Kızıl Siyasi İktidarlar İçin Köylü Gerilla Savaşı(1)

Her devrimin temel sorunu, iktidar sorunudur. Bu sorun aydınlatılmadıkça devrimde kendi rolünü bilinçli bir biçimde oynamak ve hele devrimi yönetmek söz konusu olamaz"

Bu anlamda, devrim için mücadele, siyasal iktidarı ele geçirme mücadelesidir. Dolayısıyla devrimci mücadelenin her seviyesinde ve aşamasında iktidar perspektifiyle hareket edilmesi zorunludur. işte bu anlayış ve perspektif mücadelenin ana siyasal çizgisini oluşturur. Yani yürünecek yolda varılacak hedefi belirler,İktidarın nasıl alınacağı sorunu, artık parti içinde tartışma konusu olmayan, açık ve belirlenmiş bir sorundur. Onun için biz burada sadece, gerilla savaşının siyasal çizgisi üzerinde duracağız. Uygulama esnasında, belirlenmiş bir çizginin kavranmış olması çok önem arz eder. iyi kavranamazsa ya yetersiz, ya da yanlış uygulanır. Onun için gerilla savaşının siyasal çizgisinin kavranması, mücadelemizin başarısı ve sağlıklı bir temelde gelişmesi için zorunludur.

Bir ülkede devrimin niteliği sorunu, o ülkenin ekonomik, toplumsal ve siyasal yapısı tarafından belirlenir. Devrimin niteliği kendi başına bir sorun değil; dediğimiz gibi ülkenin somut yapısına bağlı bir sorundur. Dolayısıyla, ülkenin yapısı tarafından belirlenir ve ülkeden ülkeye değişebilir. Aynı ve benzer yapıya sahip ülkelerde, devrimin niteliği de aynı ve benzer olur. Ama ülkenin bazı ayrı özelliklerine göre de bazı biçimsel ve taktiksel değişiklikler arz edebilir. Ancak devrimin genel niteliği aynı kalır.

Ele aldığımız sorunun daha iyi kavranması için devrimimizin niteliği üzerinde durmakta yarar var.

Ülkemiz yarı-sömürge, yarı-feodal, Türkiye devriminin başlıca düşmanları emperyalizm ve feodalizmdir. Devrimin görevleri, milli ve demokratik devrimle bu iki düşmanı devirmek olduğuna göre, devrimimiz, genel olarak kapitalizmi ve kapitalist özel mülkiyeti değil, emperyalizmi ve feodalizmi hedef almaktadır. Bütün bunlar doğru olduğuna göre, bugünkü süreçte Türkiye devriminin niteliği proleter sosyalist değil, burjuva demokratiktir. Bu devrimin özünün zorunlu olarak burjuva demokratik olmasına karşın, devrimin öncü gücünün proletarya olması ve sosyalizmin bir ön aşaması olarak ele alınması nedeniyle yeni tipte bir demokratik devrim olmasıdır.

Devrimimizin özünün demokratik olması, onun temel hedefinin iktisadi olarak; birincisi, feodal ve yarı-feodal üretim ilişkilerini, ikincisi de; emperyalizme bağımlılıktan kaynaklanan yarı-sömürge yapıyı tasfiye etmek olmasıdır. Diğer bir deyişle devrimimiz bir bütün olarak özel mülkiyeti tasfiye etmeyi değil, sadece içinde bulunduğumuz tarihsel aşamada ilerici güçlerin özgürce gelişmesini engelleyen emperyalist mülkiyet (ve ona göbekten bağlı komprador burjuva mülkiyeli) ile feodal mülkiyet ilişkilerini tasfiye etmeyi, buna karşılık üretici güçlerin üzerinde küçük mülkiyete, tekelci ve emperyalizme bağımlı olmayan burjuva mülkiyete dayanmayı hedeflediği içindir ki; özünde burjuva demokratik bir devrimdir. Kuşkusuz iktisadi alandaki bu devrimin hedefi siyasi plana da küçük ve milli burjuva sınıflarının siyasi devrime katılmaları ve siyasi demokrasiden yararlanmaları olarak yansıyacaktır.

Fakat proletaryanın demokratik devrim programının burjuvazi önderliğindeki eski tip demokratik devrimle olan ortak yanı burada biter. Burada temel ayırt edici öğe, devrimin proletarya önderliğindeki emekçi sınıfların ittifakına dayanması ve bu nedenle de proletaryanın sınıfsal çıkarlarını yansıtmasıdır. Bu sınıfsal çıkar tek cümleyle, gerek iktisadi ve gerekse de siyasi alanda proletaryanın denetimi altında sosyalizmin koşullarının yaratılması ve oradan durmaksızın sosyalist devrime geçilmesidir. Bu hedef aynı zamanda bağımlı köylülüğün ve kendi emeğine dayanarak üretim yapan küçük mülk sahibinin de uzun vadeli çıkarına uygundur. Burjuva demokratik devrimleri çağında yükselen sınıf olarak burjuvazi, işçileri, bağımlı köylüleri ve kırın ve kentin küçük mülk sahiplerini "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" sloganıyla peşine takarak burjuva demokratik devrimi gerçekleştirdi. Burjuvazi önderliğinde, emekçi sınıflar feodal üretim ilişkilerini tasfiye etmiş, toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını ulusal devletler kurarak sağlamış ve feodal siyasi üst yapıyı parçalayıp atmışlardır. Fakat iş, devrimin meyvelerini toplamaya gelince burjuvazi kısa zamanda bu sloganlarından vazgeçmekten geri kalmadı ve yıktığı sınıfla (toprak aristokrasisiyle) bu kez kendi hegemonyasında yeniden birleşip emekçi sınıflara karşı döndü. Bir yandan emekçilerin siyasi özgürlüklerini kısıtlayan şu veya bu derecede demokratik burjuva diktatörlükleri kurarken, diğer yandan da iktisadi alanda küçük mülk sahiplerinin oluşturdukları sınıflan' azgınca sömürdü, çöküntüye uğrattı ve geniş oranda proletaryanın yanına kattı. Özel mülkiyetçi yanları nedeniyle burjuvazinin kuyruğuna takılıp, proletaryaya karşı dönen kır ve kent küçük burjuvazisi, kısa zamanda kendisini' bekleyen tek geleceğin acı dolu bir çöküş ve ezilen sömürülen proletaryanın saflarına suyu sıkılmış olarak atılma olduğunu tecrübeyle yaşadı. Kır ve kentin yarı-emekçi, yarı-sermayedar sınıflarının tarihsel açıdan bağımsız bir gelecekleri yoktur. Bir avuç kadarı burjuvalaşırken, ezici çoğunluğa sefil koşullarda yaşamaya ve sonunda proleterleşmeye mahkumdur ve bu nedenledir ki, onların gelecekleri proletaryanın geleceği ile aynı olmak zorundadır.
Demokratik Halk Devrimi, proletaryanın ideolojik ve siyasi hegemonyası altında gerçekleşen bir devrimdir. Proleter sınıf, diğer halk sınıflarıyla kurduğu ittifaktaki bu hegemonyasını kendi sınıf partisi, KP aracılığıyla sağlar. Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimiyle donanmış, uzun soluklu ve devrimci şiddeti örgütleyen bir mücadele içinde çelikleşmiş güçlü bir KP olmadıktan sonra, halk devriminin burjuva demokratik özdeki görevini bile sonuna kadar götürmesi, gerçekleştirmesi beklenemez. Ülkemizde demokratik devrimin tamamlanması için birinci şart gerçek KP'nin önderliğidir.

DHD, ancak tüm halk kapsamındaki sınıfların arasında proletaryanın gerçekleştireceği ittifak sayesinde başarıya ulaşabilir.

Devrimci halk cephesinin temelini işçi sınıfı ile köylülük arasındaki ittifak meydana getirir. Demokratik devrimin en temel iki meselesi, toprak devrimi ve milli meselenin temel insan kaynağını köylülük oluşturur. Proletarya demokratik devrimin önder gücü olarak, bu temel güç ile sımsıkı birleşmelidir. Bunun sağlanmasının yolu da, demokratik devrimin iktisadi ve siyasi hedefleri doğru tarzda formüle edildikten sonra, bunları gerçekleştirmek üzere köylü yığınlarını topyekün bir devrimci savaş içinde örgütlemekten geçer. Devrimci halk cephesinin çekirdeğini oluşturacak olan işçi-köylü temel ittifakı, ancak silahlı mücadele yoluyla gerçekleşebilir.

İşçi-köylü temel ittifakı üzerinde yükselecek olan ve tüm halk sınıflarını proletaryanın önderliğinde birleştiren bu devrimci sınıfları, proletaryanın önderliğinde birleştiren bir devrimci halk cephesi, devrimimizin üç temel silahından birisidir.

Devrimimizin başarıya ulaşabilmesinin bir diğer temel garantisi (devrimin üç temel silahından birisi) halkın silahlı gücünün kurulmasıdır. Ordusu olmayan bir halk zafere ulaşamaz. Halk ordusu, silahlı mücadele içinde ve küçükten büyüğe, zayıftan güçlüye doğru gelişerek oluşacaktır. Halkın silahlı gücünün inşası, partimize düşen en temel görevlerden biridir. Halk ordusunun ideolojik, siyasi ve örgütsel açıdan yönlendirilmesi, KP'mizin önderliği altında olacaktır. Bu ordunun temel insan kaynağını yoksul ve aşağı orta köylüler oluşturacaktır. İşçi sınıfının önderliğinde ve ağırlıklı olarak köylülükten oluşan bir silahlı gücün, demokratik devrim mücadelesi içinde inşa edilmesi işçi-köylü temel ittifakının gerçekleşmesinin de temeli olacaktır. TKP(ML) tarafından TİKKO bu anlayışla halk ordusunun çekirdeği olarak kurulmuş ve bugüne dek mücadele etmiştir. Türkiye devriminin gelişme süreci içinde devrimci savaş, esas mücadele biçimi olmuştur, olacaktır. Bu savaş, halkın uzun süreli ve topyekün savaşıdır ve salt askeri değil aynı zamanda da birer ideolojik ve politik mücadelesidir.

Bu nedenledir ki, halk ordusunun inşası da salt askeri bir sorun değil, aynı /amanda ideolojik ve politik bir sorundur. Yine silahlı örgütlenmede, partimizin halk sınıflarını örgütlemede kavrayacağı esas örgütlenme biçimidir.

Her siyasi devrimin temel sorunu, iktidarın nasıl ele geçirileceği sorunudur. Bu soruya verilecek cevap; MLM'yi her renkten revizyonist ve oportünistten ayıran temel kıstaslardan biri olagelmiştir. "Emperyalizm ve proleter devrimleri çağı"nda, emperyalizmin ve ona bağımlı ülkelerdeki uşaklığını yapan gerici sınıfların devletleri, merkezileşmiş tam bir militer güç haline gelmişlerdir. Dünya gericiliğinin iktidar aygıtları olan bu militer-bürokratik devletleri devrimci şiddete başvurmadan tasfiye etmek ve onun yerine devrimci iktidar aygıtları kurmak, genel kural olarak imkansız hale gelmiştir. Bu nedenle çağımızda, toplumsal devrimin ancak şiddete dayanarak başarılabileceğini kabul etmeyen, gerçekten devrimci değildir.

İktidarın, kitlelerin devrimci şiddetinin örgütlenip karşı-devrimci şiddeti yerle bir etmesiyle ele geçirilebileceğini söylemek genel bir M-L-M önermedir, ama ülkemiz açısından bu genel anlayış yetersizdir. Daha ela somutlaştırırsak, ülkemizde halk kitlelerinin devrimci şiddetinin hangi araç ve süreçlerle karşı-devrimci terörü altedecek hale gelebileceğini, getirilebileceğini görmek ve ortaya koymak devrimimizin zaferi için şarttır. Buradaki "hangi yoldan?" sorununun, yani "DHD'nin yolu" sorununun çözümü olarak partimiz, "halkın uzun süreli silahlı mücadelesi, Halk Savaşı" cevabını vermektedir.

Toplumsal bir devrimin hangi yoldan geçerek siyasi iktidar sorunun çözebileceği, o toplumun tarihsel ve toplumsal koşullarına göre belirlenir. Proletarya partisinin görevi, bu koşulları doğru bir şekilde değerlendirip strateji ve taktiklerini geliştirmek, sınıf kitlelerini siyasi mücadeleye seferber etmek ve sonunda iktidarı karşı-devrimden almaktır. Devrim stratejileri açısından çağımızın toplumsal devrimlerini ikiye ayırmak mümkündür.

Emperyalist ve kapitalist toplumlarda devrim, genel olarak uzun süreli bir "barışçıl" hazırlık döneminden geçer. Bu dönemde KP, devrimci programının propagandası yoluyla işçi sınıfının ve diğer emekçilerin ileri bilinçli unsurlarını öncü müfrezeye kazanır, kitlelerin günlük mücadelelerine katılarak, onları partinin etki alanı içine çeker. KP, bu amaçla, siyasal düzenin kurumlarını en geniş biçimde kullanmaktan çekinmez. Kitlelerin gerek ekonomik, demokratik ve gerekse siyasi mücadelelerine önderlik ederek, onlara iktidar sorununun devrimci çözüm alternatifini kavratmaya ve onları iktidarı almak için hazırlamaya çalışır. Böyle ülkelerde kitlelerin devrimci şiddetinin iktidarı ele almak üzere örgütlenip harekete geçirilmesi, iktisadi-siyasi bir kriz neticesinde doğacak devrimci durum anını doğru tespit edip, siyasi mücadeleyi ayaklanma düzeyine sıçratmakla, bunun için işçileri ve diğer emekçileri Sovyetler şeklinde örgütlemekle gündeme gelir. Özellikle bu strateji, genel ayaklanma stratejisidir.

Toprak devriminin temel sorun olduğu ve/veya emperyalist işgal şartlarının yaşandığı bir bağımlı ülkede ise, genel olarak devrimin gelişme ve zafere ulaşma yolu, yukarda belirttiğimiz ülkelerdekinden farklı bir yol izler. Bu tür ülkelerin içinde bulundukları koşullar, genel ayaklanma stratejisini geçersiz kılar ve devrimin yolu olarak halk savaşını gündeme getirir.

Yarı-sömürge, yarı-feodal Türkiye'de bu ikinci tür ülkelerden biridir. Devrimimizin ilk aşaması, özünü toprak devriminin oluşturduğu anti-emperyalist demokratik devrimdir. Devrimimizin iki temel özelliği olan toprak devrimi ve anti-emperyalist devrimin her ikisi de özünde köylü meselesidir. Bu nedenledir ki, DHD'de temel güçtür ve devrim esas olarak köylülerin savaşına dayanmak zorundadır. Bu birincisi. Toplumumuzun ikinci özelliği de, siyasi demokrasinin yokluğudur. Karşı-devrim, faşist bir devlet aygıtı ile iktidarını korumakta ve halkın demokrasi ve bağımsızlık mücadelesini silahla bastırmaktadır. Türk devleti kurulduğundan beri Türk egemen sınıfları, halkın karşısına silahla dikilmişlerdir ve bu durum devrimimizin temel özelliklerinden biridir. Bu koşullarda, halk kitlelerini silahlı olmayan yollardan iktidar için hazırlamak ve örgütlendirmek mümkün değildir. Üçüncü olarak ela, ülkemizde devrim ile karşıdevrim güç ilişkileri eşit bir gelişme göstermemektedir. Bir yandan feodalizmin varlığı nedeniyle nüfusun çoğunluğunun köylü olması ve işçi sınıfının görece zayıflığı, diğer yandan emperyalizmin ve onun uşağı faşist devletin gücünün ağırlığının şehirlerde toplanmış olması ve geri kırlık bölgelerdeki denetimin zayıflığı, devrim ile karşı-devrim arasındaki güç ilişkilerini şehirlerde karşı-devrimin, kırlarda ise, devrimin lehine şekillendirmektedir.

Bütün bu koşulların stratejik açıdan değerlendirilmesi, Türkiye'de devrim yolunun, proletaryanın önderliğinde ve temel güç olarak köylülüğe dayanan uzun süreli bir silahlı mücadeleyle iktidarı parça parça kırlardan şehre doğru ele geçirmek olduğunu ortaya koyar.

Halk savaşı, kapitalist gelişmelerin şafağında başta köylüler olmak üzere emekçi halkın yürüttüğü feodal despotlara ve yabancı ulusların işgaline karşı yeni bir savaş biçimi olarak çok uzun bir tarihi geçmişe sahiptir, ilk kez Marks, topyekün seferber olarak; güçlü yabancı işgalcileri uzun süreli bir yıpratma ile yenmesine -dayanan yeni bir savaş biçimi olarak "halk savaşı"ndan söz etmiştir. Daha sonra Mao Zedung, Çin devriminin pratiğine ele dayanarak, proletarya önderliğinde feodalizme ve emperyalizme karşı yürütülen halk savaşının teorik irdelemesini, strateji ve taktiklerini geliştirdi. Köylü yığınlarının yüzyıllardır kendiliğinden uyguladıkları bu savaş biçimi, proletaryanın bilimsel öğretisi ile birleşince, yenilmez bir güç haline geldi ve toplumsal devrim pratikleriyle kendisini ispatladı, ispatlıyor.

- Halk savaşı, silahsız ve örgütsüz bir halkın, silahlı ve örgütlü güçlü düşmanlarını yenme yolu ve sanatıdır. Halk savaşı, uzatmaktan ve yaymaktan yanadır, düşman ise kısa zamanda savaşı bitirmeyi amaçlar. Çünkü halk savaşının temel özelliği, güçlü düşmanı yıpratmak, parça parça yok etmek ve bu mücadele içinde halk ordusunu adım adım güçlendirmektir.
- Halk savaşının temel stratejisi, kırlık bölgelerde kurtarılmış alanlar yaratmak, buralarda devrimci halk iktidarının temel lerini atmak, bu üslere dayanarak uzun
süreli yıpratma savaşını yurt sathına yaymak; giderek şehirleri dağlardan kuşatmak ve iktidarı böylece parça parça ele geçirmektir. Ülkemizde kurtarılmış alanlar -Kızıl Siyasi İktidarlar- yaratabilmenin ve yaşatabilmenin objektif koşulları mevcuttur. Bunlar;

a) Sağlam bir kitle temeline sahip geri kırlık alanların varlığı,
b) Bu bölgelerin kendi kendine yetecek bir ekonomik temele sahip olması,
c) Arazinin askeri harekata elverişli olmasıdır.

Halk savaşı yalnızca askeri bir strateji değildir. O, aynı zamanda, ülkemizde emekçi kitleleri örgütlemenin, siyasi eğitimden geçirmenin ve iktidarı tüm ülkede ele almaya hazırlamanın yoludur. Halk savaşı, yıpratma savaşının üretimle, eğitimle, siyasi iktidarı kullanma ile pekiştirildiği ve kaynaştırıldığı topyekün bir faaliyettir. Dolayısıyla halk ordusu da salt askeri harekat yapan bir örgüt değil, partinin önderliğinde kendi kendini siyasi açıdan eğiten, üretime katılan, köylüleri toprak devrimine seferber eden ve Kızıl Siyasi iktidar alanlarında halkın yeni demokratik toplumun ilk örneklerini kurmasına yardım eden bir kitle örgütüdür.

- Halk savaşı üç stratejik dönemden oluşur: Birinci dönem, stratejik savunma dönemidir. Bu dönemde henüz halkın silahlı gücü oluşma aşamasındadır ve düşmanın ağır bir baskısı altındadır. Bu dönemde stratejik savunmada esas olan taktik saldırılardır. Ordunun örgütlenme biçimi gerilla birlikleri ve askeri faaliyetin biçimi de gerilla savaşıdır. Parti önderliğindeki halk ordusunun ilk çekirdekleri, gerilla mücadelesi içinde zayıftan güçlüye, küçükten büyüğe doğru güçlenerek, düşmandan aldıklarıyla silahlanacak, gerilla üs bölgeleri kuracak, buralarda köylüleri milisler şeklinde ve savaşın ihtiyaç duyduğu diğer örgütlü biçimler içinde örgütleyecek, karşı-devrimci otoriteyi sarsıp yerine devrimci otoriteyi tesis etmeye başlayacaktır. İkinci dönem, stratejik denge dönemidir. Bu dönemin özelliği, devrim ile karşı-devrim arasındaki stratejik güç ilişkisinin bir denge durumuna ulaşmış olmasıdır. Bu dönemde, gerilla üs bölgeleri kurtarılmış alanlara dönüştürülmüş, bu alanlarda işçi-köylü temel ittifakına dayanan halk iktidarları kurulmuş, toprak devrimi gündeme getirilmiş, halkın iktisadi faaliyeti yeniden örgütlendirilmiş; halk ordusu, gerilla birliklerinin yanısıra düzenli orduya dönüşmeye başlamış ve savaş biçimi de, gerilla mücadelesiyle düzenli birliklerin harekatının birleştirildiği bir oynak savaş haline gelmiş olacaktır. Üçüncü dönem, stratejik saldırı dönemidir. Bu dönemde, uzun süreli savaş içinde inşa edilen halk ordusu, düşmana karşı stratejik üstünlük sağlamıştır. Ve kızıl siyasi iktidar alanlarına dayanarak, karşıdevrimin yuvalandığı şehirleri kuşatma altına almıştır. Kurtarılmış alanlarda, Devrimci Halk Cephesinin iktidar aygıtları olarak Demokratik Halk Devleti önemli bir deney birikimine sahip olmuş, toprak sorunu çözülmüş ve yeni iktisadi düzenin temelleri atılmıştır. Parti, düşmanın elindeki şehir ve alanlarda ayaklanmalar düzenlemek ve iktidarı tüm ülkede ele almak uğraşı içine girmiştir.

- Halk savaşı, kuşkusuz burada ana hattı koyulan gelişme sürecindeki gibi düz bir hat izleyemeyecektir, inişler ve çıkışlar, ileri atılımlar ve geri çekilmeler, yenilgiler ve zaferler şeklinde zor ve uzun bir mücadele olacaktır. Bu zorlu mücadelenin zaferinin garantisi, proletarya partisinin önderliğidir. Bu önderlik sayesindedir ki, halk sınıfları arasındaki ittifak ilkeli bir temelde sürdürülebilir; savaşın kazanımları siyasi ve iktisadi kazanımlara dönüştürülebilir. Savaşın somut gelişme biçimine göre gerilla savaşından, ayaklanmalara kadar çok çeşitli mücadele biçimleri en iyi şekilde kullanılabilir, kitlelerin siyasi ve kültürel eğitimi ilerletilebilir; kısacası savaş içinde yeni bir toplum yaratılabilir. Partinin önderliği olmadığı taktirde, savaşın zafere ulaşması, ulaşsa da emekçi sınıfların zaferin meyvelerini siyasi ve iktisadi alandaki kazanımlara dönüştürmesi imkansız olacaktır. Ezilen halkların yüzyıllardır süre gelen pratiğinden edindiğimiz ders budur.

Savaş siyasetin silahlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildir. Savaşa siyaset yön verir ve siyasetin kumandası altındadır. Genelde halk savaşı ve bugünkü uygulanış biçimi olan Köylü Gerilla Savaşımızın siyasal çizgisi, biraz önce özetlemeye çalıştığımız amaç ve hedeflerimize varmak için uygulanan politikanın bugünkü biçiminden başka bir şey değildir. Savaş hangi boyut ve biçimde olursa olsun bizim için bir amaç değil, bir araçtır. Demokratik halk iktidarını kurmak için uygulanan bir araç, bunun ön aşamaları olan Kızıl Siyasi İktidarlar yaratmanın bir aracı.

Her savaşın bir siyaseti vardır. Siyasetsiz savaş olmaz. Nasıl bir savaş sorusuna cevap verebilmek için, savaşa neden olan politikaya bakmak, incelemek gerekir. İşte o zaman savaşın nasıl bir savaş, yani emperyalist ve gerici bir savaş mı, yoksa ilerici bir savaş mı veya haklı bir savaş mı yoksa haksız bir savaş mı olduğu ortaya çıkar. Hiç kuşku yok ki, bizim savaşımız haklı ve ilericidir. Çünkü ezilen bir sınıfın, ezen ve sömüren sınıflara karşı mücadelesini ifade etmektedir.

Siyaset ekonominin yoğunlaştırılmış ifadesidir. Her şeyin özünde doğru veya yanlış haklı veya haksız, ilerici veya gerici bir siyaset vardır. Ve "siyasi çalışma bütün çalışmaların can damarıdır". Silaha siyaset kumanda etmelidir. Siyasetin kumanda etmediği silah, sahibini vuran bir silahtır. Ele alınan silahın güçlü olup olmadığı esas olarak silahın niteliğine bağlı değil, silaha kumanda eden, siyasetin haklı ve doğruluğuna bağlıdır. Çünkü her şeyi eninde sonunda siyaset belirler. Siyasetin gücü ise, onun doğru ve haklı olmasından ileri gelir. Bunun için biz diyoruz ki, SAVAŞIYORUZ KAZANACAĞIZ, çünkü doğru yoldayız ve HAKLIYI temsil ediyoruz.

"Bir devrim savaşı, yalnızca yıkacağı düşmanın üstünde değil, esenliğini bozucu öğelerden kurtardığı kendi saflarımız üstünde de bir panzehir gibidir. Her haklı devrim büyük bir güçtür." (Mao, C.2. Savaş ve Strateji Sorunları makalesi) Gerçekten de böyledir. Dünya devrim tarihi tecrübeleri, bize bunun hep böyle olduğunu gösterdi ve göstermeye de devam ediyor, işte devrimin yıkıcı etkilere sahip olması da buradan ileri geliyor.

Savaş sadece silah kullanmak değildir, savaş daha iyi düşünebilmektir. Bu da bir düşünce savaşıdır. Savaşı silahla savaş alanlarında kazanmadan önce, düşünce düzeyinde kazanmak gerekir. Bu şu demektir: Düşüncelerimizin doğru ve haklı olması, somut şartların somut tahliline dayanması ve bilimsel olması. Savaşı düşüncede kazanmak, bu düşüncelerin doğru ve haklı olduğuna kitlelerin inanması ve ondan sonra şiddet temelindeki savaşa girmesi değildir. Bu, asla böyle anlaşılmamalıdır. O anlayış devrimci değil, devrimi engelleyen bir anlayıştır. Savaşı düşüncede kazanmak ve daha iyi düşünebilmek, düşmanın düşüncesini, strateji ve taktiklerini boşa çıkaracak, onların üstesinden gelebilecek ve sonuçta zaferle sonuçlandıracak düşünce üretmek, strateji ve taktikler geliştirebilmek ve bunları hayata uygulamanın yol ve yöntemlerini bulmak demektir. Bu ise, SİYASETTİR.

Siyasi ve askeri mücadele birbirinin karşıtı değil, birbiriyle sıkı bir diyalektik bağ içinde hareket eden, birbirini etkileyen, geliştiren bir şeydir. Biri diğerinin varlık nedeni ve sebebiyken, diğeri ise onun sonucu ve uygulanma aracıdır. "Siyasi mücadelenin temel amacı, halkı seferber etmek ve örgütlemek, düşmana karşı mücadele biçimlerinde ona yol göstermek, aynı zamanda bu mücadeleleri askeri mücadeleyle sıkıca birleştirmek ve direnişin en büyük zaferler kazanmasına yarımcı olmaktır", "Askeri mücadelenin temel amacı, düşmanın askeri kuvvetini tahrip etmek, halkı savunmak, halkın sevgisini kazanmak, siyasi mücadeleyle direnişte en büyük zaferleri kazanmasına hizmet ve yardım etmektir." (Vo Nguyen Giap, Vietnam Halk Savaşının Zaferi, sf. 50)

Görüleceği gibi birbiriyle ne kadar çok sıkı ilişki içinde. Bu sorun iyi kavranmazsa, teori ile pratik birleştirilemez. Diğer yandan, arasındaki diyalektik kavranamazsa, ya salt siyasete önem veren bir anlayış ve lafazanlık ortaya çıkar ve reformizme düşülür, ya da salt askeri mücadeleye önem veren bir anlayış, yani salt askeri bakış açısı ortaya çıkar. Onun için yürüttüğümüz mücadelenin nasıl bir mücadele olduğunu mücadeleye yön veren siyaseti ve aralarındaki bağı çok iyi kavramamız gerekir. Kavranamazsa, dediğimiz gibi yanlış bir çizgiye kaymak kaçınılmaz olur.

Genelde halk savaşı, bugünkü aşamada gerilla savaşı, köylü savaşıdır. Savaşın temel insan kaynağı köylülerdir. O halde köylüleri kazanmak, örgütlemek ve seferber etmek temel bir görevdir. Bu görev başarı lamadan, bu temel görevin başarılmasına yol açacak doğru bir politika ortaya koymadan köylüleri mücadeleye sokmak mümkün değildir.

Devrimci savaş kitlelerin savaşıdır. Böyle olduğu içindir ki, savaş, kitleler örgütlenerek, onlar seferber edilerek yürütülebilir. Ve ancak kitlelere dayanılarak zafer kazanılabilir ve zafer güvenceye alınabilir. Her şeyi belirleyen gerçek kahraman kitlelerdir. Bu anlamda doğru bir kitle çizgisine sahip olmak bir başka önemli noktadır. Genelde kitleleri ve özelde özellikle köylüleri bu mücadeleye kazanmada, seferber etmede, fedakarlık ruhlarını artırmada, zorlukları alt etmede, destek ve güvenlerini kazanmada ve bizzat savaşa katılmalarını sağlamada temel sorun köylüleri bu davaya, bu davanın haklılığına, bu davanın kendi davaları olduğuna ve kendi kurtuluşlarını sağlayacağına inandırmaktır.

Kitleler, konumuz açısından köylüler, mücadeleye seferber edilmek isteniyorsa, öncelikle onlara güvenmek gerekir. Bu çok önemli, köylülere güven duyulmadan ne kazanılabilir ne de seferber edilebilir. Bunun için kendiliğindene! ve bürokratik bir kitle çizgisi değil, Leninist bir kitle çizgisi anlayışı uygulanmalıdır. Kitlelere güvenmek sorunun bir yanı ve kendi cephemizden, diğer yanı da, kitlelerin güvenini kazanmaktır. Kitlelerin güvenini kazanmadan, onları inandırmadan somut ve kalıcı bir şey elde etmek ve zafer kazanmak mümkün değildir.

Gerilla savaşında kille çalışması çok önem arz eder. Dolayısıyla burada siyasi çalışmanın önemi ortaya çıkar. Bu noktada "siyasi çalışma bütün çalışmaların can damarıdır" anlayışı somut bir değer kazanır. Siyasi çalışmanın önemi kavranamaz ve küçümsenirse, gerilla savaşı, bir ayağı topal insana benzer. Siyasi çalışma küçümsenirse topal bir insan olup çıkarsınız. Nasreddin Hoca'nın yaptığı gibi kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz. Ayaklarımızın dağlarda, ormanlarda ve şehirlerde yere sağlam basabilmesi için kitlelere dayanmak ve kitlelerin güvenini kazanmak zorundayız. Bunun bir yolu savaştır, diğer yolu da savaşa yön veren ve ona kumanda eden siyasettir. Yani siyasi çalışmadır.

"Halkın istemediği, ya da anlamını bilmediği bir işi yapmaya zorlamak hiç işe yaramaz." Yaramadığı gibi, bu doğru da olmaz. Köylülerde istek uyandırmak ve yaptığı ve yapacağı şeylerin anlamını öğretmenin yolu ise, siyaset ve savaş diyalektiğini iyi kavramak ve uygulamakla mümkündür. Her şeyi yeri ve zamanında iyi kullanmak gerek. Yersiz ve zamansız kullanılan şeyler bir işe yaramaz. Köylüleri inandırmadan, güvenlerini sağlamadan bir şey elde edemeyiz. Onun için sabırla, inatla, siyasi faaliyeti yürütmek, anlatmak tekrar anlatmak gerekir. Ondan öğrenmek, ona bir şeyler katıp yeniden gidip onlara anlatmak gerekir. Bu anlayış aynı zamanda kitle çizgisi ve çalışma tarzımızı ortaya koyar.

Köylülere güven verdikten ve inandırdıktan sonra yapmayacakları iş, kalkınamayacakları zorluk ve yapmayacakları fedakarlık yoktur. Amacın haklılığını göstermek diğer şeylerden önce gelmelidir. Çünkü sonuçta her şeyi inanç değiştirecektir. Aynı zamanda kendimize güvenmelerini sağlamalıyız, inandırmak bir yerde güven sağlamaktan geçiyor. Güven duyulan biri veya bir örgütün söylediklerine kitleler daha çok inanır ve söylediği her şeyi daha çok dikkate alır.

Güven sağlamak, kitlelere bize güvenin demekle olmaz. Güven bizzat doğru bir çalışma, kitle çizgisi, onlara yaklaşım, örgütleme, seferber etme, sorunlarına eğilme ve çözmeye çalışma ile birlikte bunları yaparken gösterilecek tavır ve davranışlarla olacaktır. Kısacası, doğru ve somut bir teori ve pratiğin uyumlu birliği sayesinde gerçekleşecektir. Kitle çalışmasını, kitlelerin somut durumunu, yani siyasi ve kültürel yapısını, örf ve adetlerini bilerek ve onu dikkate alarak yapmak gerekir. Biz kitlelerin geri yanlarıyla uzlaşmayacağız ama onlara ters gelen tavır ve davranışlar içine de tepeden inme bir şekilde girmeyeceğiz. Kitlelerin örf ve adetlerinde iyi olan, ileri olan ne varsa onları bulup çıkaracağız veya alacağız, geri yanlarına karşı da ideolojik ve siyasi mücadeleyi sabırla sürdüreceğiz. O anlayışlarından, tavır ve davranışlarından inandırarak vazgeçirmeye çalışacağız. Çünkü "düşünceleri öldürmek insanları öldürmekten daha iyidir." Ve halk arasında çelişkileri çözme yöntemi budur.

Gerilla faaliyetinin ruhuna ve siyasal çizgisine uyum temelinde hareket etmek hayati bir önem taşıyor. Bunun tersi bir şeklide hareket edilirse kitlelerle ilişkilerde kitleleri kazanmak ve örgütlemek esas amaç değil, yaşamak için onlardan faydalanma ön plana çıkar. Düşmana karşı mücadelede, düşmana kayıplar verdirmek, düşmanı kovalamak ve fırsat yaratıp ona darbe vurmak, faaliyetin önündeki düşman engellerini bir' bir yok etmek amaç değil, kendi varlığını korumak için kendi varlığını tehdit ettiği oranda ve mecbur kaldıkça düşmana vurmak amaç halini alır. Bu tür anlayışlar gerilla faaliyetinin ruhuna aykırı olduğu gibi, siyasal çizgimize de terstir. Bunun doğal sonucu ise, gerilla faaliyetini geliştirememek, başka alanlara yayamamak ve cesaretli davranamamak vb. biçiminde kendisini gösterir.

Amaç dağlarda gerilla dolaştırmak değildir. Amaç devrim yapmaktır, devrim için koşulları yaratmaktır. Bu uğurda yapılması gereken görevleri yerine getirmektir. Devrimin kitlelerin eseri olacağı, gerilla savaşının köylü savaşı olacağı anlayışına uygun davranarak kitleleri, yani köylüleri örgütlemek ve seferber etmektir. Gerilla savaşında siyasal çizgimizin bir yanını bu oluşturur. Bu yapılmıyorsa, bu görevin yerine getirilmesi peşinde koşulmuyorsa, gerilla savaşının siyasal çizgisi, gerillaya hayat veren, can veren, temel insan kaynağı ihmal ediliyor demektir. Bu koşullar içinde gerilla savaşı bir adım ilerletilemez. O halde, bu amaçla, yani köylüleri örgütleme ve savaşa çekme görevini yerine getirmek için yol ve yöntemler geliştirilmeli ve uygulamalıdır. Yol ve yöntemler genelde belli ama somut koşullar iyi tahlil edilerek ona uygun davranmakta gerekir.

Siyasal çizgi bir bütündür. Siyasal bir amaç gerçekleştirmek için oluşturulan tüm politikaların bileşkesidir. Siyasal çizgimizin ana doğrultusu ve hedefi siyasal iktidarın nasıl ele geçirileceği noktasında düğümleniyor. Genel siyasal iktidarı ele geçirmeden önce parça parça iktidarı ele geçirme anlayışını uyguluyoruz. Bu anlamda Kızıl Siyasi iktidarlar yaratmak istiyoruz. Bunun için bugünkü aşamada gerilla savaşı veriyoruz, işte onun için diyoruz ki, KSİ'lar için Köylü Gerilla Savaşı merkezi görevdir. O halde Köylü Gerilla Savaşının ana siyasal doğrultusu bu anlayış temelinde gelişmeli ve gerilla savaşının siyasal çizgisinin esasını bu çizgiye uygun hareket edilmesi oluşturmalıdır.

Esas siyasal çizgiye hizmet etmeyen, merkezi görevi besleyip geliştirmeyen hangi eylem olursa olsun, isterse bir sürü is yapılsın, kitle örgütlensin fazla önem arz etmez. Çünkü yapılan işin siyasal çizgisi önemlidir, çok iş yapmak değil. Bu tür faaliyetler ancak siyasal çizgiye değil, pratikte yapılan işlere (hangi çizgiye hizmet ettiğine bakmadan) önem verenler için çok önem arz edebilir. Pratik faaliyetleri esas değerlendirme kıstası, hangi çizginin ürünü olduğu, yani hangi anlayışa uygun yapıldığı, neye hizmet ettiği ve ne gibi sonuçlar doğurduğudur. Soruna siyasal bakış açımız budur, bu olmalıdır.

Şu hiç bir zaman unutulmamalı; KSİ'ların kurulabileceği esas alanlarda gerilla faaliyetini başlatmak için o yöne doğru açılmak zorundayız. Buna mecburuz, siyasal çizgimiz bize bunu emrediyor. Bunun için kendi çalışmamıza bel bağlamamız gerektiği ve buna zorunlu olduğumuz gerçeği iyi kavranmalıdır. Eğer bu kavranırsa yaratıcı ve sağlıklı bir faaliyet geliştirebilinir. Çünkü zorunluluk yaratıcılığın anasıdır. Çünkü zorunluluk bizi hep kamçılayacaktır. Zaten özgürlük de zorunluluğun bilincine varmaktan doğmuyor mu?

Zorunluluğun bilincine varmak aynı zamanda o zorunluluğun dayattığı görevleri yapmak ve zorluklara göğüs germek demektir. Zorluklara göğüs germeden, önümüze çıkan engelleri aşmadan bir işi başarmak mümkün değildir. Bunun aksini düşünüp kolay iş başarma, kolay zafer elde etme peşinde koşanlar mutlaka hüsrana uğrar. Bedellerini ödemeden işin yapılmasını beklemek işi basite almak ve sorunu kavramamaktır. "Mutlu rastlantılar sayesinde kolay zaferler kazanacağımız, onlara bedelini ödemeyeceğimiz fikrini kadrolarımızın kafasından bütün bütün silmemiz gerekiyor." (Mao) Zorunluluğun bilincine varmak, aynı zamanda özveride bulunmak demektir. Zorunluluğun bilincine varmak, devrime olan inancı güçlendirmek demektir. Böyle olunca "kuşkusuz hiç bir şey, devrimci inancın gücünü, bile bile yapılmış bu. Özveriden daha iyi ölçemez". Bu söylenen kitle faaliyetinde de üzerinde ciddi olarak durulacak ve kitlelere kavratılmaya çalışılacak önemli bir konudur. Çünkü, kitlelerin devrimcilere yapacağı yardımı bizden korktuğu, bize acıdığı için değil, ona inandığı için yapmasını sağlamalıyız.

Devrim mücadelesinde belirlenen bir hedefe varmak bazen çok zaman alabilir, çok uğraş isteyebilir ve hatta birçok engeli aşmak gerekebilir. Böyle olduğu için devrim yapmak zor bir iştir, devrim yolu engebelidir, sarptır, çetindir vb. vb. diyoruz. Bununla birlikte devrimciliğin de zor bir zanaat olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Böyle olması da doğaldır. Yapmaya çalıştığımız iş, basit bir iş değil, sınıf savaşı; egemen olan bir sınıfı ve onun devletini, tepeden tırnağa silahlı gücünü yıkıp iktidarlarını almaktır. Onlar da buna karşı koyup sınıf iktidarlarını korumak istiyorlar. Elbette bize engel olacaklardır, elbette her fırsatı kullanarak, türlü planlar kurarak bizleri yok etmek isteyeceklerdir. Her iki sınıf açısından bunu yapmak doğaldır, onun için anormal karşılanmaz ve bunda şaşılacak bir yan yoktur. Düşman elbette acımasız olacak, insanlık dışı uygulamalar yapacaktır. Bu, onların sınıf yapılarının doğal bir sonucudur. Devrim yolunda en büyük engel egemen sınıflar ve onların devletidir, silahlı ve silahsız güçleridir. Bunların dışında da devrime engel olmak isteyenler başka düşmanlar vardır, olacaktır. Onların görevi budur, bizim görevimiz tüm bu engelleri uygun araç ve yöntemlerle ortadan kaldırmaktır. "Devrime karşı çıkan her şeye darbe indirmedikçe, onu yok etmenin olanağı yoktur. Tıpkı yeri süpürme işlemi gibidir bu; süpürge vurulmayan yerden toz kendiliğinden yok olup gitmez." (Mao)
Gerilla savaşının siyasal çizgisinin bir ayağını da düşmana karşı mücadele oluşturur. Kitleleri örgütleyip, kitle tabanını sağlamlaştırma ve mücadeleye seferber etme olmadan gerilla savaşı olmayacağı gibi, düşmana karşı mücadele yürütmeden ele, düşmana darbeler vurmadan da gerilla savaşı olmaz. Kitleleri örgütleme ve seferber etme ile düşmana karşı mücadele birlikte yürür, birbiriyle sıkı ilişki içindedirler. Halk ordusu savaş içinde oluşur, gelişir ve güçlenir. Kitleler, düşmana karşı mücadele içinde örgütlenir ve seferber edilir. Çünkü kitlelere güven vermenin, kitlelerin güvenini kazanmanın, onların desteğini almanın, kendilerine güven sağlamanın, cesaret kazanmalarının en iyi yolu düşmana karşı pratik mücadeledir. Kimin ne olduğu, kimin neyi savunduğu, kimin gerçekten halk için savaştığı pratik mücadele içinde ortaya çıkar. Kısacası kimin gerçek dost, kimin düşman olduğu pratik mücadele içinde ve zor koşullarda belli olur. Ve böyle zaman ve koşullarda kurulan dostluklar en sağlam ve en sağlıklı dostluklar olur.

Kitleler lafa değil pratiğe bakıyor. Pratiğin her şeyin aynası olduğu gerçeğini kitleler iyi kavramış, ona uygun davranıyorlar. Onun için ve en doğru olanı, laf etmek değil, edilen lafın pratik gereklerini yerine getirmektir. Yani düşmana karşı mücadele etmektir. Düşmana karşı mücadele salt silah kullanmak değildir, öncelikle aklını kullanmaktır. Düşmana karşı mücadele salt dağlarda savaşmak da değildir, hayatın her alanında, kitlelerin olduğu her yerde tüm kurum ve kuruluşlarda, tüm cephelerde savaşmaktır. Elbette ki, bütün buralardaki çalışmalarda merkezi göreve göre şekillenmeli, ona hizmet etmelidir, işte bu anlayış içinde savaş yürütmek iktidar perspektifiyle hareket etmektir. Düşmana karşı mücadele, sanat-kültür cephesinde, ideolojik ve siyasi cephede, kitle çalışması (cephesinde böylece düşmanın kitlelerin kafasını bulandırması ve uyuşturması önüne engel çıkartılmış, kitlelerin gerçeği daha iyi görmeleri sağlanmış olacaktır) vb. sürmek zorundadır. Silahlı cephe ise, tüm bu mücadelelerin en üst boyutu, tüm bu mücadelelerin düşmanın şiddet cephesine karşı devrimci şiddetin uygulanarak sürmesinden başka bir şey değildir, iktidarı alma mücadelesinin insanların hayatını ortaya koyarak sürmesidir. Aslında iktidarı alma mücadelesinin tüm cephelerinde bu böyledir. Ama silahlı cephe en yalın ve çıplak bir şekilde kendisini ortaya koyar. Bu cephede, silahların karşı karşıya geldiği cephe ve cephelerde temel kural, .ölmemek için öldürmektir. Savaşın temel ilkesi kendi gücünü korumak için düşman güçlerini yok etmektir.

Bu aşamada düşman bizden kat kat üstün bir güce sahiptir. Bu bir gerçek. Düşmanın bu gücüyle baş edebilmek için gerilla savaşında, gerillanın üstün ve avantajlı olduğu yanlan kullanılmak zorundadır. Düşmanı az bir güçle parça parça yok etme, güçsüz durumdan güçlü bir duruma geçme, düşmana az bir güçle darbeler vurma ve zaten gerilla savaşının doğal mantığı budur.

Gerilla savaşında, devrim güçleriyle karşı-devrim güçleri ellerindeki tüm kozları, güç ve imkanları kullanarak birbirlerini yok etmeye çalışıyor. Bu savaşta kim ki, kısa ve uzun vadeli plan ve hesaplar yaparsa, elindeki bu kozları, güç ve imkanları akılcı ve yaratıcı bir şekilde kullanırsa, savaşı o kazanacaktır. Ama ne olursa olsun tüm tarih zamanları, bu savaşı, haklı ile haksız, gerici ile ilerici olan savaşları daima haklıların ve ilericilerin kazandığım göstermiştir. Tarihin yazgısı şimdiye kadar bu olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır. Bundan hiç kuşkumuz yoktur. Bu böyledir diye işi kendiliğindenciliğe mi bırakacağız, hayır! Daha bilinçli, daha akıllı ve yaratıcı davranmak ve mücadele yürütmek zorundayız. Çünkü, zamanı kısaltmak, gidişata bilinçli bir yön vermek ve olası kayıpları en aza indirmek vb. diye bir kaygı taşıyoruz.

PARTİZAN SESİ SAYI-40

 
referandum_boykot_banner

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi