlarını atabilmeliyiz.
Geçmiş deneyimlerin olumlu ve olumsuz yönlerini bilince çıkararak, bugün liseli gençliğin gündemini meşgul etmeye devam eden faşist disiplin yönetmeliğine, paralı eğitime, sınav yönetmeliğine Karşı LÖB öncülüğünde, belli bir sürece yayılacak geniş çaplı bir kampanya başlatılmalıdır. Ve bu çalışmalar eşzamanlı olarak LÖB olan tüm okullar ve ulaşılabilecek diğer okullara yayılmalıdır. Bu çalışmalar sonucu ulaşılacak aşamaya göre ortak merkezi eylemliliklerle çalışmalar bir üst boyuta taşınmalıdır. Tabii bunun için kesin sınırlamalar yapmak doğru olmaz. Kampanya sırasında izlenecek taktikleri, eylem çeşitlilikleri, mücadelenin izleyeceği seyre bağlıdır. Çalışmaların planlı-programlı ve bir disiplin altında ilerlemesi gerekir. Mesela son dönemlerde kamuoyunu meşgul eden "bekaret kontrolü" ne karşı öncelikle karşı çıkması gerekenler devrimci-demokrat öğrenciler olması gerekirken, bir bakıyoruz feminist gruplar, lümpenler, yürüyüşler, basın açıklamaları yapıyor, sorunu esas sahiplenmesi gerekenlerden ses-seda yok. Bu tür gündemler iyi yakalanıp, doğru alternatifler sunulabilirse kitlelerin nabzı kolayca tutulabilir. Birilerinin yapay gündem oluşturup önümüze sürmesinden önce kendimiz liselerde varolan sorunları çelişkileri iyi yakalayabilmeliyiz...Bugünkü varolan durum buna hayli hayli uygun. Örneğin bir meslek liselerindeki öğrencilerin emeğinin staj adı altında sömürülmesi başlı başına bir gündem maddesidir. Ve bu sorun iyi işlenirse azımsanmayacak bir kitle harekete geçirilebilir. Tüm bu olgular, ancak, sağlıklı bir işleyişe sahip, düzenli toplantılar yapıp, kararlar alabilen, olaylara karşı anında tavır geliştirebilen, olaylara karşı anında tavır geliştirebilen LÖB'ler vasıtası ile yerine getirilebilir. Yukarıda anlatmaya çalıştıklarımızı Lenin'in şu sözüyle özetleyebiliriz; "Ama bu sorunları ele aldığınız anda, bunlara gerçek yanıtlar vermelisiniz; geriye çark edip "ortalamadan" ya da "yığınlar" dan medet ummayınız; gereksiz tümceciklerle yada eğlendirici fıkralarla durumu geçiştirmeye kalkmayınız" (Ne yapmalı)
DLK'dan, DLB'ye İZLENEN MACERA:
"Herhangi bir örgütün niteliğini doğal ve kaçınılmaz olarak belirleyen şey, o örgütün eyleminin içeriğidir" (Lenin, Ne Yapmalı)
1994 Aralık ayının 24-25 tarihlerinde Demokratik Lise Kurultayı adı altında bir kurultay yapıldı. Kurultay süreci tamamlandığından, kurultay öncesi sürecin ayrıntılarına fazla girmeden DLK (Demokratik Lise Kurultayı)'dan DLB'ye (Demokratik Lise Birliği) izlenen hattın genel anlayışını ortaya koymaya çalışacağız.
Kurultay çağrılarında, liseli gençliğin varolan örgütlülüğünün, birim çalışmalarının artık merkezi bir örgütlülüğe kavuşturulması üzerinde duruluyordu.
Sağlıklı bir işlerliğe sahip birim örgütlülükler üzerinde yükselen, varolan örgütlülükleri bir üst örgütlülükte birleştiren ve toparlayıcılık, birleştiricilik işlevi gören merkezi bir yapılanma elbetteki olması gereken bir olgudur. Ve zaten mücadelenin, doğal seyri içerisinde, belirli bir nitelik ve nicelik sıçrama kaydetmesiyle beraber bu üst aşamadaki örgütlülük yani merkezileşme kendiliğinden dayatacaktır.
Peki, liseli öğrenci gençlik mücadelesine baktığımızda, gerek 90'dan bu yana kat edilen mesafe, gerekse varolan birim örgütlülüklerle (LÖB) bugün merkezileşme için yeterli bir altyapı oluşturmuş mudur?
