|
"Propaganda yapmayı gerçekten isteyen komünistler, okurlarını dikkate almalı, makalelerini ya da sloganlarını kimlerin okuyacağını, konuşmalarını ve söylevlerini kimlerin dinleyeceğini asla akıllarından çıkarmamalıdırlar. Birçokları yazdıkları ya da söyledikleri her şeyin herkes tarafından anlaşılabileceğini sanıyorlar, oysa durum hiçte sandıkları gibi değildir." (MAO)
Kitlelere yönelik propaganda, hangi araç(lar) kullanılırsa kullanılsın, bir eylemliliği ifade eder. Öyle ise yazılı propagandanın kendisi de bir eylemdir. Dolayısıyla bizler, yazılarımızın en geniş kesimler tarafından kavranılacak bir etkinlikte olmasını hedefleme!!, buna uygun davranmalıyız. Eğer böyle yapmazsak kitlelerin anlayacağı dille konuşmasını öğrenmezsek, kitleler aldığımız kararları kavrayamaz" (DİMİTROV’ TAN Aktaran MAO)
Bazı yazılar var ki, gerçekten üzerinde durulmaya değer. Bunlar; insana, esas alınan konu hakkında sağlıklı bilgi verir, araştırmaya sevk eder, sorunun ne olduğunu, hangi yolla çözüme ulaşılacağını sağlam bir şekilde kavratmaya hizmet ederler. Bir örnek verecek olursak, Öncü Partizan Dergisinin birinci sayısındaki "Maskeler Düştü, Maskeli Balo Sona Erdi" başlıklı yazı böyledir. Başlıktan da anlaşılacağı gibi yazar, bir şeyin maskesini düşürmeyi hedeflemiştir. Bunu, kavramlar üzerinde durarak, cümlelere yüklenen anlamları geniş ve sağlam bir yoruma tabi tutarak, meselenin öncesini ve sonrasını elekten geçirerek yapmış ve gerçekten de başta koyduğu iddiayı yazı boyunca ispatlamıştır. Yazıda sözcük karışımı, başta koyduğu hedefi gözden kaçırma, bir sonuca bağlamama ve sorunun kendisiyle birlikte çözüm yolunu net olarak koymama gibi olumsuzluklar yoktur. Belki denilebilir ki tek eksiklik, yapılmış bir-iki tekrardan ibarettir. Böylesi yazılar, hitap ettiği kesim tarafından bıkılmadan, hatta tekrar tekrar okunabilecek güçlü yazılardır.
Buna karşılık birde öyle yazılar vardır ki, sanki okunmaması ve anlaşılmaması için yazılmışlardır. Bu tür yazılarda şu olumsuzluklar görülür:
1) İçerik olarak;
-Konuya hâkim olmamak, -Konulara üstün körü değinmek. Böylece ne sorunun esas kaynağı ne de çözüm yolu hakkında sağlam bilgi vermek, -Kimlere hitap ettiğini karıştırmak, -Konunun esas temasını belirtmemek ya da belirtmesine rağmen meseleye hâkim olmadığından esastan sapıp tali meseleler içinde boğulup kalmak.
2) Biçim olarak;
-Gereksiz tekrarlar yapmak, Sözcük karışımı yapmak, -Sürekli hazır kalıp formüllere başvurmak, -Gereksiz olarak uzun cümle ve paragraflar kurarak konunun akıcılığını boğuntuya getirip okuyucuyu sıkmak vs. Sıraladıklarımızı özetlersek; içerikle ilgili olumsuzluğun esasını yüzeysel bilgi oluşturmaktadır. Doğal olarak içerikteki olumsuzluk, biçime de yansır ve ortaya sürükleyici olmayan, devrimci özden, coşkudan uzak, okuyucuyu sıkan, "aman" dedirten bir tarz çıkar. Oysa Maoist yazım tarzı bunun tam tersidir.
