Enginleri Fethetmenin Biricik Yolu Maoist Parti Ruhu

"Yaptığımız çalışma ne olursa olsun, biz komünistlerin uygulaması gereken iki yöntem vardır. Biri, geneli özelle, öbürü önderliği kitlelerle birleştirmektir" (Mao)

Parti ruhu denilince ne anlıyoruz, bunun gereklerini ne kadar yerine getiriyoruz? vb. soru ve konulara girmeden önce, bu sorunun özünün daha bir kolaylıkla algılanıp yorumlanması için kolektivizm, örgüt ve örgütlenme gibi kavramların anlamı ve içeriğini, bunların tarihçesini ortaya koymakta fayda var.

Kolektif ve kolektiflik denilince bir işi birden fazla kişinin ortaklaşa yapması anlaşılır. Bu, pratik alanında olduğu gibi, fikir alanında da böyledir. Kolektivizm gerek fikir anlamında olsun gerekse pratik olarak iş yapmada olsun bireysel çalışmayı reddeder. Zaten bireysel çalışma ve çabalar ihtiyacı karşılayamadığından insanlar birbirine karşı yardımlaşmaya ve yardım istemeye başlamışlardır. Kolektif çalışma daha sınıflar ortaya çıkmadan, insanoğlu henüz kendi öz doğasını oluşturmadan önce vardı. Şöyle ki, insanlar kendi yaşamlarını idame ettirmek için doğayla karşı karşıya oldukları ve daha emeğin ilk üretkenliği döneminde kendi bireysel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken çeşitli zorluklarla karşılaşırlar. Bu zorlukların karmaşıklığı kişiyi başka kişilerle ilişkiye, yani yardıma çağırmaya ve yardımlaşmaya itmiştir. İşte bu karmaşıklık sürecinde kişiler birbirlerinden yardımlaşmayı işaretler yoluyla sağlamaya çalışıyorlardı. Daha doğrusu ilk işaretler insanoğlunun ihtiyaçlarının dayatması sonucu ortaya çıkmıştır. Süreç içerisinde işlerin karmaşıklığı bu ilk işaretlerin yerine işaretin işaretini, ardından taklit, konuşma ve düşünceyi doğurmuştur. Bu oluşumların evrimleşmesi ne bir-iki yıl, nede bir-iki yüzyıl sürmüştür. Oldukça uzun bir süreci kapsar. Kişinin kendi yaşamını devam ettirmesi için iradesinden bağımsız olarak girmiş olduğu ilişkiler, bir yandan kişi için ihtiyaçların karşılanmasını sağlarken, öte yandan kişinin yeniden, yeniden üretmesi ve kendisini değiştirip dönüştürmesini de sağlıyordu, işte emeğin bu yeniden üretimi sonucudur ki insanoğlu kendi öz doğasını da yaratmış oldu böylelikle. Burada kavranılması gereken "ihtiyaçların icatların anası olduğu" bilimsel sözünün gerçekliği ifade ettiğidir.

İhtiyaçların dayatması sonucu insanların birlikte iş yapmaya başlaması, aynı zamanda örgütlenmelinde ilk adımıdır. Kişinin bireysel çalışmadan kurtulup birlikte iş yapmaya başlamasının altında yatan gerçeklik, kişi veya kişilerin yaşamları önündeki engellerin kaldırılması olgusudur. Demek ki buradaki amaç kişinin kendi varlığını devam ettirmesi için başka bir kişiye araç olarak ihtiyaç duymasıdır. Yoksa keyfi olarak yardım ve yardımlaşmaya gitmiyor. Bu tamamıyla objektif, yani iradesinden bağımsız olarak girmiş olduğu ilişkilerdir. Bu ilişkiler sonucu bir engeli ortadan kaldırmak için de birlikte hareket etmeleri gerekiyor, işte bunun adı da örgüt, örgütlenmedir. Örgüt ve örgütlenmenin temeli burada atılmıştır, bundan başka bir kaynakta gösterilemez. Demek ki kolektifliğe ilk adım aynı zamanda örgüt ve örgütlenmeye doğru atılan ilk adımdır da. Burada özümsenmesi gereken kolektiflik, örgüt ve örgütlenme kavramlarının doğum tarihlerinin aynı olduğu ve birbirlerinden ayrı olarak ele alınamayacağı gerçekliğidir.
Buda açık bir şekilde gösteriyor ki, kolektiflik ve bunun üzerinde şekillenen örgüt ve örgütlenme olmadan insanoğlu ne pratik olarak nede fikir alanında kendisini, toplumu ve doğayı değiştirip dönüştüremez ve onun üzerinde etkide bulunamaz. Bu ihtiyaçlar sonucudur ki doğal işbölümü, daha sonra sosyal işbölümü oradan da özel mülkiyet ve sınıflar ortaya çıktı. Bu ihtiyaçların dayatması sonucu da devlet şekillendi. Bir toplum diğer topluma gebe kaldı. Toplumsal alt-üst oluşlar ve devrimler yaşandı.

Sınıfların ortaya çıkmasıyla birlikte örgüt ve örgütlenmelerin siyasal bir nitelik kazandığını yani bu tür örgütlenmelerin artık sınıfların kendi siyasi görüşleri doğrultusunda harekete geçirilip yönlendirildiğini, örgütlenmedeki bu siyasal niteliğin kalkması içinde ancak ve ancak sınıfların ortadan kalkması gerektiğini de söyleyelim.

Kısacası, hangi dönemde olursa olsun örgüt ve örgütlenmenin belli bir amaca ulaşmak için araç olduğu açıktır. Aradaki temel fark bir yerde sınıfların olmaması, diğer yerde ise sınıfların olması ve bundan ötürüde belli bir siyaset tarafından yönlendirilmesidir, işte buda gösteriyor ki, günümüzdeki örgüt ve örgütlenmelere damgasını vuran, yani onun amaca ulaşmak için bir araç olarak doğru bir şekilde kullanılıp kullanılmamısında tayin edici faktör doğru siyasetten başkası değildir. Örgüt ve örgütlenme belli bir amaca ulaşmak için araçtır dedik. Buna göre komünist partisi de belli bir sınıfın (işçi) ihtiyacı sonucu ortaya çıkmıştır. İşçi sınıfının ideolojisiyle şekillenen komünist partiler, bu ideoloji ışığında işçi sınıfını örgütleyip iktidara getirdiğinde ve arkasından sömürüşüz, sınıfsız, sınırsız bir dünyaya varmanın aracı olarak işlevini tamamladıktan sonra ortadan kalkacaktır. Çünkü komünist partiler kendi dışındaki burjuva ve k. burjuva partilere ve örgütlere karşı, onların iktidarlarını alaşağı etmek ve bir daha kaybettikleri iktidara gelmemeleri için işçi sınıfı ve diğer ezilen emekçilerin gerek kurtuluşlarını elde etmeleri için, gerekse oradan da tamamıyla komünal bir yaşamın hüküm sürdüğü ve hiçbir farklı siyasal yapılanmanın olmayacağı sisteme varmak için bir araçtır. Özcesi, komünist partilerde diğer partiler gibi tarihin belli bir döneminde toplumun ihtiyaçları sonucu ortaya çıkmış, bu ihtiyaçlar ortadan kalktığında da diğer partiler gibi komünist partilerde ortadan kalkacaktır. Fakat örgüt ve örgütlenmeler devam edecektir. Tabi ki siyasi nitelikten yoksun ve yöneten yönetilen çelişkisi olmadan. Tabi ki farklı dünya görüşleri olmadan. Buda gösteriyor ki yaşamın kaynağını kolektif çalışmadan başka bir şey oluşturmuyor. Hemen belirtelim ki, parti bir yanıyla örgüt iken öte yandan örgütler toplamıdır. Parti denilince işin sadece örgütsel yanı akla gelmez. Programıyla, taktikleriyle, örgütüyle her şeyi kapsar. Dünya görüşü insanın savunacağı, uygulayacağı çizgiyi tayin eder. Bir parti ve örgüt, uyguladığı program ve politikaya göre değerlendirilir.

Komünistler özle biçim sorununda özü esas alırlar. Burada öz partinin programı ve güttüğü taktikleri oluştururken, örgüt ise biçimi oluşturur. Daha açıkçası program ve taktikler içerik iken, örgüt ise biçimdir. Örgütü harekete geçirmek, ona yön vermek ve oradan da yığınları örgütleyip devrime götürmek ancak doğru politikalar ışığındaki doğru bir önderlikle olur. Başkan Mao'nun dediği gibi "siyasetin her şeyin önünde olduğu, her şeyin özünü oluşturduğu" bilimselliğini doğru bir şekilde özümsemek için örgütlenme ve örgütsel politikanın iki yanına kısaca da olsa değinelim. Çünkü bu konularda bir hayli kavram kargaşalığı ve siyasi sığlık yardır.

Örgütsel politikanın birinci yanını; örgütün amaç ve niteliği, örgütsel işleyiş ve hiyerarşik yapılanması, partilinin hak ve görevleri, disiplin cezalan vb. konulara ilişkin tüzüksel yan oluşturmaktadır. Bu yan, örgütsel politikanın esas yanını oluşturmaktadır. Burada yer alan anlayış ve belirlenimler ancak ve ancak kongre, konferans yada parti içerisinde bir anket sonucu değiştirilebilinir. Ki yapılacak düzenlemeler temelde bir değişiklik yaratmaz. Bu yan örgütün ışığı ve genel yol göstericisidir. Ancak yalnız başına bu yan bir örgüt ve onun örgütleyip önderlik yapacağı yığınlar ve devrim için yeterli olamaz. Bunu pratikte canlı kılacak bir faktör varsa o da örgütsel politikanın ikinci yanı olacaktır. Bu, gerek uluslararası, gerekse ülkede varolan güncel gelişmelere ilişkin olsun (hem ekonomik hem siyasi), yığınların kendiliğinden hareketlerine ve oradan da bir muharebe anındaki çatışma ve daha sonrası yeni bir eyleme ilişkin takınılacak güncel taktık politikaları içermektedir. Bu vb. gelişmeler karşısında zamanında ve yerinde doğru politikalar üretip bunun ışığında örgüte ve yığınlara gitmemiz halinde sınıf mücadelesini hak ettiği seviyeye ulaştırır, oradan da kurtuluşa kadar götürebiliriz, işte doğru siyasetin tayin ediciliği burada kendisini gösterir. Yani doğru taktik önderlikle ancak ve ancak stratejimize (hedef) hizmet etmiş olur ve ona varmış oluruz. Marksizmin ruhu denen şeyde zaten "somut şartların somut tahlili" değil midir? "Marksizm bir eylem kılavuzu ve yaşayan dinamizm" derken, her somut durumu doğru bir temelde tahlil etmekle ancak başarıya ulaşırız demek yeterli değildir. Açıkçası, bir durumun doğru tahlili tek başına yığınları ve örgütü harekete geçirmez. Aslolan bu doğru politikalar ışığında pratikte adım atmaktır. Evet devrim için ileri sürdüğümüz ve genel olarak savunduğumuz temel fikirler doğrudur, ancak bunlar devrim için yani devrimin sorunlarını çözmek için tek başına yeterlidir diyebilir miyiz? Hayır diyemeyiz! Çünkü bu genel çizgi ve politikamızı güncele uyarlayıp bunun ışığında taktikleri doğru bir temelde belirleyip önderlik misyonunu yerine getiremezsek stratejinin çözülmesi sekteye uğrar, orada örgütsel olarak sapmalara savrulmuş oluruz. Stratejiyle taktik birbirinden koparılamaz. Biri olmadan diğeri başarıya ulaşamaz. Bu, çelişmenin özgüllüğüyle evrenselliğinin birbirine bağlılığı ve içiçeliği gibidir.

Teoriyle pratiğin diyalektik birliğinin olmadığı yerde, nasıl ki revizyonizm, oportünizm gibi sapmalar baş gösteriyorsa, yaptığımız çalışma ne olursa olsun eğer bu çalışmada geneli özelle, önderliği kitlelerle birleştiremezsek orada başarısızlıkta kaçınılmaz olur.

Mao'nun dediği gibi "doğru fikirler toplumsal pratikten gelir" bunun dışında herhangi bir yerden gelmez. Toplumsal pratiğin kendisi üç çeşittir. Bunlar, "üretim için savaşım, sınıf savaşımı ve bilimsel d eneme" l erdi r. Marks'ın bilimsel olarak ortaya koyduğu gibi " insanın düşüncesini toplumsal varlığı belirler".

İnsan, toplumsal pratik içerisinde girmiş olduğu çeşitli savaşımlarda hem başarı hem de başarısızlıklar elde eder. Bu başarı ve başarısızlıklarından zengin deneyimler edindiği de ortadadır. Bu deneyimler ve yetkinleşmeler olmasaydı bugünkü insan bilinci ve toplumsal pratiği bu kadar gelişmiş olmayacaktı.

Dünyayı bilmenin amacı onu değiştirmek olduğuna göre, bu dünya tek başına değişir mi? Hayır değişemez. Bunu değiştirmek ancak ve ancak kolektif bir şekilde fikir üretme ve pratik faaliyetle olur. Örgüt ve örgütlenme kolektifliği kendisi olduğuna göre, bir partinin üyeleri ve önderliği de bu çalışma tarzını ne kadar bilimsel bir şekilde uygularsa o kadar hızlı engelleri aşar ve özgürleşmeye de o kadar erken varır.

Komün, ortaklaşa yaşamdır. Komünistlik ise bu ortaklaşa yaşamın gerek fikirsel gerekse pratiksel olarak birlikteliğinin üzerinde şekillenen kişiliktir. Komünizm ise bütün insanlığın sömürüşüz, sınıfsız, sınırsız, dinsiz, ulussuz bir şekilde yaşayacağı toplumsal sistemdir. Komünizmde ideolojiler olmaz, ideolojiler sınıflarla orantılıdır.

Bugün hiç bir kimse komünist partisinin sorunsuz olduğunu veya bir komünist partisi kurulduktan sonra yenilgiler ve başarısızlıklar atmadan ilerleyebileceğini söyleyebilirini? Bunu söylemek varolan farklı sınıfları ve tabakaları inkar etmektir. Aynı şekilde ezenlerle ezilenlerin olduğu gerçekliğini yadsımak demektir.

Sorunlar ihtiyaçlardan kaynaklıdır. Komünist partisinin başarı ve başarısızlığı da tamamıyla toplumsal bir olaydır. Nasıl ki insanlık alemi binlerce yıllık tarihsel-toplumsal süreçleri içerisinde bir dizi yenilgi ve başarısızlıklar yaşayarak bugünlere geldiyse, bugün başta işçi sınıfı olmak üzere diğer emekçileri kurtuluşa götürecek öncü güç komünist partisi ve partileri de bu savaşım içerisinde başarılarının yanında başarısızlığa uğrayacaktır. Aslolan başarısızlığa uğraması değil, bu başarısızlığın altında yatan nedenleri bilmek, araştırmak ve bunlardan doğru sonuçlar çıkartarak ileriye doğru adım atmaktır. Bunu nasıl başaracağız? Kolektif fikir üretmek ve pratikte ortak çaba sarf etmektir bunun panzehiri.

HİÇ BİR OLUMSUZLUK TEK BAŞINA ORTAYA ÇIKMIYOR Kİ TEK BAŞINA AŞILSIN

Her şey birbirinden bağımsız olarak ele alınamayacağı gibi, bir komünist partisi ile onu oluşturan kadro ve üyelerinin olumsuzluğunu da sadece kişi ve partiyle sınırlı olarak ele almak idealizmdir. Her şeyin belli bir nedeni vardır. Ve onu yaratan iç ve dış koşullardır. Ne tek başına iç nedenlerle açıklanabilir, nede dış etmenlerle. Bunlar birbirine kopmaz bir şekilde bağlıdır. Neden-sonuç ilişkisini, iç ve dış etmenleri birbirinden ayrı ele alırsak doğru sonuçlara varamayız. Ve pratikte de ileriye doğru bir adım atamayız. Burada kavranılması gereken asıl nokta: Parti içerisindeki çelişkileri olsun, kişinin yaşadığı olumsuzlukları olsun toplumsal yapı ve bunun bir ihtiyacı olarak ortaya çıkmış komünist partisinin içinde bulunduğu durumdan ayrı ele alınamayacağı gerçekliğidir. Toplum ve toplumsal üretim tek başına yapılan bir üretim olmadığına göre, bir komünist partinin içinde bulunduğu sorunlar ve buna bağlı olarak kişinin yaşadığı olumsuzlukların da üstesinden (çişi tarafından tek başına gelinemez. Bunu ancak kolektif bir ruhla aşabilir, aşabiliriz, işte parti ruhu denen şeyde tamamen bu kolektif ruhtur.

Birey hem kendisinin hem de partisinin içinde bulunduğu olumsuzlukları tek başına aşamaz. Görüp-eleştirdiği bu olumsuzlukları aşmak için bizzat o mücadele içerisinde yer alması lazım, onun dışında kalmakla hem kendinin hem de partinin sorunlarını çözemez. Çünkü örgütsüzlük, yani örgütsüz bir şekilde yapılan mücadelede başarı değil, başarısızlık elde edilebilinir ancak. "En kötü örgütlülük, örgütsüzlükten daha iyidir" esprisinin altında yatan gerçeklik tamda burasıdır. Kişi veya kişileri özgürlüğe götürecek olan örgütsüzlük değil, örgütlülüktür, insan sosyal bir varlık olduğuna göre yapacağı işlerde toplumsal olmak zorundadır. Kendi kurtuluşunu örgütlü mücadelede aramayan kişi gerçek insan değildir. Çünkü o özgürlüğünün savaşmakla (mücadele) olacağını bilmiyor demektir. "Yaşamak Savaşmaktır" sözünden anlaşılması gereken, kişi yada kişileri ayakta tutan ve onu gerçek yaşama bağlayan şeyin olumsuzluklara karşı mücadele etmesidir. Yoksa olumsuzluklar karşısında pes ederek kaçmak değil. Bir olumsuzluk karşısında pes ederek kaçmak yeni bir olumsuzluğa davetiye çıkarmaktır. Bu durum aynı zamanda yeni bir olumsuzluğu aşamamanın göstergesidir. Çünkü önüne çıkan bir engeli aşmaya cesaret edemeyen yeni yeni engelleri aşmaya hiç cesaret edemez. Onun karşısında tökezleyip kalır. Buda kişiyi yaşam karşısında umutsuz ve cesaretsiz kılar.

Dorukları fethetmek bireysel düşünce ve davranışlarla sağlanamaz. Bunun yolu kolektif düşünme ve birlikte savaş yürütmektedir. Bir kişi gücünü aşan bir yükün altında boğulmaya ve ezilmeye mahkumdur. Bireyin gücünü aşan yükler ancak kolektif yardımlaşmayla aşılır. Devrimde böyledir. Devrimin önündeki haydutları yenmek için yığınları örgütlemek şarttır. Tarihi yaratan yığınlar olduğuna göre, devrimi gerçekleştirecek olan biricik itici güçte bu yığınlardan başkası olmayacaktır. Daha doğrusu tarihi yaratan bireyler değil, onun asıl kahramanları ezilen (üreten) emekçilerdir. Komünist Parti bu yığınların öncü müfrezesidir. Yığınlar olmayınca, devrimi istemeyince komünist partisi ve onun üyeleri istediği kadar zorlayıcı olsun yinede devrimi tek başına yapmaya muktedir olamaz. Hele hele tek tek kişiler bunu hiç bir zaman başaramaz. Kaldı ki, komünist partisi denildiğinde birlikte fikir üretip, birlikte pratik seyir izleyenlerin ortaklaşa kurdukları araç akla gelir. Komünist partisi tek tek şeflerin yönettiği bir örgüt olarak savunulmayacağına göre, o halde bu örgüt içerisinde baş gösteren olumsuzlukları da tek bir kişi veya bir kaç kişiye mal edebilir miyiz? Hayır, mal edemeyiz. Çünkü komünist partisi şeflik üzerine kurulu anlayış ve örgütlenmeleri reddeder. Bu gibi anlayış ve tavırlar komünistlik ve komünist partisinin yıkımı ve çürümeye doğru gidişini hızlandırır. Bir komünist parti içerisindeki olumluluklar nasıl ki tek başına bir-iki kişiyle sınırlanamazsa, olumsuzluklar da bir-iki kişiyle sınırlı tutulamaz. Olumluluk ve olumsuzluklar birbirinden koparılamazlar. Bunlar bir bütünün farklı nitelikteki yanlarıdır. Nasıl ki olumlulukları meydana çıkartan gerçeklik onu yaratan koşullardan ayrı ele alınamazsa, olumsuzlukları yaratan koşulların sadece parti içerisindeki bir iki kişiye veya önderliğe bağlanması da yanlış ve sakat anlayışlardır. Elbetteki bir örgüt içerisindeki olumluluk ve olumsuzluktaki esas pay önderliğe aittir. Fakat bunda önderlik dışındaki üye ve kadroların payı yoktur diyebilir miyiz? Bir komutanın savaşı sevk ye idare etmesi için nasıl ki savaşçıya ihtiyacı varsa, yani komutan tek başına savaşı başarıya götürecek güçte olamazsa, bir parti de sadece önderlikle aynılaştırılamaz. Bir parti önderliğiyle, üyesiyle, yan örgütleriyle (ordu, gençlik vb.) taraftar ve sempatizanlarıydı bir bütündür. Diyalektik olarak düşünüldüğünde en üst kademedeki bir olumsuzluk nasıl ki alt kademe ve oradan da yığınları etkiliyorsa, yığınlar ve alt kademelerdeki bir olumsuzlukta üst kademeleri etkiler. Bunun da partiyi şu veya bu şekilde olumsuz veya olumlu etkilemediğini söyleyebilir miyiz? Hayır söyleyemeyiz! Böyle düşünmemek bireysel düşünmektir, idealizmdir. Zaten bütün yanılgı ve olumsuzluklarımızın kaynağını sınıf dokumuz ve ondan kaynaklı burjuva, k.burjuva anlayış ve davranışlar oluşturmuyor mu? ideolojik zaaflarımızı bu sınıf dokusundan ayrı ulu almak, sorunları çözmek yerine çözümsüzlüğe sürüklemek ve hedef şaşırtmaktır. Ki buda k. burjuva anlayışlardan kaynaklanmaktadır. Bir parti içerisindeki doğru ile yanlışın mücadelesi de öyledir. Doğru fikirler tek başına ortaya atılmadığı gibi, yanlış fikirlerin kaynağı ve ortaya atılması da tek başınalık sonucu değildir.

Doğru fikirlerin hakim olmasının yolu kolektiflikten geçer. Aynı şekilde yanlış fikirlerin mahkum edilmesi de öyledir. Parti ruhu budur. Bir parti içerisinde farklı fikirlerin tartışılmasının koşulları varsa, orada kişi veya kişilerin görevi bu fikirlerini hakim kılmak olmalıdır. Yoksa "doğru fikirlerini" hakim kılmak yerine, yanlışı mahkum etme yerine kaçışı tercih etmesi parti ruhu değil, bireyciliktir. Olumsuzlukların gelişmesine suç ortaklığı yapmaktır. Nasıl ki sınıf düşmanlarına karşı komünist partisi etrafında örgütlenmeye girmemesi kişiyi özgürleştirmeyecekse, kişinin parti içerisinde kalarak yanlış gördüğü fikirlerin eleştirisini yapmak yerine kaçışı veya partiden iştira etmeyi, ayrılmayı tercih etmesi de sınıfa, devrime ve partiye zarar vermektir. Bu aynı zamanda kişi veya kişilerin özgürleşmesini sekteye uğratmaktır da. "Demokratik merkeziyetçilik" ilkesinin esasta uygulandığı bir yerde kişi yada kişilerin partiden ayrılması bireyci k.burjuva davranışından başka bir şey değildir. Bir partinin program ve ilkelerinin esasta savunulduğu bir yerde, bu ilkeler ışığında pratikte mücadele yürütmemek ne kadar devrim, halk ve parti için zararlıysa, aynı zamanda parti içerisinde varolan yanlışlara karşı mücadele yürütmeden ayrılmakta zararlıdır. Aksini savunmak, Maocu parti ruhu değildir. Bırakalım Maocu parti ruhunu bir kenara onun yanından bile geçmek değildir.
Maocu parti ruhunu taşıyan bir kişi ayrılığı, ayrılıkçılığı, bölücülüğü değil, birleştiriciliği-bütünleştiriciliği savunur, bunun için mücadele yürütür. Çünkü iç birliğini sağlamlaştırmayan bir parti temsil ettiği işçi sınıfı ve diğer emekçi yığınlara önderlik yapamaz. Çünkü kolektif düşünüp, kolektif olarak sorunların üzerine gitmiyor.

Maocu ruh; partiden istifa etmeyi, ayrılmayı, zorluklardan kaçışı, yanlış anlayışlara karşı göğüs gerememeyi reddeder. Maocu ruh; engelleri aşmak için cesur olmayı emreder.

Maocu ruh; parti içerisindeki olumsuzlukların giderilmesinin anahtarı olarak kişisel sürtüşmeleri değil, ideolojik mücadeleyi esas alır. Şu kişi veya bu kişinin olumsuzlukları diye sorunlara yaklaşmaz. Ona kaynaklık eden anlayış ve tavırları sorgulayarak sorunlara yaklaşır. Sınıf temelleri ve onun üzerinde şekillenen ideolojik zemini değerlendirerek sorunları ele alır.

Maocu ruh; bir partinin iç motoru olarak eleştiri-özeleştiri silahını benimseyip uygulamayı emreder.

Maocu ruh; devrimin temel sorunlarını çözmede genel çağrılarla yetinmez. Bunu özgül koşullarla birleştirmeyi emreder.

Maocu ruh; kitlelerden kitlelere diye adlandırdığımız, yani kitlelerden öğrenmesini bilelim ve onlara karşı önce öğrenci sonra öğretmen olalım çizgisini emreder.

Maocu ruh; yığınlara nüfuz etmeyen bir teorinin yanlışlığının ana nedenini yığınlardan kopuk olmaya bağlar.
Maocu ruh; profesyonel devrimci olmayı emreder.

Maocu ruh; çelişmeleri çözmek demektir. Küçük çelişkileri büyütmek demek hiç değildir.

Maocu ruh; sorunlara basit, kısa vadeli hesaplarla değil, uzun vadeli siyasi hesaplarla yaklaşır.

Maocu ruh; aklın pratikten, ustalığın ve uzmanlaşmanın da ancak çalışmalar sonucu ortaya çıkabileceğini emreder. Boş teoriler üretip, sokak ve kahve köşelerinde gevezelik yapmayı reddeder.

Maocu ruh; tek başına emir ve talimatlarla örgütün, yığınların yönlendirilmeyeceğini, bunun için yukarıdan aşağıya kadar alınan kararların kavranması ve kavratılmasını emreder.

Maocu ruh; kolektif fikir üretme, uygulama ve uygulatmayı emreder. Bunun dışındaki başarıların kalıcı değil geçici olduğunu belirtir.

Maocu ruh; kişi veya kişilerin sorununu parti sorunu olarak ele alıp çözer veya çözmeye yardımcı olmayı emreder.

Maocu ruh; ülkenin ve dünyanın tarihsel, toplumsal yapılanmasına ilişkin gelişmelerin bilinmesini, araştırılmasını emreder.

Maocu ruh; "politikleşmeyi emreder. Siyasetin her şeyin önünde olduğuna, her şeyin özü olduğuna, siyasi çalışmanın bütün çalışmaların (ekonomide dahil) can damarı olduğuna; ideolojik ve siyasi çizginin doğruluğunun yada yanlışlığının her şeyi tayın ettiğini; bu bilinçle ancak revizyonizm ve oportünizmin, hem teoride hem de pratikteki zırvalıklarının mahkum edileceğini ve bu sapmalara karşı uyanık" olunabileceğini söyler.

