|

Demokratik Gençlik Hareketi Ağustos 2010
Ülkemiz siyasi iktidarı ve hâkim sınıf klikleri arasında süregiden dalaşın bir parçası olarak, aylardır halkın gündemini meşgul eden ve dahası oldukça geniş bir kesimin de ilgisine mazhar olan “Anayasa Referandumu” tartışmalarında, sular gittikçe ısınmaktadır.
“Evet” ve “Hayır”cılar can havliyle kendilerini emperyalist efendilerine pazarlamada adeta birbirleriyle yarışmaktadırlar.
Öyle ki bu dalaşta halkı kendi yedekleri haline getirebilmek için halka ait olan değerleri kirletmekten dahi geri durmamaktadırlar. Hâkim sınıflar açısından bu kadar “değerli ve önemli” olan referandumun arkasında ise her türlü sosyal hak ve güvenceleri, sendikalaşma hakları baltalanan işçiler ve köylülere dayatılan kölelik koşulları ve toplumun farklı katmanlarına yönelik azgın saldırı politikaları vardır.
Mevcut saldırılarla kuşatılan ülkemizde emek cephesinden yükselen irili ufaklı mücadeleler ise hakim sınıfların planlarının işlemesinde pürüz yarattığı için dikkatle izlenmekte ve bastırılmaya çalışılmaktadır. Ancak saldırılar yoğunlaştıkça emekçiler yaşadıklarından ders çıkarmakta, somut örnekler yeni direnişlere ışık tutmaya devam etmektedir.
2001 Şubat krizi ertesinde işbaşına getirilen AKP hükümetinin anayasa referandumu ile neyi planladığını anlamak için bugüne değin gerçekleştirdiği icraatlarına bakmak yeterli olacaktır. Başını ABD’nin çektiği AB gibi emperyalist merkezler AKP hükümeti ile birlikte Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında önemli mesafeler kaydetmiş, yerleşimci-sömürgeci saldırı konseptleriyle Ortadoğu’ya yerleşerek bölgedeki yerli sanayi ve tarımı çökertmişler, bölgedeki askeri, siyasal, ekonomik planları ekseninde ülkemiz hâkim sınıflarına ileri karakolluk görevi vermişler ve karşılığında AKP’nin siyasal temsilciliğini yaptığı kesimlerin dünya dengeleri içerisinde çıkarlarını korumuştur.
AKP hükümetiyle birlikte kendisinden önceki hükümetlerin yağma ve talanından arta kalan kurum ve kuruluşlar, devlet işletmeleri büyük bir gözü dönmüşlükle emperyalist tekellere peşkeş çekilmiş, ülkenin pazarlanmadık ve satılığa çıkarılmadık tek karış toprağı bırakılmamıştır.
Eğitim, sağlık, sosyal haklar gibi temel haklara da göz diken hâkim sınıflar AKP eliyle çıkardıkları yasalarla bu alanlara pervasızca saldırmış, parası olmayanın tedavi göremediği, okuyamadığı, sosyal güvencelerinden faydalanamadığı; iş bulabilen şanslı kesimlerin ise düşük ücrete, iş güvencesiz, sigortasız, sendikasız… Adeta kölelik koşullarında bir yaşama mahkum hale getirildiği bir tablo açığa çıkmıştır.
Ülkemizin yerel kaynaklarının birbiri ardına özelleştirilmesi, üretici köylülüğün üretim yaptığı sanayi kollarının yabancı tekellere peşkeş çekilmesi ve başta tütün, fındık, çay ve şeker üreticileri olmak üzere yoksul köylülüğe vurulan emperyalist darbeler, büyük şehirleri her geçen gün yeni açlar ordusuyla doldurmuş, büyük bir yıkım tablosu açığa çıkarmıştır.
Diğer taraftan başta Kürt Ulusu olmak üzere farklı azınlık, ulus ve inanç grupları üzerinde giderek katmerleşen sömürü ve zulüm “açılım”, “demokratikleşme” kisvesi altında gizlenerek halkları birbirine boğazlatmanın üzerindeki örtü olmuştur. Kürt ulusuna ve onun örgütlü güçlerine yönelik girişilen tasfiye ve teslim alma projesinin biricik adı olan “demokratik açılım”, “özgürlük”, “demokrasi” yaygaraları bir taraftan emperyalizmin ülkemiz özgülündeki yeniden yapılandırma sürecinin başat söylemleri haline gelirken diğer taraftan devrimci-demokratik halk kuvvetlerini de muazzam bir tasfiye hareketiyle düzeniçileştirmenin araçları olma misyonunu yüklenmiştir.
Bütün bunların yanında halk gençliği özellikle öğrenci gençlik mevcut saldırılar karşısında ağır bedeller ödemiş, üniversite öğrencileri katledilmiş, onlarca öğrenci okuldan atılmış, soruşturma açılmış, gözaltına alınmış, hapishanelere atılmış, linç saldırılarına maruz kalmıştır. Öyle ki çıkartılan yasalarla ve yapılan değişikliklerle çocuklar dahi bu saldırı furyasına dahil edilmiş, binlerce çocuk tutuklanmıştır. İşte hâkim sınıfların ve emperyalistlerin “demokrasi, demokratik açılım” diye öne sürdükleri olgu budur.
Anayasa Referandumu Hâkim Sınıfların Çıkarlarına Hizmet; İşçilere, Köylülere, Emekçilere, Kadınlara, Halk Gençliğine ve Kürt Ulusuna Sonu Gelmez Sömürü Demektir!
Hakim sınıf kliklerinin oynadığı bu oyunun son sahnesi anayasa değişikliği paketi ise “Bozuk düzende sağlam çark olmaz” sözünü doğrular tarzda başı ve sonu belli olan bir aldatmacanın ürünüdür.
Anayasanın değiştirilmesine yönelik referandum tartışmaları, hâkim sınıfların dalaşlarından ibarettir. Kendi aralarındaki iktidar mücadelesinde ‘birbirlerine alternatif’ görünerek, özünde işçilere, köylülere, işsizlere, kadınlara, gençlere, ezilen ulus ve milliyetlere, azınlık dinlere ve inançlara karşı ‘birleşen’lerin emperyalizmin ipi üzerindeki cambazlık dalaşına ‘taraf’ olmanın, ülkemiz emekçilerine ne getirdiği, ülkemizin tarihi gerçeklerine bakılarak rahatlıkla anlaşılacaktır.
Ülkemiz tarihi açısından önemli bir sürece işaret eden 24 Ocak Kararları ve bu kararların emperyalistlerin inisiyatifinde yaşama geçirilmesinin adı olan 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesi ve onun ürünü olan 82 anayasası nasıl ki emperyalizmden bağımsız ele alınamazsa bugün ortaya atılan referandum da emperyalizmden ve onun ülkemizdeki yeminli uşaklarının çıkarlarından bağımsız ele alınamaz.
Özellikle son dönemlerdeki gelişmeler sonucunda imajı zedelenen AKP, öne sürdüğü “yeni” anayasa paketiyle zedelenen imajını tazelemeye çalışmakta ve CHP’nin Kılıçdaroğlu’nu iş başına devşirerek hatırı sayılır bir potansiyeli kendi yedeği yapma hamlesini boşa düşürmeyi planlamakta, hükümetini sürdürme savaşımının bir parçası olarak “Yargıtay” ve “Yargı hukuku” üzerinden önündeki engelleri kaldırmak istemekte ve bu yolla geniş halk kesimlerinin desteğini almaya çabalamaktadır. Öyle ki mağdurları oynayan AKP medyanın karşısına geçerek 12 Eylül’de asılan devrimci gençlerin isimlerini telaffuz edip timsah gözyaşları dökecek kadar ileri gitmektedir.
Milyonların gözü önünde ne kadar ‘insancıl’ ve ‘demokratik’ olduğunu sergileyerek timsah gözyaşları dökenler, savundukları anayasal değişimlerle milyonlarca emekçinin hakkını gasp ettikleri, Kürt ulusunu yok etmeye çalıştıkları ve ülkenin ‘kaymak’ kesimi dışında kalan toplumsal kesimlere yönelik emek, eğitim, sağlık, hukuk, sosyal güvence, demokratik ve bireysel haklar temelinde yoğun saldırıların altına imza attıkları gerçeğini saklayamazlar!
“Kılıçdaroğlu” imajıyla emperyalist efendilerine görücüye çıkan CHP ise referandumu yeni ve güçlü hamlelerinin basamağı haline getirmeye çalışmakta, “Hayır” çağrısı yaparak “Evet-Hayır” ikilemi içerisinde geniş halk kesimlerini bu iktidar oyununda “taraf” olmaya davet etmektedir.
Diğer taraftan, Kürt sorunu karşısında “istikrarlı” bir portre çizen MHP referandum tartışmasında da aynı argümanları kullanarak kendi çıkarları ekseninde ülkemiz emekçilerini kaldıraç olarak kullanmaya çalışmakta, bir düzen partisi olarak aynı gerici kulvarda kulaç atmaktadır.
İşte AKP, MHP, CHP ve bilcümle halk düşmanı tarafından yapılmakta olan geniş halk yığınlarının kendi gündemleri olmayan bir süreçte kaldıraç olarak kullanılmaya çalışılması, toplumun her kesimine “umut” olma yalanının ikiyüzlüce devam ettirilmesidir. AKP ve diğer düzen güçleri varlık gerekçeleri olan sömürü ve zulüm düzeninin saldırılarını yenileyerek hayata geçirmektedirler.
30 yıl önce işçilere, köylülere, gençlere, kadınlara, bütün ezilen kesimlere ve onların örgütlü kuvvetlerine yaşatılan zulüm, bugün “özgürlük”, “barış”, “demokrasi”, “açılım”, “referandum” safsatalarıyla özünde değişiklik olmaksızın devam etmektedir.
AKP ve bu düzenin yeminli bekçileri, uşakları “darbecileri yargılayamaz”; bu düzenin yasaları, anayasaları darbecileri hiç yargılayamaz!
Çünkü icra edilmekte olan bir aldatmacadan ibarettir. Darbeciler, siyasal İslamcılar, Kemalistler, liberaller, askerler… Ve onların yasaları, anayasaları sömürü düzeninin parçalarıdır. On yıllardır ülkemizde tezgâhlanan darbeler, ekonomik-sosyal-siyasal-kültürel-askeri saldırılar hep bu kesimlerin çıkarları temelinde gelişmiştir. Dolayısıyla darbeciler kendileridir! Katliamcılar, zorbalar, sömürücüler kendileridir!.. Ve onlar elbette kendilerini yargılamayacaklardır.
Onlar, içi boş sözlerle ezilenleri aldatmaya ve aralarındaki çıkar savaşlarında en büyük payı kapmaya çalışmaktadırlar. AKP, CHP, MHP ve diğer düzen partilerinin “halkın kazançlarından” dem vuran palavraları içerik olarak aynıdır. Bu durum çıplak bir şekilde ortadadır. Çünkü ülkemizin emperyalizme bağımlılığı devam etmektedir. Ülkemiz hala ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel politikaları itibariyle doğrudan emperyalist merkezlerin dönemsel ve bölgesel kanlı senaryolarının bir parçasıdır.
Ülkemizde hala işçiler ve toplumun farklı kesimlerinden emekçiler karın tokluğuna çalışmakta, asgari ücretle yaşam savaşı vermekte, önemli bir kesimi de kölelik koşullarına mahkûm çalışmaktadır. Ülkemizde hala topraksız ve yoksul köylülük gerçekliği vardır. Ülkemizde hala tarım üretimi devlet politikalarıyla engellenmekte ve orta köylülük hızla yoksullaşarak, tarım arazileri işlenmeyerek, kent mekânlarında yeni işsizler ordusu çoğalmaktadır.
Ülkemizde hala, emeğinin hakkını arayan işçi, borçlarını ödeyemeyen köylü, demokratik hakkını arayan öğrenci gençlik, ikinci sınıf insan muamelesinden ve toplumsal baskıdan kurtulmaya çalışan kadın, “söz, eylem ve örgütlenme” hakkını savunan ve uygulayan halk güçleri, azgın bir zorbalık politikasının kurbanları haline getirilmektedir. Ülkemizde hala sokak ortasında infazlar, uydurma gerekçelerle tutuklamalar ve dahası onlarca devrimcinin hayatına mal olan “tecrit” ve hapishaneler gerçekliği vardır.
Dolayısıyla denildiğinin aksine anayasa değişikliği 12 Eylül Askeri Faşist Darbesi ve yasasıyla hesaplaşma değil; eksik, eskimiş yönlerini değiştirme, budama ve “dokunulumaz, değiştirilemez” denilen maddelere dokunulmadan yapılan bir rötuşlama hareketidir.
Halk Gençliğinin Dinamizmiyle Anayasa Referandumunu Boykot Edelim!
Halk gençliği, en temel haklarının çözümü açısından hiçbir şey ifade etmeyen, aksine gençliğin yaşadığı sorunların dayanağı olan anayasayı tanımamalıdır, yapılacak referandumu boykot etmelidir.
Çünkü bu düzen eğitimde parası olanın söz sahibi olduğu bir düzendir. LGS, LYS, SBS, KPSS gibi sınavlarla öğrencileri birer müşteri haline getirenlerin, eğitim kurumlarını ticarethaneye çevirenlerin düzenidir.
Çünkü bu düzen halk gençliğini bu geleceksizlik sarmalı içerisinde işsiz bırakan, okullarını ticarileştiren, sınavlarla çevreleyen, gelecekten umudu kalmamış gençliğe uyuşturucuyu, fuhşu, hırsızlığı dayatanların düzenidir. Kürt gençlerini sokak ortasında katledenlerin, dillerini, kültürlerini baskı altında tutanların düzenidir.
Bu tabloya karşı ses çıkaran gençliğe hapishaneleri, işkenceleri reva görenler, bugün bizleri kendi anayasaları için oy kullanmaya çağırmaktadır.
Bu tabloda gençliğe sunulan tek şey geleceksizliktir. Gençliğin oy vermesini istedikleri anayasa bu yıkım tablosunu sunanların anayasasıdır. Sandıklarında oylanacak anayasa da bugün hala geçerli olan darbe anayasası da gençliğin ve ezilenlerin anayasası değildir.
Halk gençliği açısından gerçekten demokratik bir anayasa, halkımızın gerçekleştireceği Yeni Demokratik Devrim’in eseri olacaktır. Bu anayasa demokratik, bağımsız, bir ülkede özgür bir halkı temsil edecek olan “Yeni Demokratik Cumhuriyet Anayasası” olacaktır.
Halkın iktidar mücadelesinin bir parçası olmak, referandum sürecinde oynanan bu büyük oyun içerisinde “Evet” ve “Hayır” diyen uşak hâkim sınıfların oyununu ‘BOYKOT’ çalışmalarıyla bozmak temel görevimizdir.
Evet diyen kesimlerin rengi çok açıkken, ‘Hayır’ diyen CHP ve MHP gibi egemenlerin muhalif kanadına ek olarak, devrim ve demokrasi mücadelesi yürütmede ısrarcı olduklarını ifade eden bazı örgütlenmelerin de “Hayır” diyor oluşu üzerinde düşünülmesi gereken bir tablodur.
Bu tablo, devrimci hareketin düzenin tasfiye saldırılarıyla reformist kulvarda debelenerek düzeniçileşmeye doğru yol aldığını açıkça ortaya çıkardığı gibi, hâkim sınıfların iktidarını sadece AKP'ye indirgeyenlerin handikaplarını da göstermektedir.
Halk Gençliği, bu süreçte aktif faaliyette bulunarak emekçilerin, işçilerin, köylülerin, gençliğin, kadınların, ezilen Kürt ulusunun, azınlık milliyetlerin, inançların mücadelesiyle bütünleşen özgün mücadeleleri ile toplumun ileri, dinamik unsuru olmanın sorumluluklarını taşımalı, hâkim sınıfların farklı gibi görünen yüzlerinin ‘aynılığını’ teşhir etmeli ve reformizme karşı mücadelede aktif bir ideolojik mücadele sürecini göğüslemelidir.
Dolayısıyla Demokratik Gençlik Hareketi (DGH), tüm üye ve taraflarıyla 12 Eylül’de halk oylamasına sunulacak olan “Yeni Anayasa Paketi”ni boykotla karşılayacaktır.
Ezilenlerin ve halk gençliğinin onaylayacağı tek anayasa, bugünkü anayasaların dayanağı olan sömürü ve zulüm düzeninin ortadan kalkması ile kurulacak olan halk iktidarının anayasasıdır. Dolayısıyla halk gençliği siyasi iktidarın “referandum” oyununda “taraf” olmayacaktır!
İşçilerimizi, köylülerimizi, kadınlarımızı, gençlerimizi… Kısacası, ezilen milyonları, kölelik koşullarında yaşamaya mahkûm eden sömürü düzeninin “Anayasa Referandumu”na karşı yaşamın her alanında aktif bir şekilde boykotu örgütleyelim!
|