|
Sınıflı toplumlarda, egemen olan sınıfın, içinde sanatında bulunduğu tüm üst yapı kurumlarına da egemen olduğu Marksist-Leninist-Maoist bir yasadır. Üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmesinin önüne engel olarak çıktığında toplum bir devrime gebedir. Tarih sahnesine bu devrimi gerçekleştirmek için çıkan sınıflar, varolan alt yapının belirlediği üst yapı kurumlarını da devirerek kendi üstyapısını kurar. Bu süreç alt-üst oluşun, devrimin kendisi dır.
Her devrimin kendine ait ideologları, siyasetçileri ve sanatçıları vardır. Evrensel olarak ön plana çıkanlar, yerel boyutta yaşanan alt-üst oluşların dünya tarihine kazandırdığı değerlerdir. Her devrim istisnasız kendi ürünlerini vermiştir. Bir sınıf tarihin ilerleyen tekerleğinde devrimci misyonunu yitirirse, insanlığa verdiği ilerici katkı İlan da olamaz. Tam tersine insanın insan olarak yarattığı iyi olan, güzel olan ne varsa onu da yozlaştırmaya çalışır.
Burjuva devrimler çağında, burjuvazinin feodalizme karşı verdiği siyasal-ideolojik ekonomik mücadele, kültür-sanat alanında da çok önemli kişilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bethowen, Goethe, Balzac vb. burjuva devrimleri şırasında kültür-sanat cephe-sinden burjuvazinin verdiği sınıf savaşına önemli katkıları olmuş sanatçılardır. O dönemde şu veya bu oranda politik misyonları da vardı. Proletaryanın Marks ve Engels 'le beraber bilimsel-sosyalizmle tanışması, hem sınıf ^mücadelesini hem de kültür- sanat alanında önemli eserler vermesini sağlamıştır. Ekim devriminde somutlaşan Sovyet halklarının yarattığı birçok sanatçı da örnek verilebilir; Gorki, Mayakovski, Şolohov vb.
Ülkemiz somutunda devrimci kültür-sanat alanında belli ]bir kısırlıklar olduğu görülmektedir. Bunun nedenleri doğru olarak belirlendiğinde bu alanda ürün veren devrimcilerin çalışmaları doğru bir hatta girecek ve olumlu ürünler alınacaktır. Nedenlerin ön planda olanlarını koyalım. Ülkemizde yarı-feodal, üretim tarzı egemen olduğundan köklü bir burjuva kültürü yoktur. Varolan burjuva kültürü de emperyalizmle olan yarı-sömürge ilişkilerden dolayı gerici, yoz emperyalist kültürdür. Bir yandan feodal düşünce tarzı, diğer yandan emperyalist yozluk, geniş bir küçük burjuva katmanını da bu tabloya ekleyince ortaya çıkan "arabesk" anlayıştır. Bugün ülkemizde egemen olan da bu anlayıştır. 68 'in devrimci atılımı, bu çapraşık anlayışa cılızda olsa karşı koymuştu.
Ancak 12 Mart darbesi nin ve ardından öncünün ve diğer devrimci örgütlerin aldığı yenilgiler mücadeleyi sekteye uğrattığından çıkışın etkileri bu alanı fazla sarsamadı. Mücadelenin 80'e doğru yeniden ivmelenmesi, (ancak siyasal perspektiften yoksunluğu anti-faşist, anti-emperyalist çerçeveyle sınırlanması, bu kabuğu aşmaması gibi olumsuzluklarda göz ardı edilmeden) yine bu alanda proleter nitelikli, kalıcı ürünlerin, değerlerin ön plana çıkmasına neden olmuştur. Küçük burjuva devrimciliğinin tutarsız coşkusu, birçok sanat adamını etkilemiş,onların kendilerine devrimci misyonunu vermesini sağlamış ama 12 Eylül Askeri Faşist Cuntasıyla yine bu kesim çok kolay bir şekilde sindirilmiştir. Bunda en büyük etkende 12 Eylül'de Öncünün ve diğer devrimci örgütlerin yenilgisidir.
80 Sonrasında bu yenilgi küçük burjuva sanatçılarda kendini sorgulama, yapılanlarıın, edilenin, kısacası mücadelenin hesabını çıkarma adına mücadele karalanmıştır. Toplumsal sorgulama yerine bireyin sorgulanması geçmiş, küçük burjuva karamsarlığı yayılmaya çalışılmıştır. Cinsellik, ufak çıkar ilişkileri, alkol vb. toplumsal ilişkilere indirgenerek yenilginin faturası devrime çıkarılmıştır. Onlara göre devrim boş bir hayaldir. Ülkemizin sosyo-ekonomik karakteri (yarı-feodal, yarı-sömürge) sürekli bir krizin olmasını ve devrimci durumun sürekliliğini beraberinde getirdiğinden devrimci hareketlilik yeniden yükselmiş, mücadele bayrakları ve sloganları kendini kısa sürede göstermiştir (Fabrikalarda grevler, okullarda gösteriler, cezaevlerinde direnişler, kırlarda ve şehirlerde patlatılan silahlar.) Bunun etkisi kendini sanat kültür alanında da göstermiş, alternatif devrimci -sanat kültür önce yukarıda anlatılan yılgınlığı eleştirerek kendisini geliştirmeye başlamıştır. Yazılan-çizilen-söyle-nen eserlerde, bu konuda bir çok eleştiri yapılmıştır. Örgütsüz, apolitik (aslında burjuva anlamda politik) sanat anlayışına karşın teorik savaşımda verilmiş, halende verilmektedir.
Yukarıda esas olarak anlatmak istediğimiz şey şudur; Tarihi ilerleten sınıf savaşımı, insanın maddi yaşamını değiştirdiği gibi,düşünsel yapışını da değiştirir. Tarihin çizdiği zig-zaglar, geçici yenilgiler-duraklamalar- ilerlemelerin insanın düşünsel yapısında yarattığı etkilerdir, ülkemiz özgülünde verdiğimiz örneklerden de anlayacağımız gibi insanı üretken kılan mücadeledir. Doğru hatta ilerleyen siyasal savaşım kültür-sanat anlayışını, ürünlerini ve bu alanda çalışan devrimci sanatçıları da doğru hatta sokacaktır. Sanat; ne sanat içindir, ne de toplum içindir. Sanat, devrim içindir. Toplum için sanat, ancak toplumda sınıfların olmadığı tarih kesitlerinde doğrudur. Yani ortakçı-komünal sistemlerde (ilkel-komünal ve komünist toplum) geçerlidir. Sınıflı toplumlarda sanat toplum içindir anlayışı, sınıfları reddettiğinden doğru bir perspektif değildir.
Sanatçının, yukarıdaki ortaya konan görüşe göre örgütlü olması gereklidir. Ancak örgütlü bir sanatçı devrimin gerekleri için kendini üretecektir. Eğer proletarya insanın emeği üzerindeki tüm baskıları, engelleri ortadan kaldırmak için yola çıkıyorsa, proletaryanın verdiği mücadele, sanatçıyı da özgürleştirecektir.
Ülkemizde devrimin yolu HALK SAVAŞl' dır. Sanatçılarımız, kendilerini bu güncel (taktik) ve stratejik hedeflere göre eğitmeliler ve bu yönde mücadelenin sıcağında yer al-malıdırlar. Öncünün plan ve hedefleri doğrultusunda, nasıl sıradan bir parti üyesi çalıştığı alanda kendi katkılarını sunarken (kendi özgüllüğünde, savaşın, illegalitenin, program ve planlar etrafında) sınırlamıyorsa, sanatçı da sınırlanmamalıdır. Sınıfsal içerikle ürünlerini donattığında bu onu bilakis zenginleştirecek, bugünden yarınlara miras bırakacaktır. Ürünleri, değerleri halkın ürünleri ve değerleri olacak, halkın o muazzam belleğine kazına çak ve unutulmaz olacaktır.Bu söylediklerimiz meşhur olma değildir, sınıf savaşında en ufak taşları atanların bile insanlık deryasında yer aldıklarının ifadesidir.
Savaşımız HALK SAVAŞI’dır. devrimimiz DEMOKRATİK HALK DEVRİMİ' dır. Sanatçılarımızken dilerini bu perspektifle donatmak ve proletarya etrafında kenetlenen diğer katmanları, halk cephesinde, devrim cephesinde yer alan tüm kesimlerin değerlerini sanatında işleyebilmelidir. İçerisinde sosyalist kültür-sanat anlayışını da barındırmakla beraber HALK SAVAŞI gerçekliğinden yola çıkarak ürünlerinde geniş kesimleri unutmamalıdır. Yaptığı müziğin, romanın, resmin, vs. halkın kendi gerçekliğini, kavramasına ve kavratılmasına yönelik, halk sanatı olmalıdır.
Sonuç olarak; devrim yapmak bir sanattır, proletaryanın öncü kurmayı da bu yapıtın ilmik ilmik işleyicisidir. Kitleler ise bu eserin sahibidir. Bizlerde bu eserin bir parçasıyız. Devrim için yola çıkan herkes, bireysel çalışmasını bu toplumsal davaya adamalıdır. Kurtuluş, bizlerin her alanda örgütlü, planlı çalışmamızla gerçekleşecektir. Kültür-sanat cephesinde de atılacak kurşunlar önceden hedeflenmiş, gezi-gözü önceden planlanmış olmalıdır.
PARTİZAN GENÇLİK SAYI-01
|