Maocu ruh; zamanın özelliğini anlayan insan en büyük insandır diye tanımlar. Daha doğrusu içinde bulunduğu zamanı kendisi için değil de toplumun refahı için harcayanları büyük insan olarak değerlendirir. Acaba bizler bu zamanımızı ne kadar doğru ve iyi işler için harcayıp değerlendirebiliyoruz? Herkes kendisini bu konuda sorgulamalıdır.

Maocu ruh; kişileri putlaştırmayı reddeder. Kişinin kafasını kendi omuzlan üzerinde taşımasını esas alır. Kişi yada kişilere göre politika yapmaz, onlara göre düşünce belirtmez. Doğruluğuna ve yanlışlığına göre fikir belirtmeyi emreder. Doğru bir siyasal görüşü olmamak, ruhu olmamak gibidir. Yani doğru siyasal görüşü olmayanlar, onu savunmayanlar veya onun için mücadele yürütmeyenler ot gibidir. Çünkü o, çevresini ve kendisini tanımıyor demektir.

Maocu ruh; işçi sınıfına, diğer ezilen emekçilere, dost örgütlere ve yoldaşlarına güvenmeyi, inanmayı, onları sevmeyi ve bu güçlerle bir çatı altında veya birlikte mücadele yürütülmesi halinde ancak devrimin olabileceğini emreder. Yoldaşlarına, halkına ve dostlarına güvenmeyen kişi veya kişilerin kendisine de güvenmediğini ortaya koyar. Bunun bireycilikten başka bir şeye hizmet etmediğini, dahası ruhsal rahatsızlıklara kadar götüreceğine işaret eder.

Maocu ruh; komünistlerin üstesinden gelemeyeceği bir engelin olmadığını emreder. Yeter ki bu engelleri aşmak için bilincin, inancın ve cesaretin olsun. Çünkü, zorluklar insanın kafasındadır.

Maocu ruh; komünist kişiliği üreten paylaşan, bilen, inanan, güvenen, seven niçin yaşadığını sorgulayan, yaşamak için savaşmaktan başka bir aracın olmadığını özümseyen kişilikten başka bir kişilik olarak tanımlamaz.

Maocu ruh; her somut durumda yeni bir tahlil yapmayı zorunlu kılar. Ve her çelişkiyi farklı yöntemlerle çözmeyi emreder.

Maocu ruh; sübjektif olanla objektif olanın, teoriyle pratiğin, bilme ile yapmanın bir arada diyalektik birliğinin sağlanmasından başka bir şey değildir. Bunlardan sapıldı mı Maocu ruhtan da sapılmış olunur. Bu ilkeleri uyguladın mı başarı, uygulamadın mı başarısızlığın kaçınılmaz olacağını belirtir.

Maocu ruh; devrimi yüreğimiz ve bilincimizle yapmayı zorunlu kılar. Düşünce tembelliğini reddeder. Sorumsuz ve duyarsız tavırları hiç mi hiç sevmez.

Maocu ruh; demokratik merkeziyetçilik çerçevesinde, partinin çıkardığı kararları (bu kendi kişisel görüşleri dışında olsa dahi) kendi görüşleri gibi savunur, uygular ve propagandasını yapar. Kararın dışında kendi kişisel görüşlerini savunmayı, uygulamayı ve propagandasını yapmayı reddeder.

Maocu ruh; kadrolar ve önder grup için siyaset, davaya kesin bağlılık, kitlelerle bağ, tek başına yolunu bulabilme yeteneği ve disipline uymayı emreder.

Nerden bakılırsa bakılsın devrimin geleceği ve oradan da sosyalizm ve komünizme varmanın teminatı kolektif olarak fikir üretmek ve çalışmaktır. Buda MLM düşünceler ışığında şekillenen komünist partisi ve onların üyelerinin ruhundan bağımsız bir şekilde ele alınamaz. Bu anlayışlar ve pratik tavırlar sergilenmedikçe Demokratik Halk Devrimi gerçekliğe dönüşemez. Bunlar devrim ve komünizme varmak için olmazsa olmaz ölçüt ve değerlerdir.

PARTİZAN SESİ SAYI-23

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi