Ekonomi-Politik Nedir (1)

Ekonomi-politik: Toplumun gelişmesinin temelini inceleyen toplum bilimidir.

Toplumun gelişmesinin temelini maddi malların üretimi, üretim tarzı oluşturur.

"Ekonomi-politik 'üretimle' değil, üretimdeki insanların toplumsal ilişkileriyle, toplumsal üretimin yapısıyla uğraşır" (Lenin, R KG S.46-47)

Ekonomi-politik, toplumsal üretim ilişkilerinin, yani insanlar arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesinin bilimidir. İnsan toplumunun gelişmesinin farklı evrelerinde maddi malların üretim ve dağıtımını etkileyen yasaları açıklar.

Ekonomi-politik, proletaryanın bilimidir, insan toplumunun gelişiminin temelini incelemesi ve bunu farklı evrelerdeki (toplumlarda ilkel komünal, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist ve nihayet komünizm) ekonomik yasaların ortaya çıkarılmasının bilimi olması ekonomi-politiğin tarihselliğini gösterir.

Ekonomi-politik, işçi sınıfı öncülüğünde tüm emekçilerin sömürüden kurtulmasının bilimidir. Emekçiler, toplumun gelişme yasalarının bilgisini ekonomi-politikle elde ederler. Bu bilgiyle silahlanan proletarya öncülüğündeki geniş emekçi yığınlar, yüzyılların sömürü ve sefaletinden kurtuluşun rotasını çizerler.

Ekonomi-politik, işçi sınıfı, yoksul köylülük ve tüm emekçilere, sömürünün bir rastlantı olmadığını ya da tek tek sömürücülere, egemenlere bağlı olmadığını, ama bunun o toplumun ekonomik yasalarından kaynaklandığını ve bu sömürüden kurtuluşun ancak o toplumun ekonomik yasalarının yıkarak yerine yeni bir toplumun ekonomik yasalarını kurarak mümkün olacağını öğretir.

Ekonomi-politik, emperyalizmin, komprador kapitalizmin ve feodalizmin yoğun sömürüsünü ve nedenlerini açıklar. Emekçileri bu sömürüden kurtaracak toplumun kuruluşunun ekonomik yasalarını öğretir. Demokratik Halk Devriminin (DHD), Sosyalizmin kuruluşunun ekonomik temellerini öğretir.

TOPLUMUN GELİŞİMİNİN TEMELİ OLAN MADDİ MALLARIN ÜRETİMİ

İnsanoğlu, sürekli kendisini ve çevresini inceler. Özellikle insan toplumunun gelişmesini açıklamaya çalışan insanoğlu, çeşitli tezler ileri sürmüştür. Kimisi coğrafi sebepler, kimisi iklim, kimisi nüfus, kimiside kahramanlarla açıklamaya çalıştı gelişimi. Bazı uyanıklarda, bunların hepsi birden dedi.

Peki nedir insan toplumunu, o ilk tüylü, kambur mağara adamından bugüne kadar getiren? Ve nedir bu kadar değiştiren, insanla birlikte insan topluluğunu?

Bunun tek cevabı; İnsanoğlunun yaşamını sürdürmek için işe koyulduğu maddi malların üretimidir. Zira karnını doyurmak için, soğuktan donmamak için, korunmak için üretmek zorundaydı insanoğlu. Yani çalışmak zorundadır. Bunu yapmayan, yani çalışmayan, üretmeyen toplum yok olur. Bu her toplumun varlığının ve gelişmesinin kökenidir.

İşte, insanoğlu bu maddi malları üretmek için işe koyulurken, emek harcar. O halde emek maddi malların üretimi için insanın yararlı gücüdür. Sadece insana özgü, sürekli ve insanın yaşamının ilk koşuludur. _ "insanı yaratan emektir" diyen Engels bunu anlatmaya çalışır. Öyle ki, insanın şekillenişi bu üretim faaliyeti içinde olmuştur. Taşları, sopaları tutuşu başparmağı olmayan insanı bu organa kavuşturur. Başparmağa sahip olan insan, elini daha iyi kullanmasını daha farklı gelişmiş faaliyetlerde bulunmasını sağlamıştır. Yada sürekli yukarıya doğru uzanması (ağaca çıkmak, daldaki meyveyi almak elini kullanma yeteneğinede sahip olduğundan korunmak, vurmak vs.) öne doğru bükük olan vücudunu dikleştirir. Bu kafatasının ve beyninin farklılaşmasını getirir. Ateş yakmasını ve eti pişirmesini öğrenen insanoğlu, bu besinden de yararlanmış, bu besindeki çeşitli maddeler sayesinde beyninin gelişmesi hızlanmıştır. Bu çene yapısının değişmesininde beraberinde getirir. İnsanoğlunun bu evrimleşmesi böylece sürer. (Bu konuda araştırma yapmak isteyenler Darvin'e ve Serol Teber'in "Davranışlarımızın Kökeni" adlı kitabına bakabilirler.) Burada göreceğimiz şu ki, maddi malların üretimi aynı zamanda insanoğlunu, insan ile insan, insan ile doğa arasındaki ilişkileride üretiyor.

Yani ilkel komünal toplumda nasıl ki, birlikte yaşamak, birlikte ava gitmek, çok eşlilik vs, tesadüfî değil, üretim sonucu, o toplumun ekonomik yasaları sonucu ise, şimdi de, aile, devlet, zenginler-fakirler, müzik, ahlak, sömürü, tarla-fabrikalar, tüccar, ticaret, burjuvazi, tefeci, memur, bakkal, işsizlik, enflasyon, faşizm, reklamlar, komşuluk vs. vb. tesadüfî değil, bu toplumun ekonomik yasaları sonucu oluşmuştur. Bu toplumumuzun maddi mallarının üretim biçimi doğal olarak birbirimizle (insanla insan) ve doğayla olan ilişkimizi de üretir.
İnsanın evrimi konusunda şu kaynaklara bakılabilinir.

- Serol Teber... Davranışlarımızın
Kökeni
- F. Engels. Ailenin, Özel Mülki
yetin ve Devletin Kökeni
-Darvin.... Türlerin Kökeni
-Kerov.... İlkel Komünal topluluk,

Köleci Toplum, Feodal toplum

Bunların yanında son günlerde Amerikalı bilim adamlarınca bulunan ve maymunsu insandan insana geçişin en eski fosili olma özelliği taşıyan fosile dikkat çekiyoruz. Marksizm’in insan toplumunun gelişmesini açıklayan bilimsel görüşünün yerine, idealist tarih görüşünü geçirmek ve böylece sömürünün sürekliliğini sağlamak, kapitalist toplumu meşrulaştırmak isteyen burjuva düşüncelerde yeni bir şamar olmuştur bu buluş.

TOPLUMUN GELİŞMESİNİN EKONOMİK YASALARI NEDİR?

MLM, doğa ve toplumun, birbirinden kopuk görüngüler yığını sayılamayacağını öğretir. Özellikle "karşıtların birliği ve mücadelesi" şeklinde Maoizm tarafından formüle edilen bu çelişki yasası, tüm olayların, görüngülerin içten bağlılığını bize gösterir, işte tüm bu yasaları (doğa ve toplumdaki görüngülerin içten bağlılığı) gün ışığına çıkarmak bilime düşer.

Doğada, etki nasıl tepkiyi yaratıyorsa ve bu temel bir yasa ise, toplumda _da kendisine özgü yasalar vardır. İşte ekonomik yasalar bunlardandır.

Ekonomik yasalarda, doğa yasaları gibi nesneldir ve insan iradesinin dışında, ondan bağımsız vardırlar. Toplumun gelişmesinde önde gelen temel yasalardır. Toplumun gelişmesinin ekonomik yasalarının keşfi ekonomi-politik bilimi için, sınıfsız ve sömürüşüz bir dünyanın kurulması açısından oldukça önemlidir. Proletarya bilimi, nesnel olan bu ekonomik yasaları keşfetmesi sonucudur ki, onları insanlığın yararına değiştirme gücüne sahip olmuştur.

Ekonomik yasalar, özgül ve genel olarak ikiye ayrılabilinir.

Özgül ekonomi yasalar, o anki topluma özgü, geçici yasalardır. O toplumun karakterini veren bu yasaların değişmesiyle, o toplumda değişir. Örneğin, ilkel komünal topluluğun temel ekonomik yasası, birlikte üretim ve tüketimdir. Bunu doğuran etmende, insanoğlunun birlikte yaşama zorunluluğudur. Doğaya karşı tek başına güçsüzdür ve bu güçsüzlük-yetersizlik o'nu başkalarıyla birlikte yaşamaya, birlikte üretmeye (tek başına avlanamaz, vahşi doğaya karşı korunamaz vs.) ve tüketmeye götürür.

Köleci toplumun özgül ekonomik yasası, köle emeğine dayalı emek sömürüşüdür. Üretim araçları üzerinde hiçbir mülkiyeti olmayan köle, köle sahibi açısından herhangi bir üretim aracından, öküzden farksızdır. Üretim, tamamen köle sahibi adına yapılır ve kölenin hiç bir tasarruf hakkı yoktur. Emek tamamen gasp edilir ve köleye ancak yine köle sahibi tarafından açlıktan ölmeyeceği kadar besin vb. olarak geri verilir. Tamamen açık zora dayalı ve emeğin bir bütün olarak gaspı şeklindeki sömürü, köleci toplumun temel ekonomik yasasıdır.

Bir başka özel mülkiyet toplumu olan feodal toplumun özgül ekonomik yasası; artı ürüne dayanan sömürü biçimidir. Serf ve toprak ağası arasındaki ilişkiye dayalı olan bu sömürü biçimi, feodal toplumun şekillenişinide belirler. Öte yandan, toprağa bağlı bulunan seri. Yine artı ürün sömürüsü biçiminde tüccar tarafından da sömürülür. Üretim pazar için değil, kişisel gereksinimlerin karşılanması için yapılır. Ekonominin içe kapalılığı, doğal karakter taşıması feodal toplumun bir diğer ekonomik yasasıdır.

Kapitalist toplumun özgül ekonomik yasası, yine özel mülkiyetten kaynaklanan, artı değer üretimine dayalı sömürü biçimidir. Ayrıca üretimin pazara yönelik, birbirinden bağımsız, ayrı kapitalistlerce yapılması, üretimde rekabet ve anarşiyi beraberinde getirir. Kapitalizme has bu nesnel ekonomik yasalar, kapitalist toplumun şekillenişinide belirler.

Sosyalist toplumun temel ekonomik yasası ise, tüm toplumun maddi ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması ve komünizmin hedeflenmesi doğal sonucu olarak ekonomideki uyumlu ve orantılı gelişimdir. (Tamamen uyumludur, hiç uyumsuzluk yaşanmaz şeklinde anlaşılmasın. Aksine uyumsuzluk sürekli kendisini dayatır. Fakat proletarya bunu önceden görür ve uyumsuzluğu doğuran gelişmeleri önceden önler. Ki zaten sosyalist toplumun ileriye, komünizme akışıda, sürekli bu uyumluluğu yakalama mücadelesidir. Hedefte bu olduğundan, ekonomi böyle ele alınır.) Özel mülkiyetin olmamasıda sosyalist toplumun bir diğer ekonomik özelliğidir. Öte yandan hala sınıflı bir toplum oluşu, emeğine göre şeklindeki burjuva hukukuna dayalı emeğin değerlendirilmesi v.b sosyalizmin gerçekliğidir.

Buna benzer, yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerinde kendisine has ekonomik yasaları vardır. Emperyalizmin varlığı, kapitalizmin belli oranlarda gelişmesine rağmen hala feodalizmin tasfiye edilmemesi sonucu, bu iki toplumun ekonomik yasaları içice geçmiştir ve ayrı bir özellikte kendisini göstermektedir. Örneğin, kapitalizme has rekabet ve anarşinin yanı sıra, feodal topluma özgü kapalı, doğal ekonomiler bu tür toplumlarda aynı anda bulunur. Ayrıca, kapitalizme özgü artı değer sömürüsünün yanı sıra, feodal toplumun ekonomik yasası olan artı ürün sömürüsü bu toplumun özelliklerindendir. Ticaret burjuvazisinin yanı sıra, tüccarın varlığı ve hatta çoğunlukla bu iki ayrı özelliği bazen bir kişide de görebiliyoruz. P-M-P ilişkisinin yanı sıra, M-P-M ilişkisinin varlığı vb. içice geçmiş milyonlarca ilişkiler bütünüdür yarı-feodal, yarı-sömürge toplumlar.

Tüm bu toplumların ekonomik yasalarından, toplumun gelişmesinin temel ekonomik yasalarını çıkarabiliriz ki, bunlardan en önemlisi, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki zorunlu uyumluluk yasasıdır. Bu tüm toplumlar için geçerlidir. Üretim ilişkileri her zaman (ve genelliklede) üretici güçlerin gelişmesine ayak uydurmaz. Üretim ilişkilerindeki, üretici güçlerin gelişmesine oranla geri kalış, o toplumun değişmesini koşullayan toplumsal değişikliği (devrimi) gerekli hale getirir.

İlkel komünal toplulukta, üretici güçlerin gelişmesi beraberinde kolektif üretimin dışta lamasını geliştirmişti. Bu kolektif tüketiminde sonucu getirir. İlerici olan o dönemde artık üretim araçlarının bireysel, özel mülkiyetidir. Zira bu şekil bir konumlanış üretici güçleri geliştirmektedir. Diğer yandan, üretim araçlarındaki kolektif mülkiyet üretici güçlerin gelişimini engelliyordu artık. Bu durum köleci toplumun doğuşunu beraberinde getirmiştir.

PARTİZAN SESİ SAYI-04

 

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi