Halkın Belleği Hiçbir Katliam ve Zulmü Unutmaz! 16 Mart Beyazıt ve Halepçe Katliamlarını Unutmadık, Unutturmayacağız!

dghaciklama16mart2010

Demokratik Gençlik Hareketi
Mart 2010

Sömürü ve zulüm düzenine karşı, halkın ve halkın örgütlü güçlerinin sindirilmesinde, örgütsüzleştirilmesinde ve tasfiye edilmesinde, geçmişten günümüze uzanan katliamlar ve bu katliamlar eşliğinde yaratılan bir kanlı tablo hep var olagelmiştir.

Ülkemiz ezilenlerinin tarihi, özellikle de toplumsal mücadelenin ve sınıf mücadelesinin yükselişine paralel olarak halkın sömürü ve zorbalık düzenine karşı devleşen öfkesinin her kabarışında, devletin kendi eliyle gerçekleştirdiği katliamlara tanıklık etmiştir. Emekçi halk kitlelerinin gerçek bir demokratik düzen için yürüttüğü mücadele, bu katliamların başat hedefi haline gelmiştir.

Emperyalistler ve onların uşağı gerici hâkim sınıflar, ezilen, sömürülen kesimlerin insanca bir yaşam ve gerçekten demokratik bir düzen için yükselttikleri mücadelesini zaptu-rapt altına almak ve bastırmak için kendi halkına karşı savaş açmaktan geri durmamıştır. Ortadoğu üzerinde oynadıkları kanlı oyunlarla bölge halklarına kan kusturanlar, ülkemizde uşakları aracılığıyla ezilen milyonların ağalık ve zorbalık düzenine her başkaldırışını, kanlı kıyım saldırılarla bastırmışlardır. Halkla iktidar organı arasında var olan çelişkiler, iktidarın görmezden gelmesiyle karşılanmıştır. Çelişki ve çatışmaların ortaya çıkardığı haklı talepler ekseninde yükselen mücadele karşısında türlü “zor yöntemleri”ne başvurarak sorunları ortadan kaldırma yoluna giden hâkim sınıflar, provokasyonlarla, katliamlarla halka karşı saldırı politikalarını bir bir yaşama geçirmiştir.

Yakın geçmişimizin bu kanlı panoramasında önemli bir yer tutan ve halkımızın belleğinden hiç silinmeyecek olan iki katliam: Beyazıt ve Halepçe…

16 Mart 1978’de, İstanbul Üniversitesi’nde ilerici-devrimci-demokrat öğrenciler okuldan toplu çıkış yaptıkları sırada, üzerlerine bomba atılarak ateş açılmış ve yapılan bu kanlı saldırıda 41 öğrenci yaralanırken 7 öğrenci katledilmişti.

Devlet eliyle bizzat gerçekleştirilen bu katliamda, saldırının failleri ellerini kollarını sallayarak katliam yerinden uzaklaşırken, öğrencileri toplu çıkış yapmaları için saldırının yapılacağı alana bilinçli bir şekilde yönlendiren güvenlik amiri Reşit Altay’ın adı, yıllar sonra Hrant Dink cinayetinde tekrar anılacaktı.

Göstermelik bir şekilde seyirlik oyunlarını sergileyen Sıkıyönetim Komutanlığı, 1978’de açtığı davada “yargıladığı” sanıkları “delil yetersizliği”nden serbest bırakırken, 1984’te tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Yargılayan ve yargılananın devlet olması elbette ki gerçekleştirilen katliamın “faillerini” bizler cephesinden anlaşılır kılmaktadır.

Yine 16 Mart ve yine bir katliam: Halepçe…

16 Mart 1988… İran ve Irak arasında süren bir savaş ve bir emperyalist savaş yöntemiyle Irak hükümeti tarafından zehirli gazlarla katledilen binlerce Kürt…

Emperyalizmin bölgesel çıkarları ve sömürü politikalarını daha geniş bir alana yayma siyaseti sonucu çıkan bu savaşta, ABD’nin kuklası Irak hükümeti, binlerce Kürdü katlederek İran ordusunun ilerleyişini durdurmaya çalışmış ve Kürtlerin bulunduğu Halepçe kasabasında kitlesel bir katliama imza atmıştır. Bilanço: 5000’den fazla ölü, 7000 bini aşkın yaralı…

Emperyalistlerin kendi bekaları için devreye soktuğu bu kanlı oyunların hesabı er ya da geç sorulacak, kendi geleceği için ayağa kalkan halklar özlemini çektikleri bir dünya ve gerçek bir demokratik düzene kavuşacaklardır.

Başta Kürt ulusu olmak üzere emperyalist projeler çerçevesinde farklı ulus, azınlık ve inanç gruplarına dayatılan asimilasyon, imha ve inkâr saldırıları, halkların kendi iktidar ve kurtuluş mücadelelerinin özneleri haline gelmesiyle zulüm saltanatını yerle bir edecektir.

Bugün “ılımlı” söylemlerde bulunarak Kürt ulusuna kırıntı düzeyinde göstermelik haklar veren emperyalistler ve uşağı gerici siyasi iktidar, kendi hakları için ayağa kalkan bir ulusu terbiye etme veya yok etme politikasıyla dün Halepçe’de olduğu gibi bugün de katliamlarına devam etmektedir.

Yıl 2010... Devlet, üniversitelerde ve liselerde hala öğrencilerin üzerine ateş açmakta, kendi eliyle besleyip güçlendirdiği sivil-faşist yapılanmalar aracılığı ile faşist saldırganlığı büyütmektedir. Dün, Beyazıt Katliamı'nı gerçekleştiren haşarı çocuklarını, güvenlik amirliğinden emniyet müdürlüğüne terfi ettiren eden sistem, bugün aynı şekilde devrimci-demokrat-yurtsever öğrencilere yönelik linç kampanyaları düzenlemekte, faşist çeteleri öğrencilerin üzerine salmakta ve onları ödüllendirmektedir. Sınıf mücadelesinin gelişimine paralel olarak, kendi demokratik hakları ve halkın haklı kavgası için toplumsal mücadeledeki yerini alan halk gençliğine yönelik bu saldırıların da şiddetlenerek devam edeceğini biliyoruz.

Toplumsal hafızamızı sıfır noktasına çekmeye çalışarak sınıflar tarihini kendi tarih yazıcıları aracılığıyla çarpıtmaya çalışanlar, toplumsal mücadeleler tarihinin kendi geleceği için ayağa kalkan örgütlü bir halkın önünde hiçbir şeyin duramayacağını gösterdiği sayısız deneyimi unutmaktadırlar!

Oysa ki işçi ve emekçilere, köylülere, kadınlara, gençlere, kimliğinden ve inancından dolayı çeşitli baskılara maruz kalan Kürtlere, Ermenilere, Alevilere ve diğer kesimlere karşı girişilen hiçbir kanlı katliam halkımızın belleğinden silinmemiştir. İnsanlığın bin yılları aşan mücadele pratiği ve sömürü düzenine başkaldıran halkın haklı davası, yapılan katliamların hesabını emek ve özgürlük mücadelesi içerisinde soracaktır.

Dün olduğu gibi bugün de hiçbir katliam, zulüm ve işkence unutulmuş değildir. 16 Mart Beyazıt ve Halepçe katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız!

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

E-Bülten

error DGH'nin açıklama, eylem ve etkinliklerinden haberdar olmak için e-posta adresinizi kaydedebilirsiniz.








www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi