|
Sınıf mücadelesinde ilerlemek için " kazanılmış mevzilerin " güçlendirilmesi ve yeni mevziler yaratılarak, bu mevzilerin herkes açısından görülebilir bir somutlukla iş yapar hale gelmesi bir zorunluluktur.
Devrimci proletarya, burjuvazinin sömürü ve zulüm dünyasına karşı mücadelesini ancak örgütle, kurumlarla ve mücadelenin hizmetindeki diğer araçlarla sürdürebilir. Doğru bir ideolojik ve siyasal program ve bu programın icrası için seçilmiş doğru araçlar devrimi ilerletmenin, geleceği kazanmanın anahtarıdır. Dolayısıyla yaratmış olduğumuz değerleri korumak, güçlendirmek önemli bir devrimci görev olarak karşımıza acıkmaktadır.
Yayınevimizin bünyesindeki gazete ve dergilerimiz emekle, özveriyle, fedakarlıklarla yaratılmış önemli değerlerimizdendir. Gelinen aşamada onların daha da güçlendirilmesi, kendi ayakları üzerinde duran kurumlar haline getirilmesi gerekmektedir. Uzun ve çetin mücadele tarihimiz, sarf ettiğimiz emekler ve mücadelenin ihtiyaçları dikkate alındığında basın-yayın ve propaganda alanında hala ciddi yetersizliklerimizin olduğunu rahatlıkla tespit edebiliriz. Sorunları çözmenin ve devrimci tarzda bir gelişme sağlamanın ilk koşullarından biri, sorunlarımızı doğru tespit etmekten geçmektedir.
Basın-yayın alanı, mücadelenin önemli alanlarından biridir. Doğru fikirlerin kitlelere taşınması, yine bu fikirlerin geniş emekçi kesimleri içerisinde ajitasyon ve propagandasının yapılarak maddi güce dönüştürülmesi, geleceği ve özgürlüğü kazanma mücadelesinin başarısı açısından bir zorunluluktur.
Burjuvazi ve onun gerici-faşist kurumları devrimci yurtsever ve sosyalist basına karşı yoğun bir saldırı ve sindirme hareketi içerisindedir. Yayın organlarımız burjuvazinin bu saldırısını her alanda yaşamakta ve militan bir karşı koyuşla göğüslemeye çalışmaktadır. Gözaltlıları, büro baskınlarını, okurlarımız üzerinde estirilen terörü bir yana bırakacak olursak, bugüne dek yayınlanabilen gazete ve dergilerimizin tüm sayılarının toplatılarak, "yargı"ya konu edilmiş olması bile, karşı karşıya olduğumuz saldırganlığın boyutunu kavramak açısından yeterli fikirleri vermektedir. Biz, Altınçağ yayıncılık bünyesindeki P.Sesi, Öncü Partizan ve P. Gençlik gazete ve dergileri olarak, faşist diktatörlüğün bu saldırganlığını asla bir yakınma, sızlanma konusu olarak ele almadık. Her saldırıya karşı militan bir karşı koyusu, Partizanca bir karşı duruşu kendimize ilke edindik.
Faşist baskı ve saldırıların sesimizi boğmaya çalıştığı, okurlarımıza tecavüz edildiği, yazı işleri müdürümüzün tutuklandığı, her sayımızın toplatıldığı bir ortamda "Geri Kalmak Yok, Susmak Asla., .".alt başlığını logomuza alarak, tavrımızı açık ve net olarak ortaya koyduk. Bu kararlı tutumumuz faşist Türk hakim sınıflarını daha da korkuttu. Onların korkularının artması iyidir. Onların korku kaynaklarını daha da büyütmeliyiz. Bunu ancak, daha çok güçlenip kurumlaşarak başarabiliriz. Bu amaçla olanaklarımızı daha çok harekete geçirmeli, sahip olduğumuz olanakları daha aktif hale getirmeliyiz.
Bugün ülkemizde kıran kırana bir mücadele sürmektedir. Ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesinin üzerine kanla-barutla yürüyen ve geleceğini tümüyle bu teröre bağlayan hakim sınıflar, daha çok tükenişi yaşamakta, mafyalaşmakta ve çürümektedir. Bu çürüme, bir yandan hakim sınıfları artan bir hızla birbirine düşürürken, öte yandan geniş emekçi kesimlerin düzenden ümidini kesmelerine ve yeni arayışlara yönelmelerine vesile olmaktadır. Faşist Türk devleti, büyük oranda şovenizmi, dinsel gericiliği, milliyetçiliği, bencilliği, yırtıcılığı pompalayarak, arayışa yönelen kitlelerin karşısına çıkmakta ve üretebildiği bu "alternatiflerle" onları düzen sınırları içerisinde tutmaya çalışmaktadır, işte tam da böylesi bir ortamda, Demokratik Halk Devrimi ve bunun döneme ilişkin özgün taktiklerini bir seçenek olarak kitlelere sunmada büyük bir sorumluluğa sahip olduğumuzun bilincindeyiz.
