|
Sınıf savaşımının bir tarafı olan burjuvazinin, diğer tarafı olan ezilen halk kitlelerine saldırması anlaşılır bir durumdur. Hatta karakteri gereği, alçakça yöntemlere başvurması da onlardan beklenen bir tutumdur. Sınıf düşmanlarımızdan dürüst savaşmalarını beklemek ahmaklıkla eş anlamlıdır. Onlar, karakterleri gereği kalleş ve namerttirler. Halkın kanını emmekten doymayan, gözleri paradan başka hiç bir şeyi görmeyen ve dünyaları karları ile sınırlı, değer yargıları buna göre şekillenmiş olan bu insanlık düşmanı mahluklardan insani değerler taşımalarını beklemek yanılgıdır. Onlar kanla beslenirler ve hiç bir insani değere sahip değillerdir. Bencil çıkarları ve emperyalist efendilerine hizmet etmek için halka karşı yapamayacakları çirkeflik yoktur. Her an zulüm ve zorbalığını yaşayarak tanıdığımız düşmanımız, düşmanı olan biz halk kitleleri ve onun öncülerine karşı, kuşkusuz hoşgörülü olmayacaktır. Efendileri emperyalistler ve kendilerinin rahat yaşamı için bizleri baskı ve sömürü altında tutmaya zorunludurlar. Kendisine karşı yönelen bütün hareketleri tehlikesinin boyutuna göre acımasız şekilde bastırırlar. Böylece, sırtımızdan sürdürdükleri çirkef yaşamlarını devam ettirmek isterler.
Bizlerle onlar arasıdaki bu savaşımda, onlar her sıkıştıklarında acze düşerek daha da saldırganlaşırlar. Gelişen mücadelemizi bastırmak, yok etmek için her yönteme baş vururlar. Başvurdukları bu yöntemlerle kendilerine karşı gelişen hareketleri sindirmeyi hedeflerler. Bunun için kural ve yasalar (kendi koydukları kural ve yasaları da) tanımadan bütün yöntemlere başvururlar.
Uyguladıkları sindirme, yok etme politikaları, gelişen devrimci -komünist hareket karşısında etkisizleştikçe, bu politikaların daha pervasız biçimini uygulayarak, etkisini artırıp başarı sağlamak isterler. Resmi kuruluşlarıyla (kurumlarıyla) gerçekleştirdiği ı'a^iht saldırılar netice vermeyince dana etkili gördükleri MİT, KONTR-GERİLLA ve diğer gizli örgütleriyle devrimci hareketi sindirip, sömürü ve zulüm düzenlerini devam ettirmeye çalışırlar. "Kayıplar", "faili meçhul" cinayetler, toplu katliamlar yaparak ülkenin her yanında terör uygular, böylece geniş halk kitlelerini korku ve paniğe iterek susturmayı amaçlarlar.
Gelişen devrimci harekete karşı, hemen tüm bu yöntemleri uygulayarak gerçek yüzlerini açığa vururlar. Özellikle silahlı mücadelenin gelişimi karşısında korkuya kapılan egemenler, yüzlerini gizleme kaygısı bile taşımadan en ağır zulme başvurarak kudururlar. Siyasi ve ekonomik anlamda derin bunalımlar yaşayan komprador patronlar ve büyük toprak ağaları gerilla mücadelesi cephesinde yaşadıkları bozgunlarla tükenişlerini daha iyi anlamış durumdadırlar. Hele son sınavda, gerilla mücadelesiyle bütünleşen DERSİM halkının direnişi egemenlere okkalı bir ders vermiştir. Sınıflar mücadelesinin doğal seyri gereği, karşıt cepheler birbirini güçlendirerek savaşın boyutunda tırmanış yaratırlar. Parlak bir dönem yaşayan gerilla mücadelesinin gelişmesi sonucunda, doğallıkla karşı devrimin saldırıları da yoğunlaşmıştır. Halk savaşının "korkulu" gelişimi karşısında kompradorların saldırmaması, saldırılarında pervasızlaşmaması düşünülemezdi.
Kısacası, toplumsal muhalefet çığ gibi gelişmekte ve dağları bellemektedir. Dağlardaki umut, genişleyerek yeni bölgeleri içine almış, her gün büyümektedir. MAOlZM, burjuva kaleleri sarsarak şanlı bir yükseliş yaşamaktadır. MAOlZM yükseliyor, devrimci bilinç ve hareket gelişiyor, işte, "kayıplar bunun için...
Ülkemizde faşist Türk devleti tarafından sıkça başvurulan, yukarıda bazılarını sıraladığımız yöntemlerden biri ve belki en etkilisi "kaybetme" yöntemidir. Bu yöntemin "kurbanlarının" sayısı, dana şimdiden yüzlerle ifade edilmektedir. Günümüzde bu rakamlara birçok yeni insan eklenirken, Ayhan UZALA'da eklenmek istenen son "kurbanlardandı." Ancak kursaklarında kaldı... NİÇİN AYHAN?
"Bir devrin adı" diyorlardı ona 1980 karanlığında, TKP(ML) davasından yıllarca yatmıştı. Zulmün kol gezdiği, mertlikle kalleşliğin kucak kucağa yattığı, insanliğın kan kustuğu namı "meşhur" Diyarbakır zindanlarında öncellerini yaşatarak onurun yüz akı olmuş ve mertçe dövüşmüş, zaferle çıkmıştı. Daha sonra '93 yılında yeniden bir TKP(ML) operasyonunda işkencelere alınarak, eşitsiz bir kavganın galip komutanı olarak kavgayı öğretmişti. O, bir kültürün çocuğuydu... Politik perspektifi açıktı. Sömürü, zulüm ve baskının amansız düşmanı, yozluk ve çürümüşlüğün panzehiriydi.
O, onurlu bir insandı. Ve insanlık onuru için yapmayacağı hiçbir şey yoktu. Ezilenlerin acısını içinde hissederek onların yanındaydı.
Evet, O, bilerek seçildi. Çünkü diz çökenlerin artık tahammülü kalmamıştı. Çünkü, ezilen halk kitlelerine tehdit savurmadan öte, bir yerlere bir şeylerin mesajını veriyorlardı, O'nunla. Ve acz içindeydiler, onlar korku içindeydiler... O, bir insandı, onlar insanlık düşmanıydı, işte sadece bunun için AYHAN... AYHAN'ın "kaybının" önlenmesi ülkemiz "kayıplar" tarihinde, yeni bir sayfa, yeni bir çığır ve yeni bir mevzi kazanımı olarak devrimci hareketin nanesine yazıldı. Bu kazanım, "kayıp"lar mücadelesinde güçlü bir umut ve ışık oldu.
Dahası, devletin resmi yetkililerin "gözaltında yok", "elimizde değil" vb. sıfatsızlık ve ikiyüzlülükleri, katliamcı yüzleri ve "kayıp"cı gerçeklikleri net olarak açığa çıktı. Devlet rezil-rüsva olarak gerçek yüzünü utangaçça itiraf etmek zorunda kaldı.
Bir kez daha kazanan devrim, kaybeden karşı-devrim oldu.
AYHAN UZALA NİÇİN KAYBEDİLEMEDİ?
Çünkü kaybetmek istemedikleri için değil. Aksine nasılda "yok etmek" isterlerdi... Bunu en iyi onların kendileri bilir. "Ayhan efsanesini yok edeceklerini" daha önce defalarca söylemişlerdi. Ama "efsane" şimdi daha güçlü bir şekilde yaşıyor.
Çünkü "Ayhan Uzala'yı koruma komiteleri", yani mücadele örgütleri oluşturuldu. Avrupa ve ülkemiz kamuoyu Ayhan'la sarsıldı. Eylemlilikler yaşandı, hesabını sorutacağı söylendi, militanlar bilendi... Onlar bunun farkındaydı. Ve onlar, teşhir oldu, zor durumda kaldı. Ayhan'ın muhtemel "kaybı", devrimci zemini harekete geçirip uyandırdı. Ve yine onlar sıkıştı. Temsilcilikler vs. basıldı, molotoflamalar yapıldı, tepkiler gelişerek büyüdü. Ve onlar biliyorlardı ki, hesap sorulacaktı.
Çünkü Avrupa Birliğine ülkeler Türkiye'ye insan Hakları, Demokrasi vb. noktalarda uyarılar çekmişti. Bu durum uluslararası alandaki olumsuz olan puanına bir eksi daha ekleyecekti. Ve onlar, efendilerine "kötü görünmek" istemezlerdi. Gümrük Birliğine girememelerinin bir sebebi olacaktı. Kısacası, uluslararası siyasal konjonktür dönemsel olarak uygun değildi. Bunu göze alamazlardı, çünkü sözde de olsa, ağababalarına ve dünya kamuoyuna karşı "demokratik" görünmek zorundaydılar, vb.
Çünkü O, daha dün ölümü beş paralık rezil-rüsva etmiş, kendi deyimiyle, "bin kılıç darbesiyle paramparça olmaktan korkmamıştı". Cesur, inançlı ve kararlıydı. Çünkü O, feda ruhuyla donanmış, işkenceli sorgularda ve "kayıp" günlerinde ölüm orucundaydı. Çünkü O, celladın elinde, kaybolduğunun ilan ve haberlerini okurken, direniyordu… Susuyordu... Konuşmuyordu… Çünkü O, halkına ve halkların kurtuluş mücadelesine bağlı ve saygılıydı. Devrime inanıyor, Komünizmi kendisinde yaşıyordu.
Çünkü O, ser vermeyi, sır vermemeyi biliyor, öğretiyordu. Çünkü O, ölümüne direniyordu, ölse de kazanacağını biliyordu.
İşte bütün bunlar için, O, onur abidesi çocuğu "kurban kayıplar" listesine eklemeyi göze alamadılar. Cesaret edemediler. O, şimdi kayıp değil! “kayıplar” tarihinde yeni bir çığırdır. Ve kavga Ayhan’ı yarattı, Ayhan kavgayı öğretiyor!
DERS ÇIKARALIM
Demek ki, direnmek kazanmak ve en yüce onurdur. Onurluca yaşamak için ölmesini bilmek erdemdir. Ve yaşamak; inançla, kararlılıkla, onurla ve kavgayla anlamlıdır.
Demek ki, mücadele kazanmanın tek yoludur. Onunla yenilmeyecek zorluk, aşılamayacak engel yoktur. O her şeyin anasıdır.
Demek ki, yaşamak için direnmek ve mücadele etmek şarttır. Onsuz yaşam, anlamsız ve acizdir.
Demek ki, komünist iradenin yenemeyeceği zorluk, eğemeyeceği çelik yoktur. O, her şeye bedeldir. Ve üstündür. Kazanmak için yolumuz ölümüne direnmek, ölümüne mücadele etmekti r. Her şeye rağmen savaşmaktır.
Ayhan UZALA'nın "kayıp" olayının ardından çıkardığımız dersler günümüze ve geleceğimize ışık tutmalıdır. Çıkarılması gereken dersler yukarıda saydıklarımızla sınırlı değildir. Bu tecrübeden yararlanmak için ne yapmalıyız?
Yeniden öğrendik ki; mücadeleyi en geniş yelpazeye yaymak, bütün demokratik mevzileri kullanmak (kullanabileceklerimizi) bütün araçları (kabul edilebilirleri) kullanmak ve bunları yaygınlaştırmak vazgeçilmezdir. Yeniden öğrendik ki; mücadeleyi kitleselleştirmek ve eylemlerimizi kitlelere mal etmek önemli ve gereklidir. Kitlelerce benimsenmeyen, onlarla bütünleşmeyen eylemin etkisi en geniş sınırlara sahip değildir. Sonuç almanın tek yolu kitlelere dayanmak esasını prensip edinmek ve uygulamaktır.
Yeniden öğrendik ki; önemsiz ve küçük görülen bütün olanakları devrim lehine harekete geçirmek, seferber etmek önemlidir. Bir tek yöntem, yada sadece esasa bağlı kalıp tali biçimlen kullanmamak ve onların gerekliliğini kavramamak kazandırmaz kaybettirir.
Yeniden öğrendik ki; hakim sınıfların zaaflarından iyi bir şekilde devrim lehine yararlanmak, zayıf anını görmek ve başta demokratik kamuoyu olmak üzere uluslararası kamuoyuna malolmak önemlidir.
Yeniden öğrendik ki; bütün amaçlarda geniş araçlara sahip olmak ve bunları kullanabilmek şarttır. Bütün araçlarda olduğu gibi "kayıpları" engelleme amacı içinde umutsuzluğa, yılgınlığa ve karamsarlığa kapılmadan sonuna kadar mücadele, sonuna kadar kavga ve mücadeleyi genişletme, geliştirme, yaygınlaştırma şarttır.
Bundan sonra yapılması gerekenler bunlardır. Egemen sınıfların her saldırısı kendisini vuran birer silah haline getirilerek boşa çıkarılmalıdır. Bu saldırılar ancak, kendi (egemen sınıfların) aleyhlerini döndürülebildiğinde önlenebilir ya da azaltılabilir. Bunun yolu da toplumsal muhalefeti geliştirerek devrimcileştirmekten geçer. Bu ise, silahlı mücadelenin bir biçimi olan gerilla savaşıyla mümkündür. Yani toplumsal muhalefeti, silahlı mücadelenin en geçerli biçimi olan gerilla mücadelesine endekslemek tahin edicidir.
Diğer bütün mücadele biçimleri, gerilla mücadelesine tabi kılınmadıkça, onun hizmetine sunulmadıkça ve onu destekleyecek biçimde şekillendirilip onunla bütünleşmedikçe iktidar mücadelesinden uzak, reformist mücadeleler olarak düzenin sınırları içinde boğulmaya mahkumdur. Kitleler silahlı mücadeleyi kucaklamalı, silahlı mücadele kitleselleşmelidir. Bu ülkemiz için şarttır. Silahlı mücadelenin (gerilla savaşı) kitlesel anlamda kazandığı boyut bugün önemli gelişme göstermiş ve göstermektedir. Umut dağlara çekilmiş, devrimin yolunu tayin etmiştir. Zaman, kitlelere güvenerek harekete geçirmenin ve MAOİZM'le yüklenmenin zamanıdır.
Egemen sınıfların bütün barbarca uygulamalarına rağmen halk, şehit düşen gerillaların cenazelerine sahip çıkarak gereken dersi vermiştir. MAOİST gerillaların cenazeleri, özellikle Maoist taban tarafından kitle eylemliliklerine dönüştürülerek uyanışın işaretini vermişlerdir.
Cenaze törenlerinin görkemli kitle eylemine dönüşmesine tahammül gösteremeyen faşist kolluk kuvvetleri kitleye saldırarak yüzlercesini gözaltına almıştır. Karakollarda işkenceye tabi tutulan Maoist taban, işkence hanelerde kitlesel açlık grevine giderek, marşlı, sloganlı direnişiyle düşmana bir şamarda orda indirmiştir. Kavga dağlardan gelişerek mevzilerini yaratıyor, Maoist taban uyanıyor.
PARTİZAN SESİ SAYI-08
|