ÖRGÜTLEDiLER BAHARI

"Yaşamak ne güzel şey Taranta-Babu

Anlayarak bir usta kitap gibi

bir sevda şarkısı gibi duyup

bir çocuk gibi şaşarak YAŞAMAK...

Yaşamak;

birer birer ve hep beraber

ipekli bir kumaş dokur gibi...

Hep bir ağızdan sevinçli bir destan okur gibi

YAŞAMAK..."

Böyle diyordu Nazım Hikmet, Habeşli Taranta-Babu'ya yazdığı mektupta. Baharın bu güzel günlerinde de insanın bağıra bağıra; yüreğinden taşan bir coşkuyla 'yaşamak ne güzel şey' demesi geliyor. Çünkü insan; varlığının, dünyayı değiştirebilme gücünün bir kez daha farkına varıyor doğanın sayesinde. Coşkulanmamak mümkün olmasa gerek doğanın kendini yenileyebilme kudreti karşısında. Hele kazanılacak güzel günler peşinde koşan insanların, doğanın üstündeki sisli havayı dağıtıp, yeniden dirilişini seyrederken bundan feyiz almaması düşünülemez bile. Fakat bu coşku içinde hüzün de barındırıyor, baharda kaybettiklerimizi düşündükçe...

"Ne tuhaf şey Taranta-Babu;

bizi kendi topraklarımızda öldürmek için

kendi topraklarımızın baharım bekliyorlar"

Fakat çok geçmeden bu hüzün nisan güneşiyle isyana dönüyor, toprağın kara, yaprağın dalına isyan edip gün yüzüne çıkması gibi.

"Acılar kuşatmışsa bile günlerin duvağım

düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar

hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır

verecektir en olgun meyvalerini mutlaka

yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü"

Evet, ilkyazın tomurcuklarını düşürmüştü toprağa baharın düşmanları. Ama ne kadar acz içindeydiler ki, bilemiyorlardı hayatın bahar olduğunu... Hayat durmadan kendini yeniliyordu ona sahip genç ellerde. Belki de bundan bütün nefretleri, bütün kinleri... Çıldırıyorlardı, çıldırdıkça azgınlaşıyor ve daha çok saldırıyorlardı. Dün, 30 Mart'ta Denizlerin idamını önlemek için Kızıldere'de direniş bayrağını çeken Mahir Cayan ve arkadaşlarını, yine 6 Mayıs'ta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin inan'ı ve 18 Mayıs'ta ibrahim Kaypakkaya'yı Diyarbakır zindanında katlediyordu baharın düşmanları. Ama ne 'Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik' diyen Mahirler, ne 'Yaşasın Marksizm, Leninizm kahrolsun Faşizm' diyen Denizler, ne de 'Faşizme içimizden kan damlayan kılıcız, bir gün gelir kinimizi dökeriz' diyen ibrahim ve niceleri tükenmiyorlardı ve tükenmeyeceklerdi. Çünkü ibrahim Kaypakkaya'nın söylediği gibi Türkiye'nin devrimci geleceği çelikten yoğruluyordu ve bu çelik aldığı suyu unutmayacaktı.

"Gülü bizden bizi çekirdekten

Evrim evrim doğuran evren

Duy bizi

Biz fidanız geleceğe yükselen

Yazgılara boyun eğmedik hiç

Kara kışlara yenilmedik

El uzattık

Kulak kabarttık baharın sesine"

Yine baharda filizlenen ve halkların yeni bir umudu olan 72 Nisan Güneşi'ni sindiremiyordu içine baharın düşmanları. En tehlikeli düşman ilan etmişlerdi ve kendileri için bu tehlikenin daha fazla büyümesini istemiyorlardı. Fakat bin yıllardır insanoğlunun alınterini-emeğini sömüren asıl kendileriydi ve tarihin çöplüğüne gömülmesi gereken insanlığın en büyük tehlikesi yine onlardı. Zoru zor sökecekti. Bu bilinçle atılmışlardı kavgaya ve yine bu bilinçle yönlerini dağlara çevirmişlerdi Nisan Güneşinin yaratıcıları. Fakat çok geçmeden Vartinik'te yakalıyordu onları zulmün erbapları. Ve ihanet en çirkin yüzüyle bir kez daha sahneye çıkıyordu. Yaralı olarak kurtulan ve kara kışa teslim olmayan ibrahim'i bir köy evinde esir ediyordu.

"yüreğinin pas tutmakta olan kıvrımları

sarılsın bir an öfkenin gök gürültüsüyle

beyninin her hücresi bir gerilla gibi

kuşansın pusatlarını ve sokağa çıksın

ve bir hançer gibi saplansın

puştlukların ihanetlerin bağrına"

Bedenini zincire vurmuşlar, tırnaklarını bir bir sökmüşlerdi ama inancını söküp alamamışlardı. Çünkü inancı bilinciyle yoğrulmuştu ve inancı bu kadar sağlamlaştıran düşünceleri bir kez kök salmıştı. Bir gün filiz olup boy verecek, saplanacaktı düşmanın bağrına. Ve bir köprü olup taşıyacaktı tüm insanlığı kurtuluşa. Bundan o kadar emindi ki;
"Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiçbir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve örgüt içinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve gurupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum.

Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist- Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedelli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım." diyerek ser verip sır vermeme direnişiyle taçlandıracak bütün mücadelesini.

"Alnındaki yaradan

boşaldı belki bütün kanın

fakat nehirlerin akıyor, dağların rüzgârlıdır,

bak; yine çarpıyor kalbin

ortasında kavganın..."

ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-02

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi