|
Açıklama:
Yayınlamış Olduğumuz Bu Dizi Yazı, Elimize Posta Kanalıyla Ulaşan İKK (İşçi-Köylü Kurtuluşu)'nın Kasım-Aralık '96 Tarihli 94. Sayısından Alınmıştır.
Komprador kapitalizm: Yarı-feodal üretim tarzının hakim olduğu toplumsal formasyonlarda kapitalizm "milli" özelliğini kaybetmiş, emperyalizmin getirdiği yeni komprador niteliğe bürünmüştür. Emperyalizmin toplumsal yapıya empoze ettiği bu sistem şu veya bu oranda feodalizmi çözdüyse de, tam olarak tasfiye edemezdi. Yukarıdan aşağıya feodalizmin tasfiye edilmesi emperyalizm döneminde mümkün değildir. Aksi halde, emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine "ilerici" misyon yükleriz ki, bu tam tamına revizyonizmdir.
Kendi varlığı ve yaşamı için "milli" karakterde kapitalizme tahammül edemeyen emperyalizm, yarı-sömürgeleştirdiği ve halen BDD (Burjuva Demokratik Devrim) sürecinin yaşanmadığı toplumlarda kendi getirdiği kapitalizmi, feodalizmle içice geçirir. Bu onun emek gücünü ve hammadde kaynaklarını talan etmesinin ve eşitsiz ticaretin yapılmasının önkoşuludur.
Emperyalizmin yukarıdan aşağı inşa ettiği komprador kapitalizm, feodalizmde açılan gedikleri doldurur ve oralarda biçimsel olarak kapitalist ilişkileri yerleştirir. Kapitalist ilişkilerin girdiği yerlerde doğrudan üretici kendi üretim aracı ve gereçlerinden, yine biçimsel olarak kopar ve pazar içinde serbest emek gücünü oluşturur. Ancak tarımda ve endüstride sınırlandırılmış kapitalist biçimin izlendiği daha sonraki bir aşamada bu işgücünden etkin biçimde yararlanamamıştır. Çünkü sermaye ve teknik olarak emperyalizme direkt bağlı olan KK (komprador kapitalizm) bu yoğun emek gücünü kendi içinde, o dev görünümlü holding, fabrika ve tekellerde eritecek yeteneğe sahip değildir. Feodalizm, KK ittifaklarının somutlaştığı içpazarda, içpazar için üretim yapan sektörlerde işbölümünün basit işbirliği düzeyinde kalma eğilimlerini ortaya çıkarır. Burada kapitalist üretim tarzı ile kapitalist olmayan üretim tarzının içice geçtiğini çıplak gözle görebiliriz. Feodalizmin ve emperyalizmin gereksinmelerinin çizdiği sınırlar içinde hareket eden komprador, kapitalizme rağmen feodalizmi çözmeden dahi ülkenin en ücra köşelerine kadar girebilmiştir. Bu kapitalizmin-emperyalizmin içsel olgu olmasını ya da kapitalist üretim biçiminin, yarı-feodal üretim tarzında hakim olmasını beraberinde getirmez. Şüphesiz KK ürünleri, radyo, buzdolabı, araba vs. gibi kullanım-tüketim araçları ülkenin en ücra köşelerine kadar yayılabilir, eğer böyle olmasaydı ya da bunların dağılımı hayali sınırlar içinde kalsaydı, bu herhangi bir kapitalizmin ruhuna aykırı düşerdi. Eğer biz buradan, kapitalist metanın girdiği her yerde kapitalist üretim tarzı hakimdir sonucunu çıkarsaydık, bu düpedüz yanılgı olurdu. Çünkü bir üretim tarzının hakim olup olmaması meta dolaşımına değil, önceden belirttiğimiz gibi emeğin gasp ediliş biçimine bağlıdır.
KK'nin ürünleri yarı-feodal üretim tarzında, feodal üretimin ürünleriyle karmaşık bir mücadele gerçekleştirir. Köylü ya da basit meta üreticisi pazarda ürünlerini satar, ihtiyaçlarını ona göre karşılar. "Basit meta" ile "meta" arasındaki mücadelenin somutlaştığı pazarın sınırları dahi vardır. Ve emperyalizme açıktır.
KK'de üretim araçlarına yatırılan sermaye hemen hemen hiç yoktur. Çünkü üretim araçlarının üretimine yönelik yatırım için gerçekten büyük finansman kaynaklan gerekir. Ama bunun KK'de mümkünatı yoktur. Ancak KK'de değişmeyen sermaye, emperyalizmin eskimiş teknolojik transferleriyle az da olsa giderilir. Gürbüz kapitalist sistemlerde değişmeyen sermaye büyüktür. Ve ters orantılı değişen sermaye (hammadde ve emek-gücüne yatırılan sermaye) alabildiğince küçüktür. Halbuki KK'de değişen sermaye daha büyük ve ezici bir üstünlüğe sahiptir. Bankalarda biriken para-sermaye dahi sanayiye yatırılmamakta, ticari işletmelere yatırılmaktadır. Bu sanayiyi geliştirmek yerine, feodalizmi güçlendirmektir.