Özellikle 89-90 yıllarından sonra liseli öğrenci gençlik mücadelesinde bir hareketlilik, kıpırdanma yaşanmasıyla beraber, nasıl ki üniversitelerde mücadelenin ihtiyacına orantılı olarak "Öğrenci Dernekleri" akademik-demokratik bir işlev görüyorlardıysa, liselerde de Öğrenci Birlikleri bu ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkıyorlardı. LÖB ilk başlarda çeşitli siyasi düşüncelerden insanı ve sıradan kitleleri bir araya getirirken, kısa sürede küçük burjuva hastalıklar burada da kendini göstermeye başlıyordu ve bazı anlayışlar sudan bahaneler ileri sürerek farklı adlar altında örgütlenmeye gidiyorlardı; DÖB, ALÖB, DLMK vs..
Tabi ki bu tür bölünmeler ve LÖB içindeki kısır tartışmalar, dar grupçuluk, sekter tavırlar vs. hem asıl sorunların üzerinde yoğunlaşılmamasına yol açıyor, hem de LÖB çevresinde yer alan sıradan (yani herhangi bir yapıya bağlı olmayan) insanların buradan uzaklaşmasına yol açıyordu. Bu arada "Kitle Örgütü" kavramını, bazı anlayışların siyasi örgüt kavramıyla eşitlemesi, bazılarının da geri kitlelerin istemlerine göre şekillendirme anlayışları çelişkileri daha da boyutlandırıyordu. Bu yanlış anlayışlar LÖB toplantılarından, eylemliliklere kadar kendini yansıtıyordu. Düşünün ki kimi okullarda LÖB toplantısı oluyor. Ve LÖB içinde direkt yer alan insanların dahi haberi olmuyor. Veya aynı okulda insanların iletişimsizliği veya başka nedenlerden dolayı 2 ayrı LÖB toplantısı oluyor.
Evet LOB'ün durumu bugünde dünden farklı değil. Bugün LÖB çalışması plan okullarda binlerce emekçi çocuğunun olduğu (LÖB çalışması genellikle emekçi aile çocuklarının yoğun olduğu bölgelerde mevcut) bir ortamda LÖB ortalama 15-20 kişiyle toplanıyor. Şimdi diyeceksiniz ki mücadele küçükten büyüğe adım adım büyür. Evet bu genel bir doğrudur, izlenen yol doğruysa nicelik ilk başta o kadar önemli görülmeyebilir. Nicelik bir birikim sağlayabilmek içinde, nitelikli örgütlülüklere ihtiyaç vardır. Ama gelinen aşamada 1 yıl veya 2 yıl önceki tablo çok fazla değişmeden hala aynen sürüyorsa, aynı kısır tartışmalar, aynı sorunlar hala aşılamamış devam ediyorsa o zaman burada gidişat hiçte iyiye gitmiyor demektir.
Yukarıda sıraladıklarımızı, ne karamsar bir tablo çizmek için, ne de lise mücadelesinde bugüne kadar istenen düzeyde olmasa da yaratılan belli değerleri göz ardı etmek için ortaya koyduk. Ama belirli adımlar atarken içinde bulunduğumuz koşullan çok iyi tahlil edip, olumluluklarımızı-olumsuzluklarımızı hiçbir kaygı gütmeden serbestçe ortaya koyabilmeliyiz ki, üzerinde yükseldiğimiz zeminin sağlam olup olmadığını anlayabildim. Bizler olayları değerlendirirken anlık ihtiyaçlarımıza ve beklentilerimize göre değil tüm bileşenlerin objektif bir tahlilini yapmalı bu hedeflere uygun, uzun vadeli planlar yapmalı ve buna göre hareket etmeliyiz. Bunun aksi, olaylar karşısında küçük burjuva heyecanıyla, gururuyla hareket eden düşüncenin, para için bütünü feda etme anlayışına denk düşer.
Biz, kendimizi bugün lise mücadelesinin içinde bulunduğumuz durumdan soyutlayıp, her şeyi tozpembe görüp "haydi merkezileşmeye gidip olumlu bir adım dana atalım", dersek buna, "kendi hayal aleminde yüzmekten" başka bir şey denmez.
Kurultay bültenlerinde merkezileşmenin LÖB üzerinden sağlanacağı söyleniyordu. Peki, kurultay kararı alınmadan önce, kurultay önerisi LÖB olan okullarda ne derece sağlıklı tartışıldı? Bu kurultay kararını bu örgütlülüklerde faaliyet yürüten insanlar mı aldı, yoksa onların adına birileri önce karar aldı, sonra sanki kurultay kararıymış gibi, insanlara dayatıldı mı? Bununda ötesinde kimi okullarda LÖB toplantısı dahi olmadan, 15-20 kişiden oluşan LÖB adına 2-3 kişi karar alıyor; "X okulu ÖB kurultay dedi", gibi traji-komik olaylar yaşanıyor. Kurultay fikrinin ortaya atılmasıyla onun ön hazırlıklarının yapılması (okullarda, birimlerde tartışılması, karar alınması, bunun kitlelere ulaştırılması vs.) ile kurultayın yapıldığı tarihe kadar geçen zamanı göz önünde tutarsak dahi bu sorulara cevap vermek için yeterli bir fikre sahip olabiliriz.
“Kaldı ki kurultay öncesi gündem maddeleri belirlenir insanlar bunun üzerine tartışır, kesin kararı kurultay verir. Önceki aşamalarda kesin şu olacak veya bu olacak şeklinde bir saptama yapılamaz. Ancak belirli bir hedef belirlenir. Yoksa kurultay, alt toplantılarda alınan kararların onaylanması değildir. Ama kurultay çağrısını yapan arkadaşlar "merkezi bir örgüt" kararını kurultay çağrısıyla beraber almışlardı. (Bkz. Demokratik Lise Bülteni) Gerisi sadece parmak formalitelerine kalıyordu.
Yukarıdaki paragrafta getirdiğimiz eleştirilerle kurultaya yada merkezileşmeye olumlu yaklaşmamamız dolayı değil, "Kurultaya tarihi bir misyon biçen" (Bkz. Özgür Gençlik sayı:3) arkadaşların ne kadar işin ciddiyetinde olduklarını göstermek istedik. Kurultayda beklenildiği gibi merkezileşme kararı onaylandı. Ve yeni adıyla DLB (Demokratik Lise Birliği) ortaya çıksa da (birleştirme, toparlama vs.) gelinen aşamada geçmişte LÖB içinde yaşanan bölünmelerin (her ne kadar kendileri de geçmişte yaşananları eleştirseler de) aynısının objektif olarak yaşanmasına yol açmışlardır. Buda, günübirlik düşünen, kendini azıcık güçlü gören, küçük burjuva düşünce yapısının bir sonucudur.
GELİNEN SÜREÇTE NE YAPILMALI?
Liseli Öğrenci Gençlik bugün gelinen süreçte dağınıklığı gidermek, durağanlığı aşmak için öncelikle varolan birim örgütlülüklerini (LÖB) sağlıklı, işlerliği olan yapılar haline getirilmesini, diğer olmayan yerlerde de bunun altyapı çalışmalarının yapılması gerekmektedir Kitlelerle bütünleşme sağlayabilmek için, onları eylemliliklere, çalışmalara katmak, bunun içinde gündemi iyi yakalıyıp ona uygun eylemlilik tarzları geliştirmek zorundayız. Bunun için ilkeli, sabırlı ve disiplinli bir çalışma şarttır. Tek tek liselerde LÖB'ler arasında koordineyi sağlamak ve ortak eylemlilikler, kampanyalar örgütleyebilmek için, her okuldan seçilecek LÖB temsilcilerinden oluşacak bölgesel platformlar veya koordinasyon komiteleri oluşturulmalıdır. Bu platformların görevi kendi başına bağımsız kararlar almak olmamalıdır. Tek tek LOB'ün bilgi akışını sağlamak ve alınan kararları platformda birleştirme!! merkezi bir karar olarak sunulmalıdır LÖB ile platform arasında sağlıklı bir işleyiş, düzenli bir denetimin olabilmesi için alınan kararların yazılı olarak sunulması (mesela düzenli çıkarılacak bültenlerle) en doğru olanıdır. Oluşturulacak bu bölgesel platformlar arasında bir iletişim sağlanmalı, platformlar içinden seçilecek temsilciler her platformun aldığı kararları öbür platforma iletmelidir. Üst boyuttaki merkezi eylemliliklerde bu şekilde örgütlenmelidir.
Merkezi bir örgütlülük, bu çalışmalar sonucu aşağıdan yukarıya doğru yükselecek, kitlesel, sağlam birim örgütlülükleri haline gelecek ve hedeflenene ulaşmak daha kaçınılmaz olacaktır. Yukarıdan aşağıya oluşturulacak merkezi yapılanmalar sadece kağıt üstünde kalırlar ve süreç içerisinde eriyip kaybolurlar.
Yazımıza Mark’sın şu sözüyle son verelim; "ileriye doğru atılacak her adım, her gerçek ilerleme, bir düzine programdan daha önemlidir".
Yaşasın Liseli Öğrenci Birlikleri!
PARTİZAN GENÇLİK SAYI-02
|