Herhangi bir makale, bildiri, öykü vb. olsun, eğer devrimci ruhu dile getirmiyorsa, buna karşı binlerce kelimeye rağmen, meseleye hala bir çözüm yolu göstermiyor, bunu kavratmanın bir basamağı olmuyorsa ne kadar "güzel" sözcük kullanırsa kullansın hiç bir şey söylememiş demektir. Böyle bir yazı, içi kof bir çama benzetilebilir. Kitlelere hitap etme yerine sürekli kendi dar çevresine hitap eden, bu çemberi paramparça edip daha geniş bir topluluğa ulaşmayı pratik amaç edinmeyen bir yazım tarzı, güçsüz ve ölü bir tarzdır. Maoist yazım tarzı bu değildir. Bize, hitap ettiği okuyucu kitlesini iyi bilen ve buna uygun davranan, kendi dar çevresini parçalayıp daha geniş kesimlere ulaşmayı amaç edinen; güçlü, capcanlı, devrimci ruhla dolu ve sürekli gelişen Maoist yazım tarzı gereklidir. Yazıda devrimci ruhun olması, cümlelerle mekanik bir ilişki değil de gündelik dilin arındırılmış devrimci özü kullanılarak, kendine özgü cümleler kurmayı gerektirir. Okuyucuyu cümlelerle mekanik bir ilişkiye düşürmeden, onları düşündürecek, araştırmaya, yorum yapmaya sevk edecek şekilde yazı yazılmalıdır. Tabi ki kendine özgü cümleler kullanmak, konu hakkında derin bir bilgi ve konuya hâkimiyet gerektirir. Bu, yazıya doğallık, canlılık verir. Çünkü komünist düşünce ve duygular hazır-kalıp formüllerle sınırlandırılarak dile getirilemez. Böyle davranıldığında hem alınan karar ve perspektiflerin kitlelere kavratılması güçleşir hem de kendine ait bir özgünlük, doğallık, canlılık olmadığından okuyucu tarafından sıkıcı bulunup, çoğunlukla okunmaz.
Burada, mesele, yalnızca birçok şeyi bilmek değildir. Kısaca mesele, karşıdakiyle iyi bir diyalog kurmak, okuyucu tarafından anlaşılabilmektir aynı zamanda. Anlaşılır olabilmenin daha etkili yolu, anlatım ve yazılarda kendine ait sözlerin kullanılmasıdır. İnsanları hazır sözlere alıştırmak, meselenin özünden uzak durmalarına ve araştırıcı olmamalarına neden olur.
Hazır formüller ve akademik cümleler ile süslenildiği sanılan ifade tarzı, aslında insanların en çok sıkıldığı, duymak istemediği bir tarzdır. Çünkü bu tarzda özgünlük, doğallık, devrimci ruh yoktur. Ama eğer üslupta doğallık ve heyecan varsa insanların daha da dikkatli dinledikleri, okudukları bir gerçektir. Halkın sorunlarını anlatırken, çözüm yolunu gösterirken çözümleyici ve kavratıcı yetkinliği yakalamak, konuya hâkim olmayı sağlar. Buna uygun olarak biçim de önemsendiğinde yazıda sürükleyicilik olur ve meseleyi dikkatlerin nişangâhına oturtmak başarılır. Diğer tür ise, yani hazır formüllerle yazıyı sınırlamak, insanların belleğinde kalıcı bir etki bırakmayarak saman alevi gibi yanıp söner.
Günlük konuşma dilinin arındırılarak kullanılmasının önemli bir kazanımı vardır; dilin zenginleşmesine hizmet eder. Aksi takdirde dilin yozlaşması kaçınılmaz olur. Günlük dilin olduğu gibi kullanılması onun eriyip gitmesine neden olduğu ortadadır. Faşist-feodal sistem, bunu özellikle yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Eğitim kurumlarından tutalım da egemen basın-yayın organlarında sürekli yabancı sözcükler ya da adı konulan nesneyi-olayları tam olarak ifade edişten uzak, çoğu "ucubeler kullanıldığı rahatlıkla görülebilir. Bunlar süreçte dilin özünü boşaltarak, dili yozlaşmaya götürür. Bundandır ki tekrarlamak durumundayız; günlük dili olduğu gibi kabul ederek değil, yoz ve çürümeye yüz tutan yönlerinden arındırıp, gelişmesi önündeki engelleri en azından bu süreçte kendimiz kullandığımız da parça parça yok ederek onun zenginleşmesine hizmet edecek devrimci özü kullanmaya itina göstermeliyiz.
Bir dönem ÇKP’ de yaygın hale gelen "basmakalıp parti yazılarına" karşı mücadele de Başkan Mao, birçok neden sayarken dil konusuna da önemle işaret ederek, komünist edebiyatçı Lu-Sun'dan şöyle bir aktarma yapar: "Kendinden başka kimsenin anlamayacağı sıfatlar ya da terimler uydurmayın" ve devamla Başkan Mao "halkın söz dağarcığı zengin, güçlü ve canlıdır, gerçek hayatı yansıtır" der. İşte bu devrimci öz incelenmeli ve kullanılmalıdır.
Okuyucuyla aramızdaki sağlam ilişkiyi ancak böyle kurabiliriz. Gerekmedikçe yabancı deyimler kullanılmamalıdır. Hatta mümkünse oldukça alışagelmiş olarak başvurulan yabancı sözcüklerin Türkçe karşılığı bulunmaya çalışılmalı ve böyle kullanılmalıdır. Bu bir yana bazı yazılar var ki nerdeyse bir kaç sözlük olmadan okunamazlar. Bazen sözcüklerle bile işin içinden çıkılamıyor! Böyle yazılar karşısındaki okuyucunun halini varın siz düşünün....
Yazı yazmayı ciddiye almak gerekiyor. Çünkü o bir eylemdir. Hitap ettiğimiz kesim tarafından düşüncelerimizin ve amacımızın anlaşılıp kavranması için kullandığımız araçlardan biridir.
Güçlü bir yazı, ancak ciddiye alınarak, üzerinde tekrar tekrar kafa yormakla, araştırıp incelemekle yazılabilir. Yoksa bir kamyonu dolduracak "güzel" sözcükleri mekanik, bir şekilde yan yana dizerek değil.
Özetlersek; güçlü bir yazı için neler yapmak gerekir? Bu konuda birden fazla yönteme başvurulacağı ve yeni yöntemler oluşturulacağı gibi esas olarak şunların yapılması bir zorunluluktur:
Birincisi, üstün körü konuya değinmek, yüzeysel bilgilerle yetinmek tutumu bir kenara bırakılmalıdır. Yazının hitap ettiği kesim göz önüne alınarak davranmamalıdır. İkincisi, olanaklar ölçüsünde konuya ilişkin ön araştırma yapılarak konuya hâkim hale gel inmelidir. Üçüncüsü, yazı yazarken bir plan yapılarak kapsam netleştirilmelidir. Yazının amacı belirtilmeli ve bu yazının tümüne damgasını vurmalıdır. Ana tema yan bilgilerle detaylandırılacağı gibi, yazının amaç ve kapsamına göre uzun ya da kısa tutulabilir. Kitleye yönelik yazılarda uzun makaleler yerine kısa ama güçlü makaleler tercih edilmelidir. Gereksiz tekrar, gereğinden fazla alıntı ve sözcük karışımından uzak durulmalı. Girişte ağ açılıp sona doğru amaca ulaşacak şekilde toplanmalıdır. Seçilen konular üzerine sistematik düşünce edinilmeli ve hazır formüllerden uzak, anlaşılır ama basitleştirilmeden devrimci ruhla dolu, capcanlı bir anlatımı sürekli geliştirme anlayışla hareket edilmelidir.
Böyle bir tarzın içeriği güçlü olur, sorunun esas kaynağına ve çözüme ışık tutar. Biçim olarak ta, içeriği tamamlayan sanatsal bir estetikle okuyucuyu sürükler, bıkıp usanmadan okumayı sağlar. PARTİZAN GENÇLİK SAYI-03
|