Demokratik Gençlik Hareketi Ekim 2009
21. yüzyılın emperyalizmin değişen dengelerine tanıklık ettiği ve fakat yaşanan krizin etkilerinin toplumsal ve siyasal şekillenişi de derinden etkilediği bir dönemden geçiyoruz.
Kapitalist-emperyalist sistemin yaşadığı krizin yıkıcı etkileri her geçen gün emekçi kitleler üzerindeki etkisini artırarak ilerliyor. Emperyalist merkezleri dahi çökerten krizle birlikte kârın kapitalizme, zararın ise halka ait olduğu bir sistemin rezilliği ortaya çıkmıştır ve çöküşüne tanıklık ettiğimiz bu devasa sistem toplumsal yaşamın her alanında ezilen milyonlara daha fazla yoksulluk, işsizlik ve açlık dayatmaktadır.
Bu durumun sermayenin büyük ölçüde atıl kaldığı, üretim ve yeniden üretim süreçlerinin büyük bir kesintiye uğradığı, işsizliğin ve yoksulluğun kapitalist ülkelerde bile ciddi bir yükseliş gösterdiği, en önemlisi kapitalist ekonominin kendi işleyişi içinde, yani piyasa mekanizmaları aracılığıyla ortadan kaldıramadığı derin bir kriz durumu olduğu ve dahası yarı-sömürge ülke gerçekliği içerisindeki yıkıcı etkilerini açıktan hissettirdiği bir süreçle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu süreçte özellikle bizim gibi yarı-sömürge yarı-feodal ülkelerin emekçilerini bekleyen yakın gelecek daha fazla açlık ve yoksulluktur.
Yaşanan krizin üretim süreçlerinde yaşanan yıkıcı etkilerine karşı daha yüksek bir sesle dillendirilmeye başlayan ekonomik ve sosyal hak talepleri de dolayısıyla siyasi iktidar tarafından önüne geçilmesi, engellenmesi gereken bir olgudur. Yaşanan ekonomik krizle birlikte halka ve halkın örgütlü güçlerine yönelen saldırılar; içerisinden geçtiğimiz böylesi bir sürecin ve yakın geleceğin taşıdığı ekonomik ve siyasal çalkantıların ayak sesleridir.
Ülkemiz emekçilerini ve eğitim alanında emekçi çocuklarını bekleyen yıkım tablosu daha fazla işsizlik, yoksulluk, tam bir köleleşme koşulları ve emperyalizmin ihtiyaçları çerçevesinde yeniden düzenlenmedir.
Bugün üniversite har(a)çlarına yapılan astronomik zamlar, üniversite içi işletmelerin taşeronlaştırılması, üniversitelerde yarı zamanlı çalışan öğrencilerin işten atılması, en küçük idari işlemlerde dahi toplanan paralar, her geçen gün artan sivil-faşist saldırganlık, yüzlerce öğrencinin soruşturma terörüyle kitleler nezdinde terörize edilme çabası, eğitimin ticarileştirilmesi yoluyla olduğu kadar, halk gençliğinin demokratik haklarına ilişkin mücadelesinin de türlü yollardan engellenmeye çalışılacağının göstergesidir.
Bahsini ettiğimiz kriz sistemine ve piyasa ekonomisine üniversitelerin peşkeş çekilmesinin ve üniversiteler üzerinde hâkim sınıfların baskı aracı olan YÖK; üniversiteye tahsis edilen kaynakların denetim ve gözetiminden tutalım da har(a)çların belirlenmesine kadar çok geniş yetkilerle donatılarak üniversite-piyasa ilişkilerinin belirlenmesinde başrol oynayacak bir aktör olarak örgütlendi.
Emperyalizmin neo-liberal saldırıları ekseninde ve belirleyiciliğinde eğitimin ticarileştirilerek bir hak olmaktan çıkarılması ve bir gereksinime dönüştürülmesi YÖK’ün üniversitelere dönük saldırılarında başat bir rol oynadı/oynuyor. “Girişimci üniversite” modeli, “Teknokent” projeleri, vakıf üniversiteleri adı altında ülkenin her yanında özel üniversite açma girişimleri gibi bir dizi politika YÖK ve TÜSİAD’ın uşaklığı ve işbirliği neticesinde yaşam bulurken; küreselleşme olarak adlandırılan sistemle bütünleşme çabası veren ülkemiz hâkim sınıflarının, piyasaya yönelik düşün ve teknik eleman yetiştirme ihtiyacını karşılayan, bilgiyi bilimsel içerikten soyutlayarak emperyalizmin ihtiyaçları çerçevesinde üreten üniversite modeli yaşamsal kılındı.
Emperyalizmin halklara şırınga ettiği yanılsamalı uyum projeleriyle “sorun” yaşayan bizim gibi azgelişmiş ülkelerde küreselleşme saldırılarının yükselmesine paralel olarak girilen “yeniden yapılanma süreci”nde piyasanın mitleştirilmesi ve ekonominin yeni sürece uyumlu hale getirilmesi, toplumsal ilişkilerin ekonomik ilişkiler olarak yeniden tanımlanması ve piyasa mantığı içinde dönüştürülmesi gerekir. Neo-liberal saldırıların bu dönüşüm mantığının üniversiteler nezdinde yansıması ise; üniversitelerin adım adım pazarlanması, resmi-sivil faşist saldırganlığın palazlanması, soruşturma terörüyle ilerici-devrimci kesimlerin bertaraf edilmesi, ulaşım-beslenme-barınma gibi sorunlarla öğrencilerin en temel hakkı olan eğitim haklarının ekonomik ilişkiler içerisinde eritilmesi; özcesi IMF ve Dünya Bankası’nın belirleyiciliğinde ortaya konan politikalarla eğitim harcamalarının azaltılması, özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesidir.
Kamu kurumlarını özelleştirerek ve emperyalist tekellere peşkeş çekerek dünya piyasalarıyla bütünleşme çabası içerisinde olan uşak siyasi iktidar; IMF ve Dünya Bankası’nın reçeteleri karşısında halka “daha fazla refah” salık verirken; üniversite bileşenlerinden tutalım da öğrencilere ve öğrenci ailelerine kadar geniş bir cephenin de söz, eylem ve örgütlenme haklarına saldırmaktadır.
Dolayısıyla toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi eğitim alanında da verili siyasal iktidarın saldırıları emperyalist efendilerinin belirleyiciliğinde ve garantörlüğünde bir bir yaşama geçirilmiştir/geçirilmektedir.
Halk Gençliği YÖK’e ve Mevcut Saldırılara Karşı Doğru Politik ve Örgütsel Karşı Koyuşu Nasıl İnşa Edecektir?
Mevcut tablo içerisinde emperyalizme peşkeş çekilen bir ülke gerçekliği ve bu gerçekliğin yarattığı tam köleleşme, yoksulluk ve işsizlik koşulları değerlendirildiğinde halk gençliğinin ekonomik ve sosyal hak talepleri mücadelesinin yükseleceğini ve bu mücadeleyi programatik zeminde genişleterek siyaseten önderlik edebildiğimiz ölçülerde her türlü saldırıyı boşa düşürebileceğimizi söylemek abartılı olmayacaktır.
Halk gençliği özelde de öğrenci gençliğin haklarını sonuna kadar savunma ve ilerletme perspektifiyle, öğrenci gençliğin akademik ve sosyal hak taleplerini demokratik haklar için mücadele zemininde hayata geçirerek ilerlemek ve programatik görüşlerimizi yaşamsal kılmak tek seçeneğimizdir.
6 Kasım YÖK karşıtı mücadeleyi, geçmiş yıllarda da ifade ettiğimiz üzere; salt eylem kurguları üzerinden ele almak halk gençliğinin insanca bir yaşam ve eşit, parasız, bilimsel, ana dilde eğitim talebinin karşılığı olamaz.
Kendisine amaç olarak geniş öğrenci yığınlarını kendi demokratik hakları zemininde örgütlemeyi ve verili siyasal iktidarın teşhirine yönelecek bir mücadeleyi yükseltmeyi değil; AKP’ye indirgenmiş gericilikle hesaplaşmayı amaç edinen anlayışla ideolojik mücadeleyi yükseltmek, bu mücadeleyi de mevcut kitle faaliyetimizle programatik görüşlerimizin propagandası içerisinde işlevli kılmak esastır. Salt AKP ya da salt YÖK karşıtlığı üzerinden 6 Kasım’ı kurgulayarak bu politik öngörüsüzlükle eğitim üzerindeki saldırıları boşa düşürebileceğini sananların; çatışmanın taraflarının tespitinde ve bu tespite uygun yürütecekleri politik hatla varacağı yer dün olduğu gibi bugün de aynıdır.
Demokratik Gençlik Hareketi (DGH) dün olduğu gibi bugün de YÖK karşıtı mücadeleyi; birçok siyasal yapının ele aldığı gibi gündelik politikalara tutunarak ya da amacın silikleştiği ve araçların amaçlaştığı bir tarzda ele almaz.
DGH, siyasal söylemde YÖK’ü, AKP karşıtı söylemlerine dayanarak bir kenara bırakan, yine tersinden emperyalizme uşaklıkta sınır tanımayan ülkemiz hâkim sınıflarının dönemsel ihtiyaçları çerçevesinde devlet kurumlarında gittiği yeniden yapılanma sürecinin bir ürünü olarak ortaya çıkan AKP’yi hedef tahtasına oturtan yaklaşımlarla uzlaşmaz. YÖK’ün tahakkümü ve belirleyiciliği altındaki üniversiteler emperyalizmin piyasa ekonomisinin ihtiyaçlarını karşılayacak bilgi ve insan kaynağı merkezi rolündeyken ve AKP gibi yine emperyalizmin işbaşına devşirdiği uşaklar, üzerine düşen misyonu oynarken hedefimiz son derece açıktır. Mevcut gelişme ve çelişmelere yaslanarak eğitim kurumlarının ürettiği bilimsel bilginin yönünü emperyalist çıkarlar doğrultusunda tayin eden üst yapı kurumları gibi, AKP de uşaklık görevini layıkıyla yerine getirme telaşı içerisindedir. Dolayısıyla emperyalist tahakküm ve köleleştirme politikalarına, ekonomik ve sosyal hak gasplarına karşı hedefimiz; emperyalizm ve uşak-işbirlikçi hâkim sınıflar olmak zorundadır.
Bu nedenledir ki; halkın demokratik haklar için mücadelesi farklı kesimleri kapsasa da; esas olarak üniversitelerde yürütülecek özerklik ve demokrasi mücadelesi de bu toplumsal mücadelenin bir bileşenidir ve onunla paralel değişimler yaşar.
Demokratik haklar için mücadele kapsamında yürütülecek bir faaliyetin geniş öğrenci kitlesi içerinde somut karşılığı ise Yeni Demokrasi perspektifiyle örülü akademik-ekonomik ve sosyal hak talepleri mücadelesini örgütlemek ve iktidar perspektifli bir mücadeleyi inşa etmektir.
Var olan politik yönelimimiz 6 Kasım sürecine ilişkin yürütülecek faaliyette üniversitelerde, liselerde, dershanelerde öğrenci gençlikten tutalım da onların ailelerini ve üniversite bileşenlerine kadar geniş bir yelpazeyi kendi demokratik hak talepleri etrafında kenetlemek ve seferber etmektir.
Özellikle öğrenci gençliğin acil taleplerini örgütlemek ve yerellerimizde var olan emek hareketleriyle ve mücadelesiyle birleştirmek olmazsa olmazdır. Demokratik kitle örgütlerini ve sendikaları da sürecin bir bileşeni haline getirmek ve eskiyi tümüyle aşacak metotları yaratmak görevimizdir. Kitleleri dıştalayan ve dahası kitlelere rağmen kitle adına faaliyet yürüten anlayış yıkılmalıdır.
Demokratik Halk Üniversiteleri mücadelemizin ve programatik görüşlerimizin öğrenciler içerisinde yürütülecek kitle faaliyeti içerisinden tesisine yönelmek; özellikle son süreçte İstanbul’dan Ankara’ya, Malatya ve Gaziantep’e birçok üniversitede ilerici-devrimci öğrencilere ÖGB, sivil-resmi faşistler tarafından gerçekleştirilen saldırıları teşhir etmek, en ufak bir hak arama mücadelesinde dahi üniversitelerin tüm bileşenlerinin söz-eylem-örgütlenme haklarına saldırarak soruşturma, uzaklaştırma ve okuldan atma terörüyle görevlerini icra edenlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak ve eşit-parasız-bilimsel-anadilde eğitim şiarımızı yükseltmek YÖK’e karşı örgütleyeceğimiz mücadelenin temel argümanlarıdır.
En geniş öğrenci kesimlerini bir araya getirme politik yönelimiyle “Üniversite Öğrencileri” ve “Lise Öğrencileri” pankartlarıyla kendi dışımızda kalan örgütsüz kesimleri demokratik haklar için mücadele zemininde buluşturmak önemlidir.
Dolayısıyla her şeyden önce öğrencileri sürecin öznesi haline getirebildiğimiz, yerelleşme ve yaygınlaşma taktik yönelimimizin bir parçası olarak kendi akademik-ekonomik ve sosyal hak talepleri mücadelemizi halkın demokratik haklar mücadelesiyle birleştirebildiğimiz oranda devrimci, kitlesel, birleşik bir 6 Kasım örgütleyebiliriz.
Uzun vadeli politikalar ekseninde yaratıcı bir çalışma tarzı ortaya koyarak 6 Kasım’ı kitlelerden kopuk içeriğinden sıyırmak ve dahası halk gençliğinin bağımsız bir ülkede özgür bir halk olarak yaşama bilinci ve iradesini yükseltmek için seferber olalım! Halk gençliğinin dinamik, atılgan, yaratıcı gücünü örgütleyerek zorbalık politikalarını programatik başlıklarımızla inşa edeceğimiz kitle faaliyetiyle göğüsleyelim!
|