Profesyonel Çalışma Tarzı Nedir? Nasıl Ele Alınmalıdır?

Devrimci mücadelede, kitleleri seferber etmekte en önemli konulardan biriside örgütlenmek ve buna bağlı olarak örgütlerin kendisidir; nitelikleri, yapısı, işleyişi vs. Doğru zamanda, doğru mekanda olmak, kitlelerin gerisinde değilde önünde ve içinde olmak, savaşarak savaştırmak örgütlenme sorunlarımızın başında gelir. Elbette doğru örgütlenmenin ilk koşulu doğru siyasettir, ideolojinin sınıfın bilimine uygun olması yani Marksizm-Leninizm-Maoizm rehberliğinde olmasıdır. Bu gözden kaçırıldım toplumda varolan tüm örgütlenmelerin analizi, değerlendirilmesi belli yanlışlıklar içerecektir. Maoistler, başta kendi örgütleri olan, işçi sınıfının partisi komünist partisinde bilimin yasalarını uygulamak zorundadır.

Peki, bu yasalar nereden gelir? Bunun iki yanı vardır. Birincisi komünist partisinin evrensel tanımından, ikincisi de üzerinde ve içinde bulunduğu toplumun özelliklerinden oluşur.

Toplumun özelliklerinden kastımız sosyo-ekonomik yapıdır. Bu yazıdaki amacımız partinin tanımım yapmak veya sosyo-ekonomik yapıyı incelemek değil. Amacımız, örgütlenme sorununu kadro siyasetiyle ilişkisi içinde üniversite gençliği özgülünde incelemek. Sıkça gördüğümüz bir yanlışın eleştirisini yapmak.

Parti, gençlik içerisinde komsomol aracılığıyla örgütlenmektedir. Öncü partinin anlayışı, ilkeleri kendi özgülünde gençlik şartlarına uyarlanarak komsomol da hayat bulur. Komsomol bu yanıyla "her komünist örgütün sahip olması gereken niteliklere de sahip olmak durumundadır." Yani kadro siyasetinde ve örgütsel ilkelerinde öncü partinin anlayışını taşır. Parti programı olarak benimsediğimiz 11 ilke ve beş temel belgede ibrahim yoldaş Lenin'den şunları aktarmaktadır.

"Lenin yoldaş, "gelişme vadeden bir işçinin, on saat fabrikada çalışmasına müsaade etmemeliyiz, onları aktif siyasi mücadelenin içine çekmeliyiz. Profesyonel devrimci haline getirmeliyiz"

ibrahim yoldaşın aktardığı ve kendisine ışık tutan bu cümlede çok şey var. Bu cümledeki mantığı ilkesel düzeyde tüm alanlara uygulamak, partinin ve dolayısıyla komsomolun zorunluluğudur. Az buçuk siyasi bilinç kazanan ve ülkede ne olup bittiğini anlayan insanlarımız profesyonelleşmek zorundadır. Profesyonel çalışma bir devrimcinin yirmi dört saatini, bir bütün olarak yaşamını devrimci mücadeleye kalmasıdır. Eğer feda ruhuyla halka, sınıfa, partiye ve devrime kendimizi adayamıyorsak ve aynı zamanda bunun bilincinde olarak bunu yapamıyorsak sorunumuz vardır.
Bu noktada yaşanan sorunlar çeşitli olabiliyor. Bu sorunu çoğu zaman kişinin ideolojik tutarsızlığının sonucu olarak görüyoruz. Özellikle demokratik alanda çalışan insanlarımızda bu yoğun olarak görülebiliyor, ibrahim yoldaşın koyduğu bu ilke akıldan kolaylıkla çıkarılabiliyor. Yıllarca aynı alanda, bir sendikada, kitle örgütünde veya mahallede çalışan insanlarımızı görebiliyoruz. Ki, bu insanlarımız devrimin ve partinin propagandasını yaparken, kendi yaşamları buna uygun olarak, düzenden kopmuş bir şekilde olmuyor. Bu çelişkili durumla yapılan propagandanın ne denli etkileyici olduğu ortadadır. Bu apaçık bir tutarsızlıktır. Bir yandan kitlelere düzenden kopmanın propagandasını yapacaksınız hem de profesyonel bir görüntü altında diğer yandan düzenle ilişkilerinizi devrimcileştirmeyecek, koparmayacaksınız. Bu devrimci bir çalışma tarzı değildir. Bugün sendikalarda, geçmişi bu şekilde "devrimci" olan birçok reformist ve hatta sendika ağası, sarı sendikacı var.

Konumuz özgülünde öğrenci gençlikte de bu sakat anlayışın sonuçlarıyla sık sık karşılaşırız. Bir yandan öğrenci kalıp, bir yandan devrimci çalışma yapan devrimci öğrenciler var. Bir işyerindeki çalışma süresinden daha kısa olan öğrenim süresinde yukarıda gösterdiğimiz tutarsızlığın görülmesi çok açık olmayabilir. Ancak şu açıktır ki, büyük iddialarla bu şekilde devrimcilik yapan birçok öğrenci okul bittiğinde ve işe girdiğinde, bir hayat kurduğunda devrimciliği unutmaktadır ve kolaylıkla düzene entegre olarak sıkı bir "demokrat" olabilmektedir, öğrenci gençliğin öncü kadrolarında ve militanlarında bu tip bir çalışma ve örgütlenme anlayışı açıktır ki yine "reformist"tir. Böylesi bir çalışma tarzıyla ne kadar "radikal" propaganda ve eylem yapsanız da bu, kişiyi radikal ve devrimci yapmaz/ yapamayacaktır.

Yukarıdaki anlayış şu şekilde de görülebilir, bir işçi profesyonel olarak çalıştığı ve bu haliyle de patronların hoşuna gitmediği için o fabrikadan bu fabrikaya veya değişik iş kollarına sürüklenir. Yaşamını mesleki bir yönle maddi olarak idame ettirmek isteyen bir devrimci işçi, hiçbir zaman devrimin, halkın, sınıfın ve partinin aktif bir militanı olamaz. Bu anlayışla bir yerde tıkanır ve artık oradan oraya sürüklenmemenin çaresine bakar. Tam da bu noktada tam anlamıyla profesyonel yaşama çekilme teklifiyle kendisine gidildiğinde evde bakacak çoluk, çocuk, eş, anne ve baba yani maddi sorunları gündeme getirir.

Bu statükocu anlayışı üniversite gençliğinde de görebiliriz. Öncü öğrenci derslerine girmez, sınavlarına hazırlanmaz ve okulla ilişkilerini kesmiştir. Bu noktada kaygısı yoktur. Ancak geniş bir ufka sahip olunmadığında ve bu anlayışla okuldaki mücadeleye katıldığında sonuç yine bir tıkanma ve olumsuz olarak mücadeleyi bırakma olacaktır.

Üç dört defa üniversite veya fakülte değiştirilir, aynı anlayışla birçok "radikal" eylem örgütlenir, önderlik edilir ama kişi radikalleşmez, devrimci gelişimi sürekli kalmaz ve tıkanır. Bu tip örnekleri de çokça gördük. Bu arada bazı durumlarda yaşanan aile baskısı, polisin ve sivil faşistlerin saldırıları kişiyi bunaltır ve yıpratır. Bu saldırılar karşısında kendisini ideolojik olarak yenileyemez ve geriler.

Buraya kadar söylediklerimizden akademik-demokratik mücadeleyi reddettiğimiz anlaşılmamalıdır. Aksine, uygun plan, program ve perspektifler ışığında esas mücadele alanları gerilla bölgelerine tabi olarak bu alanlarda faaliyet yürütülmelidir. Ancak bu faaliyet yürütülürken merkezi görev Köylü Gerilla Savaşıyla bağı, örgütsel ve siyasal boyutu doğru ele alınmalıdır. Bir kadro, militan veya bir birim organı faaliyetini akademik-demokratik mücadeleyle sınırlarsa, gelişimini ve devrimcileşmesini salt bu alandaki gelişmelere bağlarsa, bu noktada yukarıda söylediğimiz reformistleşme, sağcılaşma gündeme gelecektir.

Gerek öncü içinde açığa çıkartılan KDH gerek Susurluk kazasıyla alabildiğine ortaya dökülen örgütlenmeler ve ilişkiler egemenlerin sınıf mücadelesini ne kadar ciddiye aldığını göstermektedir. Devrimci hareketin bastırılması, kontrol altına alınması için her türlü olanak kullanılarak, çok değişik türde her ihtiyaca yönelik örgütlenmeyi faşist diktatörlük oluşturmaktadır. Bu organizasyon halka ve halk savaşına karşıdır. Sivil faşistlerin üniversitelerde, liselerde öğrenci gençliğe saldırısında da çeşitli karşı-devrimci kurumların işbirliği ve organizasyonu görülmektedir.
işte tüm bu gerçekler mücadelenin bütünlüklü anlaşılmasını ve ele alınmasını gerektiriyor, zorunlu kılıyor. Faşist diktatörlüğe karşı mücadelede, sınıf ve halk, partisiyle, ordusuyla, cephesiyle ve komsomol gibi daha birçok örgütüyle organize edilmezse zafere ve kurtuluşa giden yolda ciddi eksiklikler yaşanacaktır. Bizim gibi ülkelerde ve genel olarak çağımızda, dünyada tüm kurumlarıyla üç aşağı, beş yukarı militarize olmuş devletlerle, karşı-devrimci güçlerle karşı karşıyayız. Çeşitli farklılıklar taşısa da (stratejik ve taktik düzlemlerde) her ülkede devrim zora dayalı kanlı bir süreç yaşayacaktır ki, Türkiye ve T. Kürdistanı'nda bunu birebir yaşıyoruz.

Bu gerçeklerden yola çıkarak başta koyduğumuz örgüt anlayışı, kadro siyaseti gibi meselelerde savaşçı çizgimizi ve bütünlüklü mücadele anlayışını kadrolarımız, ileri militanlarımız akıllarından bir an olsun çıkarmamalıdır.

Bulunduğumuz alanlarda oluşturduğumuz örgütler, ürettiğimiz politikalar Köylü Gerilla Savaşı'nın geliştirilmesine ve yükseltilmesine dönük olmalıdır. Bir adım ilerisi ve daha zorlu süreçler hesaplanarak bugünkü adımlar atılmalıdır. Bu anlayışla gençlik içerisinde faaliyet yürüten her kadromuz, militanımız, sempatizanımız Köylü Gerilla Savaşı'nın ihtiyaç duyduğu her alanda, her görevde ve örgütlenmede çalışmayı, savaşmayı hedeflemelidir. Bugün gençlik içerisinde çalışıyor dahi olsak kafamız ilerisinde olmalıdır. Yüreğimiz halk savaşçısı, halkın savaşçısı olma istemiyle yanıp tutuşmalıdır.

Gençliğin mücadeleye devrimci katılımı ancak ve ancak doğru bir önderlikle olacaktır. Doğru bir önderlik için doğru ideoloji, doğru siyaset şarttır. Uygun örgütlenmeler ve kararlı bir çalışma tarzı genelde halk gençliğini, özelde üniversite gençliğini halk savaşına bugünkünden daha fazla katacaktır. Bunun için üniversite gençliğinin kafası amfi sıralarından kampus duvarlarının dışına çıkarılmalıdır. Bugün, bunun için her zamankinden daha fazla olanak var. Yeterki biz bu olanakları yeterince değerlendirelim. Savaşmayan savaştırmaz anlayışıyla görevlerimizi ve hedeflerimizi belirleyelim. Bizler savaşa katılma isteğimizi, savaşı yükseltme isteğimizi ne kadar tutarlı bir şekilde gösterirsek ve kurumlarımızla, kurumlarımızın sürekliliğiyle bunu kalıcılaştırırsak gençliği bir o kadar savaşa çekebiliriz. Doğru çalışma tarzı ve örgütlenme siyaseti budur.

PARTiZAN SESi SAYI-55

 
referandum_boykot_banner

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi