|

Demokratik Gençlik Hareketi Aralık 2009
1970’li yılların başı itibariyle birlikte tüm dünyada yaşanan ve adına sıklıkla “petrol krizi” denilen emperyalist- kapitalist dünya siteminin yaşadığı büyük ekonomik buhran karşısında uygulamaya sokulan neo-liberalizm ve politikalarının özellikle bizim gibi az gelişmiş ülkelerde zorladığı yapısal dönüşüm projeleri, askeri- ekonomik, sosyal ve siyasal bir takım değişiklikleri zorunlu kılmıştır.
Hâkim ideoloji böylesi dönemlerde kendisine yeni bir form kazandırmış ve “yeniden yapılandırma” adı altında bütün enerjisini toplumun tüm kesimlerine, hâkim sınıfların her türlü sömürü tonunu meşru göstermek için harcamıştır.
Bugün, gelinen aşamada, dünyada yine dengeler değişmekte ve emperyalist-kapitalist dünya sistemi kendi çıkarları çerçevesinde bizim gibi ülkelerde yapısal bir takım değişikliklere gitmektedir. Bu yapısal değişiklikleri kâh “demokrasi” maskesi altına gizleyerek kâh “eşitlik, adalet” söylemlerini kendisine payanda yaparak gerçekleştirmektedir.
Emperyalizm ve uşağı hâkim iktidar bir taraftan kanlı kıyım saldırılarını “açılım” adı altında, yalan ve demagojik manipülasyonlarıyla ezilen ulus ve emekçi halk kitlelerini korku iklimine sokarak; diğer taraftan yeni dünya düzeni projesine uygun olarak ideologları vasıtasıyla topyekûn yürüttüğü ideolojik-psikolojik-kültürel çok yönlü bombardımanıyla, çıbanbaşı gördüğü devrimci mücadeleleri ve ulusal kurtuluş hareketlerini “terör” hareketleri biçiminde tasfiye tahtasına oturtarak gerçekleştirmek peşindedir. Emperyalist güçler, aralarında çıkar çatışmaları var olmasına karşın bütün bu politikalarda esasta bir uyum ve birlik içindedirler. Dolayısıyla ülkemizde son dönemlerde açığa çıkan gelişmelerin arkasında bu ve benzer gerçekler yatmaktadır.
Demokratik Gençlik Hareketi (DGH) son dönem gelişmeleri içerisinde toplumun ve yaşamın her alanında olduğu gibi halk gençliği alanında yaşanan mevcut gelişmeleri tüm bu gerçeklikten bağımsız ele almamaktadır.
Bilhassa üniversitelerde yaşanan her türlü ekonomik-akademik-sosyal ve sivil-faşist saldırganlık, yapılan zamlar ve üniversite bileşenlerinin söz-eylem-örgütlenme haklarına yönelik hak gaspları mevcut gelişmelerin üniversiteler özgülündeki birer görünümünden ibarettir. Eğitim alanında uygulamaya sokulan dönüşüm projeleri ve yeniden yapılandırma politikaları –ki bunun en bariz örneklerinden birisi de mütevelli heyetleridir- son dönemlerde özellikle hız kazanmaktadır.
Bir taraftan Kürt ulusal sorunu meselesinde yaşanan gelişmeler ile bu gelişmelerin toplumda açığa çıkardığı saldırganlık ve boğazlaşma, diğer taraftan kitleler bu gündeme yönlendirilmişken bir bir uygulamaya sokulan ekonomik-siyasal saldırı paketleri halk gençliği açısından iyi okunmalıdır.
Özellikle ülkemiz hâkim sınıflarının AKP eliyle yıllardır büyük bir sahtekârlıkla sürdürdüğü “demokratik açılım” aldatmacası son haftalarda yaşanan çatışmalarla ve Demokratik Toplum Partisi(DTP)’nin kapatılmasıyla gerçek niteliğini bir kez daha göstermiştir.
ABD emperyalizminin Ortadoğu planları ekseninde görevlendirilen ve ülkemizin “yeniden yapılandırma” sürecinin önemli parçalarından birisi olan AKP; liberaller, burjuva medya ve birçok kesim tarafından “demokrasinin”, “barışın”, ve “özgürlüklerin” savunucusu olarak parlatıldı.
AKP’ye toz kondurtmayan bu kesimler “T.C’nin demokratikleşme yolunda önemli mesafeler kat ettiğini ve kendi sorunlarını çözebilecek kabiliyete sahip olduğunu”; “AKP’nin Kürtlerin ve diğer ezilen kesimlerinin sorunlarını çözeceğini” vb. birçok şeyi yapılan “açılımları” işaret ederek yazıp çizmeye, anlatmaya başladılar.
Öyle ki bu kesimler AKP’yi orduya ve Kemalistlere karşı ileri bir mücadele mevzisi olarak değerlendirdiler. “İşte gerçek devrim bu” diyerek herkesi “devrimlere” katılmaya davet ettiler.
Ülkemizin tarihi gerçeklerini az çok bilenler ifade edilenlerin koca bir yalan olduğunu hemen anlar. Kürt açılımı, Alevi çalıştayları ve farklı toplumsal kesimlere dönük yapılan “açılımlar” hâkim sınıfların geniş kesimlerin bilinçlerini bulandırmaya yönelen aldatmacalarıdır. Nitekim son günlerde açığa çıkan gelişmeler, DTP’nin kapatılması, yaratılmaya çalışılan kitlesel kamplaşma; “açılım” aldatmacası altında gizlenen ve emperyalizm ile uşağı hakim siyasi iktidarın Kürt Ulusal Hareketi’nin açıktan tasfiyesini amaçlayan “demokratik açılım” balonunun koca bir aldatmaca olduğunu kanıtlamıştır.
Ülkemiz daha önce de farklı “hükümetler” döneminde benzer “açılımlara” sahne olmuştur. Hâkim sınıflar her dönem böylesi aldatmacalara başvurarak geniş kesimleri kendi politikalarının kaldıracı haline getirmeye çalışırlar.
Hâkim sınıflar hedeflerine ulaşabilmek için kâh “demokrat” kesilir kâh “saldırgan” olur. Dolayısıyla son haftalarda ülkenin dört bir yanında Kürt Ulusal Hareketi’nin kurumlarına ve eylemlerine yönelen saldırılar şaşırtıcı olmaktan öte devletin gerçek niteliğine işaret etmektedir. Zira gelinen aşamada Kürt ulusunun demokratik meşru haklarının cisimleşmiş kurumu olan DTP’nin kapatılması bu gerçek niteliği bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Diğer taraftan ise yaşanan olaylar karşısında “şaşkınlığını” gizleyemeyerek “ülke kaosa sürükleniyor” diyen liberaller, daha birkaç hafta öncesine kadar “artık ülkemiz bir daha böylesi çatışmalı günlere dönmeyecek” diyecek kadar ileri gitmişlerdi.
Bu ülkede çok ciddi değişiklikler oldu da bizler mi fark etmedik?
Yoksa sınıflar arasındaki eşitsizlikler, ezilen ulus, milliyet ve inançlar üzerindeki baskılar, adaletsizlikler son buldu da bizim mi haberimiz olmadı?
Meseleleri böyle adlandıranlar hâkim sınıflara uşaklık yapan iflah olmaz halk düşmanlarıdır.
Bu ülke eşitsizlikten, adaletsizlikten, hukuksuzluktan ne zaman kurtuldu ki bu kesimler bu denli “iyimser” oluverdi?
Bu kesimlerin “iyimserliği” kendilerine biçilen misyon gereğidir.
“Şaşkınlıkları” ve “taraf”sızlıkları da…
DTP’nin kapatılmasına ve artan “çatışmalara” paralel olarak bilinçli bir şekilde tırmandırılan milliyetçi-şoven dalga hâkim sınıfların bilinen politikalarından birisi olarak tekrar hayata geçirilmektedir. Hâkim sınıflar Türk-Kürt boğazlaşması yaratarak hem emekçileri kutuplaştırmakta hem de demokratik haklar mücadelesini çözümsüzlüğe sürüklemeye çalışmaktadır.
DTP’lilere yönelik linç girişimleri, üniversitelerde tırmandırılmaya çalışılan faşist saldırılar bu sürecin devamı olarak işlenmektedir. Bu çatışmalardan ve boğazlaşmadan çıkarı olan ülkemiz hâkim sınıflarıdır.
Hâkim sınıflar tırmandırdıkları şoven dalga ile yarattıkları çatışmada “hakemlik” rolüne soyunmakta ve olayların nedenlerini karartmaktadır. Artan faşist saldırılarla birlikte tartışılan konu Kürt ulusunun demokratik hakları olmaktan çıkarak iki ulus arasındaki “düşmanlık” olmaktadır.
Bu durum halk gençliğini de yakından etkilemektedir. Üniversitelerde, liselerde, fabrikalarda, köylerde özcesi yaşamın hemen her alanında Kürt ulusal sorunu tartışılmakta ve yaşanan çatışmalar buralarda da yankısını bulmaktadır.
Ancak ezilen halk kitlelerinin tek gündemi bu değilken ve toplum linç kültürü üzerinden terörize edilirken bir taraftan da yeni yeni zam paketleri ortalığa saçılmaktadır. İstanbul’da ulaşıma yapılan zamlar ile doğalgaza yapılan %50 zam, emekçileri daha nice zam paketinin beklediğinin habercisidir.
Fakat hâkim sınıflar ve toplumda yaratılan çatışmalı ortamdan çıkarı olan bilumum kesimler ise Kürt sorunu üzerinden kopardıkları “açılım” yaygarasıyla toplumu tek bir gündeme yönlendirmiş durumdadırlar. Zira “açılım” safsatası, kimi sol ve devrimci çevreler içerisinde de kendisine coşkulu bir taraftar kitlesi toplamıştır. Ancak gelinen aşamada Kürt ulusunun söz, eylem, örgütlenme haklarına saldırarak DTP’yi kapatan siyasi iktidarın, kopardığı “açılım” yaygarası, “AKP’nin devrimciliği”, sınıf işbirlikçi teslimiyetçi ve tasfiyeci yaklaşım bir kez daha yerle bir olmuştur.
Son gelişmeler çerçevesinde Amed’de Abdullah Öcalan’ın hapishane koşullarının iyileştirilmesi talebiyle yapılan eylemde polis hedef gözeterek üniversite öğrencisi Aydın Erdem’i katletmiştir. Yine Edirne’de Öğrenci Derneği’nin basın açıklaması sırasında öğrenciler Alperen Ocakları’nın, İstanbul Gaziosmanpaşa’da ise İstanbul Üniversitesi’nden Kürt öğrenciler anket yaptıkları sırada, aralarında Kürtçe konuştukları gerekçesiyle Ülkü Ocakları’nın bıçaklı-satırlı saldırısına uğramışlardır. Gaziosmanpaşa’daki saldırıda bir öğrencinin parmağı kopmuş, olayı yatıştırmak için araya giren halktan birisi ise çeşitli yerlerinden yaralanmıştır. Kürt ulusuna yönelik bu faşist saldırganlık ülkenin her tarafına parça parça yayılmaktadır.
Yine ülke genelinde düzenlenen meşru eylemlere katılan yüzlerce kişi gözaltına alınmış, 150’ye yakını tutuklanmış, Kürt ulusal hareketinin kurumları basılmış ve son olarak DTP hakkında alınan kapatma kararıyla ortam iyice gerilmiştir. Yaşanan gelişmeler göstermektedir ki Kürt ulusuna yönelik faşist saldırganlık ve bilinçli bir şekilde tırmandırılan milliyetçi-şoven dalga şiddetini arttırarak önümüzdeki günlerde de devam edecektir.
Halk Gençliğinin Milliyetçi-Şoven Dalga Karşısında Pratik-Teorik Konumlanışı Ne Olmalıdır?
Yaşanan çatışmalı sürecin önümüzdeki günlerde özellikle üniversitelerde faşist saldırılarla devam etmesi kuvvetle muhtemeldir. Halk gençliği hem faşist saldırılara geçit vermemeli hem de Türk-Kürt boğazlaşmasına çevrilmeye çalışılan ve giderek daha tehlikeli bir şekilde tırmandırılan bu sürece aktif olarak müdahale etmelidir.
Bulunduğumuz bütün alanlarda hâkim sınıflar tarafından yükseltilen milliyetçi-şoven dalgaya karşı ilerici-demokrat-devrimci güçlerle bir araya gelerek ortak çalışmalar örgütlenmelidir.
Bu çalışmalar örgütlenirken süreçler olduğundan fazla abartılmamalıdır. Kurulacak birlikler salt faşist saldırılara fiili cevap verme üzerinden şekillenmemelidir. Bu çalışmalarda halklar arasında yaratılmaya çalışılan boğazlaşmaya dikkat çekilerek devletin gerçek yüzü teşhir edilmelidir.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da Kürt ulusal sorununun çözümü tartışmalarıdır.
Unutulmamalıdır ki mevcut düzen kendisini koruduğu müddetçe ne Kürtlerin ne de diğer ezilen kesimlerin yaşadığı sorunlar son bulmayacaktır. Dönem dönem gerek Kürt ulusal hareketinin gerekse de hâkim sınıfların “ılımlı” yaklaşımları bu gerçeği değiştirmemektedir. Dün olduğu gibi yarın da benzer şekilde Kürt sorununun çözümü konusunda “olumlu” bir hava estirilebilir.
Fakat bu koşullarda dahi halk gençliğinin görevi değişmemektedir. Bizler farklı uluslardan, milliyetlerden, inançlardan emekçilerin sınıf çıkarları ekseninde bir araya gelerek kendi gelecekleri için mücadele etmeleri gerektiğini savunuyoruz.
Gerçek manada bir “kardeşleşme” ve birbirinin haklarına saygı göstermenin ancak ve ancak kapitalist-emperyalist dünya sistemine ve uşaklarına karşı bağımsızlık ve yeni demokrasi bayrağını yükseltmekle mümkün olduğuna inanıyoruz. Unutmayalım ki Kürt ulusuna ve ezilen diğer kesimlere yönelik saldırılar ancak halkımızın devrimci, kitlesel, birleşik örgütlü gücüyle boşa düşürülebilir.
Halk gençliği dün olduğu gibi bugün ve yarın da Kürt gençliğinin ve diğer ezilen kesimlerden gençlerin demokratik haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkmalıdır. Bu hakları elde etmek için omuz omuza mücadele yürütmelidir. Bu konuda en ufak bir tereddüde düşülmemelidir.
Fakat halk gençliği aynı zamanda mevcut sistemin gerçekliğini anlatarak bütün gençliği ortak bir mücadele etrafında birleştirmeye gayret etmelidir. Bu yönelim akşamdan sabaha ulaşılabilecek bir hedef değildir.
Bir bütün olarak gençliği ortak bir mücadele çatısı altında birleştirmek örgütsel anlamda derinleşmeyi ve nitelikleşmeyi talep etmektedir. Dolayısıyla bir taraftan güncel gelişmelere tavır takınırken öte taraftan nitelikleşmeye önem vermek ve her bir alanda derinleşmek temel alınmalıdır.
Emperyalistlerin ve uşaklarının kapsamlı saldırıları ancak böylesi bir karşı koyuşla püskürtülebilir. Halk gençliği, devrimci harekete yönelen tasfiye saldırısını ve bunun ağırlıklı bir parçasını oluşturan “ideolojik” saldırı boyutunu dikkatle ele almalıdır.
Bilumum tasfiyeciliğe karşı devrimci halk kitleleri ve halk gençliği kokuşmuş gerici düzen ve burjuva-feodal sistemi alaşağı edecek bir mücadele pratiği içerisinden, estirilen tasfiye rüzgârını bertaraf edebilir. Unutulmamalıdır ki tarihin hiçbir döneminde tasfiyeciliğin dar ufku dünyada gelişen devrimleri engelleyememiştir ve tasfiyeciliğin bir ceset olduğu sınıflar mücadelesi tarafından onlarca kez kanıtlanmıştır.
Kürt ulusal sorunu bağlamında güncel olarak yaşananlar da yaratılmaya çalışılan tasfiye sürecinin bir parçasıdır.
Demokratik Gençlik Hareketi dün olduğu gibi bugün de Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının ve ulusların tam hak eşitliği temelinde siyaset yapmasının önüne dikilen her türlü saldırıya karşı mücadele edecektir.
Görev; nitelikli, militan, kurumsallaşmış, kitlesel bir gençlik hareketi yaratmak, Kürt ulusuna yönelik saldırıları da diğer siyasal-güncel gelişmeleri de politik kitle faaliyetlerine yoğunlaşarak göğüslemektir.
|