|
KARŞITLARIN DÖNÜŞÜMÜ
Uygun koşullarda yan yana bulunan karşıt yönler, birbirlerine karşı giriştikleri mücadele vasıtasıyla yarattıkları devinim sonucu, kendi durumlarında kaçınılmaz olarak değişiklik meydana getirirler. Hareketin mutlaklığı, değişimin de mutlaklığını doğurur. Her hareket bir değişim ortaya çıkarır, her değişim bir hareketin ürünüdür. Hareket ve mücadele yoluyla aşama aşama meydana gelen değişiklik, belli bir noktadan sonra dönüşüm; halini alır. Bir sürecin önde yer alan yönleri karşıtlarına ve kendilerine yaptıkları etkiyle, karşıtlarında gerçekleştirdikleri değişime paralel olarak kendilerinde de değişim yaratmış olurlar. Dönüşüm halinde ise, yönlerden her ikisi de nitelik değişimine uğrar. Bu nitelik değişimi kaçınılmaz olarak, karşıtların içinde yer aldıkları sürecin niteliğini de değiştirir.
Doğa ve toplumsal süreçler içinde sonsuz sayıda ve her an yaşanan değişim farklı biçimlerde gerçekleşir. Örneğin, yerinde hiç "kıpırdamadan" durduğunu sandığımız bir bardak su, hangi hava koşullarında bulunursa bulunsun, süreç akışıyla birlikte değişecek, bir süre sonra da dönüşecektir. Baş etken olan hava koşulları, değişim ve dönüşüm sürecini ancak azaltıp çoğaltabilir. Hareketsiz gibi görünen su gerçekte, gerek mikroskobik, gerekse makroskobik anlamda hareket halindedir. Mikroskobik olarak, suyu oluşturan hidrojen ve oksijen atomları mücadele etmekte ve hareket halindeler, makroskobik olarak, suyun üzerinde bulunduğu alan yani dünya hareket halinde, daha da ötesi dünyanın içinde yer aldığı galaksinin kendisi hareket halindedir. Bu durum bize "hareketsizlik" dediğimiz durumun göreli olduğunu gösterir. Yanımızdaki bir kaya parçasını "hareketsiz" bir nesne olarak görürüz; oysa uzaydan bakıldığında dünyanın hareket halinde olduğu görülür. Yine maddenin atomlarını incelediğimizde muazzam bir devinimle karşılaşırız. "Hareketsizlik" görelidir çünkü hareketin varlığını, nesnenin karşısındaki konumumuzla algılayabilmekteyiz. Gerçekte ise "hareketsizlik" diye bir durum söz konusu değildir. Maddenin bu görünümüne Mao Zedung "göreli durgunluk" demektedir.
Diyalektik literatürde "dönüşüm" söz konusu edildiğinde sık sık "karşıtların birbirlerine dönüştüğünden söz edilir. "Karşıtların birbirine dönüşümü"nü mekanik tarzda yorumlayanlar, bir sürecin içinde yer alan yönlerin, niteliklerinin birbirlerine devrini anlarlar; yani, basit bir süreç içinde yer alan A ve B karşıtları dönüşerek, birbirlerinin önceki niteliklerini devralırlar. Bu yüzden Mao Zedung'un "karşıtların birbirine dönüşümü" konusunda ki açıklamalarını anlamazlar ve kaba bir tarzda eleştirmeye yellenirler. Yine Mao Zedung'un, "..belli şartlarda bir şeyin içindeki çelişmeli yönlerden her biri zıddına dönüşür, zıddının yerini alır.." vb. açıklamalarını, yüzeysel algılayan revizyonist kesimler, Mao Zedung'u "dönüşümden basit yer değiştirmeyi" anlamakla suçlayabilmekteler. Oysa karşıtların "yer değiştirmesi" olayı gerek sürecin gerekse sürecin içinde yer alan yönlerin niteliksel dönüşümüne tekabül eder. Bu konuda, Engels'den başlayarak bazı açıklamalara göz atmakta yarar var:
Anti-Dühring'de "karşıtların iki kutbu kendi terslerine dönüşürler. Doğruluk yanlışlık, yanlışlık doğruluk olur." diyen Engels, Doğanın Diyalektiği'nde de "Özdeşlik ve ayrım, zorunluk ve rastlantı, neden ve sonuç, başlıca karşıtlardır ki, ayrı ayrı ele alındıkları zaman birbirlerine dönüşürler." der. Eğer bu sözleri mekanik tarzda, özünü anlamadan yorumlayacak olursak, Engels'e, Hocacı revizyonizmin Mao Zedung'a yaptığı gibi saldırmamak mümkün değil. Mao Zedung "çelişmeli yönlerden her biri zıddına dönüşür." diyor. Engels'de "Karşıtların iki kutbu kendi terslerine dönüşürler." diyor. Mao Zedung "....zıddının yerini alır.." diyor, Engels "Doğruluk yanlışlık, yanlışlık doğruluk olur." diyor. Her ikisi de aynı nitelikte açıklamalarda bulunmasına karşın, Engels eleştiriden "muaf tutuluyor! Yine Lenin "Tabiatta olsun, toplumda olsun, bütün ayrım çizgilerinin itibarı ve dinamik olduğu her fenomenin belli koşullarda kendi karşıtına dönüşeceği Marksist diyalektiğin temel kanunlarından biridir." der. Marksist diyalektiğin kurucularının tümü karşıtların birbirine dönüşümünden söz ederken, Hocacı revizyonist yayınlardan olan Özgürlük Dünyası "karşıtların birbirine dönüşümü"nü Maoizm’i mahkum etme adına net bir biçimde reddediyor. Şunu söylüyorlar, Mao Zedung "çelişmenin çözümünü, bir niteliğin yerini bir başkasının alması olarak değil, çelişmenin kutuplarının birbirine dönüşmesi olarak anlaması, böylelikle karşıtların birliğini, bir arada bulunuşunu mutlaklaştırıp, mücadelesini ve bu mücadelenin, niceliğin niteliğe ve niteliğin niceliğe dönüşmesi yoluyla gerçekleştiği fikrini küçümsemektedir." Devamla; "burjuvaziyle proletarya arasındaki çelişmenin kutuplarının yer değiştirmesi olarak anlayan Mao Zedung, sosyalist toplumda dönüştürülmüş haliyle proletaryanın yöneten ve burjuvazinin yönetilen durumuna geleceğini ve geldiğini, ama burjuvazinin sınıf olarak ortadan kalkmayacağını öne sürer."
Görünüşte Mao Zedung eleştirilmekte, fakat asıl hedef Engels’dir, Lenin'dir. Çünkü Mao Zedung'un eleştiri konusu yapılan "Eğer burjuvazi ile proletarya birbirlerine dönüşemezlerse, nasıl oluyor da devrim yoluyla proletarya yöneten, burjuvazi ise yönetilen durumuna gelebiliyor?" sözleri, temelini Marks, Engels ve Lenin'in daha önceki açıklamalarından almaktadır. Başkan Mao'nun yukarıdaki sözlerinin derinliğini kavrayamayanlar, sorunu sadece sıradan bir yer değişikliği olarak anlayacaklardır. Ve Lenin'in şu sözlerini de anlayamayacaklardır; "Diyalektik, zıtların nasıl özdeş olabildiklerini, nasıl olup da özdeş olduklarını (nasıl özdeş hale geldiklerini) hangi şartlarda birbirlerine dönüşerek özdeş olduklarını- insan aklının bu zıtların niçin ölü ve katı şeyler olarak değil de, yaşayan, şarta bağlı, hareketli ve birbirine dönüşen şeyler olarak kabul etmesi gerektiğini gösteren öğretidir" Lenin defalarca karşıt yanların birbirine dönüştüğünden söz eder; bu açıklamaları ideolojik sığlıklarından yola çıkarak eleştirmeye kalkışanlar, "burjuvazi ile proletaryanın birbirine dönüşümünü", proletaryanın burjuvalaşması, burjuvazinin ise proleterleşmesi olarak algılıyorlar.
Ne diyordu Lenin; "Diyalektik, insan aklının zıtları yasayan, şarta bağlı, hareketli ve birbirine dönüşen şeyler olarak kabul etmesi gerektiğini gösteren öğretidir."
Yani karşıtların birbirine dönüşümünü kabul etmek, diyalektiktir.
Bunları söyleyen Lenin, burjuvazi ile proletaryanın iki karşıt yanı oluşturduğunu bilmiyor muydu? Bu sözlerinin, iki karşıt yanı oluşturan burjuvazi ile proletaryanın birbirine dönüşmesi anlamımda içerdiğini bilmiyor muydu? "Hayır bilmiyordu" demesi gerekir, bu konuda Başkan Mao'yu eleştirmeye kalkışanlar.
"Zıtların birbirine dönüşen şeyler olarak kabul edilmesi gerektiğini" söyleyen Lenin, dönüşümü basit bir yer değiştirme olarak mı anlıyordu? Revizyonizme göre bu soruya ancak "Evet" yanıtı verilebilir! Maoizm ise "Hayır" der; Lenin karşıtların birbirine dönüşümünden, onların yer aldıkları süreç içindeki rollerinin değişmesini ve buna bağlı olarak karşıt yönlerin ve sürecin niteliksel olarak değişimini anlıyordu. Lenin'in bu konudaki saptamasını ele alan Mao Zedung, onu inceler, somuta indirger ve bir kez daha açıklamalarıyla insanlığın bilgi hazinesini zenginleştirir.
"Mesele var olmaları için birbirine bağımlı olmalarıyla bitmez; daha da önemli olan, onların birbirlerine dönüşmeleridir. Yani belli şartlarda bir şeyin içindeki çelişmeli yönlerden her biri zıddına dönüşür, zıddının yerini alır."
"Peki, acaba burada neden özdeşlik vardır? Çünkü bir zamanlar ezilen sınıf olan proletarya devrim yoluyla hakim sınıf haline gelir, buna karşılık bir zamanlar hakim sınıf olan burjuvazi ezilen sınıf haline gelir ve zıddının ilk baştaki yerini alır."
Mao Zedung'un sözünü ettiği "zıddının yerini alma" olayı niteliksel bir dönüşümü ifade eder. Bunu bir örnekle inceleyelim: İçinde iki karşıt yönün bulunduğu basit bir süreci ele alalım. Bu sürecin barındığı günlerin her ikisi de sürece eşit etkide bulunmazlar. Bunlardan biri diğerinden daha fazla etkide bulunur. "iki çelişmeli yönden biri esas, diğeri ise talidir. Esas yön, çelişmede önder rolü oynayan yöndür. Bir şeyin niteliği çelişmenin esas yönü tarafından, yani hakim duruma geçmiş olan yön tarafından belirlenir."
"Ama bu durum sabit değildir. Bir çelişmenin esas ve tali yönleri birbirine dönüşür ve buna uygun olarak o şeyin niteliği de değişir. Belli bir süreçte ya da bir çelişmenin gelişmesindeki belli bir aşamada esas yön A, tali yön de B ise, başka bir aşamada ya da başka bir süreçte roller değişir. Bu bir şeyin gelişme süreci içinde, öteki yöne karşı verdiği mücadelede bir yönün gücündeki artma ya da azalma derecesi tarafından belirlenen bir değişikliktir." (Mao Zedung)
Başlangıçta esas yön olan A'dır. A'nın egemenliğindeki B güçlenir ve sürecin niteliğini belirleyen A'yı alteder. Böylece sürecin esas yönü haline gelerek yeni sürecin niteliğini belirler. A'nın esas yön olmaktan çıkması aynı zamanda A'da değişikliğe yol açar. Yani A, artık eski A değildir. Aynı şekilde B'de A'ya bağımlı olan eski B olmaktan çıkar. Yeni bir A ve yeni bir B haline gelirler. Fakat A, eski B olmadı, B'de A olmadı, değişen şey, süreç içindeki rolleri oldu. Bu rol değişikliği, sürecin niteliğini değiştirdi. Çünkü yeni sürecin niteliğini artık B belirlemektedir. Doğaldır ki, sürecin niteliğini belirleyen güçlerin yer değiştirmesi halinde, sürecin niteliği de değişir. Yeni eskinin yerini almıştır, süreç eski süreç değildir.
Bu basit süreci toplumsal ilişkiler bazında ele alıp, A=Burjuvazi, B=Proletarya dersek, örneği daha da somutlaştırabiliriz.
Kapitalizm sürecinde proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişmede esas yön burjuvazi, tali yön ise proletaryadır. Sürecin niteliğini burjuva ilişkiler ve ideoloji belirlemektedir; bu yüzden sürece kapitalist ya da burjuva adı verilmektedir. Proletarya, esas yön olan burjuvaziye karşı mücadelesinde zaman içinde gelişir, güçlenir ve esas yönü alteder; onun yerine geçerek kendisi esas yön olur. Bu yer değiştirme ile esas yön haline gelen proletarya yeni sürecin niteliğini de belirler. Yeni süreç kapitalizm değil, proletarya egemenliğindeki sosyalizmdir, işte bu nitelik değişikliğidir ve "yer değiştirme" ile gerçekleşmiştir. Çelişik yönlerin birbirine dönüşmesi budur, bu anlamdadır. Yoksa öyle iddia edildiği gibi proletarya burjuvalaşmıyor, burjuvazi de proleterleşmiyor. Yönetici egemen güç alaşağı ediliyor, yönetilen ve egemenlik altındaki bir güç, egemen ve yöneten haline geliyor. Bu güç kendi rengini sürece vererek sürecin rengini değiştiriyor. Fakat aynı zamanda proletarya eski proletarya, burjuvazi de eski burjuvazi olmaktan çıkmıştır. Köle, efendi olduktan sonra nitelik olarak değişmiştir; artık eski köleden söz edilemez. Proletaryanın da, ipleri ele geçirdikten sonra eski proletarya olmayacağı açıktır. Ezenin ezilen, baskı altında tutulan konumuna gelmesi, onda değişiklik yaratmıştır. Ezen burjuvazinin baskı altına alınması, onda yeni bir durum yaratmıştır; artık efendi, efendi olmaktan çıkmıştır. Bu ise bir nitelik değişikliğidir. Bütün bu değişiklikler, sürece rengini veren yönlerin süreç içindeki konumlarının değişmesiyle gerçekleşmiştir. Bu yüzden bütün bu değişikliği sağlayan "yer değişikliğine "basit yer değişikliği" denemeyeceği açıktır. Aksi taktirde Lenin'in "zıtlar birbirine dönüşür" ve Engels'in "doğruluk yanlışlık, yanlışlık doğruluk olur" sözlerinin açıklanması, Hocacıların yaptığı gibi metafizikçe bir hal alır.
Ne diyordu Hocacılar? Mao Zedung "çelişmenin çözümünü, bir niteliğin yerini bir başkasının alması olarak değil, çelişmenin kutuplarının birbirine dönüşmesi olarak anlaması,.." Demek ki bunlara göre, karşıt kutupların birbirlerine dönüşmeleri, bir niteliğin yerini bir başkasının alması anlamını içermiyor! Öyleyse yukarıda izah edildiği gibi burjuvazi ile birbirlerine dönüşen, yer değiştiren proletarya, eski kapitalist niteliğin yerine, yeni bir niteliği yani sosyalizmi getirmiyor! Burjuvazi ile yer değiştirerek egemen olan proletarya sürecin niteliğini değiştirmiyor ise, o halde Lenin'e, Engels'e ne gerek var! O halde devrime ne gerek var!
PARTİZAN SESİ SAYI-22
|