|
Mao Zedung konuları incelerken kuru tekrara düşmeden doyurucu açıklamalarda bulunmakla kalmamış, bunları topluma, sınıfa, sınıflar arası ilişkiye, mücadeleye dahice uygulamış; diyalektiğe ilişkin teoriyi siyasal pratiğin canlı tezgahında doğrulayarak, onu şaşmaz bir rehber haline getirmiştir. Mao Zedung'un bu alana ilişkin açıklamalarını teoriden 'çıkarmak' ya da yok saymak, proletaryayı "karanlıkta el yordamı ile yürümeye" mahkum etmekle eş anlamlıdır. Bu yüzden Mao Zedung düşmanlığı ile bilim ve devrim düşmanlığı arasında uçurumlar bulunmamakta, dahası bu iki düşmanlık esasta el ele yürümek zorundadır.
Diyalektik; doğa, toplum ve düşüncenin tüm süreçlerini yöneten, işleyişlerine hükmeden, onları açıklayan "zıtların birliği" yasası ve bu temel yasaya bağlı olarak dizilen alt yasaların bilimidir.
Bu bilimin, insanlığın sınıflara ayrılması sebebiyle önemli ölçüde felsefi yoruma açık olması, onu, diğer bilim dallarından-özellikle de doğa bilimlerinden-önemli ölçüde ayırmaktadır. Doğa, toplum ve düşüncenin açıklanmasına hizmet eden bilim dallarına kaynaklık etmesine rağmen diyalektiğin de diğer bilim dalları gibi sınıfsal niteliği bulunmamaktadır. Burjuvazinin ya da diğer gerici sınıfların diyalektik işleyişi kabul edip-etmemeleri bu gerçeği değiştirmez. Günümüzde sorun daha çok bilimlerin yorumu ve kullanımı üzerinde çıkmaktadır. Mesela kimya bilimini burjuvazi de kabul eder ama, onu doğanın ve toplumun gelişimi için değil, kar elde etmek ya da hasımlarını yok etmek amacıyla kullanır. Burjuvazi sınıfsal gerçeğine uygun olarak bilimler hakkındaki yorumunu tüm pratiği süresince ortaya serer. Bilinmeyeni ortaya çıkarıp insanlığın önünü aydınlatmaya yarayacak olan en önemli alan, burjuvazinin ellinde tam tersi bir işleve koşulmaktadır.
Diğer tüm bilimlerin hemen her aşamasında sayısız kez tekrarlanan ve kanıtlanan diyalektik, sadece bilimlerin değil, yaşamın istisnasız tüm alanlarının gerçeğidir. Diyalektiğin toplumlara ve sınıflara ilişkin açıklamalarına şiddetle karşı çıkan burjuvazi, bilimin paraya ve kara tahvil edilebilen tüm alanlarında, diyalektiğin tüm kurallarından sınırsız bir biçimde yararlanır.
Egemen burjuvazinin bilinen bu yaklaşımına değişik biçimlerde küçük burjuva sol çevrelerde de rastlanmaktadır. Diyalektiğin temel kurallarını ve işleyişini kabul eden birçok kesim, konuların detayına inildikçe, bu alanın temellerinden kopmakta, küçük burjuva sınıf ve katmanlarda büyük ölçüde egemen olan, metafiziksel yorumlara kapıyı açmaktalar. Bu durum, diyalektiğin ait olunan sınıfın penceresinden yorumlanmasıdır ki, bu da doğaldır. Doğal olmayan, bu tür yaklaşımların Marksizm'e yamanmaya, O'na mal edilmeye çalışılmasıdır. Bu alanda üzerinde durulması gereken en önemli mesele budur.
DİYALEKTİĞİN TEMEL YASASI
Diyalektiğin bilimsel tarzda yorumlanmasıyla birlikte, bu alanın çeşitli yasalarından söz edilmiştir. İlk geniş incelemelerine Engels'de rastladığımız diyalektik, tüm tartışma süreci boyunca çeşitli yasalarla anılmıştır. Gerek Engels, Lenin, Stalin ve gerekse de Mao'da diyalektiğin yasaları konusunda farklı rakamlar ve özelliklere rastlamaktayız.
Diyalektiğe bilimsel yaklaşımın yeni olması sebebiyle, bu farklılıkların ortaya çıkması normal bir durumdu. Zira tüm bilimler gibi diyalektik de, ancak yeni bulgularla beslenerek gelişen süreçler sonunda temel tanım ve özelliklerine kavuşur.
Engel, esas olarak üç temel yasadan "çelişme", "nicelik ve nitelik", ve "yadsınmanın yadsınmasından" söz eder.
"Hareketin kendisi bir çelişkidir.", "yaşam da şeylerin ve süreçlerin kendinden varolan, ara vermeden ortaya çıkan ve çözülen bir çelişkidir. Ve çelişki biter bitmez, yaşam da biter, ölüm baş gösterir" diyen Engels, açıkça diyalektiğin merkezine "çelişki"yi koyar, Engels'in merkezine "çelişki"yi koymasına rağmen, "nicelik ve nitelik" ile "yadsınmanın yadsınmasını" temel yasalar düzeyinde ele alması, Mao Zedung tarafından haklı olarak eleştirilir. Engels'in "karşıt-bir şey kendi karşıtını içinde taşıdığı zaman, kendi kendisi ile çelişki durumunda bulunur ve düşüncedeki dışavurumu da öyledir. Örneğin, bir şey, aynı zamanda kendisi kalsın ve gene de durmadan değişsin, kendinde "süreklilik" ve" değişiklik" karşıtlığını taşısın, işte bu bir çelişkidir." sözleri, değişimin yani niceliğin nitele, niteliğin nicele dönüşümünün, çelişki dediğimiz, zıtların bir arada bulunmasının bir sonucu olduğunu da ifade ediyor. Bu durumda "çelişki" ile "çelişki"nin doğrudan sonuçlarından olan "değişim"i aynı düzeyde ele almak doğru olmayacaktır. "Zıtların birliğinin" kaçınılmaz sonuçlarından biri olan değişimi ya da "nicelikle niteliğin birbirine dönüşümü", ancak, "zıtların birliği" yasasının bir alt yasası ya da bir kategorisi olabilir. Çünkü Mao Zedung'un da belirttiği gibi "En temel şey zıtların birliğidir. Nicelikle niteliğin birbirine dönüşmesi nicelik ve nitelik zıtlarının birliğidir."
Marks ve Engels’den sonra diyalektik üzerine çalışmalar yapan Lenin'de, tıpkı Engels gibi "çelişki"yi diyalektiğin merkezine koyar. Bununla birlikte, diyalektiği üç temel öğe altında on dört öğeye ayırır.
Engels'in açıklamalarında temel yasalar olarak yer alan "nicelik ve nitelik" ile "yadsınmanın yadsınması", Lenin'de ancak üç ana öğenin ayrıntılandırılan bölümlerinde yer alırlar.
Bu bölümü olduğu gibi Lenin'den okuyalım;
"1- Kavramın kendi kendinden itibaren tanımı (doğrudan doğruya şey'in kendisi, kendi ilişkileri ve gelişimi içinde göz önüne alınmalıdır):
2-Şey'in doğrudan doğruya kendi içindeki çelişki (das Andere seiner),
3-Analiz ile sentezin birleşmesi,
Diyalektiğin öğeleri besbellice bunlardır." diyen Lenin, devamla, "Bu öğeler, daha ayrıntılı bir şekilde, şöyle sunulabilir:" demekte ve bu üç ana başlıktan çıkan özellikleri, ikisi örnek olmak üzere 16 madde halinde sıralamaktadır:
1-İncelemenin nesnelliği (örnek vermek yok, konu dışına çıkmak yok, doğrudan doğruya kendi kendisinde şey var sadece). 2-Bu şey'in öbür şeylere olan katmerli ve çeşitli bağıntılarının hiç eksiksiz tümü. 3-Bu şey'in (respective fenomen'in) gelişimi, kendisine özgü hareketi, kendine özgü hayatı. 4-Bu şey'in içindeki içsel bakımdan çelişkin olan eğilimler (ve yanlar), 5-Toplam olarak ve karşıtların birliği olarak şey (fenomen vs). 6-Bu karşıtların mücadelesi respective açılıp yayılmaları, çelişkin özlemler, vs. 7-Analiz ve sentezin birleşmesi değişik parçaların ayrılması ve yeniden birleşmesi, bu parçaların toplam halinde bütünleşmesi. 8-Her şey'in (fenomenin, vs.) bağıntıları sadece ketmerli ve çeşitli değil, aynı zamanda evrenseldir de. Her şey (fenomen, süreç vs.) her başka şeye bağlıdır. 9-Sadece karşıtların birliği değil, ama aynı zamanda her belirlenimin, niteliğin, çizginin, yanın, özelliğin her başka'ya (kendi karşıtına) geçişleri. 10-Yeni yanların, bağıntıların, vs. sonsuz biçimde ortaya çıkma süreç. 11-insanın şeyle, fenomenler, süreçler, vs. hakkındaki bilgisinin, fenomenlerden öze ve daha az derin bir özden daha derin bir öze giderek sonsuz derinleşme süreci. 12-Birlikte varoluştan nedenselliğe ve bir bağlantı ve karşılıklı bağımlılık formundan daha derin ve daha genel bir başkasına. 13-Alt evredeki bazı çizgilerin, özelliklerin, vs. bir üst evrede tekrarlan ışı ve 14-Görünürde eskiye dönüş (olumsuzlamanın olumsuzlanması) 15-Muhtevanın formla mücadelesi ve bunun tersi. Formun reddedilmesi, muhtevanın yeni baştan yoğrulup işlenmesi. 16-Nicelikten niteliğe geçiş ve bunun tersi (15 ve 16, 9'un örnekleridir)."
Görüldüğü gibi Lenin, Engels’den daha farklı ve detaylı bir sıralama sunmaktadır. Engels'de temel yasa olarak yer alan "nicelik ve nitelik", Lenin'de bir alt kategori olarak "geçişler" biçiminde yer almaktadır. Yine "yadsınmanın yadsınması", Lenin'de "görünürde eskiye dönüş" olarak adlandırılmaktadır. Daha sonra Stalin'de "temel yasa" olarak rastladığımız bazı özellikler, Lenin'de alt ya da ayrıntılanmış öğeler olarak yer almaktadır.
Stalin, diyalektiğin dört "temel çizgi ile karekterize" edileceğini söyler ye Politzer'in de daha sonra aynı sıra ile derslerinde okuttuğu şu özelikleri sayar:
1-Her şey birbirine bağlıdır. 2-Her şey sürekli hareket, değişme ve gelişme halindedir. 3-Nicelik-nitelik değişimi, 4-Zıtların mücadelesi.
Diyalektiğe ilişkin düşüncelerini açıklarken sık sık Engels ve Lenin'e göndermelerde bulunan Stalin, Lenin'in "zıtların birliği" ne ilişkin yaklaşımını benimsemez adeta es geçer. Lenin'in "Sözün gerçek anlamıyla diyalektik, şeylerin bizzat özündeki çelişkilerin incelenmesidir." ve "Gelişme, karşıtların mücadelesi'dir," sözlerine atıfta bulunan Stalin, Lenin'in çok daha önemle üzerinde durduğu ve diyalektiğin tanımı olarak verdiği "zıtların birliği"ni görmezden gelir, atlar. Oysa "mücadele"den söz edebilmek için, düşman/karşıt yanların "birliği"nin zorunluluğunu görmek, göstermek elzemdir. Stalin, gerçeğin bu yanına bilerek dokunmaz. Peki neden? Aynı yıl bitmiş olan Moskova Duruşmalarının etkisi olabilir Stalin'in bu konuya değinmesini engelleyen. Ancak, her halükarda diyalektiğin temel yasası, Stalin tarafından, diyalektiğin "temel çizgilerinden biri olarak dahi sayılmamıştı.
Diyalektiğin bilimsel açıdan derinlemesine, henüz ilk araştırılma dönemi diyebileceğimiz bu dönemde, diyalektiğe ilişkin sıralamaların farklılık göstermesi, doğal olmaktan öte belki de bir zorunluluktu. Aksi takdirde, eskinin ya da bir öncenin basit ve kuru tekrarına düşülmekten kurtulunamazdı. Daha önce belirttiğimiz gibi, diğer bilimler gibi diyalektik de, ancak yeni bulgularla beslenerek gelişen süreçler sonunda temel tanım ve özelliklerine kavuşur. İlk hamlede yerli yerine oturmuş bilimsel-felsefi açıklamalar, pek sık rastlanan gelişmeler olmaktan genellikle uzaktır.
Lenin'in diyalektiğe ilişkin tanımlarında, bu alanda henüz yolun başında bulunulduğunuğuna inandığını anlayabilmekteyiz. Daha sonra tekrar başvuracağımız Lenin'in şu sözleri iki bakımdan önemlidir; önce Lenin'i okuyalım
"Diyalektik, karşıtların birliği teorisi olarak tanımlanabilir kısaca. Diyalektiğin çekirdeği bununla sezilip kavranacaktır, ama bir dizi açıklamayı ve bir geliştirmeyi gerekli kılar bu."
1-Bu sözleriyle Lenin, çok net bir biçimde "karşıtların birliği"ni diyalektiğin temel yasası olarak tanımlıyor. 2- Diyalektiğin "bir dizi açıklama ve geliştirme" ye ihtiyacı var.
Karşıtların birliğini diyalektiğin çekirdeği olarak kavrayan Mao Zedung, bu ajana ilişkin açıklamalarıyla çok önemli bir boşluğu doldurarak gidermiştir. Esas olarak dağınık ve yetersiz bulunan diyalektiğe ilişkin açıklamalar, Mao Zedung ile birlikte dağınıklıktan kurtarılmış, yetersizliği esasta aşılmıştır.
Mao Zedung konuları hecelerken kuru tekrara düşmeden, doyurucu açıklamalarda bulunmakla kalmamış, bunları topluma, sınıfa, sınıflar arası ilişkiye, mücadeleye dahice uygulamış; diyalektiğe ilişkin teoriyi siyasal pratiğin canlı tezgahında doğrulayarak, onu şaşmaz bir rehber haline getirmiştir. Mao Zedung'un bu alana ilişkin açıklamalarını teoriden 'çıkarmak' ya da yok saymak, proletaryayı "Karanlıkta el yordamı ile yürümeye" mahkum etmekle eş anlamlıdır. Bu yüzden Mao Zedung düşmanlığı ile bilim ve devrim düşmanlığı arasında uçurumlar bulunmamakta, dahası bu iki düşmanlık esasta el ele yürümek zorundadır.
Toplumsal ve siyasal gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan/çıkarılan yeni bilimsel önermeler ve analizler, istisnasız her zaman- çıkış anlarında- eskinin, eskiyi muhafaza etmenin engelleyici direnişi ve reddiyle karşılaşmışlardır. Çoğu kez, doğru yerde bulunanların bir kısmının, yeni gelişmelere ayak uyduramayarak eskiye (doğrunun önceki; eski ve eksik haline) kıskançlıkla sarılmakla yetindikleri, orda çakılıp kaldıkları görülmektedir. Örneğin Leninizm, Marksizm'in geliştirici olarak ortaya çıktığı dönemde, "sadece Marksizm" ile yetinmek isteyenlerin yoğun direnişiyle karşılaşır. Oysa Leninizm'in varlığı koşullarında 'sadece Leninizm'e karşı direnmek değil, esasta Marksizm'i gelişmelerden soyutlamak, gelişmekten mahrum etmektedir. Revizyonizmin doğum döşeğini tam da böylesi anlar, yani önemli gelişme anları oluşturur.
Diyalektik konusundaki gelişmelerde de, yukarda belirttiğimiz türden muhazafakar 'direnişçiler' e sıklıkla rastlanmaktadır. Diyalektiğin Mao Zedung tarafından geliştirilmiş hali doğrunun eski haliyle yetinmek isteyenler tarafından Marksizm-Leninizm adına reddedilmiş; eskinin savunulması, onun verili koşullarda tamamlayıcısı olan 'yeni' olmadan yapılmaya çalışıldığından, çok daha geri mevzilere düşülmüştür. Sadece bu da değil, bir kısım siyasal akım, bu konudaki "haklılıklarını" ispat etme aşkına, kaba bir biçimde yalan üretme makinesi haline gelmişlerdir. Bu konuda AEP revizyonizmi ile O'nun Türkiye versiyonları özel olarak anılmaya layıktır! Nitekim bizde öyle yapacağız ve bu kesimi özel olarak anacağız!
PARTİZAN SESİ SAYI-20
|