Yine bugün, emekçilerin devrim ve sosyalizm davası dünya çapında burjuvazinin yoğun bir şekilde ideolojik, siyasal, kültürel, ahlaki saldırısıyla yüz yüzedir. Dünyamızın ve ülkemizin en sıradan gerçekleri bile burjuvazinin elinde adeta oyuncaklaşmakta, tanınmaz hale getirilmekte, bu vesileyle kitlelerin bilinci bulandırılmaktadır.
Burjuvazi, sahip olduğu tüm olanaklarıyla, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde, dünyanın gerçek sahibi geniş emekçi yığınlarının baskıdan, sömürüden, haksız savaşlardan, doğanın ve insanın yıkımından kurtulma ümidine, yani devrim ve sosyalizm davasına karşı barbar ve vahşi bir saldırı sürdürmektedir, insanın insan tarafından sömürülmesinin ve bu sömürü vesilesiyle oluşturulmuş olan tüm gerici egemen ilişkiler sisteminin "ebediliğini", emekçilerin buna "mahkum" olduğunu propaganda etmektedir. Emperyalistlerin ve onların uşaklarının bu dayatmalarına boyun eğmeyen, emekçiler için biçilen bu kara kaderi yırtıp, sahiplerinin suratlarına çarpan mücadele odaklarının üzerine kanla-barutla yürünmekte, sesleri kısılmaya, boğulmaya çalışılmaktadır.
Tam da böylesi bir ortamda, burjuvazi ve onun çeşitli uzantılarıyla her alanda amansız bir mücadeleye tutuşmak, geleceği, umudu ve özgürlüğü burjuvazinin sultası altından devrimle söküp almak, ileri ateş hattında yürümek anlamına gelmektedir. P. Sesi, Ö. Partizan ve P. Gençlik, dağların, fabrikaların, gecekondu emekçilerinin, umudun, aydınlanmanın ve özgürlüğün sesi olarak bu ileri ateş hattın da daha emin adımlarla yürüme cüret ve cesaretine sahiptir. Bu cesaretimiz her şeyden önce, sahip olduğumuz Marksizm-Leninizm-Maoizm’in bilimsel özünden, geniş emekçi kitlelere olan sonsuz güvenimizden, dağların ve fabrikaların yaratıcı, dönüştürücü gücünden ileri gelmektedir.
Şimdi bu mevzilerimizi daha da güçlendirmeli, kurumlaştırmalı, mücadelede daha etkili bir hale getirmeliyiz. Bu aynı zamanda, burjuvazinin sesimize yönelik kısma, susturma çabasını boşa çıkarma amacımızı da bir gerçeklik haline getirecektir.
Bu konuda öncelikle kendi zaaflarımıza yönelmeliyiz. Gazete ve dergilerimizin önemini gereği gibi kavradığımız söylenemez. Bu kavrayışsızlık bizi güçten düşürmekte kurumlaşmamızı ve etkili hale gelmemizi sekteye uğratmaktadır. Dolayısıyla bu zaaflarımızdan süratle uzaklaşmalı, emek, fedakarlık ve özveriyle yarattığımız kurumlarımıza ye kurumlaşmaya gereken önemi vermeliyiz.
Yıkmak için mücadele ettiğimiz düzenin ve sahiplerinin, basın-yayın ve propaganda alanına verdikleri önemin üzerinde uzun uzun durmayı gereksiz görüyoruz. Bu durum herkes açısından yeterince açıktır. En azından buradan öğrenmesini bilmeliyiz.
Bir çoğumuz, çevremizde gelişen olaylarla ilgili belge, resim, haber yapma ve gazeteye ulaştırma gereğini duymuyoruz, ya da bu görevi üstün körü yapmaya çalışıyoruz. Oysa gazete ve dergilerimiz, her olayı kendi bakış açımızla değerlendirerek, ulaştığı sonuçları kolektife mal edip kitlelere ulaştırmayı kendine görev bilmektedir. Bizim çok geniş ve hayatın her alanından haber-yorum aktaran, belgeler sunan bir muhabir ağımız neden olmasın? Yine, faşist diktatörlüğün toplatma, yasaklama kararlarından kurtulabilen yayınlarımız, dağıtım tekellerinin ambargo ve engellemeleriyle karşılaşmakta, kitlelere gereği gibi ulaşamamaktadır. Faşist diktatörlüğün bu baskı çemberini kırmada etkili olabilecek bir dağıtım ağına neden sahip olmayalım? Her okurumuzun kendisi ile birlikte bir başka okur bulduğunu düşünelim. Bu; gazete ve dergilerimizin tirajında çok ciddi bir artış sağlayacağı anlamına gelir. Dolayısıyla bir yandan doğru fikirlerimizi geniş kitleler içerisinde yaymamız, öte yandan faşizmin baskı çemberini kırmamız pekala mümkün olacaktır.
Çoğu kez kendi etkinlik ye eylemliliklerimizi kitlelere gereği gibi ulaştırılıp, propagandasını yapmamaktayız. Bu durum, kendi kendimize sansür uyguladığımız anlamına gelmektedir.
Yine faşist diktatörlük ve onun çeşitli kurumları yayınlarımızı ciddi bir darboğaza sokarak bu açıdan da baskı altına alıp yıkıma uğratmak istemektedir. Burjuvazinin baskı çemberinin bir halkasını da bu oluşturmaktadır. Bizim sırtımızı dayadığımız ne bir holding, ne bir tekel, ne de karanlık ilişkilerimiz vardır. Son derece sınırlı mali imkanlarımızı zorlayıp, okurlarımıza, emekçilere dayanarak bu sıkıntıyı aşmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, bu alanda özellikle kendi hatalarımızdan (yayın ödemelerinin düzenli olarak ve zamanında yayınevimize ulaştırılmamasından) ciddi oranda sıkıntılar çekmekteyiz, ilkeli, fedakar ve tutarlı bir çalışma çizgisi tutturarak bu sorunu aşmak zorundayız. Yayın paralarının zamanında ve düzenli olarak yayınevimize ulaştırılmamasının hiç bir haklı gerekçesi olamaz. Çalışma alanımızı genişletmemiz, mevcut bürolarımızı, yeni alanlarda açacağımız bürolarla güçlendirmemiz insan malzemesi ve maddi olanaklarımızla doğrudan ilgilidir. Örneğin Avrupa’daki okurlarımız özellikle teknik alt yapımızı sağlamlaştırmamızda ve maddi sıkıntılarımızı aşmamızda birçok yönüyle çok daha ciddi katkılar sunabilirler. Halkımızın dilinde "taşıma suyla değirmen dönmez" diye yerinde bir deyim var. Gerçekten de çalışmalarımızın kalıcılaşmasında, mevzilerimizin kendi ayakları üzerinde durabilmelerinde ve sonuçta bunların tümünü kapsayacak şekilde bir kurumlaşmayı gerçekleştirmede, bu deyime büyük değer vermeliyiz. Kalıcı, geleceği olan bir çalışma ancak ve ancak kurumlaşma ile sağlanabilir.
Yayınevimiz ve bünyesindeki gazete ve dergilerimiz bu amaca uygun olarak, kurumlaşmak ve kendi ayakları üzerinde durabilir hale gelmek kararındadır. Bu amaçla, bir önceki sayımızda •"okurlarımıza" başlığı altında bir çağrı da yayınladık. Yüzlerce abone ve bağış makbuzu hazırlayarak bölgelere ilettik. Şimdi görev bölgelerdeki temsilci arkadaşlarımıza ve okurlarımıza düşmektedir. Bir kampanya şeklinde ve belli bir zaman dilimini kapsayacak tarzda sürecek olan bu faaliyetimizi ciddi ve titiz bir çalışma ile ele alıp sonuçlandırmayıyız. Zamana yayılıp, etkisizleşmesine izin vermemeliyiz. Lenin yoldaşın deyimiyle "halk, deneylere dayanarak şuna inanmıştır ki, kendisine özgürlük vaat edilmesi yeterli değildir. Bu özgürlüğü elde edecek kuvvetin de ortada olması gerekir." Evet biz de kuvvetlerimizi, mevzilerimizi bu mücadelenin ve halkın hizmetine daha güçlü olarak sokmalı, somut, kalıcı ve güven verici hale getirmeliyiz. Abone bularak, bağışta bulunarak yayın organlarımızı halka ışık taşıyan, yol gösteren güçlü kolektif kurumlar haline getirmeliyiz. Halka, bu alanda da ciddi bir kuvvet olduğumuzu göstermeli ve güvenini kazanmalıyız.
PARTİZAN SESİ SAYI-18
|