Sermaye ihracını meta ihracı ile yapan, iki yönlü kar eden emperyalistler, ihraç ettiği sermayenin dahi hangi koşullarda ve nerelerde kullanılacağı konusunda katı sınırlar çizmişlerdir. Bu, bırakalım kapitalizmi geliştirmesini, ülkeyi borç batağına sürüklemekte ve biçimsel olarak (köprü, baraj, silah) değişikliğe yol açmaktadır.
Üretici güçlerin gelişmesinin kapitalist üretimin belirli sektörleri ile sınırlanmış olduğu KK'de emek-gücü ucuz olduğundan dolayı içpazar da o kadar gelişmemiştir.
Şimdi KK'de egemen olan sınıfı inceleyelim:
Komprador burjuvazi: Komprador burjuvazi oldukça sıkı biçimde emperyalizme bağlanan ve onun gereksinmelerine göre sömürüsünü sürdüren ve emperyalizme ülke içinde sosyal dayanak oluşturan gerici, karşı devrimci bir sınıfsal yapıdır. Bu sınıf yabancı sermayeye, hammadde çıkaran endüstrilere bağlı üretim birimleri üzerindeki denetimi veya emperyalizm tarafından devamlılığı sağlanan son derece eşitsiz gelir bölüşümüne dayalı lüks metalar üretimi yoluyla bağlanabilir. Daha özgül bir düzeyde, onun maddi temeli, yabancı sermaye ile ihracata yönelik üretim yapan birimlere yapılan ortak yatırımlarla veya ithal edilen sermayeye ve metalara bağımlı ithal ikamesi endüstrilerindeki birimlerin sahip olunması yoluyla biçimlenebilir.
Komprador burjuvazi yarı-feodal ülkelere has, kısmen tekelci karaktere sahip ve emperyalizmin zorla soktuğu kapitalist ilişkilerin ülkedeki temsilcisi bir sınıftır. Bu sınıf, ülkede sömürüyü tek başına sürdüremediği için kapitalist olmayan üretim tarzının temsilcileriyle ve bürokrat burjuva fraksiyonuyla ittifak halindedir.
Komprador burjuvazinin kazancı; emperyalizm tarafından el konulan tarımsal dış satım veya hammadde çıkaran sektörlerde gerçekleşen artı-değerden geriye kalandır. Bu kalan kazancı komprador burjuvazi, çoğunlukla devlet aracılığı ile hammadde çıkaran, işleyen vs. sektöre bağlı veya ithal teknolojilere bağımlı endüstrilere yatırmaktadır.
Yarı-feodal ülkelerde önemli kariyere sahip komprador burjuvazi, yalnızca ithal ikameci sanayiyle ilgilenmez, bunun yanı sıra o, bir yandan asalak mali-modern tefecidir yani bankacıdır, bir yandan toprak ağasıdır da, diğer yandan da tüccardır. Onun asıl kazancı ticarettedir. Patent, lisans yollarıyla emperyalist tekellerin ülkede kurduğu, eskimiş transfer teknolojik aygıtlarla üretim yaptığı sanayi kuruluşlarından kazancı çok azdır. Ancak komprador burjuvazi burada üretilen metaları bir tüccar kılığında ülke içine yani içpazara sürerek büyük kazançlar elde edebilir. Yine de yerel tüccarlar bu kazancın seviyesini azaltmaktadır.
Bankacılığa da el atan komprador burjuvazi, bankalarda toplanan mevduatların büyük kısmını ticarete yatırmaktadır ki, bunda en önemli etken değişmeyen sermayenin hemen hemen hiç olmamasıdır. Bu bankalar her daim uluslararası emperyalist destekli bankaların, şirketlerin denetimi altındadır. Bu ekonomik görüngüler çoğu kez kafa karışıklığına yol açmaktadır. Bankaların olması, bir mali sermaye egemenliği olacağını beraberinde getirmez. Biz mali-sermayeyi anlatırken sanayi sermayesi ile banka sermayesinin içice geçmişliğinden söz etmiştik. Halbuki bırakalım sanayi sermayesinin sözde milli karakterini, değişmeyen sermayenin, değişen sermayeye nazaran hiç olmadığını defalarca vurguladık. Kaldı ki para-sermayenin büyük bölümü yine para-sermayeye dönüştürülmekte nerede kaldı bunun sınai sermayeye dönüşümü. Ülkede, yani yarı-feodal üretim tarzının olduğu ülkelerde biz finans kapital egemenliğinden söz edecek olursak, sanayinin "milli" olmasından, geniş çaplı makineli sanayinin inşasından, değişmeyen sermayenin değişen sermayeye devlete sahip emperyalist niteliğinden söz etmemiz gerekiyor. Bu konu, asıl konumuzun dışında olduğu için fazla açıklamadan geçiyoruz.
Toprakla da ilgilenen komprador burjuvazi, buralarda tarımda bir geçiş ekonomisi olan kapitalist çiftlikleri yapılandırmıştır. Sanayinin, dolayısıyla emperyalizmin gereksinmelerine göre üretim yapan komprador burjuvazi, buralarda angarya ve kapitalist iktisat sistemlerini birleştirmiştir. Buralarda rant yoluyla elde ettiği gelirler azımsanmayacak derecededir.
Ulusal kapitalizm: Yarı-feodal ülkelerde ulusal özellik muhteva eden kapitalizmin sınırları emperyalizm tarafından ithal edilen komprador kapitalizm tarafından alabildiğince daraltılmıştır. Hammadde çıkaran, işleyen vs. alt yapı sektörlerinden, tarımsal ihraç sektörlerine kadar el atan ve buralarda kapitalist ithallerle yanşamayacak düzeyde olan ulusal kapitalist sektörleri yıkan emperyalizm, ulusal kapitalizm sınırlarını en az karla çalışan ve şu veya bu oranda emperyalizme dolaylı bağımlılık içinde kendini "yeniden" üretebilen yan sektörlere hapsetmiştir, işbölümünün hızlıca dönüştürüldüğü yan sektörlerde kapitalist ilişkilerin yayılması, etkin biçimde endüstrileşmiş kapitalist ithallerle yarışmayacak alanlarla sınırlandırılmıştır. Bu sınırlılık içinde ülkede kendi önderliğinde bir BDD yapması olanaksızlaştırılmıştır. Her ne kadar tarihin belli dönemlerinde yarı-feodal ülkelerde var olan milli burjuvazi ülkede bir devrim yapsa da, onu bir adım ileri götüremeyeceği gibi üretim tarzımda bir kademe yukarı sıçratamaz.
Üretim tarzının feodalizmden kapitalizme geçiş dönemi içerisinde endüstrileşmiş kapitalist meta ihracı yoluyla kilitlemeye uğraması nedeniyle, kapitalist üretim tarzının kendini yeniden üretim gereksinmelerini karşılamak için, diğer pratik yani milli kapitalizm dönüşüme uğratılmıştır. Milli kapitalizmin dönüşüme uğratılması onun palazlanması demek değildir, bilakis onun sınırlarının daraltılarak hem feodalizm hem de komprador kapitalizm tarafından emperyalist ve feodal sömürünün önünde engel olma ihtimalinin ortadan kaldırılmasıdır. Kapitalist-emperyalist büyük güçler yarı-feodal ülkelerde, milli kapitalizmi geliştirmez ve onu en az karlı alanlarda yoğunlaştırır. Çünkü bu onun emperyalist sömürüsü için varlık sarf eder. Tarihsel dönemde iki ayağı üzerinde durmaya çalışan milli kapitalizmi daha gelişmeden ve kendi öz cennetini göremeden zorla yolundan temizler.
"Sömürgelerde durum oldukça farklıdır. Orada, her yerde, kapitalist rejim, kendi emek koşullarını, kapitalisti değil kendisini zengin etmek için kullanan üreticinin direnciyle çarpışmaktadır. (Ve her zaman da bu direnişi yenilgiyle sonuçlanmaktadır, endüstrileşmiş ithal meta karşısında rekabet gücünü bulamayarak yıkılmaktadır.) Bir birine taban tabana zıt bu iki ekonomik sistem arasındaki çelişki, pratikte, kendini bir savaşım ile ortaya çıkarmaktadır. Ana yurdun gücüne sırtını yaslayan kapitalist, üreticinin kendi bağımsız emeğine dayanan üretim ve tasarruf tezlerini zorla yolundan temizler..." (Marks, sf. 785 Kapital 1)
Durum eğer böyle olmasaydı, yani emperyalizmin-kapitalizmin; üretim tarzına iradi müdahalesi olmasaydı kapitalist (milli) üretim kendi ayakları üzerinde duracaktı. Zaten "kapitalist üretim bir kez kendi ayakları üzerinde durduktan sonra, artık yalnızca bu kopuşu (üreticilerin üretim araçlarından kopuşu) gerçekleştirmekle kalmaz, sürekli olarak genişleyen bir ölçekte yeniden üretir."
Kaldı ki kapitalist üretim biçiminin oluşumu ne tefeci-tüccar sermayesine ne de zanaatçılığa bağlıdır, aksine "tamamen, tarihi gelişme aşamasına ve bu aşamaya eşlik eden koşullara bağlıdır." Birbirinden geri olan pratik -eğer koşullan varsa- diğerine bağlanır ve bu çelişki içerisinde sert bir savaşım gözlenir, işte yarı-feodal ülkelerde ulusal kapitalizm özünde uzlaşmaz çelişki içerisindedir.
Şimdi milli burjuva fraksiyonunu inceleyelim.
Milli burjuvazi: Emperyalizmin, komprador kapitalizmin, feodalizmin baskı ve sömürüsü altında cılız kalan ve bundan dolayı çift karakterli olan, özünde anti-feodal olan kesimdir.
Yabancı malların ve yatırımların tarihsel aşamanın özgül koşullarında ülkeye girmesiyle, yanşamayacak sektörlere doğru kayan daha doğrusu zorunluluğunda bırakılan daha ileri kapitalist birimlerle yarı-feodal ülkelerde gerçek kapitalist üretim ilişkisinin temsilcisidir. Ancak, özellikle toprak sahibi sınıf, kendi komprador ve mali-sermayedar destekleriyle birlikte sürekli olarak, ulusal kapitalist sınıfın kapitalist ilişkilerinin yaygınlaştırılması yönündeki taleplerini zayıflatabilmektedir. Bu durumda daha önce belirttiğimiz gibi milli burjuvazi ya emperyalizmle bütünleşecek ya da yerli pazar için üretim yapan geri nitelikte yerli sektörlere katılacaktır. Emperyalizmle kendi sermayesini bütünleştiren milli burjuvazi, kompradorlaşmaya adaydır. Ve biz bu tanıma milli burjuvazinin sağ kanadı diyoruz.
Milli burjuvazinin geçim kaynağı artı-değerdir. Ancak bu artı-değerden elde ettiği kazancın büyük kısmını komprador burjuvazi ve tüccar sermayesi bin bir yollarla kendisine çeker.
Yerli ve onun üretimini endüstrileşmiş kapitalist ithallerle yerle bir eden emperyalizm, ülkede (kendi kurduğu kapitalizmle) eşitsiz bir gelişme yaratmıştır. Bu eşitsiz kapitalist gelişme biçimi, yerli kapitalist birimleri üretici güçlerin gelişmesinin kaçınılmaz olarak düşük bir düzeyde kaldığı oldukça az karlı sektörlere doğru itmektedir. Böylesi bir durumla ve çoğunlukla ithal edilmiş metaların süre gelen rekabeti karşısında ulusal kapitalist sınıf elbette cılız kalacak ve faiz-rant sömürüsü altında inleyecektir.
Yarı-feodal ülkelerde çoğu kez ulusal kapitalist sınıfın sahip olduğu yerli sektöre yatırılan sermayenin kaynağı tarım sektöründen çıkar. Buralarda büyük toprak ağası olmayan ama ya zengin köylü ya de orta düzeyde köylü biriktirdiği artı-emeği en az karlı banka kredili destekli yerli sektörlere (çoğunlukla yerel pazar için ayrıca da ihraç için üretim yapan) yatırır. Bu işi bir tüccar da yapabilir. Tüccar elinde birikmiş parayı, sanayiye dönüştürür. Ama bu onun için yalnızca geçim kaynağıdır.
Komprador burjuvazi ve büyük tüccar-tefeci sınıfı, milli burjuvaziyi (MB) banka kredi sistemi, fiyat tekeli, hammadde ve ulaşım araçlarından yoksun bırakma tehdidi ya da boykot yöntemiyle denetimi altına alırlar. Bütün bu tehlikelere karşı MB, toprak reformundan, ithal edilmiş teknolojinin (üretim tarzının üzerindeki etkisinden dolayı) kötülüğünden, yabancı şirketlerin millileştirilmesinden vs. yanadır. Bu anlamda MB'nin devrimci yönü olmasına rağmen emperyalizm çağında bu taleplerini yerine getirecek düzeyde değildir ve ayrıca koşullar uygun değildir. Çünkü; MB gerek ekonomik gerek siyasi anlamlarda cılızdır, etkisizdir. (Bazı özgül durumlarda -Şili Frei'nin Hıristiyan Demokrat Hükümeti döneminde olduğu gibi- yine emperyalist destekli olmak üzere komprador burjuvazi, ulusal kapitalist sınıfla ittifaka gidebilir.) Komprador burjuvazi ve toprak ağası sınıfların politik egemenliğinin olduğu çoğunluk yarı-feodal toplumsal yapılanmalarda kapitalist üretim ilişkilerinin tarımsal kesime yaygınlaştırılması üzerine ortaya çıkabilen problemlere karşın, emperyalist güçler ulusal kapitalist sınıfı yani MB'yi çeşitli yollarla yansızlaştırır. Emperyalizmin yarı-feodal ülkelerde izlediği strateji, endüstride ucuz emek-gücü kullanımına dayanmakta ve yerli tarımsal üretimin yönü, onun kompradorlaşma talebi ile törpülenmekte, ikircikli bir tutum sergilemektedir.
ŞİMDİYE KADAR SANAYİYİ VE ONA HÜKMEDEN SINIFLARI İNCELEDİK. ŞİMDİ YARI-FEODAL ÜLKELERDE TARIM MESELESİ ÜZERİNDE DURALIM
Tarım: Yarı-feodal üretim tarzında, ekonomik yapılanmada başat olan tarımdır. Ekonomi tarıma dayanmakla birlikte, buralara kapitalist ilişkilerin girmesi, toprak ağasının devlet aygıtı içindeki iktidarına maddi temel sağlayan üretim tarzının yeniden üretimi ile sınırlandırılmıştır. Bütün bunlardan dolayı (Bu nedenlere milli kapitalizmin sınırlarının darlığını da ekleyebiliriz) tarımda halen kapitalist olmayan üretim tarzı hakimdir. Bu katıksız feodalizm değildir. Aksine kapitalizmle içice geçmiş ama feodal kalıntıların damga vurduğu bir üretim tarzıdır. Yine emek rant yoluyla çoğu kez gasp edilmekte, yerleşmiş ücretli emek sömürüsü yer yer istisna düzeyinde görülmektedir. Kapitalist üretim tarzı, kapitalist olmayan üretim tarzına, başat durumuna gelmediği için köylülüğün kapitalist çizgide farklılaşması yukarıda sözü edilen nedenlerden dolayı sınırlandırılmıştır.
Yarı-feodal üretim tarzında makineleşme oldukça dardır. Ancak buna rağmen komprador burjuvazinin egemen olduğu kapitalist çiftliklerde tarımda makineleşme olmasına rağmen hala emek-hizmeti görülmektedir. Şimdi bu konuyu, daha iyi anlamak için alt konulara bölelim. 1- Mülksüzleştirme Süreci: Yarı-feodal ülkelerde yaygın olan iç birimlere yönelik tarımsal üretim (bu doğal ekonominin bir uzantısıdır) ister kapitalist üretim ilişkilerinin yaygınlaşması biçiminde olsun, isterse de kapitalist metalar için içpazarın genişlemesi biçiminde olsun, yine kapitalist üretim ilişkilerin oralarda başat olması tehlikesine karşı oldukça kapalı kalmıştır. Bu sınırlı gedikler çerçevesinde doğrudan üreticinin topraktan, köyden kopması, onun mülksüzleştirilmesi de o kadar sınırlıdır.
Şüphesiz emperyalizmin ülkeye çeşitli yollarla girmesi bir yandan üretim tarzını belli oranda çözerken, diğer yandan da doğrudan üreticilerin kendi üretim araçlarından kopmasını ve hem sanayi hem de tarımsal sektörde farklılaşmış kesimleri yaratmaktadır. Bu oluşum onun sahip olduğu kapitalizmin (KK) kendini yeniden üretebilme gereksinmesi için öngerektir.
Ancak doğrudan üreticinin bu kopuşu sınırsız değildir. Akabinde başat olan ittifaklar tarafından sınırlandırılmış ve izin ölçüsüne bağlanmıştır, ilkel birikim sürecinin (İBS) hala başlamadığı ya da tamamlanamadığı ülkelerde doğrudan üreticinin, üretim araçlarını sermayenin maddi öğesi durumuna dönüştürme sürecide tamamlanamamıştır, kaldı ki sınırlı düzeyde olsa da sınırlı kopuş süreci bağımsız, gürbüz biçimde gelişmediğinden dolayı biçimseldir. Burada hemen şunu belirtelim; İBS'nin yaşandığı ya da halen yeni başlanacağı üzere kapitalizmin bu sürecin önüne set olarak, mali gözeneklere süzülmesi dolayısıyla ileriki süreçlerde her ne kadar güç hareketi ya da mülksüzleştirme süreci olsa da bu o ülkenin İBS'ni yaşadığı, hatta tamamlamaya ramak kaldığı anlamına gelmez. Çünkü; egemen olan kapitalizm "milli" değil, komprador niteliktedir.
Komprador kapitalizmin oluşması, doğrudan üreticinin topraktan sınırlı bir kopuşunu yaratmış, akabinde kentleşme süreciyle birlikte, kent piyasaları da yaratılmıştır. Kaldı ki bu içpazarın sınırlarını da görece olarak genişletmiştir.
Fabrikaların kurulması, vergilerin artışı, faizlerin yükselmesi vs... Tarımsal nüfusun bir bölümünü mülksüzleştirdi ve tarım dışına sürdü. Bu süreç "... yalnızca, emekçileri, onların geçim araçlarını, emek malzemesini, sınai sermaye için özgür kılmakla kalmadı, ayrıca içpazarı yarattı." (Marks Kapital 1 s.778) Şüphesiz bu oluşum komprador kapitalizmin kendini yeniden üretebilme ve ucuz emek-gücünü talan etme fırsatını da yarattı. Özetle; yarı-feodal ülkelerde mülksüzleştirme süreci, emperyalizm destekli ama toprak sahibi sınıfın sınırlayıcı özelliği altında yaşanmıştır...
2- Köylülüğün içbaşkalaşımı (farklılaşması): Köylülük arasındaki iktisadi çelişkiler, köylülüğün farklılaşması dediğimiz şeyi oluşturur. Köylülüğün içbaşkalaşımı dediğimiz alan kırda, köylülüğün kır proletaryasına dönüşmesi ya da kır burjuvazisine dönüşmesidir. Köylülüğün iki grup altında saflaşmaları hem tüketim maddeleri yönünden hem de üretim araçları için içpazar yaratır. Bir başka deyişle köylülüğün, kır proletaryasına dönüşümü ise üretim araçlarını bir sermaye haline getirir.
Köylülüğün toplumsal ve ekonomik durumu bin bir yollarla pazara bağlanıp, meta ekonomisi temeline oturtulmuşsa zaten tarım, sanayiye bağlanmış ve kolayca, gürbüz biçimde köylülük farklılaşması yaşanmış demektir. Kapitalist rekabetin yaşandığı bir tarımsal sistemde üretim güçlü olanların elinde toplanır ve köylülüğün büyük çoğunluğu proleter saflara sürüklenir.
Aynı-rant sömürüsünün yaşandığı koşullarda (geçmiş sayılarımızda bu sömürü anlatılmıştı) üretici daha bağımsız hale geldiğinden, ürettiği üründen daha fazla yani artı-ürün elde edebilme fırsatı da elde etmiştir. Bu rant biçimi de "ayrı ayrı doğrudan üreticilerin iktisadi durumunda daha büyük farklılıklara yol açacaktır. En azından böyle bir farklılaşma olanağı mevcuttur ve doğrudan üreticilerin kendisinin de, öteki emekçileri doğrudan doğruya sömürme yollarını elde etmesi mümkündür."
Kaldı ki ayni-rant'tan, parasal-rant'a geçiş her ne kadar biçimsel olsa da köylü ile sahip arasındaki bağ parasal hal almıştır. "Üstelik aynı-rant’tan, para-rant'a dönüşmesi, para karşılığı kendilerini kiraya veren, mülksüz bir gündelikçiler sınıfının oluşması ile kaçınılmaz olarak bir arada ilerler, hatta bu gündelikçiler sınıfının oluşumu daha önce başlar... Bu yolla, yavaş yavaş belirli bir servet biriktirme ve geleceğin kapitalistleri (zengin köylüler açısından) haline gelme olanağına kavuşurlar" der Marks ve ardından acımasızca şunları söyler; "... bunun gelişmesi, kırlık bölgelerin sınırları ötesindeki kapitalist üretimin genel gelişmesi tarafından belirlenir."
Demek ki, kapitalizmin gürbüzce gelişmesini meta ihracı ve daha sonra sermaye ihracı yoluyla engelleyen emperyalizm, bu durumun önünde de engel olmuştur. Köylülüğün mülksüzleştirilmesi sürecini dahi ittifak çıkarlarının izni ölçüsüne bağlayan emperyalizm, biricik ittifakı toprak ağasının konumunu da böylesi bir "edepsizlikle" bozacak değildir. Sanayinin serbest emek-gücünü eritemeyeceği, içpazarın geniş olmadığı ülkelerde şüphesiz köylülüğü farklılaştıracak etkenlerin de "sınırsız" olması düşünülemez. Bu olanak yarı-feodal ülkelerde vardı ama, mali sermaye onu engelledi ve kendi çıkarlarına göre şekillendirdi.
Yarı-feodal ülkelerde köylülüğün farklılaşması, komprador kapitalizmin daha doğru deyimle emperyalizmin kendi gereksinmelerini yeniden üretebilme koşullarına ve sınırlarına göre ayarlanmıştır. Şüphesiz komprador kapitalizmin olduğu koşullarda da köylülüğün içbaşkalaşımı olur ama bu dışsal nedenlerden dolayıdır. Çünkü köylülüğün farklılaşması, kapitalizm için bir içpazar yaratacaktır. Böylece KK ürünleri ile tarımsal ürünler kolaylıkla değiş- tokuş edilecektir.
Bunun yanı sıra emperyalizmin eliyle, ya da emperyalizmin doğrudan tarımda ticari sektörler kurması, biçimsel olarak üretimi bir elde yoğunlaştıracak, yöre halkını göçe zorlayacak ki bu durum tarımsal köylülüğün farklılaşmasına hız verecektir. Yine de buralarda yer yer angarya iktisadının kalıntıları yani emek-hizmeti sistemi yıkılmayacaktır.
Bu konuda diğer açıklanacak nokta da tarımda makinenin önemidir. Tarımda makineleşme süreci, tarımı sanayiye bağlayan ve köylülüğü de pazara bağlayan olaydır. Kaldı ki tarımda makineleşme daha ileri bir deyimle uzmanlaşma tarımda üretimin yoğunlaşmasına ve kapitalist ilişkilerin yaygınlaşmasına yol açacaktır. Bunu becerebilmek için gerçekten "geniş çaplı bir sermaye gerekir, bu da ancak büyük çiftçilerin gücü dahilindedir." Şüphesiz yarı-feodal sistemde tarımda makineleşme süreci de sınırlıdır, yaygın değildir. En önemli engel, ülkede politik etkinliği olan toprak sahibi sınıfının kapitalist olmayan üretim tarzını yeniden üretebilme gereksinmesinin sınırlayıcı etkisidir. Kaldı ki tarımda makinelerin geniş çapta kullanılması, bir ücretli tarım işçileri yığınının varlığın; öngörür.
Burada en önemli nokta şudur: Tarımda geniş çaplı makineleşmenin olması için burjuvazinin değişmeyen sermayesinin alabildiğince büyük olması gerekir. Ne var ki böyle bir şey mümkün değildir. Diğer zorunluluk şartı da: Makine yapım sanayinde, madencilik vs. sanayinde dev bir gelişme olmalıdır. Bu yarı-feodal sistem sınırları içerisinde "peygamberlerden Allahsızlık istemek" gibi bir şeydir.
Köylülüğün farklılaşmasını geciktiren, ya da yavaş ilerleten en önemli faktör emek-hizmetidir. Bu katıksız feodalizmden kalma angarya iktisadının bir kalıntısıdır. Özetle; Köylülüğün farklılaşması, ulusal endüstriler için bir içpazar oluşumu yoluyla kapitalist tarıma geçiş, toprak sahibi sınıfın siyasi iktidarı tarafından engellenir. Tarımsal malikanelerine bağlı bir köylülüğe dayanan toprak sahibi sınıf, mülklerin yeniden bölüşülmesi ile tarımda kapitalist sınıfın ortaya çıkışına yol açabilecek olan, kapitalist toprak reformunu yasallaştırma girişimlerini engellemiştir.
3- Emek-hizmeti: Toprak beyine ait toprakların, komşu köylülere ait aletlerle ekilmesi biçiminde varolan angarya iktisadının bir kalıntısıdır. Bu sistemde, köylü yarıcılık biçiminde ya da doğrudan doğruya kirayla tutulan toprak için, kullanılan yerler vs. için çalışmak mümkündür. Emek-hizmeti tarımda çok çeşitlidir. En önemli biçimi yarıcılıktır. Ya da kiranın aynı olarak ödenmesi biçimidir. Emek-hizmeti ya da aynı-rant yarı-feodal sisteme dahil olan tarımda oldukça yaygındır. Şimdi bunu açımlayalım: "Emek-hizmeti, orta köylünün özgül 'sanayi'dir, dolayısıyla da orta köylünün aletleri, yalnızca köylü tarımını değil, toprak beyi tarımını da oluşturan parçadır." (Lenin RKG/204). Yarı-feodal tarımsal sistemde, köylülüğün farklılaşması net biçimde yaşanmadığından orta köylülük gerçekten çok yaygındır.
Emek-hizmeti, emeğin aynı olarak ödenmesi, dolayısıyla da, meta üretimindeki zayıf gelişmeye dayanır. Emek-hizmeti, çok zengin olmayan ama aynı zamanda proleterde olmayan orta köylünün varlığını öngörür ve gerektirir. Kaldı ki emek hizmetine girişmek için kendi aletlerine sahip olmak, en azından bir ölçüde "sağlam" bir köylü olmak gerekir.
Bir taraftan angarya iktisadının kalıntıları, bir taraftan bağımsız gelişen tefecilik köylülerin farklılaşmasını önler ve bunun olumsuz sonucu olarakta orta köylülerin ve yoksul köylülük alabildiğince yaygınlaşır. Yarı-feodal sistemde toprak beyine ait toprakların ekilip, işlenmesi genellikle komşu köylülere ait aletlerle yapılır. Ve ödeme V.İ Lenin'in dediği gibi ister para ile ister yarıcılıkta olduğu gibi ürün olarak, ister toprak ya da yer olarak yapılır. Ödemenin biçimi, bu sistemin temel niteliğini değiştirmez. Kaldı ki "bu, doğrudan doğruya, angarya iktisadının bir kalıntısıdır."
V.İ.Lenin'den şu uzun alıntıyı yaptıktan sonra kiracılık ve ortakçılık konusuna gelelim: "... bazen emek-hizmeti sistemi kapitalist sistemle içice geçer ve onunla öylesine kaynaşır ki, birini ötekinden ayırt etmek hemen hemen olanaksız hale gelir. (Bu yarı-feodalizmin en temel özelliğidir. İşte bu olanaksızlık yarı-feodal ülkelerde kapitalist üretim tarzını başat olarak koyan oportünist teorilerin kafa karışıklığına yol açmasına yardım etmektedir.) Örneğin, bir köylü, karşılığında belli gün çalışmayı yükümlenerek, kirayla bir parça toprak tutar... Böyle bir 'köylü' ile belli sayıda gün için çalışmayı yükümlenerek bir toprak parçası alan, Batı Avrupa ya da ostsee 'çiftlik emekçisi’ arasında bir ayrım çizgisini nasıl çekeceğiz? Yaşam, temel nitelikleri karşıtları oluşturan iktisat sistemlerini, kendi içlerinde olağanüstü bir biçimde, derece derece birleştiren biçimler yaratır. 'Emek-hizmeti sisteminin nerede başladığını söylemek olanaksızlaşır." (RKG/1 74).
4- Kiracılık ve ortakçılık: Ortakçılık, ürünün kaldırıldıktan sonra sözleşmenin oranlarına göre ve aynı olarak toprak sahibi ile ortakçı arasında bölüşülmesini öngören bir işletme biçimidir. Kiracılık ise, ürün miktarına bağlı olmayan götürü bir kira bedelinin, üretime katılmayan toprak sahibine ödenmesi biçiminde yer alır.
Toprak sahibi ile üretici arasındaki kira ilişkisi, kiracılıkta parasal ortakçılıkta aynıdır. Yani emeğin gasp ediliş biçimi biçimsel olarak ayrı olsa da (birisine aynı- birisine para) rant yoluyla olmaktadır.
Yarı-feodal sistemde, ortakçılık (ya da yarıcılık) kiracılıktan istatistiklerden anlaşıldığı üzere daha yaygın ve üretimde etkindir. Özellikle ortakçılıkta kısmen özgür irade olsa da piyasa dışı cebir yani "ekonomi dışı zor" ağır basmaktadır.
Üretim ilişkisi olarak yarı-feodal (yani ağalık) olan küçük işletmeci ile -ki üretim araç ve gereçleri kendine aittir- büyük toprak sahibi arasındaki ortakçılık işletmesi, yarı-feodal toplumsal yapılanmalarda önemli bir yer teşkil etmektedir. Ne var ki emek-hizmeti altında emek için ödenen fiyatlar, genellikle kapitalist kiralama altındaki fiyatların yarısından azdır. Buna rağmen yaygın olan ortakçılıkta, ortakçının toprak sahibine kişisel bağımlılığı süre gelmektedir. Bu "iktisadi baskı dışında bir baskıdır."
Her ne kadar emperyalizmin ihraç ettiği sermaye uzantısıyla, tarımda feodalizm kısmen çözülmeye uğramışsa da, yarı-feodal sistemlere sahip olan, Afrika’nın orta-kuzey kesimleri, Etiyopya, Yakın-Doğu, Hint Yarımadası, Güney-Doğu Asya ülkeleri, devrim öncesi Çin, Türkiye, Latin Amerika gibi ülke ve kıtalarda ağa ve ortakçı ilişkisi tarımda hakimdir. (Değişik biçimlere girse de bu meselenin özünü değiştirmez). Bu ilişki de köylü hukuken "özgür" olmasına rağmen, fiilen toprağa feodal özelliklerle bağlıdır. Ve köylü, feodal toplumdakine benzer ekonomi dışı bağımlılık ilişkileri içinde yaşar.
PARTİZAN SESİ SAYI-52
|