|
1.Türk siyasal sisteminde resmi ideoloji çok önemli bir kurumdur. Siyasal sistemi belirleyen, yönlendiren temel kurum resmi ideolojidir. Resmi ideoloji, sadece siyasal sistemi değil, düşün hayatını, bilim hayatını, sanatı ve edebiyatı da belirlemekte ve yönlendirmektedir. Resmi ideoloji herhangi bir ideoloji değildir; devletin idari cezai yaptırımlarıyla korunan ve kollanan bir ideolojidir. Resmi ideoloji kavramıyla bilim kavramı arasında uzlaşmaz bir çelişki vardır. Resmi ideoloji, değişmez, katı görüşler içerir. Bu düşünceler, görüşler, eleştirilemez, dokunulamaz, doğruluğundan kuşku duyulamaz düşüncelerdir. Bilimin önermeleri ise her zaman, eleştiriye açık önermelerdir. Bilim anlayışında mutlak doğrular yoktur, dinamik, sürekli bir tartışma ortamı vardır. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Alevilik sorunu, azınlıklar sorunu gibi sorunlarda resmi ideolojinin belirlemeleri egemendir. Resmi ideolojinin kabullerini, ileri sürdüğü düşünceleri, görüşleri eleştirirseniz, bunları benimsemezseniz, bazı idari ve cezai yaptırımlarla karşılaşmanız muhtemeldir. Halbuki resmi ideoloji bilimin kavramlarıyla eleştirilebilmelidir. Yukarıda sayılmaya çalışılan konulardaki somut gerçeklikler dile getirilebilmelidir. işte ‘aydın’ bu noktada öne çıkan önemli bir kategoridir. Resmi ideolojiye sahip toplumlarda, ‘aydın’, resmi ideolojiyi eleştirebilen, resmi ideolojinin eleştirilmesinin gerektiği bilincinde olan bir toplumsal kategoridir. Hızla değişen, toplumsal değişmeler yaşayan bir toplumun hiç değişmeyen bir resmi ideoloji tarafından yönetilmesi, elbette çok önemli toplumsal ve siyasal sorunların yaşanmasına neden olur. Her devletin resmi ideolojisi yoktur. Resmi ideoloji anti-demokratik devletlerin yarattığı ve yaşattığı bir kurumdur. Demokratik devletlerde de ideoloji vardır fakat bunlar resmi ideoloji kategorisi içinde değerlendirilemez. Örneğin, demokratik devletlerde burjuvazinin ideolojisi egemen ideoloji olabilir. Fakat bu ideolojinin eleştirilmesi devlet tarafından suç olarak değerlendirilmez. Demokratik devletlerde, burjuvazinin ideolojisi karşısında, işçi sınıfının da ideolojisi vardır. Türkiye’deyse egemen ideoloji resmi ideolojidir. Resmi ideoloji kurumu burjuvazinin ideolojisini de belirler ve yönlendirir. 2. Resmi ideolojinin, siyasal sistemi, düşün hayatını, bilim hayatını belirlediği ve yönlendirdiği bir toplumda, resmi ideolojiye bağlı kalınarak ‘aydın’ olunmaz. Böyle bir toplumda aydın, resmi ideolojiyi eleştirebilen, bunu sürekli yapan, kendi doğrularını ortaya koymaya çalışan bir kategoridir. Türkiye’de ‘aydın’ denilen bazı kişilerin resmi ideolojiye yoğun bir şekilde bağlı kişiler oldukları görülmektedir. Bu elbette bir sorundur. 3. Bazı ilerici ve devrimci dinamiklerin, Kürt sorunu, Ermeni soykırımı, Alevilik sorunu, azınlıklar sorunu gibi sorunlarda, resmi görüşün düşüncelerini savundukları görülmektedir. Solcu bir tutum, devrimci bir tutum elbette, resmi ideolojiyi eleştiren bir tutum olmalıdır. Resmi ideolojinin savunduğu görüşlere Kemalizm de denebilir. 4. insanlık mücadelesinde ‘aydın’ mücadelesinin çok önemli olduğu söylenebilir ama bu mücadeleyi ‘ordu’ kavramıyla anlatmak doğru değildir. ‘Aydın’ nicelikle ilgili bir kategori değildir. Herhangi bir görüşün çok kişi tarafından ileri sürülmesi, savunulması, hatta büyük kitleler tarafından ileri sürülmesi o görüşün doğru bir görüş olduğu anlamına gelmez. ‘Aydın’ nitelikle ilgili bir kavramdır. Bir toplumda, bir düşünce birkaç kişi tarafından, hatta bir kişi tarafından bile savunulsa, o görüş doğru bir görüş olabilir. “Aydın ordusu” kavramı da yerinde bir kavram değildir. ‘Aydın’ı tekil olarak ele almak gerekir. Aydınların örneğin bir siyasal partide örgütlenmeleri, bir siyasal partide yer almaları yanlıştır. Aydınların bir dernek etrafında birleşmeleri de doğru değildir. Bunlar aydının özgür düşünceler üretmesine engel olabilir. Aydın kendi kararını kendi verir, çevresinden özerktir. Aydın genel olarak, kendisiyle hiç ilgisi olmayan bir olguyu kendisine dert edinir. Günlük yaşamda bilincine çarpan bu konuda konuşur, yazar; tavır ve davranış sergiler. Aydın bir kurumun veya bir kişinin istemi üzerine rapor yazmaz, ama o konuya ilişkin eleştirel düşüncelerini açıklayabilir. Aydın toplumsal gerçeklikle ilgilidir Gerçekliğin ne olduğunu anlamak için yöntemli bir düşünsel çaba içindedir. Gerçekliğin kavranılmasına karşı çıkanlar, gerçekliğin ortaya çıkmasını engellemeye çalışanlar da, ‘bunun faydası nedir?’ diye sorarlar. Halbuki gerçekliğe ulaşmak, onun kullanım değerinden veya mübadele değerinden çok daha önemlidir. Ayrıca, hangi düşüncenin yararlı olduğu, hangisinin zararlı olduğu kişiye göre, sınıfa göre, zamana ve mekana göre değişir. Aydın bu yönüyle toplumun, çağın vicdanıdır. Toplumsal ve siyasal hayatta dile getirilen herhangi bir görüş, somut gerçekliklerle bağdaşmıyorsa, somut gerçeklikle bu düşünce arasında bir çelişki varsa, bu çelişkiyi kavramak, çözümlemek gerekir. Bunu bir kişi de yapabilir, birden fazla kişi de yapabilir. ‘Aydın’ böyle bir süreçte ortaya çıkıyor. Ordu gibi kalabalık bir grup bir görüşü dile getiriyorsa, orada, ‘aydın’a zaten gerek yoktur; ama bugün Türkiye’de resmi ideoloji ordu gibi kalabalık gruplar tarafından dile getiriliyor. ‘Aydın’ ordu gibi kalabalıklara karşı olma, onları eleştirme sürecinde ortaya çıkıyor. 5. ‘Aydınlar ordusu’ anlayışı yanlıştır. ‘Aydın’ sorunu açısından, böyle bir ‘ordu’nun, böyle bir kalabalığın oluşması da anlamlı değildir. Sorularınızdan, ‘aydın’ kavramı konusunda, aramızda çok önemli farkların, çelişkilerin olduğunu farkettim. Bu farkların dile getirilmesi, bu çelişkilerin çözümlenmesi de, ‘aydın’ kavramı etrafındaki bilgilerimizi arttırıcı, çoğaltıcı bir rol oynayacaktır.
|