Diyalektik Sorunlar Ve Siyaset (1)

Toplum biliminin geçen yüzyıldan bu yana modern bir tarzda açıklaya geldiği diyalektik, günümüzde halen tam olarak anlaşılamayan ya da anlaşılmak istenmeyen konu olma özelliğini korumaktadır. Bu anlaşılır bir durumdur, zira sınıflı toplum ortamının hüküm sürmesi, doğanın, toplumun ve düşüncenin temel işleyiş yasasını ve alt yasalarını ifade eden diyalektiğe bakışta da farklılıkları kaçınılmaz kılmaktadır. En sıradan konularda dahi kendi sınıfsal yaklaşımlarını sergilemekten sakınmayan insanın ya da toplulukların, evrenin en temel disiplini hakkında kendi öz yaklaşımını sakınması düşünülemez. Bu durum, siyaset ortamında daha belirgin ve şiddetlidir.

Dünyayı değiştirmek isteyenlerle bunu engellemek isteyenleri diyalektik konusunda farklı düşünmemeleri ve çatışmamaları şaşırtıcı olurdu, ilginçlik, tarafların gerçek sınıfsal kimlikleriyle bu farklılık ve çatışmayı yaşamalarında değil, proletarya adına burjuva yaklaşımın sergilenmesindedir. Sayısız örneklerle sabittir ki, birçok siyasal akım ya da grup diyalektik diye metafiziksel yaklaşımlarda dünyayı yorumlamakta, çevrelerine burjuvazinin-genel olarak gerici sınıfların-bu felsefi zehrini şırınga etmektedir.

Canlı-cansız tüm evrenin işleyişini açıklayan diyalektik, düşüncenin de işleyişine hükmetmektedir. Bu konuya yaklaşım, diğer konuları açıklamada bir anahtar işlevi görmektedir. Bugün birçok siyasal akımın, büyük ölçüde ön yargılarının sonucu olarak burjuva yaklaşımı seslendirmekte olduklarını görebilmekteyiz. Temelinde, diyalektik konusundaki açıklamanın günümüzde ulaştığı seviyenin Mao Zedung tarafından temsil edilmesinin reddi yatan bu yaklaşım, söz konusu burjuva kesimleri bir yandan gülünçlüğe, öte yandan ilkçağ filozoflarının bile gerisine düşürmektedir.

Diyalektiğin temel yasası ve alt yasalarının idealistçe yorumu, diğer tüm temel gelişme ve olguların yorumunun da idealistçe olmasına yol açar. Sol siyaset çevresinde en çok yaşanan durumlardan biridir bu. Bunun önüne geçebilmenin yolu, diyalektiğin günümüzde ulaştığı açıklama aşamasını içselleştirmek ve bunu yaşamın her alanında, özelliklede diyalektik diye metafiziksel yaklaşımı pazarlayanlara karşı mücadele biçiminde uygulamaktır. Bu amaçla, diyalektiğe ilişkin olarak günümüzde halen baş gösteren sorunları yazımız boyunca ele alıp, bilim dışı yaklaşımların siyasete etkilerini, bu yaklaşımların ürünü olarak ortaya çıkan siyasal sonuçları irdeleyeceğiz.

KAVRAM OLARAK DİYALEKTİK

Diyalektik, kavramsal olarak Yunanca'dan türemiştir. Konuşmak, tartışmak demek olan "dialegomal" den, Yunan düşünürü Zenon tarafından bulunan "dialektike", tartışma sanatı anlamına gelmektedir. Daha önceleri Herakleitos ve Pithagorascı' lar tarafından diyalektiğin temel konuları ele alınıp tartışılmasına rağmen, terim olarak kullanılması Eloalı Zenon'a rastlar. Bir nevi diyalog olan diyalektikte, iki kişi, taraflardan birinin ortaya attığı bir düşünce etrafında tartışmaya başlar ve karşı tezlerle yükselen tartışma, iki tarafında kabul edeceği ortak bir noktaya ulaşılınca sona ererdi. Bu yöntemin en gelişkin örneklerine Sokrates ve Platon (Eflatun)' da rastlamaktayız.

İLKÇAĞ FİLOZOFLARINDA DİYALEKTİK

Terimin daha sonra kullanılmış olmasına rağmen, Herakleitos'un zıtlar ve çelişki hakkındaki diyalektiğe ilişkin düşünceleri çok daha berrak ve yetkindi. Milattan önce.5. ve 6. yy/da yaşamış olan Herakleitos'un önemi, dönemin bilgi birikimindeki yoksunluk dikkate alındığında muazzam ölçülerde artıyor. Sonsuzluğu, yaşayan şeyleri, devamlı değişimi, zıtların çatışmasını "ateş"le ifadelendiren Herakleitos'a göre "Her şey için aynı olan dünya herhangi bir tanrı ya da insan tarafından yaratılmamıştır; dünya,oldum olası, ölçülerle tutuşturulan, ölçülerle söndürülen her zaman canlı bir ateşti, şimdi de öyledir, gelecekte de hep öyle kalacaktır."

İlkçağ Yunan düşünürleri ve Herakleitos için Engels şunları söyler; "Dünyayı düşünmenin bu ilk, doğal, ama aslında doğru biçimi, ilkçağ Yunan filozoflarının düşünme biçimidir ve onu açıkça ilk formüle eden de Herakleitos olmuştur: Her şey hem kendisidir, hem de değildir, çünkü her şey akar, her şey sürekli dönüşme, oluş ve yok oluş durumundadır."

Değişimi, değişimin sonsuzluğunu "her şey akar " düsturuyla ifadelendiren Herakleitos'a göre "var olan her şey yok olacaktır." 2500 yıl önce söylenmiş bu söz, hareket ve değişimin mutlaklığını ifade ediyordu.

Diyalektiğin babası, kurucusu Herakleitos' un, Lenin' in deyimiyle “naif ve pek hoş formülü” olan “aynı ırmakta iki kez yıkanılamaz” vecizesi, denebilinir ki hareketin, tarih boyunca yapılmış en özlü açıklamasıdır. Herakleitos' un öğrencisi Krathulos, bu formülü daha da ileriye götürür. Bu konuyla ilgili olarak Lenin' den bir pasaj okuyalım: "ama işin aslında (Herakleitos' un öğrencilerinden Krathulos'un da dediği gibi), bir tek kere bile yıkanılamaz ırmakta (çünkü bütün vücut suya dalıncaya değin ırmak durmayacak ve su aynı su olmaktan çıkmış olacaktır.)"
İlkçağ Yunan filozoflarının günümüz terminolojisini kullanabilmeleri doğaldır ki, olanaksızdı; ama buna rağmen söylediklerini günümüz terminolojisiyle açıklayabilmek oldukça kolaydır. "Aynı ırmağa adım atarız ve atmayız; biz biziz ve biz değiliz.", "içimizde yaşayan da ölen de, uyuyan da uyanık olan da, genç de yaşlı da aynı şeydir; her biri yer değiştirir ve öteki olur." özdeyişleri, zıtların birliğinin Herakleitos tarafından ifadelendirilmesinden başka bir şey değildir. "Savaşın her şeyde ortak, çatışmanınsa adalet olduğunu bilmeliyiz" diyen Herakleitos'a göre, zıtların sürekli çatışma halinde bulunması adil bir durumdu. Homeros' un çatışmanın yeryüzünde kaybolması için dua etmesini yanlış bulan Herakleitos, "çünkü" der eğer onun duası tutmuş olsaydı, her şey çöküp giderdi bu dünyadan." Herakleitos'tan yaklaşık 2500 yıl sonra Engels "çelişkinin ortadan kaldırılması, sonsuzluğun sonu olurdu" derken tamamen aynı düşünceyi başka cümlelerle dile getirmekteydi. Lenin, Herakleitos' un diyalektik konusundaki bu "naif" ama çarpıcı yaklaşımına adeta şaşırır ve "Herakleitos nasıl oldu da çağdaş diyalektik maddeciliğin bu kadar yakınına gelebildi? "diye sorar.

Engels' in "hepsi doğuştan doğal, en yüksek derecede diyalektikçilerdi" dediği ilkçağ Yunan filozoflarının diğer başlıca büyük isimlerini Anaksimenes, Zenon, Anaksagras, Aristoteles olarak sayabiliriz. Kendiliğinden (spontane) diyalektikçi olan bu filozoflardan Anaksimandros (M.Ö.610-546), bütün canlıların sudan geldiğini, balıktan türediği düşüncesini ortaya atar. Böylece "evrim" düşüncesini ilk defa dile getiren filozof olarak bilinir, Anaksimenes (M.Ö 588-525), maddenin oluşturucusu olarak havayı gösterir. Anaksimenes' e göre, yoğunlaşan hava diğer maddelerin oluşumunu sağlar. Bu düşünce , "nicelikten niteliğe " geçişi ifade etmekteydi. Marks' m, "Antik çağın en büyük filozofu",Engels in, ilkçağ Yunan filozoflarının "en ansiklopedik zekası" dediği Aristoteles, döneminin hemen hemen bütün bilgilerine sahip olmasına rağmen, diyalektik konusunda Herakleitos kadar açık olamıyor, metafizik ile diyalektik arasında gidip geliyordu. Şeylerin, sonsuz sayıda bulunan "tohum" lardan meydana geldiğine inanan Anaksagoras (M.Ö.500-428)' a göre, "tohumlar" m her biri zıtların hemen hemen tümünü içermekteydi. O'na göre "her şeyde her şeyden bir parça vardır." Bu düşünce, her şeyin zıtların birliğinden meydana geldiğini ifade etmekteydi.

İlkçağ filozoflarından söz ederken, George Thomson' un Çinli düşünür Hui Shih' den aktardığı pasajı okumak ilginç olacaktır;

"Gökyüzü toprak kadar alçaktır; dağlar bataklıklarla aynı düzeydedir."

"Güneş öğleyin batıyor tam; her yaratık daha doğuşta ölmeye başlıyor."

Hui Shih' in bu sözleri ile çağdaşı olan Herakleitos'un sözleri arasındaki şaşırtıcı paralelliği yakalayan Thomson, haklı olarak, birbirinden uzakta ve habersizce yapılmış yorumlardan, diyalektiğin Uzak Doğuda da aynı dönemde gelişkin tarzda ele alındığını belirtir.
İlkçağa ilişkin bu kısa hatırlatmada görülmektedir ki, Antikçağ filozofları tam anlamıyla doğal diyalektikçi idiler. Daha sonraki dönemde baskın gelen idealist filozoflar, özellikle kilisenin kanlı kanatları altında ve de Aristoteles' in metafiziksel yönlerini öne çıkararak, diyalektiği yaklaşık iki bin yıllık bir sessizliğe gömdüler.

İLKÇAĞ SONRASI

Ortaçağın koyu karanlığının rahminde kapitalizmin doğumu ve gelişimine paralel olarak ortaya çıkan Rönesans ve Reform hareketiyle birlikte, felsefe ve bilim üzerine uygulanan koyu baskılara karşı başkaldırılar yükselmeye başladı. Oldukça uzun süren bir karanlıktan sonra yeniden diyalektiğe dönüş yaşandı.

Bu dönemde çağın ekonomik ve sosyal gelişimine uygun olarak ortaya çıkan düşünür ve bilim adamları, dünyayı kiliseden bağımsız olarak yorumlamaya çalıştılar. Hemen tümü, çağının gelişmekte olan ekonomik yapısı tarafından koşullanmıştı. Yeniyi temsil eden kapitalizmin, feodalizmle hesaplaşmasının sesleriydiler. Böyle olması doğal ve kaçınılmazdı.

Yükselmeye ve dört bir yandan yaşamın tüm alanları sorgulanmaya başlandı. Bruno, Galile, Kepler, Vico, Newton, Descartes, Spinoza, Da Vinci, Kant, Rousseau ve daha birçok düşünür eserleriyle yeni bir çağı haber verirken, tam anlamıyla olmasa bile diyalektiğe dönüşü de sağlamaktaydılar. Ancak diyalektiğe, idealist bir tarzda da olsa en büyük dönüşü Hegel (1770-1831) gerçekleştirdi.

Bütün bu yaklaşımların ortak yanı, diyalektiğin toplumsal yaşama uygulanmaması ve insanlığın tarihsel gelişiminin bu yolla açıklanmaya çalışılmaması idi. Bu konuda, Marks öncesi 18.yy ütopyacı sosyalistleri (Fourier, Saint-Simon, Owen) de, bir gelişme kaydedememişlerdi.
Hegel' in diyalektik çalışmasına ilişkin olarak Engels "Hegel'in en büyük değişimi, en yüksek düşünce biçimi olan diyalektiğe dönmek oldu" der. Bu saptama abartmasız ve doğruydu; çünkü diyalektik konusunda Marks'ı derinden etkileyen düşünür Hegel' den başkası değildi.

Diyalektiğin temel yasası olan karşıtların birliğini, karşıtların birbiriyle bağıntı halinde olmasını, hareketin sonsuzluğunu dahice açıklayan Hegel, ortaya attığı "ide" teorisiyle, gelişmenin sonsuz olmadığı sonucuna vararak kendi diyalektiğine tamamen ters düşmüştü. Bu yan, Hegel' in idealizmiydi ve Marks'ın ünlü deyimiyle "Hegel' in diyalektiği baş aşağı duruyordu."

Hegel'in diyalektiğini "her diyalektiğin temel biçimi" olarak niteleyen Marks, buna rağmen, Hegel diyalektiğinin idealist yöntemi karşısında şunları yazıyordu. "Benim diyalektik yöntemin, Hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam süreci, yani düşünme süreci -Hegel bunu 'fikir' (" idea ") adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür- gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "fikir" in dışsal ve görüngüsel (phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir."

Denebilir ki, diyalektik (ve materyalizm) hakkındaki düşünsel gelişim, Marks öncesinde adım adım sağlanan nicel yığılmalar, Marks'la birlikte nitel değişime kavuştu. Engels'in bu alandaki zengin katkılarını ve emeğini de özellikle belirtmek gerekir.

GÜNÜMÜZDE DİYALEKTİK

19. yüzyılda Marks ve Engels tarafından temel yönleri ortaya çıkarılarak işlenen diyalektik, yüzyılımızda da ilk olarak Lenin tarafından ele alındı ve eksik yanlar belirli ölçülerde giderilmeye çalışıldı.

Ancak bu alana ilişkin sorunlar halen vardı ve Lenin'in deyimiyle "bir dizi açıklama ve geliştirme gerek"liydi.

Marksizm-Leninizm rehberliğinde yola koyulan herkesin karşısına diyalektiğin sorunları çıkmaya devam etti. Hemen herkes genel söylemde anlaşmaktaydı, ancak diyalektiğin en temel konularının dahi toplumsal ilişkilere, sınıflararası ilişkilere uygulanması konusunda dişe dokunur bir gelişme yaşanmamıştı. Bu noktada böylesi bir eksikliği giderici olarak ortaya çıkan Mao Zedung, diyalektiğin temel ve buna bağlı yasalarını mücadele anına, sınıflararası ve toplumsal ilişkilere uyguladı.

Modern revizyonizmin bir türlü hazmedemediği bu gelişme Maoizm' in, ML'nin günümüzde -diyalektik alanında- vardığı gelişmeyi ifade etmekteydi. Bu revizyonist halkaya daha sonra eklemlenen Enver Hoca revizyonizmi, siyaset sahnesinde Maoizm inkarcılığı ve düşmanlığı ile boy verdi. Gözü kara Maoizm düşmanlığı, bu kesimleri, geçmiş yüzyılın gerisine, Hegel in de gerisine düşürdü. Şuursuzca yürütülen bilim düşmanlığı, bu kesimleri Mao Zedung adına ne varsa eleştirmeye itti. Böylece çoğu kez en sıradan beylik doğrular bile revizyonist ahmaklığın kurbanı edilmeye çalışıldı. Diyalektiğin vardığı bu evrenin reddi, revizyonizmi son yıllarda yaşanan devasa gelişmelerin altında adeta ezdi. Öyle ki, dünya ahret kaleleri olan Arnavutluk'taki gelişmeleri dahi açıklayamaz, yorumlayamaz duruma düştüler. Çünkü, başta da belirttiğimiz gibi, diyalektik konusundaki inkarcı ve sahte yaklaşımlar, siyasetin tüm temel alanlarını etkiler. Konuları ele aldığımızda göreceğiz ki, inkârcı yaklaşımların ucu gelip devrim isteyip istememeye kadar dayanmaktadır.

KAYNAKLAR:
THOMAS George "ilk Filozoflar"
ENGELS Friedriche "Anti-Duhring ", "Doğanın Diyalektiği"
MARX Karl “Kapital I”
LENİN V.I. “Felsefe Defterleri”

PARTİZAN SESİ SAYI-19

 

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi