Feodalizm Kapitalizm Bağlamında Yarı-Feodal Sistemin İrdelenmesi (1)

Açıklama:

Yayınlamış Olduğumuz Bu Dizi Yazı Elimize Ulaşan İKK(İşçi-Köylü Kurtuluşu)nun Ağustos-'96 Sayısından Alınmıştır.

Her toplumdaki üretim biçimi, o toplumun "artı-emeğinin" alınış biçimiyle belirlenir. Üretim ilişkileri bu artı-emeğin alınış biçimine uygun düşer. Bir toplumu diğer toplumdan ayıran en önemli özellikle de artı-emeğin gasp ediliş biçimidir. Köleci toplum, köle emeğinin alınış biçimi ile, feodal toplum, köylülerin artı-emeğinin alınış biçimi ile, kapitalist toplum, proleterlerin artı-emeğinin (artı-değer) alınış biçimi ile belirlenmiştir. Artı-emeğin alınış biçimi aynı zamanda, üretim araçları karşısında sınıfların yerini belirler.

Ekonomik düzeni, toprak mülkiyetine ve toprak kölesi emeğine dayanan feodalizm, tarihte sınıflı toplumların dönemecinde ikinci sıradadır. Üretim sürecinde bir para dolaşımı ve bunun doğurduğu artı-değer olmadan var olan ekonomik düzenin temel yasası bir artı-ürün elde edilmesidir.

Bu artı-ürünü efendilerine tahsis eden serf, ilkel kölelerden ayrı olarak toprağın ya da iş sahasının bir parçasında kendisi için çalışır. Ama haftanın büyük bir bölümünde senyörün malikânesinde angarya olarak çalışır. Ödenmiş emekle, ödenmemiş emek görünürde olduğu gibi zaman ve mekân bakımından birbirinden ayrılmıştır. Ödenmemiş emek olduğu gibi feodal senyörün ambarına gitmektedir. Bu toplumun genel karakterini belirlemektedir.

Bir toplumda var olan mülkiyet biçimi o toplum da emeğin gasp ediliş biçimini de belirler. Feodalizm çağının başta gelen mülkiyet biçimi, bir yanda serf emeğini kendine bendeden toprak mülkiyeti, öbür yandan kalfaların emeğine sahip küçük sermaye sahibi bireyin emeği idi. Buna rağmen iki zıt kutup arasındaki temel ekonomik ilişki, rant sömürüsüne dayalı feodal ilişki idi.

Hala bu toplumda ticaret dar sınırlara hapsedilmiş olduğundan malikânelere girmişti. Ama hala sömürü, köleci toplumda olduğu gibi ekonomi-dışı baskıca dayanıyordu. Emek gücü özgür değil-. Ekonomi ilkel, durgun ve geri olmasının yanı sıra doğaldı. Üretim pazar için değil senyör içindi. Feodalizmi böylece kısa hatları ile koyduktan sonra onu irdeleyelim.

1) EMEĞİN GASP EDİLİŞ BİÇİMİ

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir toplumun üretim biçimi, o toplumda egemen sınıfların gasp ettiği artı-emekle belirlenir. Emeğin gasp ediliş biçimini tahlil etmeden, incelemeye girişmek ayakları havada bir araştırma olur.

Feodalizm de serflerin (toprak köleleri) emeğinin gaspı ranta dayalıdır. Rant, hiç çalışmadan elde edilen kira geliridir. Burada sahip hiç çalışmaz ama geçimini toprağını ya da malını kira olarak verdiği insandan fazlasıyla Sağlar. Tarihsel süreçte, rant, ilkin ürünlerle ödenirdi. Biz buna aynı-rant, diğer bir deyişle angarya ya da emek-rant diyoruz. Emek-rantın, para dolaşımının artmasıyla ve ticaretin gelişmesiyle birlikte parasal-ranta dönüşmesi her ne kadar da basit bir değişikliği yansıtmasa da anamalcılığın ön koşulu yaratılmıştır.

Aynı-rant: (Emek ya da angarya rant): "Bunda, doğrudan üretici, fiilen ya da hukuken kendisine ait olan emek-üretim aletlerini kullanarak haftanın bir kısmında, gerçekten kendisine ait olan toprağı eker, geri kalan günlerde ise, feodal beyden hiç bir karşılık almadan, feodal beyin malikanesinde çalışır". (Karl MARKS Kapital-3 sf.323)

Bu daha çoğunlukla emek-rant deyimine uygun düşer. Bundan biçimsel olarak farklılık gösteren aynı ranta ise, doğrudan üretici, ürünün tamamını, bizzat kendisinin işlediği toprakta üretir ve artı-ürünün tümünü aynı olarak toprak sahibi-ne verir. Burada üretici daha bağımsız hale gelir.

Bu rant "biçimi de ayrı ayrı doğrudan üreticilerin iktisadi durumunda daha büyük farklılıklara yol açacaktır. En azından böyle bir farklılaşma olanağı mevcuttur. Ve doğrudan üreticinin kendisinin de, öteki emekçileri doğrudan doğruya sömürme yollarını elde etmesi mümkündür". (K. Marks Kapital c.3)

Emek-rant ya da aynı-rantın olduğu dönemlerde para dolaşımı ya hiç yoktur ya da çok az gelişmiştir. Ticaret hala yereldir ve komşu malikâneler arasındadır, meta üretimi cılızdır.

Angarya iktisadının hâkim olduğu dönemlerde, malikâneye ait toprakların tümü beylerin ve köylülerin toprakları olmak üzere ikiye bölünmüştü, hâlbuki köylülerin toprağı da küçük küçük parçalar halinde dağıtılmıştı. Köylüler bu topraklan kendi emekleri ve aletleri ile ekerler ve geçimlerini oradan elde ederlerdi. Köylülerin artı-emeği ise, aynı aletlerle beyin toprağını ekmelerinden ibarettir. Ödenmemiş emek, bu sömürü biçiminde ödenmiş emekten mekân olarak ayrıdır. Bu ayrılık tamamen toprak beyine aynı ücret ya da işçi sağlamak için araç görevi görmektedir. Köylülere toprak verilmesinin nedeni budur.

Bu iktisadi sistem; köylünün, toprak beyine kişisel bağımlılığını; doğal ekonominin hâkimiyetini, üreticinin toprağa feodal bağlarla bağlılığını, tekniğin son derece düşük ve durgun olmasını öngörür.

Angarya iktisadının ortadan kaldırılması, doğrudan üreticinin artık pazar için üretmesine bağlı olduğu gibi, serfliğin yok edilmesine bağlıdır da. Ücret karşılığı çalışmaya alışkın bir insan sınıfı oluştukça, üretim için gerekli olan köylüye ait olan aletlerin yerine, beyinkiler geçtikçe ve tarım, ticari ve sanayi işletmelerdeki temellere oturdukça, angarya, iktisadi temellerinden sarsıldı. Çünkü meta ekonomisindeki büyüme, bu hizmetle çatışır. Bu çatışma iktisadi sistemin dayandığı çeki hayvanlarına ve aletlere sahiptir. Köylü çiftçinin yapacağı emek hizmetinden, hiç alete sahip olmayan bir kır proletaryasının yapabileceği emek hizmetine dönüştürdü. Bu arada, süreçte para-rant önemli bir işleve sahiptir.

Para rant; "Ticarette, kent sanayinde, genel olarak meta üretiminde ve dolayısıyla para dolaşımında önemli ölçüde gelişme" oldukça aynı-rant parasal-ranta dönüştü. Çünkü ticaretin, kent sanayinin ve para dolaşımının gelişmesi, pazarları da, toprak beyinin görece olarak onunla tanışmasını da beraberinde getirdi. Para-rantı ödemek zorunda olan köylüler, pazara gitmek zorundadırlar. Ödemenin ürünlerle olduğu dönem, artık para sürecine giren ve pazar dolayısıyla toprak beyinde kısmi ekonomi özgürlüğü olan köylülerin, ödemeyi artık iktisadi değişimin gereği olarak parayla yapmasıyla başladı.

Üretim ve tüketim kendi içinde ve kendine dönük yapıldığı feodal ekonomi, tefeci ve tüccar sermayesinin gelişmesiyle, para dolaşımının artmasıyla, kent sanayinin gelişmesiyle pazarlarla tanışma, kendi hazin sonunu hazırlamıştır. Tüketim ekonomisine dayalı üretim biçimi, paranın edilgenlikten sıyrılıp, belirleyici olmasıyla yıkılmaya yüz tutmuştur. Artık sürece, ihtiyaç için üretim değil, ihtiyaç fazlası üretim damgasını vurmuştur.

Aynı-ranttan, parasal-ranta geçiş, anamalcılığın temel özü kardır. Kar etmenin ekonomik düzene girmesi köylüleri mülksüzleştirecek, sanayi ile tarımın arasındaki iş bölümünü belirginleştirecektir. Pazarla tanışan köylünün feodallerle arasında olan sıkı kişisel bağlar, dolayısıyla zayıflamıştır. Köylü, bu yolla komşu köylünün toprağına el koyma hakkını elde etmiştir. Bu konuyu biraz sonra işleyeceğiz.

Böylece feodalizmde var olan rant sömürüsünün biçimlerini inceledik. Bütün bu rant-sömürü biçimlerinde temel özellik serfin ya da reayanın artı-emeğinin şu veya bu biçimde ekonomi dışı zorla gasp edilmesidir. Zaten ekonomik koşullar, ya bütünüyle ya da büyük bölümüyle kendisi tarafından üretildiği toplumda belirleyici olan gasp ediliş biçimi ranttır.

2) FEODALİZMDE İŞ BÖLÜMÜ

"İş bölümü bize, insan doğal toplumda kalacağı sürece, yani özel ve genel çıkarlar arasında bir bölünme bulunduğu dolayısıyla da faaliyetler istenerek değil fakat doğal olarak bölünmüş olduğu sürece, insanın kendi hareketi kendi denetimi altında olacak yerde onu köleleştiren, ona karşı çıkan bir yabancı güç halini alışının ilk örneğini oluşturmaktadır. Çünkü işbölümü başlar başlamaz her insanın kendisine zorla verilen ve ondan kaçamayacağı özel, yalnız kendine ait bir faaliyet alanı olur. O bir avcı, balıkçı, çoban veya eleştirici bir yazardır ve geçim araçlarını yitirmek istemiyorsa öyle kalmak zorundadır." (Alman ideolojisi K. Marks 58). "İş bölümünün geçirdiği türlü gelişme aşamaları, bir o kadar çok sayıdaki değişik mülkiyet biçimlerinden ibarettir. Yani iş bölümünde ulaşılan aşama, çalışma maddeleri, araçları ve ürünü, dolayısıyla bireylerinin birbiriyle aralarındaki ilişkileri belirler." (aynı eser s.40).

Bu konuda uzun alıntılardan sonra konumuza geçebiliriz. Feodalizmde işbölümü, doğal olarak "melekler" den dolayı oluşmuş işbölümlerinden daha da gelişmiş olmasına rağmen, üretici güçleri geliştirecek derecede yetkinleşmemiştir. Kent ile kır, kafa ile kol emeği arasındaki ilişkiler birbirinden ayrılmış olmasına rağmen, hala çizgi keskinleşip netleşmemiştir.

İlk işbölümü cinsi münasebetler dolayısıyla oluşmuştur. Ancak üretici güçler geliştikçe, insanların bir bölümü tarımla, diğer bölümü de çobanlıkla uğraşa dursun, bu arada madenlerden alet yapma işi başlamış ve zanaatçılık işi boy vermiştir. Bunun getirdiği, ama netleşmesi uzun bir sürece yayılan ticaret ve takas bir tüccar kesimi oluşturdu. Ama asıl ve gerçek işbölümü; kafa işiyle, kol işinin ayrılmasıdır. Bir takım insanlar daha köleci düzende zevk ve eğlenceye düşmüş olmasına rağmen, bunların içinde bir kısmı Aristo, Plato vb. gibi filozoflar yetiştirmiştir. Ama diğer taraftan toplumun çoğunluğu çalışma ve üretimle meşgul olmuştur.

İşbölümünün gelişmesi, üretim dallarında uzmanlaşmayı beraberinde getirir. Artık o insan, işinin kölesi olmuştur. Ama mesela bir zanaatçı hem filozoftur, hem de tornacıdır. Bu o toplumda işbölümünün gelişmediğinin göstergesidir. Ya da çok yönlü sömürüşüz bir dünyanın göstergesidir.

"Doğal ekonomi altında, toplum, türdeş bir iktisadi birimler yığınından (ataerkil köylü ailelerinden, ilkel köy topluluklarından, feodal makinelerden) oluşuyordu ve bu birimlerden her biri, çeşitli türde hammaddelerin elde edilmesinden, bunların tüketim için en son hazırlığına kadar, bütün iktisadi faaliyet biçimleriyle uğraşıyordu". (Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi s.26 Lenin)

Demek ki burada toplumsal '(işbölümü tam anlamıyla gelişmemiştir. Ancak meta ekonomisinin gelişmesi, toplumsal işbölümlerini belirginleştirecektir. Meta ekonomisinin temeli, toplumsal işbölümüdür. Ve meta ekonomisinin gelişmesi, ayrı bir bağımsız sanayi dallarının sayısında bir artışa yol açar. Meta ekonomisinin gelişimi, serbest pazarın dolaşmasıyla, bu sürece katılan ticaret ile doğrudan bağlantılıdır. Ticarette ancak kent ile kırın ayrılmasıyla ve bir zanaatçılar sınıfının oluşmasıyla ilintilidir.

Zanaatçılık: Bu meslek dalı, sanayi kapitalizminin ilk aşamasıdır. Zanaatçı üretimi, ataerkil tarafından ayrılan ilk sanayi biçimidir. Ki zanaatçılıkta, "bir müşterinin siparişi üzerine eşya üretilmesidir."

Demircilik, halıcılık, terzicilik vb. biçimde alt türlere ayrılan zanaatçılık üretimi, kent yaşamının hayati bir bölümünü teşkil ederken buradan da tarımın bir eklentisi olarak yaygındır. Ki zanaatçılık küçük üreticilerden meydana gelen toplumsal bir katmandır.

Kendine ait üretim aletleri ile ürettiği ürünleri en başta pazara çıkarmaz. Zaten üretimi, meta üretimi değildir. Onun meta üretimine katılması için kendi emeğinin, toplumsal emeğin bir öğesi durumuna gelmesi gerekir. Ancak dolaysız kullanım için kendisi tüketmek üzere bir nesne üretiyorsa bu meta üretimi değil, ürün olur.
Zamanla kırlardaki yaygın zanaatçılık, feodal senyörlerin baskısından yıkılarak ya da yeni işler aramak için kentlere göç etmiştir. Bu göç bağımsız zanaatçı örgütlenmelerini beraberinde getirdi.

Lonca tipi örgütlenmelerde birleşen zanaatçı, kendi mesleğini devam ettirebilmek için çırak, kalfa gibi aslında kaçak serf olan insanları çalıştırmaya başladı. Loncalar bir anda çıkmadı. "Örgütlenmiş soyguncu-soylulara karşı birleşme zorunluluğu, sanayicinin aynı zamanda tüccar olduğu bir çağda ortak kapalı çarşılara karşı duyulan ihtiyaç, gelişen şehirlere doluşan kaçak sertlerin git gide artan rekabeti, bütün ülkeye yaygın feodal yapı, bunların hepsi bir arada loncaların meydana gelmesini sağladı..." (K.Marks A.İ. s. 26)

Şehirlerde oluşan lonca tipi örgütlenmeler, feodal toprak mülkiyeti sisteminin şehirlerdeki karşılığıdır. Ancak uzman tüccarların, alıcıların ortaya çıkmasıyla, ticaretin yaygınlaşmasıyla zanaatçı, bir meta üreticisi durumuna düşmüştür. Zamanla satılık sınaî malların, metalar biçiminde üretilmesi, sanayinin tarımdan ayrılması ve aralarındaki karşılıklı değişim için ilk adımdır.

İleride manifaktürün ortaya çıkması gerek lonca mülkiyeti, gerekse de zanaatçı, üretiminin temellerini sarsmıştır.

Ticaret: Ticaret birbirinden farklı malların birbirleriyle değişme ihtiyacından doğan ve ucuza alıp pahalıya satarak aradaki farkla para kazanma işidir.

Tarihsel sürecin başında birbirlerinden farklı iki ürün, doğrudan üreticiler tarafından takas edilirdi, ancak kent ile kırın ayrılması, üretimin artması bir değişme sürecine bu aracıyı zorunlu kıldı. Böylece tarihte ikinci işbölümü ortaya çıktı. Bu işbölümünün sonucunda yeni bir "sınıf" ortaya çıktı. Tüccar sınıfı.

Tüccar, doğrudan üretime katılmayıp, üretilen malları satmak, değiştirmek amacıyla adeta üreticiler arasında bir köprü rolü oynayan ve yalnızca ticaretle ilgilenen insandır.

Ticaretin gelişmesi, ortaçağı derinden etkiledi. En büyük etkilerinden biri şehirlerin büyümesi ve yeni yeni şehirlerin yaratılmasıydı. O dönemdeki şehirler, bugün bildiğimiz kırsal kasabalar biçimindeydi. Herhangi bir ayrıcalıkları ve şehir hükümetleri yoktu. Şehir toprağı da feodal lortlara ve soylulara aitti. Büyüyen ticaretin sonucu, insanlar; daha farklı bir yaşama bağlanmak için eski malikâne köylerini terk ederek şehirlere geldiler, bir takım işlere girebiliyorlar ama vergiden, haraçtan ve çeşitli hizmet yükümlülüklerinden kurtulamıyorlardı. Yani kırlarda, angarya iktisadından kaçan serfler, şehirlere gelince özgürlük hayalleri yıkılıyor, bu sefer lonca tipi mülkiyetin angaryasına giriyorlardı. Emek güçleri yine özgür değildi.

Ticaretin büyümesi, eski haftalık pazarların yerini yıllık panayırların almasını getirdi. Panayırlar, pazarın önemini artırdı. Özellikle mal takası yerine para kullanımı ağırlık kazandı. Bununla birlikte kırlardaki feodal malikâne sahipleri, köylüler üzerindeki emek-rantı değişime uyarak kaldırdı. Yerine ondan biçimsel olarak değişen parasal-rantı getirdi ve daha çok para kazanmak için serflere, nispi ekonomik özgürlükler bağışladı. Bununla beraber, ticaret mallarının alımında tüccarlara öncelik tanıyordu. Bu tür ayrıcalıklar tüccar sınıfını, orta sınıf niteliğine kavuşturdu. Bu zenginleşmenin, para birikiminin önemli göstergesiydi. Böylece şehir yönetimlerinde tüccarlar söz sahibi oldular. Ticaretin gelişmesi, paralelinde tefeciliği de geliştirdi.

Kendi yaşamını süreklileştirmek için daha çok mal üreten zanaatçı, tüccarlarla sıkı fıkı ilişkiler kurdu. Zaten pazarla birkaç ilişki kuran zanaatçı artık üretimini, meta temelinde pazara yönelik yapar. Bu durum meta üretimini artırır, meta artıkça da küçük ve dağınık pazarlarla imkânsız hale gelir, çünkü ticaret, pazarın alanını genişletmiştir. Her ne kadar ticaret, pazar alanlarını genişlettiyse de, feodal üretim ilişkileri içerisinde sermaye birliği ve doğrudan üretici güçlerin gelişimi kaplumbağa adımlarıyla ilerliyordu.

Tefecilik: Aşırı faiz karşılığında ödünç verme işidir. Tefeci sermaye, tüccar sermayesiyle birlikte ortaya çıkan kurumdur. Tefecilik, yine ticaret sermayesi gibi, eğer sanayi sermayesine bağlanmadıysa üretime doğrudan katılmaz. Ancak dağınık üretim araçlarının olduğu yerde para, serveti merkezileştirir.

"Faiz getiren sermaye ya da antikleşmiş biçimiyle söylersek tefeci sermaye ikiz kardeşi tüccar sermayesiyle birlikte kapitalist üretim tarzından çok önce gelen ve toplumun çok farklı ekonomik biçimlerinde bulunan, nuh zamanından kalma sermaye biçimlerine aittir." (K. Marks Kapital 3 s. 620, 621)

Ticaretin gelişmesi zanaatçının ve serflerin pazarla olan ilişkisini arttırdı. Pazarla ilişki kuran zanaatçılar ya da küçük köylü artık yalnızca kendi ihtiyacı değil, pazar ihtiyacı içinde üretmeye başladı. Bu meta üretimidir, işte tefecilik bu koşullarda varlık kazanır. Meta ticaretinin ve para dolaşımının olmadığı yerde tefecilik yaşam bulmaz. O halde tefeci sermayesinin gelişimi "tüccar sermayesinin gelişmesiyle ilintilidir..." Tefeciliği, bu dönemde daha çoğunlukla tüccarlar ve zengin çiftçiler yapmaktaydı."Faiz getiren sermayenin karakteristik özelliği olarak tefeci sermaye, bizzat çalışan köylü ile küçük usta zanaatçının yürüttüğü küçük ölçekli üretimin egemenliğine tekabül eder..." (A. E. s. 628)

3. İLKEL BİRİKİM SÜRECİ VE BURJUVA DEMOKRATİK DEVRİMLER

Sermayenin çıkış noktası olan meta dolaşımının genişlemesiyle başlayan ilkel Birikim Süreci (İBS) ve bunu tamamlayan daha doğru deyimiyle feodal üretim ilişkileri zincirinden sıyrılan Burjuva Demokratik Devrimler (BDD) tüm yerkürede düz bir hat izlemedi. Aksine eşitsiz bir gelişme izledi. Ancak feodalizmin bağrında doğan sanayi kapitalizminin ilk aşamaları olan basit elbirliği ve manifaktür sanayinin gürbüz ve hiç bir etki altında kalmadan geliştiği ve antik çağ sermayelerinin değişik biçimlerde sanayi sermayelerine tabi olmak koşuluyla içice geçtiği ülkelerde, IBS ve BDD daha çabuk tamamlandı. Bu talihsiz durum, BDD yapmakta geciken ya da bir türlü yapamayan ülkeler için kadersiz kaderdi.

SERMAYE BİRİKİMİ VE MANİFAKTÜR

Her sermayenin başlangıcı; gerek sınaî, gerek tüccar bireylerin elinde, serbest paranın toplanmasıdır. Serbest para kişisel tüketim vs. için gerekli olmayan paradır, ilk sermaye birikimleri, tefecilik ve ticaret alanında, küçük meta üreticilerinin mülksüzleştirilmesi ve onları kendi üretim ve geçim aletlerinden kopararak birer ücretli işçi haline getirerek oluşmuştur. Bunu incelemek için manifaktür konusunu açmamız gerekiyor.

Manifaktür, el sanatları ve ilkel sermaye biçimlerine sahip küçük meta üretimi ile geniş çaplı makineli sanayi arasında bir bağdır. Manifaktürler, küçük sanayilere her ne kadar yakın olsa da, esasında kapitalist üretimin kapitalizm öncesi modern işletmeleridir. Manifaktürde ticari sermaye sınai sermaye ile birleşmiş ve onunla değişik biçimlerde içice girmiştir.

Manifaktürler, tesadüfî ortaya çıkmamıştır. Aksine ticaretin artmasıyla ve dolayısıyla meta üretiminin genişlemesiyle, paranın özellikle gümüş ve altın sikkelerin-ekonomide can damarı haline gelmesiyle ticari sermaye, sanayi sermayesine dönüşmüştür. Ve bunun sonucunda zanaatçının özellikle kendi üretim ve geçim aletlerinden koparak tüccar sermayesinin bir eklentisi durumuna gelmesi zanaatçıları, küçük köylüleri basit elbirliği temelinde bir çatı altına sokmuştur.

"Demek ki manifaktürün doğuş şekli, el zanaatlarından çıkıp gelişmesi, iki yönlü oluyor: Bir yandan, bağımsızlıklarından sıyrılarak, tek bir metanın üretimindeki salt yardımcı, kısmi bir süreçte uzmanlaşan çeşitli bağımsız el zanaatçılarının elbirliğinden doğuyor. "(Marks Kapital c. 1 s. 353).

Manifaktür bir taraftan zanaatçıları bir çatı altında toplarken diğer taraftan da işbölümünü geliştiriyor.

Manifaktür ilkel sanayinin ortaya çıkması, lonca mülkiyetini ve serflik kurumunu temellerinden sarstı. Çünkü kapitalizm öncesi olduğu için, ilkelde olsa yapılan kapitalist üretim nispeten emeği özgürleştirdi. Bu cazip durum karşısında kırdan kente alabildiğine bir göç başladı ve üstelik kalfa sömürüsü hem de kastvari sistemi içerisinde yumuşadı ve ona alternatifler doğdu.

Manifaktür, emeğin üretkenliğini artırmıştır. Basit elbirliği temelinde oluşan bu üretkenlik, sermayenin bir çeşit varoluş biçimi olan kollektif çalışma organizmasını da beraberinde getirdi. Manifaktür üretimin artması ve bunun kapitalist niteliğinin feodal üretim mekanizmasının gözeneklerine süzülmesi, serfi ekonomik özerkliğe kavuşturdu. Bu serf için özgürlüğün ilk adımı demekti. Zaten feodal üretimin özelliği, toprağın mümkün olduğu kadar çok sayıda alt feodaller arasında bölünmesiydi. Bu nedenle toprak alabildiğince dağınıktı. Senyör malikâneleri, sağda solda savruktu. Bu durum, onun kapitalist servete ulaşmasını engellemişti.

Manifaktür üretimin artması, meta fiyatlarının bir anda yükselmesine yol açtı. Bu ekonomik gidişat, feodal beyi, kapitalist meta için gerekli olan hammaddeyi oluşturma yoluna itmiştir. Mesela: "Flaman yünlü manifaktürünün gelişmesi ve bu yüzden İngiltere'de yün fiyatlarının yükselmesi..." İngiliz soylularını daha fazla otlak yapma durumuna itmiştir. Daha fazla koyun yetiştiriciliğine başlayan senyörler, daha fazla otlak yaratabilmek için kendi hizmetli ve uşak grubunu zorla toprağından attı. Tarla ve otlaklardan ve hatta hayvanlarından silahla, kırbaçla menedilen serfler, artık emek pazarına sürülen serbest bir proletarya yığını haline geldiler. Köylüleri mülksüzleştirmelerinin bir yoludur bu. Artan vergiler, tefecilerin artan katmerli faizleri, fetihler vs... Hepsi de köylülerin mülksüzleştirilmesi biçimidir. Bu mülksüzleştirme zorla süreci, emek pazarına, proletarya yığınlarını yığdı, işte şimdi iBS'yi işlemek zorunludur.

"ilkel birikim doğrudan üreticiyi üretim araçlarından ayıran ve onları özgür emekçilere, üretim araçlarını sermayenin maddi öğelerine dönüştüren, tarihsel bir süreçtir. İBS, köylülerin topraklarından, mallarından, üretim aletlerinden zorla ayrılmasına paraleldir. Bu nedenle 'ilkel birikim' denilen şey, bu nedenle üreticiyi üretim araçlarından ayıran tarihsel süreçten başka bir şey değildir... IBS, her ülkede aynı süreci izlemedi, aksine "farklı ülkelerde farklı yönler alır ve farklı evrelerini farklı süreler izleyerek farklı dönemlerde tamamlar." (Kapital 1. s -731-732)

Demek ki IBS'nin iki ayağı vardır:

1)Feodal rantın, parasal sermayeye dönüşerek, merkezileşmesi.
2)Doğrudan üreticinin, üretim aletlerinden koparılarak sermayenin maddi öğesi haline gelmesi.

Bu süreci başlatanlar ve bitirenler bir olmalıdır. Feodal senyör bu sürece karşıdır. Çünkü o artı-değer üretmek yerine, emeği feodal rantla gasp ederek, servet biriktirmektedir. Hâlbuki sermaye birikimi artı-değerin varlığını; artı-değer kapitalist üretimi; kapitalist üretim ise meta üreticilerinin ellerinde, daha önceden oldukça büyük bir sermaye ve iş gücü kitle-sinin bulunmasını öngörür.

Özetlersek: ilk atölyelerdeki yeni üretim süreci için gerekli sermayenin çoğunun kaynağı, toprağın yağmalanması ve ürünlerine el konulmasıyla, uluslararası ticaretle ve uzak ülkelerin yağmalanmasıyla sağlandı. Bu yolla sanayi sermayesinin ortaya çıkma koşulu sağlanmış oldu. Ancak bu işin idealizesidir. Bazı ülkelerde İBS daha yaşanmamıştır, bazı ülkelerde yarıda kalmıştır, bazı ülkelerde ise yeni BDD tamamlanmış, gürbüzce gelişmiş ülkelerde ise bu süreç bitmiştir. Bunun böyle eşitsiz gelişmesi tamamen tarihseldir.

Bu bağlamda BDD'leri ve süreçleri çok önemlidir. Hollanda, İngiltere, Fransa, İtalya ve bunları izleyen birçok ülkelerde yapılan BDD'leri, kendi kapitalist geleceklerinin temelini teşkil etti. Zaten sanayi burjuvazisi bir kere oluştu mu ve ticaret-tefeci sermayesini kendi yedeğine aldı mı orada feodal üretim ilişkilerini alt-üst edecek BDD'nin ön gerekliliği tamamlanmış demektir. Ve her devrimin sorunu iktidar sorunudur. Şimdi BDD'nin tarihsel sürecini ve işlevlerini inceleyelim.

"İlkel birikim tarihinde bütün devrimler, çağ açıcı devrimlerdir. Ve kapitalist sınıfın oluşumu yolunda kaldıraç olmuşlardır". (Seçme Yapıtlar 2. s. 123)

BDD özünde feodalizmin bütün gerici kurumlarını ortadan kaldırarak sermayenin önündeki engelleri temizlemekle görevlidir. Hem alt yapıda hem de üst yapıda ilerici, devrimci rol oynayan burjuvazi, bütün ezilen halk kesimlerini arkasına alarak kanlı biçimde 16 yy/dan başlayarak feodalizmi yıktı, yerine kapitalizmin, serbest rekabetçi çağını açtı.

Daha 1988 yıllarında İngiliz burjuvazisi, iktidarı bir hükümet darbesi ile soylularla paylaştı. Bin bir türlü hilelerle krallık topraklan ya gülünç fiyatlarla satıldı ya da düpedüz gasp edilerek özel mülklere dâhil edildi. Kiliseye ait topraklar reformlar bahane edilerek darmadağın edildi. Bu yapılanmalar bir yandan mülksüzleşen emekçileri, emek pazarına fırlatırken, öte yandan da feodalizmin kurumları alaşağı ediliyordu.
Emek gücünün kendini satma anlamında özgürleşmesi, serfliğin ortadan kaldırılması ve bağımsız kentlerin yerle bir edilmesi, üretici güçleri zincirlerinden boşalttı. Bu sefer makineleşme alabildiğince arttı. Özellikle tarım makineleri ve gelişmiş aletler ülkenin her tarafına yayıldı. Zaten tarım makinelerinin gelişmesi, köylülüğün mülksüzleştirilmesiyle ayrılmaz biçimde birbirine bağımlıdır. Bununla birlikte, toprak beyi, köylünün aletleri yerine, kendilerininkini koydu. Dolayısıyla da bu böyle olunca emek hizmetinden, kapitalist çiftlik sitemine geçildi.
BDD'leri çağında burjuvazi ulusun önderi sayılırdı. O ulusun haklarını ve bağımsızlığını savunurdu. Bunları her şeyin üstünde sayardı. Elbette bu onun insancıllığından değil, aksine önündeki siyasi ve ekonomik engelleri, emekçi halkla birlikte temizlemek içindi.

BDD ile tarımsal devrimlerin yapılması bir yandan sanayi için gerekli olan serbest proletarya yığınını oluştururken diğer taraftan da toprağı sermayeye bağlamış olmasına rağmen köylüler arasında bir iç başkalaşımın ön-gerekliliği yaratılmıştır.

PARTİZAN GENÇLİK SAYI-17

(Yazının devamı Partizan Sesi'nde çıkmıştır.)

 

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi