Bir Tek Ben mi?

Değişim ve dönüşüm, sınıf mücadelesinde gerek günlük kullanımda, gerek teorik yazılarda sıkça kullanılan kavramlardır. Öncülerin, bu kavramları iki yönüyle de bilince çıkarması ayrıca önemli bir durumdur. Çünkü mücadelenin gelişim seyri içinde kendileri değişim ve dönüşüm yaşarken, değiştirme-dönüştürme görevi de beraberinde olmak zorundadır.

Devrimci bireylerin değişim ve dönüşümde temel olan ideolojik mücadeledir, ideolojik sağlamlık kararlı bir siyasetin ön şartıdır. İdeolojik duruşu sağlamlaştıran ve bu sağlam temeller üzerinde yenileyen ve yeniden üretenler sınıf düşmanlarıyla her türlü mücadele zemininde başarı sağlarlar. Meselenin bu yönü temeldir. Önemi buradan kaynaklanmaktadır. Bir devrim savaşçısı kendi doğruları ve yanlışları arasında tutarlı bir hesaplaşma çizgisi ve yöntemi geliştirememişçe, düşmana karşı da tutarlı bir mücadele çizgisi ve pratiği sergileyemez.

Belki çok kesin yargılar ortaya koyduk. Meseleye bu keskinlikte bakmadığımızda ve temelini basit, anlaşılır ve sağlam ilkelere oturtmadığımızda, yaşamın canlılığına karşı kendimizi esnetmemiz, ilkelerin esnek uygulayıcısı yani başarılı bir devrimci olmamız zorlaşacaktır.

İlkesel düzeyde meseleyi en uç noktalarının görüntüsüyle algılamazsak, uç noktalar arasında yer alan geniş açıyı ve olguları görmemiz imkansızlaşacaktır. "Ak ile karanın" ne olduğu bilinmezse, karışımlarından oluşan grilerin ifadesi anlamsızlaşacaktır.

İdeolojik mücadelede ilkesel yaklaşımlar, temelin sağlam oluşması içindir, ilkelerde tavizsizlik yaşama "sol"dan veya sağdan sekter yaklaşmayı gerektirmez. Aksine yaşamın canlılığını ve bu canlılık içerisinde çıkan, önceden karşılaşmadığımız durumlar karşısında da çözümleyici olabilmeyi sağlar. Bilimin yol göstericiliği de budur. Bilim deneyimlerin toplamıdır. Ve çözümlenmesi tamamlanmış toplumsal ve doğa olaylarının birikimidir. Bu birikimden sağlanan doğa ve toplum yasalarının kavranmasıdır. Bilim bu şekliyle icat olunan, insan iradesi doğrultusunda oluşturulan bir şey değildir.

Diyalektiğin, yani maddenin hareketinin yasaları bu çerçevede sadece öğrenmek için değildir. Bir devrimci için diyalektik, yaşamı kavrama ve değiştirmedeki devrimci yöntemdir. Tarih bilinciyle de ele alındığında, doğa ve toplum olaylarına yasaların doğru kullanımıyla yön verilmektedir. Aynı yaklaşımla kendimize, bağrımızda taşıdığımız yanlışlara, hatalara ve zaaflara karşı mücadele etmede biricik yöntemdir, silahtır. Bu silahın doğru kullanımı, tarihin akışına devrimci müdahaleyi olanaklı hale getirecektir.

Diyalektiğin, ideolojik mücadelede uygulanışı nasıl olmalıdır öyleyse? Her şeyde önce meseleyi "teorik" ve "kavram" tartışmalarından çıkarmak gerekir. Teorinin ve kavramların, pratiğin yorumlanmasında ve yönlendirilmesindeki önemini bilmek yeterlidir. Kullanılmayan/kullanılamayan teori veya kavram, çözmekle karşı karşıya bulunduğumuz bir olayda en azından o olayın çerçevesinde değersizdir. Ya da sadece yaşadığımız sorunu "yorumlamakla kalıyorsak yetersizdir de aynı zamanda. Eğer bilgi kullanılmıyorsa, bilgiyi kullanma cesaretinden yoksunsak ve bu doğrultuda pratiğe uygulamıyorsak faydadan çok zarar verir. Çok bilmeye kimsenin itirazı yoktur. Ancak "çok bilme" ile sınırlı bir durum varsa ortada sadece "çokbilmişlik" ve "ukalalık" vardır. Halkın içinde sevilmeyen, değer verilmeyen tiplerdir bunlar. Teker kırıldığında sadece yol gösterirler, ama arabaya omuz at dedin ini, fersah fersah kaçarlar.

Bir devrimci ise teker kırıldığında hem yol göstermeli, hem de arabaya omuz alabilmelidir. İkisini aynı anda gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olmalıdır. Gelişimin, ideolojik mücadelenin hedefi bu olmalıdır. Bütünlüklü bir mücadele anlayışı, teorik-pratik ilişkisinin diyalektik bağı ve devrimci özü anlaşıldıkça oturacaktır.

Mücadele içerisinde birçok arkadaşımız, devrimci, savaşçı ideolojik mücadeledeki bu temel yönü kaçırmaktadır. Siyasi geriliği ye ideolojik yetersizi iği nedeniyle pratikten kopuk bilgiyi bilip/bilmeme ikileminde ele alıyor. Ya da pratikte karşılaşılan sorunu aşmada hangi "bilgi"yi kullanacağını bilmiyor. Oysa olaylara biraz daha basit yaklaşılabilse, her durumun kendi somutunda "parça" olarak "bütün"le ilişkisi kurulabilse, ilerlemenin önündeki engeller daha kolay ortadan kalkacaktır/kaldırılacaktır.

İdeolojik mücadele öncelikle mideden başlayarak "rahat yaşam" istemine karşı verilmelidir. Bugün proletarya ve halk için rahat yaşam ve refahın paylaşımı söz konusu değilse ve mücadelemiz bunun içinse, biz de bunları kendi üzerimizden atmakla işe başlamalıyız.
Önünüzde iki kap yemek duruyor diyelim. Bir tanesindeki sevdiğiniz bir yemek, yanınızda bir arkadaşınız daha var. Ve o da seviyor o yemeği. Meseleyi yazı-tura atarak mı çözersiniz, yoksa sevmediğiniz yemeği seçerek ve böylece sevdiğinizden vazgeçerek mi? Günlük yaşamda önemsemediğimiz bu örnekte doğru olan ikinci yöntemdir. Sevdiklerini, yaşamını ve "zincir"lerini feda edemeyen, kaybetmeyi göze alamayan kazanamaz. Koskoca bir "dünya"ya sahip olamaz. Bu örneği dejenere edilmiş, yozlaştırılmış bir örnek, "kibarlık" olarak ele almamak lazım. Meseleyi derinleştirdiğimizde, sorunun önemi anlaşılacaktır. Mücadele içerisinde bir çok insan "çözülmeyi", "geriye dönüşü" bu kadar basit "tercih"lerden dolayı yaşamaktadır. Şubede, cezaevinde, gerilla yaşamının zor doğa şartlarında devrimden, mücadeleden bu basit gerçeklerle kopanlar var.

Randevusuna giderken "rahat" davranan, "sevdiğini" seçtiği için polisin takibine karşı önlem almayan, taksilerle, telefonlarla faaliyeti kurtarmak isteyen nice birey ve örgüt görmüştür halkımız. Polise, düşmana karşı almadığı "önlemler" den dolayı sonuçta "programı", "ideolojiyi" ve "teoriyi" sorgulayan tonla şahsiyet vardır ortada.

Gündemde yeni bir eylem tarzının geliştirilmesi var. Bunun için hazırlıkların, birçok yönüyle de fazladan çalışmanın sorumluluğu söz konusu, işte bu yeni sürecin içerisine girmeye ve bu yeni pratiğe göre şekillenmeye hazır mısınız? Değilseniz, doğru-yanlış karşıtlığı sayfalarca kitabın okunmasıyla bulunmayacaktır. Sorun ve çözümü basittir. Yeni sürece hazır olmak veya olmamak. Bu sorunu doğru yanıyla çözdüğünüzde, ideolojik düzlemde bir adım daha attınız demektir. Alamadıysanız, bu topyekün bir dönüş yaşadığınız anlamına gelmez elbette. Ama bu durum, süreklilik arz ettiğinde, statükolardan kopamadığınız durumda, iki çizgi mücadelesinde proletarya yönünde yol almadığınız da açıktır.

Şubede düşmanın çok sevdiği taktiklerden biridir, bir sigarayla ihaneti yaşattırmak. Sigara içmekten vazgeçemediğiniz zamanda, ihanetin çok basit bir gerçeklikle içinize çektiğiniz her nefeste vücudunuza, benliğinize yayıldığını göreceksiniz. Biçim olarak tek bir sigara içiminin basit tercihi, devrim ve karşı-devrim kampının belirlenmesinde bilet olabilmektedir bazen.

Bırakın içtiği sigaradan vazgeçmeyi, kalitesinden, "marka"sından vazgeçemeyen var. Ben bundan başkasını içemem diyenler, konuşma tarzım bu diyenler, ben faaliyeti böyle algılıyorum deyip kendisini dayatanları gırla gidiyor hala. Hatta ailesini, "aşkını", arabasını terk edemeyip bir anda çark edenler bile var.

Tek tek her adımımızda yaşadıklarımızın günlük muhasebesini yapabilmeliyiz. Yaşamını bizzat dayatanları göstermeye çalıştık az önce. Bir de savaş içinde, savaşçı bir örgütte hak-hukuk "mücadelesi" verenler var. İhtiyacını karşılayıp karşılamadığını sorgulamadan, yanında yemek yiyenin tabağındakinin fazlalığıyla kendisininkinin neden az olduğunu sorgulayanlar var. "Haksızlığa uğradım" sözünü çokça işitiriz bu gibilerden. Kendilerine yapılan en ufak bir yanlışlık, bunlara da yanlış yapma "hakkını" veriyor. Bu gibilerine sürekli doğru yaklaşırsanız iyidir. Yanılıp ta bir yanlış yapmaya gelmeyin, anında kendi yanlışlarını geciktirmeden sergilerler. Niye? Çünkü "sen öyle yapmasaydın ben öyle davranmazdın" hakkı vardır bunlarda. Sanki sizin için mücadeleye girmişlerdir bunlar. "Hak'larını yemeyelim, kendilerini daha geri noktalara çekmelerine rağmen yine de size "yardım" ederler.

Görevlendirmelerde, yaşamın paylaşımında daima başkalarının statüsüyle karşılaştırırlar kendilerini. Onlar için, doğru ve yanlış kriter aldıkları kişilerin durumuyla ancak değerlendirilebilir. Doğru yapan sevmedikleri bir kişiyse eğer, onlar için doğrunun önemi yoktur. Partiye, devrime, sınıf ve halka daima "şartlı yaklaşırlar. Koşullar uygun olursa, malzeme iyi olursa ve kendilerine "hak"sızlık yapılmadığında, devrime katılırlar.
Deneyimli bir yoldaşa iyi bir silah verildiğinde, hemen neden bana verilmedi diye feryadı figan ederler. Ortalığı velveleye vermek yerine şöyle düşünmezler: deneyimsiz bir yoldaş panikleyip veya tecrübesizliğinden silahını kullanamadığında, diğeri her ikisini ele kurtarabilecektir. Ancak tulukluk yapan bir silah deneyimli yoldaşa verildiğinde, o yoldaş atıl kalacak, öylesi bir durumda her ikisi de imha olacaklardır.
Böylesi örnekler her şart altında doğru diye aktarmıyoruz. Ola ki böyle bir dağılımda hak-hukuk tartışması yerine doğru olanla yanlışın ayrıt edilmesidir, aktarmak islediğimiz.

ideolojik hesaplaşma ve mücadele yaşama inmelidir. Yukarıdaki örnekleri yaşamdan seçmeye çalışlık. Devrimci bir yaşamı oturtmayan bir savaşçı, mücadelenin şu veya bu zamanında kaldıramadığı bir zorluk karşısında gerileme ve bocalama yaşayacaktır. Örgütlenmek yeterli değildir. Örgütlü olmanın hakkını yerine getirmektir, önemli olan.

Egemen burjuva-feodal ideolojiden etkilenmelerimizden sıyrılmak zorlu bir süreçtir. Yaşamımızın bütününde bu faşist ideolojiden tümüyle sıyrılabilmeliyiz. İdeolojik yenilenmemizi bu çerçevede sürekli kılabilmeliyiz. Faşist diktatörlüğe karşı mücadelede kararlı siyasal duruş, ilk başta da belirttiğimiz gibi ideolojide kararlı olmakla olur. Yaşamını, sevinçlerini, hüzünlerini, yemeğini, içeceğini, giyeceğini, ailesini, hayallerini, önce devrimle, sınıfla ve partiyle paylaşmayan birisi mücadeledeki yerini sağlamlaştırmış sayılmaz.

Sadece sevdiklerimizle bir arada bulunabilsek, sevdiğimiz şeylerle ve kabul ettiğimiz koşullarda mücadele elsek ne güzel olurdu(!). Ama bunun olmadığı ve olamayacağı da açıktır. Devrim zorlukları aşma, zorunlulukları kavrama işidir.

Mücadelenin hangi alanında olursak olalım, savaş kültürünü oluşturmak, örgütlülüğümüzü ve bakış açımızı buna göre düzeltmek zorundayız. Devrim tercih değildir. Tarihsel, sosyal şartların zaruretidir. Devrimden ne kadar kaçınsak da onun bizi yakalayacağı açıktır. Devrimimiz ülkemizde "HALK SAVAŞI" stratejisi ile yolunu alacaktır. O zaman görev, "halk savaşçısı, halkın savaşçısı" olmaktır.

PARTİZAN SESİ SAYI-37

 
referandum_boykot_banner

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi