|
Yeni bir gazete daha yayın hayatına başladı: Türksolu. Gazetenin ismi, 1967'de Bora Gözen tarafından yayınlanmaya başlayan Türksolu, 68'li yıllarda Türkiye Devrimci Hareketi'ne yön vermiş yayın organlarından bir tanesi. Zamanın MDD'ci (Milli Demokratik Devrim) fikirlerini savunan Türksolu Gazetesi, yaklaşık iki sene önce, işçi Partisi'nden (iP) ayrılan bir grup tarafından tekrar yayınlanmaya başlandı. Derginin başyazarı Gökçe Fırat, Öncü Gençlik istanbul il Başkanlığı da yapmış biri. Üniversite gençliğinin ADKF (Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu) olarak tanıdığı, kendilerini "Mücadeleci Atatürkçü Gençlik" olarak niteleyen bu grup, iki senedir ileri adlı dergiyi yayınlıyorlar. ileri dergisinin temel misyonunu "Atatürkçü, ilerici, devrimci gençleri Türkiye'nin aydın birikimiyle buluşturmak"^ olarak belirleyen ADKF, Türksolu'na da "Ülkedeki güncel siyasete, siyasal yapıya hızlı refleksler üretecek, gençlerin ve aydınların ötesine giderek daha da toplumsallara c ak devrimci adımlar atmak"^ gibi bir misyon hiçti. ileri dergisinde ADKF'li gençlerin dışında Atilla ilhan, Yekta Güngör Özden, Kemal Memdaroğlu, Bedri Baykam, Vural Savaş gibi kişilerin de sürekli olarak yazıları yayınlandı.
ADKF VE GERÇEKLER ADKF, kendisini Kuvayı Milliye geleneğinin takipçisi olarak görüyor ve ardından Kuvayı Milliye geleneğinin takipçiliği kavramını açıklıyor: "Türksolu, Atatürk'ün Anadolu'da Bağımsızlık Savaşı'nı başlatması ve cumhuriyetin kuruluşu ile devam eden devrimci geleneğin mirasçıyıdır. Bu devrimci gelenek, özellikle Atatürk'ün şahsında sembolleşmiştir. Atatürk, 1919'da başlayan Türk Devrimi'nin önderidir. Türksolu, Atatürk'ün başlattığı devrimci mücadeleyle oluşan ve onun ölümünden sonra da devam eden Türkiye devrimci düşüncesinin adıdır."^ Türkiye devrimci mücadelesi tarihini tanıyanlara eski bir şarkıyı hatırlatan bu satırlar; Yekta Güngör Özden'lerin Vural Savaşların "devrimci" damarlarını kabartmış olacak ki Vural Savaş, coşkusunu gizleyemeyip "Türksolu'nun çıkışını heyecanla karşıladım"* türünden demeçler verdi. Devrim stratejisi olarak aşamalı devrimi benimseyen ADKF, nihayetinde sosyalizmi hedefliyor. Devrimciliğiniz sistem içi "devrimcilik" olunca kaçınılmaz olarak sosyalizm lafını ağzınıza almamaya özel bir gayret gösteriyorsunuz. "Türksolu, çağımızda temel meselenin emperyalizmden kurtulmak olduğunu savunur... Anti-emperyalizm sadece emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı vermek olarak da sınırlandırılamaz... Emperyalizme karsı mücadele tarihi, bu mücadelenin kesin başarısının ülke içinde kurulmaya çalışılan düzenle bağlantısı olduğunu ortaya koymuştur. Emperyalizme karşı verilen mücadele, ülke içinde anti-kapitalist bir düzen kurmaya yönelmedikçe yenilgi kaçınılmazdır... Ezilen uluslar, emperyalizme karşı verdikleri savaşlardan sonra halkçı ve eşitlikçi düzenler kurmaya yöneldiler. "5 Yekta Güngör Özden ve Vural Savaş, "Emperyalizmle barış olamaz, emperyalizmle ancak savaş olabilir. Bu, devrimcilerin iradi tercihi değil tarihi bir zorunluluktur. "6 gibi tahlillerinize ses çıkartmayabilir -öyle ya hızını alamasa emperyalizme karşı topyekûn silahlı halk savaşından bahsedecek ADKF yazarları olmasa, devrimci safları kim parçalamaya çalışacak-fakat "ülke içinde kurulacak olan anti-kapitalist düzenin" ya da "emperyalizme karşı verilen savaştan sonra kurulacak halkçı ve eşitlikçi düzenin" adını zikretmenize izin verecek de değiller. Türksolu gazetesinin manifestosunu okuduğumuzda, ileriki satırlarda kendisine "Kapitalist Batı Uygarlığının tüm mülkiyet-meta ilişkilerine tümüyle son vermeyi vazgeçilmez bir görev"1 olarak belirleyen bir ADKF görürüz ama koskoca manifestoda ne "kapitalist batı uygarlığı"nın temeli olan tüm mülkiyet-meta ilişkilerine Rusya'da son veren Lenin'den ne de Çin'de emperyalizme karşı savaştan zaferle ayrılan Mao'dan tek bir kelimeyle dahi bahsedilir. Vural Savaş; Aziz Nesin'in, Nazım Hikmet'in hatta Deniz Gezmiş'in resimlerine (Mustafa Kemal'in resminin hep başköşede olması şartıyla) müsaade edebilir ama Lenin'den ve Mao'dan bahsederek sistem içi devrimciliğinin sınırlarını zorlamanın "emperyalizmle barışın olamayacağı" bir dönemde zamanı değildir! Bakın sistem içi devrimciliğinin bu tutumu ibrahim Kaypakkaya tarafından nasıl değerlendirilmiş: ".. ya tutarlı olmak için tüzük ve programdan da komünizmle ilgili her şeyi çıkarmak, kitleye açık her türlü parti yazısında bu kelimeden ve onu hatırlatacak her şeyden, giderek Marks’ı, Engels’i, Lenin’i, Stalin’i ve Mao Zedung'u zikretmekten kaçınmak, komünist propagandadan vazgeçmek zorundayız ve böylece tavizciliğe boynumuza kadar bularak, proleter devrimciliğinden uzaklaşmak zorundayız ya da ..."8 Görüldüğü gibi ADKF'nin yaptığı tavizciliğe boyunlarına kadar batarak devrimcilikten uzaklaşmak. ADKF'nin ikinci "devrimci" tezi ise enternasyonalizm üzerine. Önceki satırlarda da belirttiğimiz gibi sistem içi devrimciliğin önemli bir görevi de marksizmin temel taşlarıyla oynayarak kitlelerin kafalarını karıştırmak yoluyla devrimci safları bölmeye çalışmaktır. ADKF'nin enternasyonalizme bakışını inceleyecek olursak: "Ezen ulusların emekçileriyle ezilen ulusları birleştiren enternasyonalist bir bağ yoktur. Bu tür istekler ancak bir hayal olabilir. Ezilen ulusları topyekûn sömüren kapitalist ülkelerin ezilen uluslara enternasyonalist olma çağrısı sadece ve sadece sömürgeciliği meşrulaştırır. Ezilen ulusların dostunu düşmanını ayırt etmesine engel olur. Ezilen ulusların ezen ulusların emekçilerinden bir beklentisi olamaz. Emperyalist ülkelerin emekçileri, gerçekten enternasyonal bir dayanışma istiyorlarsa, kendi emperyalist ülkelerine karşı doğrudan savaşa girişmelidirler. "9 Sayın ADKF yazarının kafası, sistemin çizdiği sınırların dışına çıkmamak için çok düşünmüş olmaktan, biraz karışmış olsa gerek. Çünkü bu satırlardan ezilen ulusların emekçilerine yapılan enternasyonalizm çağrısının kim tarafından yapıldığı belli olmuyor. Bu enternasyonalist çağrı kime ait? "Ezilen ulusları topyekûn sömüren kapitalist ülkelerin" burjuvazilerine mi yoksa "gerçekten enternasyonal bir dayanışma" isteyip istemediği belli olmayan(!) ezen ulus emekçilerine mi? Kafası karışmış ADKF yazarını bir kenara koyup, enternasyonalizmin ne olduğuna bakmakta fayda var. Enternasyonalizmin esası tek ülkede sosyalizmin inşaasında ısrar ve halkların emperyalizmden ve kapitalizmden kurtuluş mücadelelerine verilen destektir. Yani enternasyonalizm proleteryanın ve ezilen halkların birliğidir. Ayrıca enternasyonalizm bütün dünya Komünist partilerinin temel ilkelerinden biridir. ADKF'nin sandığının aksine devrimin ulusal ve uluslararası görevleri bir bütünlük teşkil eder. Stalin bunu şöyle özetliyor: "...şu ya da bu ülkenin proleterlerinin ulusal görevleriyle uluslararası görevlerini karşı karşıya koymak, politikada ağır bir hata işlemek demektir... Bu yüzden, bir ülkenin proleterlerinin görev ve çıkarlarıyla tüm ülkelerin proleterlerinin görev ve çıkarlarının birlik ve bölünmezliğini savunmak, tüm ülkelerin işçilerinin devrimci hareketinin zaferinin en emin yoludur... Tamda bu yüzden, tek ülkede proleter devrimin zaferi, kendi içinde bir amaç değil, bilakis tüm ülkelerde devrimin gelişmesi ve zaferi için bir araç ve yardımdır. "10 Özetleyecek olursak, enternasyonalizm ADKF'nin sandığının aksine, ezen ulusların burjuvazilerince sömürgeciliği meşrulaştıracak ve ezilen ulusların dostunu düşmanını ayırt etmesini engelleyecek bir olgu değildir. Emperyalistler, ezilen halkların dostunu düşmanını ayırt etmesine engel olacak daha değişik yol ve yöntemler geliştirmişlerdir. Bu yöntemlerden bir tanesi de sisten solculuğunu ezilen halklara bir seçenek olarak sunmaktır. Türksolu gazetesinin adı da ADKF'nin enternasyonalizm konusundaki yanılgısından bağımsız olarak düşünülemez. 1960'lı yıllardaki toplumsal muhalefetin izlediği çizgiden ötürü, Türksolu isimli bir gazetenin çıkarılması yanlış olsa da; kaçınılmaz olabilir. ADKF'nin bugün yaptığı ise; bu geleneğin takipçiliği adı altında, kavram kargaşan yaratmaktan başka bir şey değil. Çünkü kullandıkları "sol" söylemi, sınıfsal temeli olan bir kavramdır. Bu nedenle sınıf perspektifiyle ilgisi olmayan terimlerle bir arada kullanılamaz. Sol herhangi bir etnik ya da dinsel temeldeki bir sözcükle yan yana getirilemez. Nasıl ki ispanyol solu, Kürt solu, Alman, Arap solu kavramları solun enternasyonal yönüne aykırıysa, Türksolu söylemide sol'un doğasına terstir. Gazetenin adından anlamamız gereken, bu gazetenin sadece Türk olanların solunu temsil ettiği mi? Yani bu coğrafyada yaşayıp da Türk olmayanların sol'a ihtiyaçları olmadığı mı? Yoksa yaşadığımız ülkede, herkesin Türk olduğu mu? ADKF'nin bir diğer "devrimci" argümanı ise ordu konusunda: "Türksolu, Kuvayı Milliye'nin halk-ordu-aydın ittifakını, gençliği de katarak genişletir ve bu ittifakı bölmeye yönelik tüm çabalara şiddetle karşı çıkar. Özellikle Türkiye'de orduyu düşman olarak gören sözde sol anlayışla mücadele eder. Bu anlamda 60'ların devrimci ortamını ve birlikteliğini yeniden yaratmak için yola koyulur"11 Bir noktada ADKF yazarına hak vermek durumundayız. Gerçekten de Türkiye sol tarihine baktığımızda 60'lı yıllarda ellerinde Mustafa Kemal resimleriyle Harbiye'ye doğru "ordu-gençlik el ele" sloganlarıyla yürüyen bir gençlik görürüz. Ama bu gençlik henüz 12 Mart'ların, 12 Eylül'lerin işkence tezgâhlarından geçmemiş bir gençliktir. 60'lı yıllardaki toplumsal muhalefetin neden böyle bir eksende geliştiği ise, bu yazının konusundan ayrı bir tahlil konusu. Kavramları netleştirmek için ustalara başvurmakta fayda var. "Devlet, sınıf çelişkilerinin uzlaşmazlığının ürünü ve tezahürüdür. Devlet, sınıf çelişkilerinin objektif olarak uzlaştırılamadığı yerde, zamanda ve ölçüde ortaya çıkar. Marksa göre, devlet sınıf egemenliğinin bir organı, bir sınıfın başka bir sınıf tarafından ezilmesinin bir organıdır; sınıfların çatışmasına gem vurmak suretiyle bu baskıyı yasa mertebesine yükseltip pekiştiren bir "düzen" in yaratılmasıdır. "12 Peki sayın ADKF yazan, sizce devlet aygıtında bir sınıfın başka bir sınıf tarafından ezilmesinin aracı hangi kurumdur? Devlet aygıtının sınıf çatışmasına gem vuran kurumu hangisi? Deniz Gezmiş'ler egemenlere karşı bir ittifak olarak gördükleri "ilerici" Türk Ordusu'nun sıkıyönetim mahkemelerince yargılanıp idama mahkûm edilmediler mi? Türkiye işçi sınıfının şanlı 15-16 Haziran eylemliliklerinde şehit olan emekçiler kimlerin kurşunlarıyla katledildi? 12 Mart, 12 Eylül Askeri Faşist Cuntaları hangi kurum tarafından gerçekleştirildi? Emperyalizmle barışın olamayacağını söyleyen Türksolu satırları NATO üyesi TSK ile hangi zeminde bir ittifak düşünüyor?
SONSÖZ YERiNE Özetleyecek olursak ADKF'nin yazdıkları hangi safta yer aldığını görmemizde bize yardımcı oluyor. ADKF, söylediğinin aksine, işçilerin ve emekçilerin yanında değil, fiilen karşısında konumlanmıştır. Bu yazıda özetle Türksolu gazetesinin (dolayısıyla ADKF'nin) manifestosunda yer alan çelişkileri ortaya koymaya çalıştık. ADKF'nin etraflı sınıfsal değerlendirmesi bu yazının konusu olmakla beraber, yer darlığından dolayı önümüzdeki sayılarda yer alacaktır.
KAYNAKÇA 1) Türksolu Gazetesi sayı: l-Türksolu Çıkarken 2) Türksolu Gazetesi sayı: l-Türksolu Çıkarken
3) Türksolu Gazetesi sayı: l-Türksolu Manifesto
4) Türksolu Gazetesi sayı:2-iste Dedik Beklediğimiz "Yürekli Ses"
5) Türksolu Gazetesi sayı: l-Türksolu Manifesto
6) Türksolu Gazetesi sayı: l-Türksolu Manifesto
7) Türksolu Gazetesi say ı: l-Türksolu Manifesto
8) ibrahim KAYPAKKAYA-Seçme Yazılar (Altınçağ Yayımcılık)
9) Türksolu Gazetesi sayı: l-Türksolu Manifesto
10) J.STALiN-Eserler Cilt:9 (inter Yayınları)
11) Türksolu Gazetesi sayı: l-Türksolu Manifesto
12) V.l.LENiN-Devlet ve Devrim (inter Yayınları)
|