|
Sorgu deneyimi, bir kadro veya parti üyesinin komünist kişiliğini tamamlama ve pekiştirmede, basamaklardan biri ve en önemlisidir. Tabi ki sorgu süreci mücadelenin bir bütününden bağımsız ele alınamaz. Pratik faaliyetimizde düşmüş olduğumuz bir ilkesizliğimiz, sorguda bizi sırtımızdan vuran bir düşmandır. Bizi zayıflatır, bizi zayıflattığı oranda da düşmanı güçlendirir. Her ideolojik zaafımız, sorgu cephesinde irademizi törpüleyen çirkin bir güçtür. Düzenden zincirlerini koparmayan, burjuva yaşam tarzıyla proleter yaşam tarzı arasında kalın çizgiler çekmeyen ve proleter yaşam tarzıyla bütün benliğiyle bütünleşmeyen bir kişilik, mücadelede ve de sorguda yenilmeye mahkumdur. Bir ilkesizlik yeni bir ilkesizliğin, bir zaaf yeni bir zaafın ebesidir. İlk hata basit bir tutarsızlığın sonucu iken, ikinci bir hatadan dönmek daha yoğun bir iradi güç ister. İnsanı bitiren kararsızlık ve korkudur. Sorguda tereddütte düşmek, ikilem içinde kalmak, can telaşına.düşmek bilinci, iradeyi saf dışı bırakır. İradenin, bilincin kontrolünde olmayan bir ruh hali çöküntüye, çözülmeye gebedir.
Mevcut düzeni yıkmayı hedefleyen bir insan, önce düzenin bütün kurum ve kuruluşlarının meşruluğunu kafasında kırmalıdır. Ve düzenin dayattığı hiç bir yaptırımı tanımama anlayışına sahip olmalıdır. Bir komünist hiç, bir koşulda düzenle veya düzenin ideolojisiyle ve onun yaptırımlarıyla barışık yaşayamaz. Eğer yaşıyorsa orda zaaf vardır, burjuvaziyle uzlaşma vardır. Düzenin polisini, hukukunu meşru görmeyen bir komünist, elbette polisin sorusuna cevap vermeyecektir.
Biz komünistler halkın bu görkemli davasına gücümüz oranında belli değerler katarız. Ensemizde soluğunu hissettiğimiz ölüm korkusunu gerek pratiğimiz içinde, gerekse sorgu (işkencede) yenmek neyle mümkündür? Elbette MLM'nin evrensel gerçekliğini kavrama ve onu ülkemizin pratik gerçekliğiyle bütünleştirmekle ve ölümü kabullenme; partine yoldaşlarına bağlılıkla mümkündür. Kısacası bir komünist, kendini feda etme ruhuna ve irade gücüne sahip olmalıdır. Bir insan mücadeleye şu veya bu şekilde atılır. Kimi zaman, baskının sömürünün farkında olmuş buna karşı savaşmanın gereğine inanmıştır. Kimi zamanda duygusal feodal özenti, macera, kafa kol ilişkisi vb. gibi etkenlerle. Bunları ele aldığımızda o kişinin mücadelede sebat edeceği, her koşulda mücadeleyi göğüsleyeceği tartışmasız mümkün değildir. Bu insanlar her zaman birilerine yaslanmış, birilerine muhtaç durumdadırlar. Tabi bu dayandıkları, elinden tuttukları kişiler ortadan kalktığında veya bir zaaf gösterdiğinde bu insanlarda hemen dökülmeye başlar. Şu veya bu nedenle mücadeleye atılan insanların en kısa yoldan siyasi ve ideolojik olarak kendilerini şekillendirmesi ve sınıf bilincini içselleştirmesi gerekir. Aksi taktirde yıkılmaya yalpalamaya mahkumdurlar. Sınıf savaşımının biricik silahı proleter ideoloji, MLM'den yoksundurlar. Buda şubede, işkencede bu insanları yılgınlığı iter. Olayı bu tarzda ele aldığımızda, özgür kişiliğimizi yaratma kendi ayaklarımızın üstünde durabilme çok önemlidir. İşkence cephesinde de iç çelişkiler belirleyicidir. Ve gönüllülük esastır. Sorgu sürecinde, kendimizi hiç bir baskı altında hissetmeden, gerçekten kendimizi feda edebilme mertliğine sahipsek, bizi direnmeye sevk eden partiye, proletaryaya, yoldaşlarımıza bağlıysak, hiç bir biçimde inadımızı inancımızı, düşman sökemez. Aksine, yoldaşlarımız ve çevremiz tarafından yadırganacağımız düşüncesi, korkusu bizi direnmeye sevk ediyorsa, bir süre direnebiliriz ama bu hiç bir zaman uzun ömürlü olamaz.
Ülke gerçekliğimizi incelediğimizde, geçmişten günümüze insanımız en ağır baskılara ve zulümlere maruz kalmıştır. En ufak kıpırdayışı kanla bastırılan ve tarihi işkence, katliamla ve kanla dolu bir ülkede var olan insanın psikolojisini, ruh halini iyi görebilmeyiz. Baskı ve işkenceyle sindirilen bir toplum, bunun beraberinde daha feodal zincirlerini kıramamış, burjuvazinin iğrenç kültürüyle (şovenist, yoz) bilenmiş bir toplum içinden parti saflarına katılan insanların olduğu gerçekliğini unutmamalıyız. Bu, sorguda çözülmenin veya bir zaafın ideolojik köklerini derinde aramamız gerektiğini gösterir. Bu bilimle hareket edersek bünyemizde var olan burjuva hastalıklarını daha iyi eleştirebilir ve düzeltebiliriz. Bu da bizi ileri taşır, her konuda güçlü kılar.
Sorguda komünist tavır yalnızca konuşmamak mı yoksa partiyi, görüşlerini savunmak düşmanı mahkum etmek midir. Bu iki tavır arasında ne gibi fark vardır?
Önce şunu ele almalıyız. Her tavır kendi koşullarında değerlendirilmeli ve sorguda belirleyeceğimiz tavırda özgün koşullarımıza denk düşmelidir. Tartışma götürmez bir doğrudur, komünist tavır hiç bir biçimiyle ifade vermeme, polisin hiç bir yaptırımına uymama ve düşmanın psikolojik siyasi saldırılarını cevapsız bırakmama siyasi, ahlaki bütün değerlerimize sahip çıkma ve düşmana bu yönlü saldırmadır. Diğer boyutunu ele aldığımızda siyasi durumumuzun şu veya bu şekilde şu veya bu boyutuyla ortaya çıkması halinde pasif, edilgen bir tavra girmek, düşmanın siyasi, ahlaki önderliğine, partine, kişiliğine yönelmesine karşı koymamak olumlu bir tavır değildir. Buna rağmen fiziki işkenceye dayanıp konuşmama, ilişkileri deşifre etmeme, partiye zarar vermeme bir olumluluk olsa da komünist bir tavır olamaz. Biz komünistler her koşulda düşmanın yüzüne bir balyoz gibi düşüncelerimizi indirebilmeliyiz. Zaten pasif tavır bir iç çelişkinin sonucudur. Ve uzun süreli bir sorguda çözülmeyi de beraberinde getirecektir.
Her direniş komünist tavır değildir. İnsanı direnmeye iten bir çok neden vardır. Buda insanın üzerinde var olan çeşitli burjuva hastalıklarının derecesine göre değişir. Bir yandan burjuva hastalıklarımız bizi çözülmeye iterken kimi zamanda konuşmamaya iter. Ancak, sonuçta bir burjuva ideolojisinden beslenen bu iki tavırda aynı noktada buluşur. Ve her ikisi de olumsuzdur. Çünkü, şubede insan çözülmeyebilir ama insan iradesi, inancı öyle boşalır ki şube sürecinden sonra mücadeleyi bırakır yada korku psikolojisiyle yalpalayıp durur. Üretken olamaz, hatta poliste uzun sürede dayanamaz. Nedir insanı direnmeye iten nedenler? Şöyle sıralayabiliriz.
Birincisi; kişinin burjuva gururu. Bir insan bilir ki çözülmesi halinde yoldaşları ve kitle tarafından teşhir olacaktır. Siyasal kişiliğinde popülizm, kariyerizm gibi burjuva hastalığı olan bu kişiler, kişisel kariyerlerinden dolayı direnebilirler. Ama bu her zaman mümkün değildir. Poliste uzun süre kaldıklarında ve polisin işkencede daha da yoğunlaşması halinde bireyci yanları hortlar ve çözülürler.
İkincisi; Feodal baskı. Kişinin üzerinde var olan feodal yapı yıkılmamışsa, gerek bir polisin iğrenç yaklaşımına tepki duyduğundan dolayı, gerekse arkadaşını ele vermeyi kendisine yakıştıramaması veya yine kitle içinde prestiji sarsılacağından dolayı direnmeyi seçer. Yine bu anlayışla olumlu sonuç alınacağı gibi, bu sonuç görecelidir. Polisin kullandığı yöntemlerden biri de kişiyi, eşini, kız kardeşini, ailesini vs. tutuklama onları sorgulamakla tehdit etmesidir. Feodal anlayışa sahip olan bir kişi böylesi bir durumda çözülür..
Üçüncüsü; İnsanları direnmeye iten nedenden biride kendini kurtarma anlayışıdır. Çözülme anında, pratik faaliyetinin açığa çıkması durumunda uzun süreli ceza alabileceğini düşünür ve bunu göze alamayan bir şahıs bu nedenle direnebilir. Bunun altında yatan burjuva bireyciliği ve bencilliğidir. Yine bu anlayışa sahip olan kişiler, pratik faaliyet içinde tehlikeye girmez, fedakar olamaz. Sorguda olumlu tavır sergilese bile pratik faaliyet içinde vereceği zararlar daha büyük olacaktır.
Dördüncüsü: Poliste durumun açığa çıkmaması; (ki, bu genellikle toplu yakalanmalarda, hakkında polisin elinde ipuçlarının olmamasında olur) durumda polisin fazla yönelmemesiyle birlikte sorgu süreci olumlu bir biçimde geçiştirebilinir. Eğer kişi samimi değilse bunu abartır. Aslında bu süreçten, bu insan pratik bir deney edinememiştir. Bunu doğru değerlendirip ona göre davranmadığı durumda ilerde faklı koşullarda daha büyük olumsuzluklara düşebilir. Buraya kadar sıraladığımız direnme biçimleri sonuçta kısa vadeli çıkarlar sağlasa bile pragmatist bir anlayışın sonucu olur. Ve uzun vadede bizim için yıkım getirebilecektir. Çünkü bu anlayışlar hiç bir güçlülüğe uzun süreli dayanamazlar ve yine bu anlayışlar hiç bir zaman ölümü göze alamazlar.
Sınıf bilinciyle donanmış, onu sosyal pratiğiyle birleştirmiş komünistlerin kendini feda etme ruhunun bir sonucu olarak kızıl direniş.
En doğru en görkemli direniş MLM'yi kavramış onu yaşam biçimi haline getirmiş kendini davaya, halkına adamış komünistlerin direnişidir. Bu niteliklere sahip komünist, düşman karşısında eğilmez.
Bir komünistin yaşam ilkeleri nelerdir. Ve pratik yaşamında sınıf bilinçli çelikten iradeyi nasıl edinir. Bu konuyu proletaryanın ve onun öncü gücü partiyle, aynı zamanda partinin sergilediği pratikle, kadro politikasıyla birlikte ele almak gerekir. Çünkü kazanmak bir sonuçtur. Bütün mesele onu hazırlayan koşulları kavramak ve bu temelde kitlelere bir tecrübe, deneyim aktarmaktır. Unutmamalı ki, ilkelerimizin tecrübesini yenilerimizin coşkusuyla birleştirmeden parti içinde dinamizmi yakalayamayız.
PARTİZAN SESİ SAYI-06
|