DEMOKRATİK GENÇLİK HAREKETİ PROGRAMI

ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ

Geçmişten geldik, geleceğe yürüyoruz. Bu zorlu yürüyüşte geçmişin miras ve birikimini omuzlarımızda taşıyor, geleceğe dair umutlarımızı büyütüyor ve bugüne düştüğümüz notla yarına uzanan köprü olmanın heyecanını yaşıyoruz.

Tarihin akışını seyretmenin değil, ona yön vermenin pratiğine katılıyor, özne olmanın sorumluluğunu duyuyor ve mücadelemizi büyütmenin iradesini gösteriyoruz.

Gençliğin politik kitle örgütü Demokratik Gençlik Hareketi yeni bir mevziye, programına sahip oldu.
Halklılığımızdan aldığımız güçle, tereddüt etmeksizin atıldığımız mücadelenin programı, uzun bir zaman dilimini kapsayan tartışma süreciyle tamamlanmış bulunuyor.

Bir taraftan programımızı halk gençliğine sunmanın heyecanı yaşarken, diğer taraftan; programımızda da açıkça ifade ettiğimiz gibi, halk sınıf ve tabakalarının bağımsızlık ve yeni demokrasi mücadelesinin halk gençliği içerisindeki politik kitle örgütü olma iddiamızın altını daha net çiziyor ve sorumluluğumuzun gereklerini yerine getireceğimizi daha gür bir sesle haykırıyoruz.

Bu bir deli cesareti değil, tarihin omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluk ve bilimsel düşüncenin gereğidir.
Programımız; soyut laf yığını ve hayal değil, gerçekleşebilirliğinin ve verisini bugünün dünyasının bolca verdiği ve kitlelerle buluştuğunda ete kemiğe bürünecek bir eylem kılavuzudur.

Programımız; Demokratik Gençlik Hareketi’nin ittifak anlayışından, çalışma tarzına kadar bir dizi sorun hakkındaki berrak bir fikir yumağıdır.

Programımız; tartışılamayacak, değiştirilemeyecek bir dogmalar bütünü değil, aksine kitleler içerisinde gündemleştiği, tartışıldığı oranda hedefine varma iddiasına daha fazla sahip olacak bir değiştirme dönüştürme silahıdır.

Halk sınıf ve tabakalarından gençlere çağrımızdır!

Bu program halk gençliğinin programı olduğu iddiasındadır. Bu programı ısrarla savunalım, geliştirelim ve mücadelemizin önünü açan etkili bir araca dönüştürelim. “Özgür Dünya ve Yeni İnsan” mücadelesinin savunucuları olan bizler; eleştiriden, tartışmaktan ve mücadeleden korkmuyor, aksine gelişimin ancak bu şekilde olabileceğine inanıyoruz. Dolayısıyla programımıza yönelecek her türlü dostane eleştiri anlayışla karşılanacak ve gelişimin dinamiği olarak görülecektir. Halk gençliğine düşen görev; programımızı içselleştirme yönünde çaba göstermek ve çaba doğrultusunda saf tutmaktır. Biz; saflarımızın anti-faşist, anti-emperyalist ve anti-feodal tüm gençlere açık olduğunu ilan ediyor ve halk gençliğini programımız etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz.

Demokratik Gençlik Hareketi
Mart 2005
DGH Program Kitapçığından Alınmıştır

TARİH SINIF MÜCADELELERİ TARİHİDİR:

1) Toplumların sınıflara bölünmüş yapısı, çağlar boyunca süregelen bir mücadeleye ve bu mücadelenin gelişmesi oranında da bir ilerlemeye sebep olmuştur. Her eski toplumun bağrında taşıdığı sınıf çelişkileri yeni bir toplumsal formülasyonun nüvelerini ve bu toplumsal formülasyona öncülük edecek sınıfı yaratmıştır. Günümüz dünyasında ise emperyalizm ile onun karşıtını ifade eden proleter devrimler, çağımıza rengini vermektedir.

Emperyalizm bir taraftan saldırganlık politikalarıyla dünya halklarına kan kusturup yarattığı sömürü ağıyla dünyanın her karış toprağına açlığı ve sefaleti götürürken, diğer taraftan da kitleler üzerinde narkoz etkisi yaratan ideolojik saldırı aygıtlarını devreye sokarak varlığını pekiştirir.

Ezen ve sömürenlerin kitle iletişim aygıtları olan medya tekelleri, hep bir ağızdan halklara ideolojilerin öldüğünü, toplumsal yapıda alt üst oluşların artık mümkün olmadığını, dünyanın rayına oturduğunu, yaşananların ise ‘geri’ medeniyetlerle ‘modern’ dünya arasında yaşanan çatışmalardan ibaret olduğunu anlataduruyorlar.

Dünya halklarının binlerce yıllık birikiminin ifadesi olan kültürel ve sanatsal değerler bu saldırı dalgasında bir bir terk edilip, gerici-yoz bir kültür inşa ediliyor. En nihayetinde düşünsel tükenişin, sığlığın, bireyciliğin ve yozlaşmanın had safhada olduğu bir toplumsal yapı ile karşılaşıyoruz. Ancak, egemenlerin bireye öğütledikleri gibi yalnız an’ı yaşayamayız. İnsanlığın binlerce yıllık birikimine farkındalık durumu bizi yarına karşı sorumlu kılmaktadır. Tarih bilincine sahip, dün-bugün-yarın ilişkisini kavramış birey, tarihi kendisiyle başlatıp kendisiyle bitiremez, varolan yabancılaşmanın kırılması için mücadele eder, etmelidir.

2) Emperyalizm; ekonomik, siyasi ve askeri politikalarını kimi zaman zor yöntemiyle çoğu zaman ise yarattığı yarı-sömürge iktidarlar aracılığıyla yürütür. Ülkemiz de; emperyalizme ekonomik, siyasi askeri ve kültürel bakımdan bağımlı yarı sömürge bir ülkedir. Emperyalizm girdiği ülkelerde, üretici güçlerin gelişmesini köstekler ve geri üretim ilişkilerini hakim kılar. Bu anlamda ülkemizde de bir yandan komprador kapitalizmin önünü açarken, öte yandan feodal üretim ilişkilerini korumuştur. Dolayısıyla feodalizme ve komprador kapitalizme karşı olmanın bir diğer ayağı da emperyalizme karşı olmaktır. Tersinden bakıldığında ise ülkemizde feodalizme ve komprador kapitalizme karşı olmayan anti-emperyalizm anlayışının ayakları havada kalmaktadır.

3) Anti-emperyalist geleneği güçlü olan ülkemizde, gençlik mücadeleci yapısıyla her zaman en ön saflarda olmuştur. Onun bu yapısı egemenlerin ideolojik saldırılarını üzerine çekmiş ve değişmeye-değiştirmeye dönük yapısı törpülenip, düzene entegre edilmeye çalışılmıştır. Gençliğin gelecek üzerindeki değiştirici niteliğini kavrayabilmek için öncelikle genel olarak gençlik hakkında kimi belirlemelerde bulunulmalıdır.

 

A) GENÇLİK NEDİR?

4)Üretim araçlarıyla özgün ilişkileri bir ve aynı olmayan yani bir sınıf yapısı arz etmeyen, belli bir uzmanlık alanında, üst yapı ilişkileri içinde, yaş grubunda vs. ortak özellik gösterip, birliktelik oluşturan ve toplum içine özgün bir yer işgal eden insan grupları toplumsal tabaka ya da katmanları oluştururlar. İşte gençlik böyle bir toplumsal tabakadır. Homojen bir yapısı yoktur; onun içindeki sınıfsallığı ancak bileşenlerine ayırarak anlayabiliriz. Genel olarak gençliğin özelliklerinden bahsedersek:

Aileye bağımlılıktan kurtulamamıştır. Bu özellik, geri bıraktırılmış ülkelerde çok daha belirgindir.
Daha iyi bir yaşam özlemi ve geleceğe dair umutları vardır. Bireysel veya toplumsal olsun bu umutlarına herhangi bir biçimde dokunulduğunda hareketlenir ve karşı koyar.

Üretim karşısında konumlanışı netleşmemiştir(Buradaki tespit işçi ve köylü gençlik için de geçerlidir çünkü bu kesiminde konumlanışında sık sık değişiklikler olur). Yaşam deneyimi sınırlıdır; hayatı yenilerek öğrenir.

Basın-yayın organları ve sosyal çevreden çabuk etkilenir. Bu yüzden ideolojik-politik olarak tutarlı bir yol izlemesinde aksaklıklar olur

5) Gençliğin toplumsal bir tabaka olduğu belirlemesinden hareketle Demokratik Gençlik Hareketi kendi hedef kitlesi olarak gençliğin çoğunluğunu oluşturan Halk Gençliği’ni görür; çünkü halk gençliğinin günümüzde üretim araçlarının gelişmesiyle köhneyen eski yapıyla çelişkileri ve yeni oluşacak sosyo-ekonomik yapıdan (Yeni Demokratik Cumhuriyet) çıkarları vardır. Ülkemiz gerçekliğinde Halk Gençliği’ni şunlar oluşturur:

-İşçi Gençlik
-Hizmet Sektöründe Çalışan Gençlik
-Köylü Gençlik
-Öğrenci Gençlik
-Yüksek Öğrenim Gençliği
-Orta Öğrenim Gençliği(ortaokul ve lise)
-İşsiz Gençlik

6) İşçi Gençlik

İşçi gençliğe esas karakterini veren üretim içerisindeki konumudur. Onu diğer gençlerden ayıran ve önemli kılan iki özellik; emek sermaye çelişkisini doğrudan yaşaması ve artı-değer sömürüsüne tabi tutulmasıdır. İşçi gençliği modern sanayide, küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalışanlar olarak üçe ayrılabilir. Modern sanayide çalışan gençlik bu gençlik grupları içerisinde en fazla sınıf bilincine sahip olan ve devrimden en çok çıkarı olan kesimdir.

7) Hizmet Sektöründe Çalışan Gençlik

Esasen işçi sınıfı kategorisinde bulunmamakla birlikte emek sömürüsüne maruz kaldıklarından ve yeni demokrasiden çıkarları olduğundan dolayı, hizmet sektöründe çalışan gençler (garson, tezgahtar, alt kademedeki memurlar ve diğerleri) halk gençliğinin bileşenlerindendir. Ülkemiz gençliği içerisinde nüfus bakımından önemli bir büyüklüğe sahiptir.

8)
Köylü Gençlik

Köylü gençliğe de esas karakterini veren üretimde oynadığı roldür. Kendi ailesinin toprağı olan zengin ve orta köylü gençliği ile kendi toprakları olmayan ve başkalarının topraklarında çalışmak zorunda olan yoksul köylü gençliğinden oluşur. Yarı sömürge yarı feodal bir sosyo-ekonomik yapıya sahip ülkemizde, emeğin sömürülüşünde hakim sömürü biçimi yarı feodaldir. Komprador-bürokrat kapitalizmin, tefeci-tüccar sermayesinin ve büyük toprak sahiplerinin sömürüsü altında en çok ezilen gençlik kesiminden birisi de köylü gençliktir.

9)Öğrenci Gençlik

Öğrenci gençlik bir bütün olarak ortak özellikler taşıyan bir tabaka değildir. Dolayısıyla tüm öğrenci gençliği halk gençliği içerisinde saymak doğru olmaz. O da kendi içerisinde değişik nitelikteki kesimlerden oluşur. Niteliğini belirleyen etkenler esasta ailesinin ekonomik sosyal konumudur. Genel olarak ifade etmek gerekirse, üretim sürecinde yer almayan, ailesine veya burslara bağımlı olarak hayatını sürdüren bir gençlik kesimidir. Üretimde oynadığı tüketici rol gereği, kendisi de tüketicidir. Buna bağlı olarak sosyal yaşamı da düzensiz ve disiplinsizdir. Bu gençlik kesimini iki gruba ayırabiliriz:

-Yüksek Öğrenim Gençliği

Yüksek öğrenim gençliği meslek kazanmaya daha yakın olduğundan küçük burjuva özellikleri daha fazladır. Alacağı diploma sayesinde iş bulmada ve sınıf atlamada diğer halk gençliğinden kesimlere göre çok daha fazla şansı vardır. Bu gençlik kesimi üniversite ortamının etkisiyle kısmi de olsa bir aydınlanma süreci yaşamıştır ve bu sayede sistemin çelişkilerini pratik olarak çokça yaşamamasına rağmen teorik düzlemde bu aksaklıkları görebilmektedir. Bu çelişkili, yalpalayan konumlarına ve aileye bağımlılık özellikleri barındırmalarına rağmen yarı aydın özellikleriyle demokratik ve devrimci mücadelenin önemli ittifakıdırlar.

-Orta Öğrenim Gençliği

Bu kesim içerisinde anlaşılması gereken esas olarak lise gençliğidir. Yüksek öğrenim gençliğine nazaran ailenin sınıfsal konumu bu gençliğin üzerinde daha fazla etkilidir. Orta öğrenim gençliğinin bir bölümü, bir yandan okurken diğer yandan da boş zamanlarında çalışarak aile bütçesine destek olmaktadır. Ancak bu işler geçici olduğundan bu gençliğin proleterleşmesini sağlamaz. Yüksek öğrenim gençliğine nazaran yarı aydın özelliği gelişmemiştir. Bunda mevcut eğitim sisteminin çarpıklığı ve darlığı esas sebeptir.

10)İşsiz Gençlik

Nüfus olarak halk gençliğinin çoğunluğunu oluşturur. İşsizliğin yarattığı etkiyle yozlaşmaya ve çürümeye açıktırlar. Bu kesim Demokratik Gençlik Hareketi için önemli bir potansiyel güç iken öte yandan sahip oldukları lümpen kültür dönüştürülmediği oranda zarar verici özelliklere sahiptirler.

 

B) GENÇLİK HAREKETİ TARİHİ

Osmanlı Dönemi:

11)Bu dönemde gençliğin toplumsal gelişmelerde etkin bir rolü olmamıştır. Osmanlı’nın fetihlere dayanan bir tarım ülkesi olmasından dolayı köylü gençler çoğunlukla zorunluluktan dolayı askerlik yapmış, saray ve çevresindeki gençlik ise kendisine iyi bir mevki edinmenin gayreti içerisinde olmuştur.

Emperyalizmin ülkeye girişi ile birlikte feodal üretim ilişkileri kısmi olarak çözülmüş, belirli oranda kapitalist üretim ilişkileri gelişmiştir. Emperyalizmin geri olan üretim ilişkilerine dayanması nedeniyle eğitim alanındaki nitel bir gelişme yaşanmamıştır. Bu süreçte gençlik içerisinde milliyetçiliğin etkisindeki bazı akımlar etkisini artırmıştır.
1908 devrim öncesi döneminde, gençliğin iki örgütlülüğü söz konusudur. İlk örgütlülüğün amacı meşrutiyeti getirmekti ancak halkla bütünleşemeyen ve emperyalistlerle işbirliği yapan bu grup, Abdülhamit’in baskısıyla karşılaşınca faaliyetini sürdüremedi.

İkinci örgütlenme ise 1899’da oldu. Askeri Tıbbiye mektebinden beş öğrenci “İttihat-ı
Osman-i” adlı bir örgüt kurdu. Bu örgüt daha sonra “İttihat ve Terakki Cemiyeti” adını aldı. Mülkiye, Harbiye ve Tıbbiye öğrencilerinden destek görüp genişledi. İttihat ve Terakki Perver Fırkası(Partisi)’ne dönüşen bu hareket, emperyalist ülkelerle işbirliği içinde meşrutiyeti getirmeyi amaçlayan milliyetçi ve işbirlikçi bir karaktere sahipti. Bu örgütlülük sonrasında “Jön Türk” hareketi başladı.

Avrupa’daki burjuva devrimlerden etkilenen Osmanlı gençleri, ülkeye dönerek subaylar arasında ve akademilerde örgütlenerek Jön-Türk hareketini başlattılar. İstemleri “reform”ların ötesine geçemiyordu. Jön-Türk hareketi süreç içerisinde Alman emperyalizmine göbekten bağlı olan ve içerisinde Mustafa Kemal’in de yer aldığı İttihat ve Terakki’de kendini ifade etmiştir.

Cumhuriyet Dönemi:

12) Ulusal bir savaş sonrası, milliyetçiliğin ağır bastığı bir dönemde, Kemalistlerin milliyetçi, şovenist çizgisinden etkilenen gençlik hareketleri, Kemalist harekete dahil oldu ve ikinci emperyalist paylaşım savaşı sonuna kadar Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) saflarında yer aldı.

10 Eylül 1920’de kurulan Türkiye Komünist Partisi (TKP), gençliğe belli oranda ulaşsa da Mustafa Suphi ve diğer kadroların katledilmesiyle birlikte gençlik doğru önderliği yitirerek önderliksiz kalmıştır. Daha sonra önderliği ele alanlar, TKP’yi sosyal-şoven bir hatta evrilttiler. TKP’nin özellikle ulusal sorun ve Kemalist ideoloji karşısındaki şovenist tutumunun izleri halen sürmektedir. Bu şekilde TKP içindeki gençlik de burjuvaziye yedeklenmiştir.
2. Emperyalist paylaşım savaşı sonrası gençlik önce Demokrat Parti (DP) sonra ise tekrar CHP’nin peşine takılmıştır. Kitlelere yol gösterecek doğru bir önderlik olmadığından gençlik gerici kliklerden bazen birinin bazen de diğerinin peşine takılmış ve enerjisini çarçur etmiştir.

13) 27 Mayıs darbesinden sonra oluşan nispi demokratik ortam ve uluslar arası gelişmeler gençliğin eylemelerinde ve örgütlülüklerinde nitel değişmelere yol açmıştır. Hakim sınıflardan bağımsız gelişen gençlik eylemleri akademik-demokratik ve giderek politik boyutuyla öne çıkmaya başlamıştır.

1960’lı yılların başları, gençliğin CHP’nin ötesine uzandığı yıllardır. Bu yüzden genel olarak Türkiye devrim tarihinde, özel olarak gençliğin mücadele tarihinde dönüm noktası niteliği taşıyan bir dönemdir.

1960-1971 yılları arasındaki dönem nitel sıçramaların yaşandığı bir dönemdir. Gençlik “sosyalizmi kurmak” savıyla ortaya çıkan Türkiye İşçi Partisi (TİP)’nde örgütlenmeye başlamıştır. TİP ile kendini sınırlamayan gençlik, kendi örgütlülüklerini yaratmaya başlamış, Fikir Kulüpleri’yle örgütlenmeye başlayan gençlik Fikir Kulüpleri Federasyonu ile birleşik mücadeleye yönelmiştir. TİP’teki kopmalarla da Milli Demokratik Devrim (MDD) teziyle de yeni örgütlülükler oluşmuş, MDD tezi ile birlikte siyasal düzeydeki tartışmalar hızlanmıştır.

Bu dönem, 6. Filoya karşı kitlesel gösteriler düzenlenmiştir. 15 Temmuz 1968’de 6. Filo’yu protesto gösterisinde ölen Vedat Demircioğlu, öğrenci gençliğin verdiği anti-faşist, anti-emperyalist mücadelenin ilk şehididir.

“68 Olayları” tüm dünyada geniş bir gençlik hareketi yaratmıştır. Büyük Proleter Kültür Devrimi(BPKD)’nin derin ideolojik izlerini taşıyan ve onun temel sloganlarıyla yürüyen hareketler bir çok ülkede ciddi oluşumlar ve hareketler yaratmıştır.
1968-1969 yıllarında ekonomik-akademik temelde başlayan okul işgalleri bir müddet sonra siyasal bir yönelime girmiştir. Yine bu dönem toprak işgalleri yaygınlaşmış ve işçi grevleri artmıştır.

14) 1971 Askeri Darbesi’nden sonra toplumsal muhalefetle birlikte, gençlik de mücadele içindeki yerini almıştır. Bu dönemde akademik-demokratik mücadele tali plandayken politik mücadele esas yön olarak öne çıkmıştır. Bu dönemde hakim sınıflar kolluk güçleri ve sivil faşistler pervasızca gençliğe yönelmiştir.

15) 12 Eylül 1980’de askeri darbe ile yönetime el koyan Askeri Faşist Cunta(AFC) kapsamlı bir yeniden yapılanma hareketiyle kendine bağlı üst yapı kurumları oluşturmaya başlamıştır. Bu darbenin ürünü olarak 1402 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu ile Yüksek Öğrenim Kurulu(YÖK) kurulmuştur.

1985 yılından itibaren gençliğin eylemlilik düzeyinde yükselme başlamış, bu yükseliş 14-15 Nisan eylemlilikleriyle taçlanarak 12 Eylül atmosferinin yıkılmasını sağlamıştır. 14-15 Nisan eylemleri 1980 sonrası süreçte gençlik açısından yakalanan ilk önemli aşamadır.

Ancak 12 Eylül’ün yarattığı tahribatların giderilememesi ve alınan yenilginin nesnel tahlilinin yapılmaması nedeniyle gençlik hareketi belli bir seviyenin üstüne çıkamamıştır.

16) 90’lı yıllarla birlikte Kürt Ulusal Mücadelesinin yükselmesinin de olumlu etkisiyle önemli bir devrimci gençlik potansiyeli ortaya çıkmıştır. 89 bahar eylemleriyle gelişen sınıf hareketi ve Kürt illerindeki serhıldanların etkisi gençliğe ulaşmıştır.
1994-1995 öğretim döneminin başında üniversite har(a)çlarına yapılan %300-400 oranındaki astronomik zamlarla üniversiteler yeniden hareketlenmeye başlamış, üniversiteli gençliğin bu zamlara karşı yürüttüğü çalışmalar 29 Şubat 1995’te İstanbul Üniversitesi’ndeki fiili işgalle zirveye ulaşmıştır.

Ancak yine 94-95 sürecindeki bu hareketlilik ve görece kitlesellik doğru bir politik anlayışla uygun bir kanala aktarılamamış, kısa sürede gençlik hareketi yine o sancılı, kendini döne döne tekrar eden, kısır tartışmalar eksenli üretimsizlik sürecini yaşamaya başlamıştır.

Belli dönemlerde genlik hareketi çeşitli yakıcı gündemler üzerinden, üzerindeki ölü toprağını silkeleyebilmişse de bu yükseliş dönemlerinin sürekliliği sağlanamamıştır.

Küçük-burjuva düşünce tarzının etkisinin kırılmaması ve işçi-köylü kitleleriyle buluşulamaması sonucu gençlik hareketi saman alevi gibi parlayıp sönen seyrini sürdürmüştür.

 

C) DGH’NİN NİTELİĞİ VE AMAÇLARI

17) Demokratik Gençlik Hareketi, tüm halk gençliğinin politik kitle örgütüdür. Demokratik-meşru çizgide mücadele yürütür. Yeni demokrasi mücadelesinde tüm yasal olanakları kullanır ancak kendini yasallıkla sınırlamaz, meşruluğunu temel eksen olarak görür.

18) Demokratik Gençlik Hareketi, bir dar kadro kurumu değildir. Ülkemiz halklarının sırtındaki üç kambur olan feodalizm, emperyalizm ve komprador-bürokrat kapitalizm karşısında olan herkesin dostudur ve bu düzlemde tüm halk gençliğini harekete katılmaya ve her düzeyde katkı sunmaya çağırır.

19) Demokratik Gençlik Hareketi, kişilerin öznel istemlerinden bağımsız olarak varolan sınıf savaşımı ve sınıflı toplum gerçeğini görür, bu savaşım içerisinde sömürülen sınıfların-halkın saflarında olduğunu ilan eder.

20) Demokratik Gençlik Hareketi, ezilenlerin-sömürülenlerin binlerce yıllık mücadele birikiminden beslenir, bu mücadeleden esinlenir ve tarih bilincine sahip, insanlığın tarihsel birikimini özümsemiş, özgür düşünen yeni insanı hedefler.

21) Demokratik Gençlik Hareketi, yeni demokratik bir cumhuriyetin yaratılmasında mücadele biçimlerinin çeşitliliğinin farkındadır, açık alanda demokratik faaliyet yürütür.

22) Demokratik Gençlik Hareketi, yeni demokratik cumhuriyet mücadelesinde, işçi sınıfının ideolojik önderliğini kabul eder.

23) Demokratik Gençlik Hareketi, toprak sorununun yeni demokrasi mücadelesindeki belirleyici rolünü ve önemini görür, köylü gençliği halk gençliğinin mücadelesinde asli unsurlardan birisi olarak kabul eder.

24) Demokratik Gençlik Hareketi, ülkemiz devrimci-demokratik gençlik hareketinin tarihi tecrübelerini sahiplenir, Yeni Demokrasi-Demokratik Halk Üniversiteleri temelinde yürümüş gençlik hareketlerinin mücadelesini miras kabul eder.

25) Demokratik Gençlik Hareketi, yeni demokrasi hedefiyle hareket eden güçlerle olan politik etkileşim ve paralelliği kabul ederken, hiçbir kurumun örgütsel hiyerarşisi içerisinde yer almaz, örgütsel bağımsızlığını her koşulda korur.

26) Demokratik Gençlik Hareketi, halk gençliğinin çıkarlarının ve geleceğinin halkın çıkarı ve geleceği ile bir olduğu bilinciyle, yeni demokratik bir cumhuriyetin kurulmasını amaçlayan diğer politik kitle örgütleriyle, eşitlik ilkesi temelinde, birlikte hareket eder, yeni demokratik cumhuriyet mücadelesinin önemli itici güçlerinden olacak bir demokratik halk hareketinin yaratılmasını hedefler.

27) Demokratik Gençlik Hareketi, uluslararası düzlemde paralel programlara sahip gençlik kurumlarıyla (eşitlik ilkesi temelinde) ilişkiye geçer, ortak mücadele geliştirmek için çaba sarf eder.

28) Demokratik Gençlik Hareketi, sosyal ve devrimci ulusal kurtuluş savaşlarını ve halk saflarındaki her düzeyde mücadeleyi politik olarak sahiplenir ve destekler.

29) Demokratik Gençlik Hareketi, ulusların kendi kaderini tayin hakkını kayıksız-şartsız savunur ve bunu demokratlığın temel kriterlerinden biri olarak görür. Demokratik Gençlik Hareketi, her türlü ulusal ayrımcılığa karşı çıkar ve ulusların tam hak eşitliğini savunur.

30) Demokratik Gençlik Hareketi, hangi güç tarafından yapılırsa yapılsın, ulusların kendi kaderini tayin hakkının çiğnenmesi anlamına gelen her türlü işgal ve ilhaka karşı çıkar.

31) Demokratik Gençlik Hareketi, ülkemiz halklarının sırtındaki üç kambur olan feodalizm, emperyalizm ve komprador-bürokrat kapitalizmin ittifakıyla yukarıdan aşağıya bir devlet biçimi olarak şekillenen ve demokrasinin reddi anlamına gelen faşizmin karşısında olup, ona karşı mücadele yürütmeyi kendi mücadelesinin temel ayaklarından biri olarak görür.

32) Demokratik Gençlik Hareketi, insanlığın kurtuluşu mücadelesinin aynı zamanda kadının kurtuluşu mücadelesi olduğu bilinciyle hareket eder, kadınların haklı mücadelesine aktif katkı sunar, erkek egemen bilincin kendi içindeki yansımalarına karşı mücadele eder.

33) Demokratik Gençlik Hareketi, gönüllü ve bilinçli bir birliğe dayanan bir politik kitle örgütüdür. Bu düzlemden hareketle belirlenmiş, demokratik merkeziyetçiliği esas alan bir iç disiplin uygulanır.

 

D) YENİ DEMOKRASİ-YENİ İNSAN

34) İnsanın biyolojik evrimi binlerce yıl önce başladı. Ayağa kalkmasıyla, ön ayaklarını el olarak kullanan insan, yeni bir insan oldu. Elleri özgürleşen insan, aleti yarattı, üretim gücünü geliştirdi. Eliyle aleti kullanan insan, doğa üzerindeki etkinliğini üretime dönüştürdü. Alet kullanan bilinç gelişti, bilinç aleti yeniden biçimlendirdi. İnsan özgür eller ve bilinç üzerine yükseldi...

Yüzyıllardan bu yana insanlığın daha da insanlaşma, daha da aydınlanma, daha da toplumsallaşma yolunda attığı büyük adımlar, çağımızda geriye dönüş gibi görünen karşı devrimlerle kesintiye uğratılmış durumda. Ancak bu bir mutlak kesinti değil. İnsan olduğu sürece umut var. Bugün dünyaya çökmüş emperyalizm karabasanı geçici bir durum, tarih bize bunu öğütlüyor... Karamsarlığa, kötümserliğe yer yok. Uzlaşmaz çelişkinin olduğu her koşulda, taraflardan birinin etkisizleşmesiyle, çelişki sönümlenmek zorunda, yaşamın yasallığı bu. Tüm zorluklara, engellemelere karşın insanlık er ya da geç eşitlikçi bir dünya kuracak.

Ne var ki bugün emperyalizm, insan elini ve bilincini esir aldı. İşlik gücünü satmak zorunda kalan eller boyunduruk altında. Bilinçler ise burjuva-feodal kirlenmeye uğradı. Yarınları kurabilmek için, insan yeniden elini ve bilincini özgürleştirmeli. Elin özgürleşmesi eşitlikçi bir toplum mücadelesini, bilincin özgürleşmesi, insanın yeniden, yeni insan olarak kurgulanmasını gerekli kılıyor. Öyleyse yeni demokrasi ve yeni insan için, feodalizm, emperyalizm ve komprador-bürokrat kapitalizm üzerinden yükselen mevcut sistem yıkılmalı ve işçi sınıfı önderliğindeki halk kitlelerinin anti-emperyalist ve anti-feodal iktidarı tesis edilmelidir. Halk gençliğinin taleplerinin gerçeğe dönüşmesinin ve sürekli kılınmasının biricik yolu budur. Yeni Demokrasi kavramını teorik olarak ayrıntılandırmak mümkün fakat bizim için öz olarak; tüm iktidarın halk meclislerinde olduğu, tüm kitlelerin yönetim süreçlerinde yer aldığı, yönetimi denetleme, yöneticileri geri çağırma yasal olanağının ve buna dönük örgütlülüklerinin olduğu bir toplumsal sistemi ifade eder.

21. yüzyıl büyük altüst oluşlara gebe, dünyanın her tarafındaki toplumsal eşitsizlikler bunu bize bağırıyor. Çağına onu yaratan nesnel koşullardan koparmaksızın yönelen yeni insan şu özellikleri taşımalıdır:

Tarih Bilinci

35)Tarih tinsel bir gücün önceden belirlediği bir ideale göre gerçekleşmedi. İnsan tarihini adım adım yarattı. İnsanlar, sonucu ne olursa olsun kendi tarihlerini kendileri yaparlar. Her kişi istemli olarak kendi amacının peşindedir ve tarihi oluşturan, farklı yönlerde işleyen bir çok istencin ve onların dış dünya üzerindeki çok çeşitli etkilerinin birleşmesidir. İnsan geçmişi boyunca sürekli ilerledi. Bu ilerleme hem üretici güçlerin gelişimini, hem insan hak ve özgülüklerini kapsadı. Egemen sınıflar insanın tarihle bağını koparma çabasındadır; tarih onlar için ya kahramanlıklar toplamı ya da rastlantısallıklar dizgesidir. Tarihin ardındaki itici güç, sınıflar çatışması, kurnazca gözlerden kaçırılır. Sağlıklı bir bilinç içeriği tarihselliğe dayanmak zorunda. Tarih deneyimlerin, kazanımlarının, eleştirilerin biriktiği alandır. Tarihi araştıran bilinç insanın mücadelesini miras alır. Bu yüzden tarih geçmişle gelecek arasında kurulan bağdır. Tarihin öğrencisi olan bilinç yolunu aydınlatır, edimlerinde ayakları yere sağlam basar.

Aydınlanma

36) Egemen sınıflar varlıklarını zora ve ideolojiye dayandırırlar. Zor emekçi sınıflara karşı açık bir tehdit iken ideoloji örtük ve sinsi bir araçtır. İdeoloji yoluyla egemen sınıflar kendilerini meşrulaştırır. Böylelikle egemen sınıfların örgütlediği aklıyla, yaşayan kişiler ortaya çıkar. Aydınlanma, yeni insanın feodal ya da kapitalist bilinç durumlarıyla dünyayı algılayan kavramlarını yerle bir edip, özerk düşünebilen bilince ulaşmasıdır. Özerk düşünce insanın aklını bir başkasının kılavuzluğuna gereksinim duymadan kullanmasıdır. Özerk düşünebilmek için öğrenmek gerekir.

Öğrenmenin iki tutumu vardır. Birincisi dogmatik tutum. Bu biçim öğrenmede akıl, eleştirelliğini yitirir, öğrendiğini olduğu gibi taklit eder. Öğrenilenler ön kabullerle, yaşamda sınanmadan sarsılmaz doğrular olarak görülür. Dolayısıyla dogmatik öğrenen özerk düşünemez. İkinci öğrenme biçimi eleştirel, çözümleyerek öğrenmektir. Burada bilgi durağan değildir, mutlak doğru olma iddiası yoktur.

Eşitlikçi düzen eski toplumdan kalmış olan bilgi, örgüt ve kurumların tümüne dayanarak kurulacaktır. Öyleyse eğitim ve öğretimin bize eski toplumdan kalan malzemeyle başlatılması gerekir. Bir kimse tarih boyunca yaratılmış birikimi özümsemeden, devrimci sloganlarla devrimci olamaz. Yeni insan olma yolunda eleştirel bir gözle insanlığın yarattığı bütün değerler özümsenmelidir.

Öğrenmek yalnızca teorik bilgilerin kavranması da değildir. Teorik bilgiden daha çok yaşam öğreticidir. İnsanın ilk bilgileri deneyim aracılığıyla yaşamdan kaynaklanır. Yaşam denilince de kişinin bireysel ve toplumsal edimleri düşünülmelidir. Zaman zaman aydınlanma çabasında olanlarda, çeşitli düşünce ve sanat modalarının etkisi altında, halka yukarıdan bakma hastalığı görülür. Halkı sığ olarak düşünme, halkan uzaklaşma sonucuna kadar götürür. Oysa yeni bir dünya kurmak çabasında olanlar, ortak istençler çevresinde kümelenmiş anlamlı kitlelerle birlikte olmak zorundadır. Halkla ilişki kuramama gibi bir sorun varsa, sorunun kaynağı kurumda aranmalıdır. Halkın yol göstericiliği olmadan, halkla sağlıklı ilişki kurulamaz. Devrimciler kendilerini halktan öğrenerek aydınlatmalıdırlar.

Gerçekçilik

37) Tarihsel-diyalektik maddeci felsefenin, idealist felsefelerden en temel ayrılığı bilgi kuramında gerçekleşir. İdealizm dış dünyanın varlığını, olanağını öznede bulur. İdealist kendi aklının bulgularını dış gerçekliğe dikte eder. Tarihsel-diyalektik maddecilik ise özneden bağımsız bir dış dünyanın varlığını kabul eder. Bir maddeci, yasallığı dış dünyanın bulgularından yola çıkarak temellendirir. Şimdi ayrım bu kadar keskinken toplumsal muhalefet yürütenlerin büyük çoğunluğu idealist bir çizgide davranmaktadır. Akıllardaki ideler dış dünyaya dayatılır. Gerçeklikle ilişkinin kopması zorunlu olarak eylemi dönüştürücü etkilerden alı koyuyor. Dolayısıyla yeni insan geleceği yaratabilmek için kesinlikle gerçekçi davranmak zorundadır.

Pratik

38) Burjuva-feodal toplumdan bize sinmiş yıkıntılardan biri de teori ile pratik yaşam arasındaki büsbütün kopukluktur. Oysa bilgi pratikle başlar. Devrimciliği öğrenmek deyince akla kitaplarda, broşürlerde toplam bilgiyi özümlemek gelir önce. Ancak devrimciliği okuyup öğrenmeye ilişkin tanımlama çok kaba, eksik bir tanımlamadır. Onun için sadece kitapların bilgisini özümlemiş olmak son derece yanıltıcıdır. Dünyayı kavramamıza yarayan bilginin yönü, dünyanın değiştirilmesi pratiğine doğru çevrilmelidir. Yapıcı bir eylem içine girmeksizin, devrim bilgisi hiçbir değer taşımaz. Pratik yoluyla insan, düşünüşün yaşamdaki karşılığını görür. Bilgilenme sürecinin adımı olarak dış dünyayla ilişki kurmak, hayata karışmak olduğu kadar, teorinin sınanması, derinleştirilmesidir.

Kişilik

39)Yeni insan kişilikli olmak zorundadır. Bir insan için kişilik onu, o yapan niteliktir. İnsanda böyle bir yeti gelişmezse, o herkes olur ama hiç kimsedir aslında. Bir kendisi olmadığından bütün benler olabilir. Bugün a ise yarın b, öbür gün c olabilir. Kim olacağını belirleyen ise içinde bulunduğu koşullar olur. Karşı-devrimci saflara geçmiş bir çok birikimli eski “devrimcinin” olması, devrimci olabilmenin kişilikli olmakla ilgisini açıkça serimler. Bunlar zamanında çok birikimli, çok hızlı olmuşturlar ancak onlar da kim olduğunu bilme bilinci hiç olmamıştır. İnsan kim olduğunu, ne istediğini, niçin istediğini tanımlarsa, yaşamındaki türlü zorlukları kendinden ödün vermeden alt etmesini bilir. Yeni insan kişiliğini kurabilmelidir. Doğal olarak kişilik doğuştan bir yeti değildir, insan yaşadığı süreçler boyunca edinir, geliştirir onu. Kurtuluşun ya da ilerlemenin kökeninde her zaman güçlü birey olabilmek, bunun için de insanlığı geliştirmeye katkı sağlayabilecek yatkınlığı kazanmış olmak zorunluluğu yatar.

Yeni insan eski insanın olumlu özelliklerini alıp, olumsuzlarını yıkarak ayağa kalkacaktır. “Yeni insan olmak” bir durumu değil, bir süreci ifade eder. Demokratik Gençlik Hareketi’nin mücadelesinin amaçlarından biri de tarih bilinci olan, aydınlanma yolunda, gerçekçi, yaşamın pratiğine katılan-ondan öğrenen ve kişilikli yeni insanın yaratılmasıdır. Bunun yolu ise kültürel-bilimsel gelişim, ideolojik-politik eğitim ve yaşam-sınıf mücadelesi pratiğine daha çok katılmaktır.



E) DGH’NİN ÇALIŞMA TARZI

40) Demokratik Gençlik Hareketi, salt ekonomik-akademik mücadeleden politikaya sıçramayı hedefleyen ekonomist çalışma tarzından sıyrılan ve politikayı kitlelere taşıyacak, egemenlerin ideolojik tahakkümünü kıracak, yaratıcı bir çalışma tarzını benimser.

41) Demokratik Gençlik Hareketi, “kitlelerden kitlelere” politikasını temel alır. Kitleler adına kitlelerden kopuk çalışma tarzı veya bunun karşıtı olan kitle kuyrukçuluğu yerine; kitlelerden öğrenir, onların isteklerini değerlendirir, sonra buna şekil vererek politik yönelim olarak yeniden kitlelere götürür. Daha öz bir ifade ile kitlelerin hem öğrencisi hem de öğretmeni olmayı ilke olarak benimser.

42) Demokratik Gençlik Hareketi, kitlelerin güncel taleplerine önem verir, hak kazanımlarını en az teşhir çalışmaları kadar önemser.

43) Demokratik Gençlik Hareketi faaliyetinin merkezine, programının propagandasına dayalı siyasi faaliyeti koyar, akademik-ekonomik mücadelenin öz-örgütlülükler aracılığıyla bizzat kitle tarafından yürütülmesini önemser, bu mücadeleye önderlik eder.



F) DGH’NİN İTTİFAK ANLAYIŞI

44)Demokratik Gençlik Hareketi, hedefi dar, cepheyi geniş tutma yaklaşımını benimser. DGH, anti-emperyalist, anti-feodal, anti-faşist tüm demokratik güçlerle ittifakı stratejik olarak benimser.

45) Demokratik Gençlik Hareketi, kurumlar ile ittifak kurarken, tüm konularda anlaşmayı değil, ittifaka konu olacak hedefte ve bu hedefe ilerleyişin yöntemlerinde anlaşmayı önkoşul olarak koyar.

46) Demokratik Gençlik Hareketi, ittifaklar kurulurken ilkelerde değil, politikalarda esnek davranır.

47) Demokratik Gençlik Hareketi, ittifak kurduğu güçlerle arasındaki ilişkide –kitleler içerisinde güvensizlik yaratan- sekter, yıkıcı, karalayıcı tarzdan uzak durur, bu tarza karşı mücadele yürütür.

48) Demokratik Gençlik Hareketi, “eylemde birlik, ajitasyon ve propagandada özgürlük” ilkesini benimser. Eylem alanlarındaki biçim ve hareket tarzının, somut koşulların somut tahlili ilkesinden hareketle, her eylem özgülünde ayrı olarak belirlenmesini savunur.

 

G) NASIL BİR EĞİTİM, NASIL BİR ÜNİVERSİTE?

49) Yaşamsal deneyimlerin gelecek nesillere aktarılması, bir bütün devamlılığın sürdürebilmesi için en önemli kuraldır. İnsanın en büyük yaşamsal deneyimi ise toplumsal yaşamın önemini kavramış olmasıdır.

İnformel (kasıtlı olmayan) eğitim, bu yaşamın gerçekliliğinin doğal bir sonucudur. Formel (kasıtlı) biçimiyle eğitim ise belli bir programa dayanır. Kasıtlı ve güdümlüdür ve bu niteliklerinden dolayı toplumsal bir kurumdur.

Toplumsal hiyerarşinin eşitsizliğinin bu eşitsizliğin mağdurları tarafından (ki bunlar toplumun bir avucu dışındaki büyük kesimini oluşturmaktadır) onaylanması ancak ve ancak, onların itaatkarlığı ilke edinmiş, üniformasız askerlerden bir ordu haline getirilmesiyle mümkün olabilecektir.

Bir toplumsal sistem, varlığını sürdürebilmesi için kendisini ekonomik ve ideolojik olarak yeniden üretmek zorundadır. Bu, o sistemin ve varoluşları ona bağlı egemen güçlerin, ellerinde bulundurdukları her türlü aracı bu doğrultuda kullanmalarını da beraberinde getirir.

Eğitimin, eğitim sisteminin amacı; bugüne kadar varolan toplumsal yapının "değerlerini" içselleştirmiş, toplumda egemen olan ideolojiyi beynin her köşesine yerleştirmek üzere şekillendirilmiş bir "eğitilmişler" ordusu yaratmaktır. Varolan toplumsal yapı da, bu ordunun üniformasız askerlerinin itaatkarlığı oranında yaşama şansı bulabilmektedir.

Eğitim, yüzlerce yıl boyunca; düşünen, sorgulayan, müdahale eden bireyler yerine onaylayan, kabullenen, ama bunları yaparken belirlenmiş içerisinde, "gerektiği kadar" düşünen sürüler üretti. Ancak bu duruma şaşırmamak gerekiyor. Bu şekilde meydana getirilen "insanlar", bu tür toplumlardan beslenen sistemlerin kendilerini yeniden üretmelerinin ve bu yolla hayatta kalabilmelerinin garantisidir.

Eğitimin gerçekleştirildiği mekanlar olarak okulların örgütlenme biçimleri, kurallarla verilen eğitimin içeriği, bu içeriğin sunulmasında kullanılan yöntemler, hep toplumsal sistemin "istediği insan" karakteriyle örtüşecek biçimde hayata geçirilmiştir. Kısaca eğitimin amacı "istenilen insanı" yaratmaktır.

50) Eğitim de tıpkı diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, üretim ilişkilerinin değişmesine paralel olarak değişik aşamalardan geçmiştir. İnsan topluluklarının ortaya çıkışıyla tarihlendirilebilecek olan eğitim, köleci sistemde bireyi ve toplumu köleleştirmek için köle sahibi sınıf tarafından kullanılmıştır. Antik Isparta Uygarlığı’nda köle yetiştirmenin tekniklerini öğreten okulların varlığı bunun ispatıdır. Feodalizmde dogmatizme bağlı olarak dinsel zemin üzerinde şekillenen eğitim, medreseler ve kilise okulları gibi kurumların varlığıyla somutlaşmış ve feodal beylerin egemenliklerinin korunmasına vesile edilmeye çalışılmıştır. Sermayenin 18. yüzyılda güçlenerek bir sınıf doğurması ile beraber köleci ve feodal devletin yerini sermaye sınıfının çıkarını koruyacak “ulus devlet” mekanizması almıştır. Kapitalizmle birlikte, yüzeysel de olsa dinsel dogmatizmden arınmış ve kısmi de olsa bilimsel nitelikte bir eğitimin varlığından bahsedilebilir. Aslında bu güdük gelişmelerin arkasında burjuvazinin kendi gelişimini sağlaması ve ekonomik ilişkilerin şekillenmesi için gerekli olan ihtiyaçları vardır. Feodal beylere karşı geniş halk yığınlarının desteğini alabilmek için eşitlik-özgürlük gibi söylemleri kullanan burjuvazi, eğitim alanında da ‘Herkese Eğitim Hakkı’ söylemini kullanmıştır. Sınıflar arasındaki eşitsizlik doğal olarak bu hakkın kullanımını da eşitsiz kılmış, emekçi halk ve çocukları sanayi devrimleri sonucu duyulan ihtiyaçtan dolayı teknik bir eğitime tabi tutulmuş, burjuvazi ve çocukları bilimsel yükseköğrenim almışlardır. Kapitalizmin ilk devrelerinde görece bir özerklik taşıyan eğitim, sermayenin duyduğu ihtiyaçlar (Eğitilmiş işgücü, teknolojik gelişme vb.) sebebiyle sermayenin denetimine tabii kılınmıştır. Görüldüğü gibi tüm toplumsal sistemlerde bütün üstyapı kurumları gibi eğitim de kurumsallaşmış iktidarın kendini yeniden üretimi için kullanılmıştır.

51) Toplumsal yapı ve siyasi iktidar biçimiyle kopmaz bağları bulunan eğitim sistemi ülkemizde burjuva-feodal karakterlidir. Genel olarak eğitim sistemi ve özel olarak da üniversiteler ülkemiz tarihinde farklı dönemlerde farklı biçimlere bürünse de, siyasi iktidarın niteliklerinin aynı olması nedeniyle nitelik olarak aynıydı. 12 Eylül Cuntası öncesi kısmi özerklik taşıyan üniversiteler, toplumun tüm kesimlerinde estirilen terörden nasibini almalı, düzen için tehlike olmak şöyle dursun onun gücünü arttıran temel dayanaklardan biri olmalıydı. Ve bunun için merkezi, güçlü bir otoritenin sıkı denetimine tabi tutulmalıydı.

YÖK bu koşullarda ortaya çıktı ve üniversiteyi üniversite yapan özgür düşünme, araştırma-inceleme, sorgulama, yeniyi üretme, bilimsel, kamusal ve özerk olma nitelikleri tümden yok edilerek anti-demokratik, anti-bilimsel, baskıcı, şoven, paralı üniversite modeli hakim kılındı. Bu hakim sınıflar için olmazsa olmaz önemdeydi. Çünkü sömürüye dayanan sistemlerinin muhafazasında ve yeniden üretiminde üniversiteler büyük önem taşımaktaydı. İşleyen piyasanın, efendisine itaatte kusur etmeyen, düzene bağlı ekonomistlere ihtiyacı vardı. Okulların, hakim sınıfların dünya görüşüne uygun biçimde yetiştirilmiş ve yeni yetişen nesilleri de kendisi gibi biçimlendirecek öğretmenlere ihtiyacı vardı. Ordu, emniyet ve bir bütün olarak siyasal üst yapının, hakim sınıfların çıkarlarını en iyi biçimde temsil edebilecek ve herhangi bir tehlikeye karşı koruyabilecek askeri ve siyasi kadrolara ihtiyacı vardı. İşte üniversiteler tüm bu ihtiyaçların karşılanmasında, yani siyasi iktidarın kendini muhafaza etme ve yeniden yapılandırmasında bir araç olarak kullanıldı-kullanılmaktadır.

52) Eğitimin ticarileşmesi sürecinde liseler de nasibini almış, süper ve özel liseler ile meslek liseleri ve düz liseler arasındaki gerek eğitimin niteliği gerekse de teknik-fiziki olanaklar bakımından uçurum derinleşmiştir. Bu farklılık eğitimdeki sınıfsal boyutu gözler önüne sererken, meslek lisesi öğrencileri staj adı altında kimi zaman ucuz kimi zaman da ücretsiz iş gücü olarak kullanılmıştır. Dershanelerin önünün açılması ve AOBP gibi uygulamalarla varolan fırsat eşitsizliği derinleştirilmiş, emekçi çocuklarının üniversitelere girmesi zorlaştırılmıştır.



H) YENİ DEMOKRATİK EĞİTİM DEMOKRATİK HALK ÜNİVERSİTELERİ

53)Her toplumsal sistemin, o sistemdeki hakim üretim ilişkilerinin devamını hedefleyen kendine ait eğitim sistemi oluşturduğunu söyledik ve eğitimin amacını şöyle özetledik: “İstenilen insanı yaratmak”. Burjuva-feodal yapı varoldukça, onun üniversite modeli de kendi alt yapısının bir gereği olarak var olacaktır. Öyleyse “Nasıl bir eğitim” sorusunu yanıtlayabilmek için “Nasıl bir insan, nasıl bir toplum” sorusunu da yanıtlayabilmek gerekir. Bizim uğruna mücadele ettiğimiz (aşağıda ayrıntılarıyla ele alacağımız) eğitim modeli, yabancılaşmaya ve gerici sistemin insan bilincini dumura uğratan, yozlaştıran tüm uygulama ve araçlarının kalıntılarına karşı mücadele etmeli, “tarih bilincine sahip, insanlığın binlerce yıllık tarihini özümsemiş, özgür düşünen yeni insanı” yaratmayı hedeflemelidir. Bu ise emperyalizm ile mevcut bağımlılık ilişkilerinin ortadan kaldırıldığı, hakim olan burjuva-feodal iktidarın alt edildiği bir toplumsal yapıda, halkın iktidarda olduğu bir sistemde mümkündür. Bu sistemin eğitim politikası Yeni Demokratik Eğitim, üniversite modeli ise Demokratik Halk Üniversiteleri’dir.

54) Demokratik Gençlik Hareketi’nin eğitim ve üniversite politikaları boyutuyla özünü oluşturan Yeni Demokratik Eğitim ve Demokratik Halk Üniversiteleri, başta da söylediğimiz gibi, sistem değişikliğini zorunlu kılar, mevcut üretim ilişkileri ve burjuva-feodal siyasal iktidarın aşılmasını ve halkın iktidarda olduğu bir sistemin varlığını koşullar. Bu bizim öznel düşüncelerimizden bağımsız olarak nesnel gerçeklerin dayattığı bir durumdur. Yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi eğitim alanında da tam bir tıkanıklık vardır ve bu tıkanıklığın aşılmasını tıkanıklığın kaynağından beklemenin saflık olduğunu tarih sayısız kez göstermiştir. Dolayısıyla halk gençliğinin üniversitelerde elde ettiği kazanımları koruması ve taleplerinin gerçeklik kazanması ancak mücadelenin merkezine devrimci bir programın konmasına ve kazanılan hakların halka ait bir iktidar ile garantiye alınmasına bağlıdır.

Demokratik Gençlik Hareketi, alternatif eğitim ve üniversite modeli olan Yeni Demokratik Eğitim ve Demokratik Halk Üniversiteleri’ni eğitim alanında temel hedef olarak görür ve üniversitelerde kısa vadeli, belli boyutlarda reformları hedefleyen, gerici sistemle uzlaşarak halk gençliğinin kalıcı çıkarlarını bazı hak kırıntılarıyla değiş tokuş etmeye hazır olan program ve anlayışlarla uzlaşmaz.

55) DGH, eğitim alanında mücadelesinin merkezine Yeni Demokratik Eğitim’i koyarken, bu mücadeleyi besleyecek, bu süreçte demokratik mevziler kazanmamızı sağlayacak sistem içi talep ve mücadelelere önderlik etmeyi ve devrimci programla buluşturmayı da görev olarak görür. Bu yönüyle yaygın olarak dile getirilen Özerk Demokratik Üniversite, içerdiği birçok demokratik talebe ve toplumsal mücadelenin yükselmesine paralel olarak bu taleplerin birçoğunun gerçekleşebilir olmasına rağmen, bütünüyle hayat bulacak ve sürekliliği sağlanacak bir üniversite modeli olarak sunulamaz. Toplumsal mücadeleyle kazanılacak hakların halka ait bir iktidarla devamlılığı garanti altına alınmadığında, bu kez toplumsal mücadeledeki kaçınılmaz gerilemelerle birlikte kaybedileceği unutulmamalıdır. Özerk Demokratik Üniversite bizim için bir üniversite modelini değil, programımıza tabi kılarak dile getireceğimiz ve uğruna mücadele edeceğimiz demokratik talepleri ifade eder.


YENİ DEMOKRATİK EĞİTİM
YENİ DEMOKRATİK CUMHURİYET

Yeni Demokratik Eğitim

56) Yeni Demokratik Eğitim ile sınıflı toplum gerçekliğinin gereği olarak, eğitim bir avuç burjuva–feodalin çıkarlarına hizmet etmekten çıkarılmalı ve toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan halkın çıkarlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden düzenlenmelidir. Yaratıcılığın ve bağımsız düşüncenin önünde engel teşkil eden, kaderciliği aşılayan, ırkçı-şoven-faşist ideolojiyle insanları zehirleyen, toplumsallıktan uzak, bireyci, çıkarcı ve rekabetçi elemanlar yetiştiren eski burjuva-feodal eğitim sistemi tümüyle tasfiye edilmelidir.

57) Her düzeydeki eğitim, sağlık, kültürel ve sportif hizmetler ücretsiz olmalıdır.

58) Eğitimde ezbercilik yerine araştırma, inceleme, deney ve tartışmaya dayalı bir model esas alınmalıdır. Eğitim müfredatının belirlenmesinde (özellikle liselerde ve üniversitelerde) genel öğrenci tartışmalarından çıkan sonuçlar dikkate alınmalı, üniversitelerin mali, idari ve bilimsel özerkliği garanti altına alınmalıdır.

59) Öğrenci gençliğe başta üniversiteler olmak üzere tüm ilgili kurumların (okullar, yurtlar, yan kuruluşlar vb.) yönetim organlarında seçme ve seçilme hakkı tanınmalıdır. Üniversitelerde tüm idari yetki öğrenci, akademisyen ve üniversite çalışanlarından oluşan kurullara devredilmelidir.

60) Gençliğin, siyaset, sanat ve sporla iç içeliğini sağlayacak güçlü gençlik örgütleri kurmalarının önü açılmalı, kültür-sanat ve spor merkezleri oluşturulmalıdır. Eski gerici iktidarın ve emperyalizmin ideolojik etki ve kalıntılarına karşı mücadeleye özen gösterilmeli, bu amaçla gençliğin siyasete aktif katılımı sağlanmalı, devrimci siyasal faaliyetler teşvik edilmelidir. Gerici ideolojilerin etkilerine karşı ideolojik mücadele temel alınmalı, “yüz çiçek yan yana açsın, yüz fikir yarışsın” siyaseti güdülerek özgür bir tartışma ortamı sağlanmalıdır.

61) Düşünce özgürlüğü önündeki tüm engeller kaldırılmalı, öğrenci gençliğin düşünce ve yeteneklerini en geniş biçimde yayabilmesi için basın-yayın alanında tüm olanaklar (dergi, gazete, radyo, televizyon vb.) sağlanmalı, aile kurumuna olan bağlılığın kırılması için öğrenci gençliğe zorunlu giderleri için düzenli maaş ödenmeli, parasız gençlik yurtlarından, tüm okullardaki yemekhanelerden ve kültürel hizmetlerden ücretsiz bir şekilde yararlanılması sağlanmalıdır.

62) Her okulun (öğretim dönemi içinde kısa bir süreyi kapsamak kaydıyla) fabrikalarda, devlet çiftliklerinde, köy komünlerinde, yol inşaatı gibi işlerde maddi üretime katılması sağlanmalıdır.

63) Yönetici yetiştiren değil, üretenlerin yönetebileceği bir toplum için kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmayı hedefleyen bir eğitim anlayışı esas alınmalı, eğitim kurumları yönetici bireyler yetiştiren kurumlar olmaktan çıkarılmalıdır.

64) Halk safları arasında entelektüel bakımdan donanımlı her türden kadro yetiştirilmeli, bütün aydınlarla birleşilerek, onlara eski gerici sistemin etkilerinden arınarak kendilerini yeniden kalıba dökmede yardımcı olunmalıdır.

65) Şu anda emperyalizmin ve yerli uşaklarının çıkarlarının hizmetinde “teknoloji üretimi”ne indirgenen bilimsel çalışmalar önündeki bütün engeller kaldırılmalı ve bilim halkın hizmetine sunulmalıdır.

66) Eğitimdeki mevcut tek yanlı köreltici anlayış terkedilmeli, üretim sürecinin tamamını kavramayı sağlayan, çok yönlü tek bir üretim tarzının tutsağı olmayan, başka üretim dallarına da geçilebilen bir tarz hakim kılınarak yabancılaşmanın ortadan kaldırılması hedeflenmelidir.

67) Ulusların tam hak eşitliği temelinde hiçbir ulusal ayrıcalık ve özgür ulusların bilinçli ve gönüllü birliğini esas alan bir eğitim anlayışıyla hareket edilmeli, anadilde eğitim yapılmalıdır. Tüm azınlık uluslara yerli dillerin öğretildiği okullar sağlanmalıdır.

68) Irk, renk, dil, dini inanç, cinsiyet, siyasal düşünce ayrımı yapılmadan tüm halk gençliğinin eğitim hakkı garanti altına alınmalı, gerici kılık-kıyafet yönetmelikleri kaldırılarak, kılık-kıyafet serbestliği sağlanmalıdır.

Yeni Demokratik Cumhuriyet

69) Tüm iktidar halk meclisleri aracılığıyla halkın olmalı, kitleler tüm yönetim süreçlerine katılmalı, yönetimi denetleme, yöneticileri geri çağırma yasal olanağına sahip olmalıdır.

70) Emperyalistlere ve komprador-bürokrat burjuvaziye ait sanayi ve ticaret işletmeleri, yer altı ve yerüstü kaynakları halk iktidarının mülkiyetine ve kontrolüne geçmelidir.

71) Emperyalist devletlere ve IMF gibi emperyalist kurumlara olan tüm yükümlülük ve borçlar tek taraflı olarak iptal edilmelidir.

72) Emperyalist devletlerin ülkemizde bulunan tüm askeri üs vb. kuruluşlarına el konulmalı, bu devletlerle yapılan gizli anlaşmalar iptal edilerek tüm dünya kamuoyuna açıklanmalıdır.

73) Topraklar yoksul köylüler ve tarım işçileri başta olmak üzere köylülere dağıtılmalı, tarım desteklenmeli-modernleştirilmeli-kolektifleştirilmeli ve “toprak işleyenindir” ilkesi geçerli olmalıdır.

74) Hiç kimsenin özel yaşamına, konutuna, haberleşme ve seyahat özgürlüğüne müdahale edilmemelidir.

75) Söz, basın, toplantı, gösteri, yürüyüş, grev, dernek, sendika kurma hakkı ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı, sistem karşıtları da dahil olmak üzere herkesin düşünce ve ifade özgürlüğü garanti altına alınmalıdır.

76) Devlet dini inançlara müdahale etmemeli, sınırsız vicdan özgürlüğü ve din ile devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılması sağlanmalıdır.

77) Kürt ulusu ve azınlık milliyetler baskıdan kurtarılmalı, bütün ulusların ve dillerin tam hak eşitliği garanti altına alınmalı ve Kürt ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı kayıtsız-şartsız kabul edilmelidir.

78) Irk, dil, dini inanç, cinsiyet ve politik düşünceye bakılmaksızın tüm bireyler yasalar önünde eşit olmalı, yargıçlar halk tarafından seçilmeli ve halk mahkemeleri herkese açık olmalıdır.

79) Tüm halk sosyal sigorta hakkından yararlanmalı; toplu taşıma, sağlık, eğitim ve kamu hizmetleri her yaştan bireye ücretsiz olarak verilmelidir.

80) Halkın ahlaki, zihinsel ve bedensel gelişimine önem verilmeli, uygulamalı-bilimsel bir eğitim uygulanmalıdır.

81) Sanatın meta olmadığı ve tüm sanat akımlarının özgürce kendilerini ifade edebildiği bir toplumsal ortam yaratılmalıdır.

82) Kadın haklarının gelişimine önem verilmeli, onların kendi bağımsız demokratik kurumlarında örgütlenerek, eski toplumun ataerkil-mülkiyetçi kalıntılarına karşı mücadele vermeleri desteklenmeli, uluslararası planda da kadın hakları mücadelesi ciddiyetle sürdürülmelidir.

83) Toplumsal ve ekonomik baskıya maruz kalan eşcinsellerin demokratik hakları güvence altına alınmalı ve toplum bu doğrultuda eğitilmelidir.

84) Çevre kirliliğine karşı yasal ve net önlemler alınmalı, uluslararası boyutta da doğanın korunması için mücadele taviz verilmeden sürdürülmelidir.

85) Burjuva-feodal kültür ve sınıflı toplumun yüzyıllardır biriken yoz değerleri yerine yeni demokratik halk kültürünün inşası için tüm olanaklar seferber edilmelidir.

86) İşçi gençliğin çalışma saati en fazla 8 saat olacak şekilde, çalışma şartlarının ağırlığına göre ve sosyal, kültürel, bedensel gelişimine zaman ayırabileceği şekilde yeniden düzenlenmelidir.

87) 16 yaşın altındakiler çalıştırılmamalıdır.

88) Devlete ait işyerlerinde oluşturulacak yönetimlere işçi gençlikten temsilciler alınmalıdır.

89) Her çocuk ve genç 16 yaşına kadar temel ve yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde maaşa bağlanmalıdır.

90) İş kazalarında çalışamayacak duruma gelen her işçinin tedavi ve bakımları sosyal güvence altına alınmalıdır.

91) Köylü gençliğin üretimde yerini alması için kredi ve tarım araç-gereç ve ihtiyaçları noktasında destek verilmelidir.

92) Köylü gençliğin içinde yer alabileceği kooperatifler kurulmalıdır.

93) Kırsal bölgelerde köylü gençliğin (ve tüm halkın), sosyal ve kültürel faaliyetleri için olanaklar yaratılmalı ve bu olanakların devamlılığı garanti altına alınmalıdır.

 

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi