|
"KARŞITLARIN BİRLİĞİ" TEORİSİ OLARAK DİYALEKTİK
Ele alındığında kendisine bağlı olan birçok konuyu da çağrıştıran "karşıtların birliği"ni Lenin "...doğanın (zihin ve toplumda dahil) tüm görüngülerindeki ve süreçlerindeki çelişen, birbirlerini karşılıklı olarak dıştalayan, karşıt eğilimlerin tanınması (keşfedilmesi)dır." diye tanımlar. Lenin'in bu tanımı için Mao Zedung "evet doğrudur." der.; "bütün şeylerin hayatını belirleyen ve gelişmesini sağlayan, bütün şeylerdeki çelişmeli yönler arasındaki karşılıklı bağımlılık ve mücadeledir. İçinde çelişme olmayan hiç bir şey yoktur. Çelişme olmadan hiçbir şey var olamaz." Çelişmenin evrenselliği olarak ifadelendirilen tüm şey, süreç ve düşüncenin birbirine karşıt yanlardan oluştuğu gerçeği, sonsuz çeşitlilik içindeki özel çelişkilerin incelenmesini, bu da her özel çelişkinin barındığı yanların özet olarak ele alınıp incelenmesini zorunlu kılar.
Doğadaki herhangi bir şey, yalnız başına ele alınıp bakıldığında ya da dıştan bakıldığında, bu şeyin tek olduğu görülür. Aynı 'şey'e içine inerek bakıldığında ise 'tek' in aslında 'çok' dan meydana geldiği söz konusu tek 'in 'tek' olmadığı ve başka 'tek' lerin bir araya gelmesiyle, yani bir birlikten meydana geldiği görülür. Daha derine inildiğinde de, bir birliği meydana getiren yanların istisnasız tümünün ayrı ayrı başka diğer birlikler olduğu görülür; ve bu süreç büyükten küçüğe, küçükten büyüğe sonsuz bir zincirleme ile sürer gider.
"Zaman ve mekan sonsuzdur. Mekanı ele alalım, gerek makroskobik ve gerekse mikroskobik olarak bakıldığında sonsuzdur, sonsuz olarak bölünebilir." diyen Mao Zedung, Çuang Zu'nun "belli bir uzunluğu her gün yarıya bölmekle onu asla sıfıra indirgeyemezsiniz" sözüne atıfta bulunur. Matematikteki 1 sayısını örnek alarak ele aldığımızda, 'Tin sonsuz sayıda virgüllü sayıyı içinde barındırdığını görürüz. Eğer 'Ti bölerek sıfıra ulaşmaya çalışırsak bunun olanaksız olduğunu ve hiç bir zaman 'sıfır'a ulaşamayacağımızı anlarız. 'Tin milyon, milyar ya da telaffuz edilebilen en yüksek sayıya bölümü halinde dahi, sayısal bir niceliğin elde edileceği bilinir. Bu durum maddenin parçacıkları için de geçerlidir. Milimetrenin bir kaç milyonda biri kadar yer kaplayan atom, daha küçük parçacıklardan, "temel" parçacıklardan meydana gelir. Yine bu "temel" parçacıklar daha karmaşık bir yapıya sahiptirler ve onlarda başka alt parçacıklardan meydana gelmektedir. Bu bölünme sonsuzdur ve bilim ilerledikçe maddeyi oluşturan atomları, atomları oluşturan nötron ve protonları, anti-nötron ve anti-protonları, elektronları, pozitronları sonsuz bir süreç içinde bölmeye devam edecektir. Bugünden görülmektedir ki, maddenin "en küçük hali" diye bir şey yoktur, sadece maddenin "bilinen" en küçük hali olabilir.
İstisnasız tüm parçacıklar karşıt parçacıklardan meydana gelmektedir. İnsan bilgisinin sınırlılığı çoğu kez bölünmenin sonsuzluğunun anlaşılmasını engelleyebilmektedir. Daha çok yakın zamana kadar atoma "maddenin en küçük hali" olarak bakılıyordu. Bugün ise neredeyse atom boyutunda elektronik aksam üretilebilmekte, 3, 3cm karelik minik bir alana 5 milyon transistor yerleştirebilmektedir. 20 yıl öncesine kadar el büyüklüğünde üretilebilen transistörler, bugün neredeyse atom boyutunda üretilmektedir. Bilginin katlanarak gelişmesine paralel olarak, maddenin daha da derinine inilebilmektedir. Bugüne kadar ulaşılabilinen kesin bir nokta var ki, oda, mikroskobik boyutta bölünmenin sonsuz olduğu ve her şeyin ama her şeyin karşıt yanlardan oluştuğudur.
Marks "Diyalektik hareketi oluşturan şey, iki çelişik yanın bir arada varolması, bunların çatışmaları ve yeni bir kategori içinde eriyip kaynaşmalarıdır." der; hareket istisnasız tüm “şey” lerin ortak özelliği olduğuna göre, demek ki her "şey" en az iki çelişik yanın bir arada bulunmasıyla vücut bulur. Uygun koşullarda bir araya gelen çelişik yanlar hiçbir şarta bağlı olmadan çatışmaya başlarlar, bu ise hareketin ve maddenin kendisinden başka bir şey değildir.
Özdeşliğin anlamını şu sözlerle dile getirir Mao Zedung "Özdeşlik, birlik, uygunluk, birbirinin içine girme, birbirinin içine yayılma, karşılıklı bağımlılık (ya da var olmak için birbirine bağımlı olma) karşılıklı ilişki, ya da karşılıklı işbirliği; bütün bu farklı terimler aynı anlama gelir ve şu iki noktayı dile getirirler. Birincisi; bir şeyin gelişme sürecindeki bir çelişmenin iki yönünden her birinin varlığı öbürünün varlığını gerektirir ve her iki yanda tek bir bütün içinde bir arada varlığını sürdürür. İkincisi; belli koşullarda iki çalışmalı yönden her biri kendi karşıtına dönüşür. Özdeşliğin anlamı budur."
Diyalektiğin temel yasası konusundaki tüm tanımlamalar ve açıklamalar oldukça yalındır. Buna rağmen söz konusu yalın gerçeğin toplumsal ilişkilere uygulanmasında çoğu kez kara cehalet örnekleriyle karşılaşabilmekteyiz. Bu konuda en çarpıcı örneklere Enver Hoca ve takipçilerinde raslamaktayız. Örneğin Garbis Altmoğlu tarafından derlenen "Mao Zedung Düşüncesi ve Çin Devrimi Üzerine Eliştiriler" isimli derlemenin bir yerinde şöyle bir şey geçiyor "Komünizmde sadece ve sadece komüniste maddi ilişkilerin bir yansısı olan komünist 'ideoloji' olacaktır."
Oysa hemen önceki satırlarda komünizmde sınıflar olmayacağı için ideolojilerinin de olmayacağı güzel güzel belirtilmişti. Ancak sırf Mao Zedung eleştirisi olsun diye kalem oynatılınca, bir çırpıda komünizmde "sadece ve sadece" komünist "ideoloji"nin varlığına da hükmedebiliyor. Oysa tırnak içinde olsun olmasın, ideoloji, bir üstyapı kurumudur ve bu kurumların tasfiyesine paralel bir biçimde ortadan kalkacaktır. Eğer burjuvazi sınıf olarak ortadan kalkacaksa, proletarya sınıf olarak ortadan kalkacaksa kendi ekonomik ilişkilerinin birer yansıması ve sonucu olan ideolojileri de ortadan kalkacaktır. Ve yine eğer her ne biçimde olursa olsun bir komünist "ideoloji" den söz edilecekse, bunun karşıtından da söz edilmelidir Komünist "ideoloji" olacaksa niçin ve neye karşı olduğu da belirlenmelidir. Açıktır ki hiç bir şey karşıtı olmadan var olamaz, ya da her şey varlığını karşıtına borçludur.
Karşıtların birliği diyalektiğin ilk hecesidir. Bu kavranmadığı taktirde diyalektiğin kavranması mümkün olamaz. Teorik bazda karşıtların birliğinden söz etmek yetmez. O, yaşamın her alanına ve her anına, içeriğine uygun olarak uygulanmadığı takdirde, kaba yanlışlara düşülmekten kurtulunamaz.
Mao Zedung eleştirilerinin hemen hemen tümü, birbirini yiyen, inkar eden görüşlerle yapılabilmektedir. Örneğin bir yerde "Mao, her çelişkinin birbirini karşılıklı olarak dıştalayan karşıtlardan yani uzlaşmaz karşıtlardan oluştuğunu reddetmektedir." denirken, bir başka paragraf da " O'na göre (Mao Zedung-bn) istisnasız her şey karşıtların birliği durumundadır ve her şeyin daima iki yanı vardır (abç)" denebilmektedir. Eleştiri sahipleri, gönüllerine göre saldırıya kalkıştıklarından, aklın reddettiği inciler dizebilmektedirler.
Demek ki bunlara göre sorun Mao'nun ne söylediği değil, ne söylerse söylesin eleştirilmesidir. Bu anlayış sahiplerine göre Mao Zedung "her şey bir karşıtların birliği durumudur" dese de eleştirilecektir; bunun tersini iddia etse de eleştirilecektir. Özgürlük Dünyası'nın Mao Zedung eleştirilerinden birinde "proletaryanın partisi, burjuva partisinin karşıtı olarak onunla birlik halindedir. Diyalektiğe göre" denirken bir başka yerde de proletarya diktatörlüğü döneminde karşıtların birliği yasasının burjuvazinin varlığını gerekli kılmadığı söylenebilmektedir.
Görüldüğü gibi bir yandan "diyalektiğe göre" denerek proletarya partisi, burjuva partisinin karşıtı olarak birlik halinde sayılıyor, öte yandan diktatörlük döneminde (proletarya diktatörlüğü) burjuvazinin varlığı gereksiz sayılıyor. Oysa bu görüşler bir kaç yönden yanlış ve Hocacı idealizmin bir versiyonudur. Birincisi, proletarya partisi, burjuva partisinin karşıtı olarak var olmuyor. Burjuvazi ne ad altında örgütlenirse örgütlensin, onun karşıtı olarak var olan proletaryanın bir örgütlenme ve mücadele aracıdır proletarya partisi. Burjuvazi "parti" adı altında örgütlenmese dahi, proletarya partisi var olabilir. Karşıtların birliği yasasını mekanik tarzda yorumlayanlar, proletarya partisinin varlığını, burjuva partisinin varlığına bağlarlar. Bu anlayışa göre, sosyalizmde proletarya partisinin varlığı, "diyalektiğe göre" karşıtı olarak bulunan burjuva partisi ile birlik halinde olmalıdır! Oysa sosyalizmde burjuvazi var olmasına rağmen, onun parti olarak örgütlenmesine izin verip vermemek egemen güç olan proletaryanın iradesine bağlıdır ve burjuva partisi olmadan pekala proletarya partisi varolabir. Bir diğer yanlış, diktatörlüğün varlık koşulunun gereksiz sayılmasıdır! Proletarya, halkı yada kendisini baskı altında tutmak için diktatörlük kurmayacağına göre, bu baskının muhatapları olmalıdır. Proletarya diktatörlüğünün varlık koşulunu, sınıflı ortamın hüküm sürmesi oluşturur. Yani burjuvazi henüz sınıf olarak ortadan kaldırılamadığı için, proletarya kendi diktatörlüğüne ihtiyaç duyar. Karşıtların birliği yasası, proletaryanın varlığı için burjuvazinin varlığını da gerekli kılar. Burjuvazi sınıf olarak yok edildiği ölçüde proletaryada sınıf olarak ortadan kalkar, proletarya sınıf olarak varsa, biçimi ne olursa olsun burjuvazide sınıf olarak vardır. Burjuvazi kalıntı ya da kırıntı duruma getirilmişse, proletarya da sınıf olarak aynı durumda demektir. Bunların tersini iddia etmek, komedi ziyafetinden öteye bir anlam taşımaz.
Aynı kesimlerin söz konusu yayınlarında birbirini tasfiye eden görüşlere sıklıkla rastlayabilmekteyiz. Bu durum, inkarcılık ile gerçeğin yakıcı dayatmasının tuhaf bir ürünüdür. Bir yanda gerçek, öte yanda gözü dönmüş inkarcılık; işte hilkat garibesinin kaynağı!
Doğa bilimleri söz konusu olduğunda inkar edilmeyen karşıtların birliği yasası, toplum bilimlerinde inkar edilebilmektedir. Bu durum, daha öncede belirttiğimiz gibi ele alınan konuların, ait olunan sınıfın penceresinden yorumlanabilmesinden ileri gelmektedir. Maddi bir niceliğin karşıt yanlardan oluştuğu ya da bu niceliğin sonsuzca bölünebildiği gerçeğinin inkarı burjuvaziye günlük yaşamda her hangi bir yarar sağlamıyor. Ancak aynı gerçeğin toplumsal ilişkilere uygulanması halinde, karşıt burjuva görüşlerin mahkumiyeti ortaya çıkıyor. Bu ise, özellikle revizyonist dediğimiz burjuva kesimlerin günlük politik çıkarlarının tehdidi demektir.
Karşıtların birliği yasası, diyalektiğin temel yasası olmasına rağmen mutlak değildir. Bunun nedeni, karşıt yanların ancak belirli koşullarda bir araya gelebilmesinde yatmaktadır. Burjuvazi ile proletarya karşıtlığını ele alırsak, bu iki karşıtın kapitalizm koşullarının ürünü olduğu görülür. Bu ilişkinin köleci toplum koşullarında ortaya çıkmaması uygun koşulların bulunmamasından dolayıdır. Yine komünist topluma özgü toplumsal ilişkilerin kapitalizmde ortaya çıkması beklenemez. Kuşkusuz bunun da nedeni, toplumsal ekonomi ve buna bağlı diğer alanların uygun koşullar sunmamasıdır.
Gerek Lenin, gerekse de Mao Zedung'un belirttikleri gibi karşıtların birliği koşullu, geçici ve görelidir. Geçicidir çünkü tüm karşıt birlikler, kendilerini oluşturan koşullar hüküm sürdüğü müddetçe vardırlar ve koşulların değişmesiyle birlikte sona erer, yerini bir başka birliğe bırakırlar. Hiçbir ortam sonsuza dek aynı kalamayacağına göre, barındırdığı ilişkilerde sonsuza dek aynı kalamayacaktır. Bu yüzden karşıtların birliği koşulların ömrü ile sınırlıdır ve geçicidir.
PARTİZAN SESİ SAYI-21
|