Feodalizm Kapitalizm Bağlamında Yarı-Feodal Sistemin İrdelenmesi (4)

ŞİMDİ TARIMDA VAROLAN SINIF VE KATMANLARI İNCELEYELİM

A)Toprak Sahibi Sınıfı: Biz bir ülkeye ya da ülkelere yarı-feodal betimlemesini yaparken orada hakim olan feodal üretim biçiminin varlığına dayanıyoruz, işte bu üretim biçiminin yönlendirici egemen sınıfı toprak ağaları sınıfıdır. Bu sınıf kapitalist olmayan üretim tarzının devamından yanadır ve bu anlamda direngenliği güçlüdür.

Bu sınıfın kazancı çeşitli biçimlerde elde ettiği temel olarak rant sömürüsünden kaynaklanır. Bunun yanı sıra çoğu kez tefecilik ve ticaretle uğraştığı için faiz ve karlarda buna eklenebilir. Kaldı ki ülkede elde edilen artı-emeğin bir kısmı emperyalizm tarafından ellenmez ve bu kısım komprador-kapitalist, mali sermayedar ve toprak sahibi sınıflar arasında bölüştürülür.

Emperyalizmin, ülkedeki üretim tarzıyla içice geçmesi hem kapitalist tarzın yeniden-üretim gereksinmeleri tarafından hem de kapitalist olmayan üretim tarzı elemanlarının süregelen yeniden-üretiminin getirdiği sınırlamalarla yönlendirildiği için, toprak sahibi sınıfın hem ekonomide, hem de doğrudan politik alanda etkinliği vardır. Toprak ağasının bu etkin konumu şüphesiz geçiş dönemine özgü bir olaydır.
Kapitalist üretim ilişkilerinin tarımsal kesime yaygınlaştırılması üzerine çıkabilen problemlere karşın, başlangıçta emperyalizme en uygun siyasal ittifak komprador sınıf ile toprak ağası sınıf arasındakidir. Bu politik sınıflar ittifakının olduğu yarı-feodal ülkelerde endüstriyel sektörlerdeki sınırlanmış gelişme yaygındır. Politik üst-yapıda yer alan toprak ağaları sınıfı tarafından denetlenen tarımsal sektör, endüstriyel kapitalist tarzın yeniden-üretim gereksinmelerine uyarlanmıştır. Tarımsal dış alımların ve taban fiyatlarının belirlenmesinde bu sınıfın parmağı vardır. Tüccar sınıfı ile ittifak halinde olan bu düşman sınıf, bu stratejik çizginin uygulanmasında büyük karlar elde etmektedir.

B)Köylülük: Köylülüğün sınıf yapısının incelenebilmesi için, her şeyden önce tarımda varolan kapitalist ilişkilerin gelişme (gelişme üretim araçlarının üretiminden kaynaklanır. Yayılma ise meta dolaşımıdır, öncekine gerek olmayacaktır.) derecesini özümsemek gerekiyor. Buradaki kapitalist ilişkilerin sınırlarını ve kimler tarafından çizildiğini, niteliğini geçmiş konularımız da derinlemesine tahlil etmeye çalıştık.
Burada anladığımız üzere tarımda kapitalist ilişkilerin yayılması, toprak ağası sınıfın kapitalist olmayan yeniden üretim gereksinmesi tarafından sınırlandırılmış ve onun talepleri bir yere kadar gerçekleşmiş olmasına rağmen, ileri gidememiştir. Bundan dolayı köylülüğün kapitalist çizgide farklılaşması söz konusu değildir. Ancak yine köylülük arasında bir mülk eşitsizliği vardır. Zaten bu mülk eşitsizliği olmadan, ne komprador kapitalizm ne de kapitalist olmayan üretim tarzı kendi yeniden üretim gereksinimlerini karşılar.

Yarı-feodal üretim tarzının hakim olduğu ülkelerde tarımda mülk sahibi orta köylülük oldukça yaygındır. Sınıfsal olarak, ekonomik statülerinden dolayı orta-burjuvaziye yakındırlar. Özellikle şu veya bu biçimde elde ettikleri makine ve aletlere sahip olan ve nispeten kendi ihtiyaçlarından daha fazla üretim kapasitesine sahip olan orta köylülük, elde ettiği artı-emekle sanayiye dahi el atabilir. Amaç orta-burjuva katmanına erişmektir. Ama bir diğer orta köylülük, ekonomik bakımdan kendi kendine yeterlilik ölçütüne kavuşmuşsa da, ihtiyaç fazlası üretme yeteneğinden yoksundurlar. Bunlar tefecilerin, toprak ağalarının, komprador burjuvaların yoğun sömürüsü altında iyice fakirleşmeye yüz tutmuşlardır. Ama üçüncü tipteki, orta köylülük gibi artık fakirleşme sürecine girmemişlerdir ama bu girmeyecekler demek değildir. Geçmişte üstelik ihtiyaç fazlası üreten ya da kendi kendine dahi yetebilen bu tip orta köylüler, koşullar yüzünden en alt tabakaya inmişlerdir. Bunlar tefecilere karşı büyük borç içindedirler. Bunlara küçük-burjuvazide dense yerindedir, doğrudur!

Şu veya bu oranda ama kendine yetmeyecek kadar mülk sahibi olan köylüler orta köylülükle, yoksul köylülük arasında bir köprü işlevi görürler. Bunlar geçimlerinin esas yönünü, başkalarından kiraladıkları topraklardan elde ederler. Bu da çoğu kez "Allah"ın insafına kalmıştır. Eğer toprak kiralamıyorlarsa çoğunlukla mevsimlik işçi olarak açıklarını kapatmak üzere kentlere gelirler ve buralarda en ağır angarya işlerini dahi yaparlar. Çoğunlukla inşaat ya da sigortasız, çok kötü koşullara sahip küçük atölyelerde komik rakamlarla emek güçlerini satarlar ya da olanak varsa küçük ticaret yaparlar. Buna karşılık yoksul köylüler ise toprağı olmayan ve toprak ağalarının sömürdüğü kiracı köylülerdir. Bu köylü tipi yarı-feodal ağalarının sömürdüğü kiracı köylülerdir. Bu köylü tipi yarı-feodal ülkelerde oldukça yaygındır. Bunlar "soylu efendileri" için angarya işler gören, "iktisadi baskı dışında baskı"ya maruz kalan tipik yarı-feodal sistemin feodal köylüleridir.

Köylülüğün içinde en iyi durumda olanlar zengin köylülerdir. Bunların kendilerine yetecek kadar toprakları ve ihtiyaç fazlası üretim aletleri vardır. Üstelik bunlar kira yoluyla toprak tutar ve buraları işletirler. Akabinde ihtiyaç fazlası bir artı-ürün elde ederler. Bazen bunlar tefecilikte yapabilirler. Ama toprak ağasının rant "hışmından" bir türlü kurtulamazlar. Milli burjuvazi gibi çift karakterlidirler.

Birer yarı-feodal ülke olan Hindistan, Etiyopya, Iran, Kamboçya, Peru vs. gibi ülkelerde etkin köylülük nüfusu, çalışan nüfusa oranla %80 civarındadır. Kendi ülkemizde de bu oran %55'lere varmaktadır.

PROLETARYA

Yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde ekonomi, göbekten emperyalizme bağımlı olduğundan geridir. Bu nedenle modern proletarya yoğun değildir. Ancak emperyalizmin el attığı ve buralarda kapitalist ilişkilerini yaydığı hammadde ve alt-yapı sektörlerinde, demiryolu, deniz ulaşımı gibi alanlara yoğunlaşmıştır. Anlaşılacağı üzere sanayi proletaryası az olmakla birlikte emperyalizmin birer kölesi durumundadırlar.
Bütün üretim araçlarından yoksun ve emek-gücünden başka satacak hiç bir şeyi olmayan proletarya, zamanında komprador-kapitalizmin yerleştirildiği dönemlerde emperyalizmin ülkede kendi gereksinmelerinin yeniden-üretimi için başlatılan ama kapitalist olmayan üretim tarzı tarafından sınırlandırılan mülksüzleştirme sürecinde, kentlere göç etmiş köylü kökenli sınıftır. Bu anlamda hala çoğu toprakla ilişkisini koparmamıştır. Komprador burjuvazinin ya da emperyalizmin doğrudan tarımda kurduğu çiftliklerde emek-gücünü satan kır proletaryası da bir taraftan emek-rant, diğer taraftan da kapitalist-rant sömürüsüne maruz kalmaktadır. Bu iki sömürü biçiminin içice geçtiği kapitalist çiftliklerde çalışan kır proletaryası, yine emperyalizmin ihtiyacı için çalışmaktadır.

Yarı-feodal sistemlerde proletaryanın emek-gücü ucuz olduğundan dolayı, ücretleri de alabildiğince yaşam koşullarının altındadır. Tüccarların-tefecilerin karşılıklı verdiği borçları dahi karşılayamayan ücretli işçi, gün geçtikçe iyice yoksullaşmaktadır.
Üretici güçlerin gelişmesinin ilaç, tarımsal ihraç, alt-yapı, ulaşım ve hammadde çıkaran sektörlerde sınırlanması, işçilerin kapitalist olmayan bağlarını kentlerde iç pazar için yerel üretim yapan imalat sektörlerinkine nazaran çok fazla korumaktadır.

TEFECİ-TÜCCAR SERMAYESİ

Ülkeye emperyalizmin girmesiyle; iç pazarın genişlemesi, tarımsal metaların ve ulusal kapitalist sektöre ait metaların ihracı ile ithal malların bölüşümü, meta ihracıyla artan meta dolaşımının hızı, tüccar sınıfın ekonomik yönden rolünün ve statüsünün güçlendirilmesi için temel oluşturmaktadır. Özellikle ithal metaları ülkenin en ücra köşelerine kadar yayma ihtiyacı hem ticareti karlı alan haline getirmiştir, hem de politik alanda ticaret burjuvazisinin statüsünü güçlendirmiştir.

"Artı-emeğin üreticiden doğrudan doğruya ve zorla alınmadığı ve üreticinin kendisinin de henüz sermayenin biçimsel boyunduruğu altına girmediği bazı ara biçimlere...Bu gibi biçimlerde sermaye henüz emek-sürecini doğrudan doğruya denetim altına almış değildir... El zanaatları ile tarımı eski geleneksel biçimi ile sürdüren bağımsız üreticilerin yanı başında, bunların üzerinde asalak gibi beslenen tefeci ya da tüccar sermayesi vardır. Bir toplumda (ki bu toplum Marx ve Lenin'in her zaman belirlediği gibi yarı-feodal toplumdur) bu tür sömürünün egemen oluşu halinde, kapitalist üretim tarzına burada yer olmaz." (Marx)

Yarı-feodal sistemlerde, sanayi burjuvazisinin egemenliğinden söz edemeyiz, çünkü: emperyalizmin doğrudan yerleştirdiği komprador-kapitalizmde, ancak emperyalizmin sömürüsüne aracı bir burjuvazi hakimdir. Bunun da sanayi burjuvazisiyle uzaktan yakından bir alakası yoktur. Kaldı ki; eldeki yıllık emeğin çoğunu, sermaye olarak görev yapabilen üretim araçlarının (bu nedenle değişmeyen sermayenin) üretiminde kullanmayıp, sanayi burjuvazisinin aksine ücretler ya da artı-değer biçiminde gelire dönüştürülmektedir.

Bu nedenle tefeci-tüccar sermayesi yarı-feodal sistemlerde, kapitalist-emperyalist ülkelerdekinin aksine sanayi burjuvazisinin bir eki olarak değil, bağımsız olarak gelişen bir birikim olarak karşımızda durmaktadır. Bu biçimde "tüccar sermayesinin bağımsız gelişimi kapitalist üretimin gelişme derecesiyle ters orantılıdır." (Kapital-3)

Tefeci sermayede bundan farklı değildir. Tüccar sermayesinin ikiz kardeşi tefecilik pre-kapitalist bir yapıdır. Bundan dolayı bunun gelişimi de sanayi sermayesinin gelişimi ile ters orantılıdır.

"Tefecilik, üretim araçlarının dağınık olduğu yerlerde, para serveti merkezileştirir. (Ama) Üretim tarzını değiştirmez, ama onun üzerine kene gibi yapışır ve mahveder." (Kapital-3 sf. 632) Bu sermayenin varlığı "...bizzat çalışan köylü ile küçük usta zanaatçının yürüttüğü küçük ölçekli üretimin egemenliğine tekabül eder." (AGE. sf. 628-630)

Bazı oportünist-revizyonist çevreler ağızlarına bakla edercesine, tefeci-tüccar burjuvazisinin, elinde biriken serbest parayı meta üretimi alanına yatıracağını ve bu anlamda sanayi burjuvazisinin öncülü olduğunu ve bu öncülün mutlaka sanayi burjuvazisi haline geleceğini ve ülkedeki bütün mülkiyet biçimini kendine göre biçimlendireceğini yıllarca söylediler, halende söyleyeceğe benziyorlar. Dogmatik-cımbızcı bu görüşlerin, mutlak gerekircilik yanlarını Marx ve Lenin, bu konu üzerinde yazdıkları sayfalar dolusu yazılarla "resmen" çürütmüşlerdir. Marx Kapital-3'te şunları söylüyor: ''Ancak, kapitalist üretimin diğer ön koşullarının bulunduğu yer ve zamanlarda, tefecilik, bir yandan feodal bey ile küçük üreticiyi mahvetmek, öte yandan emek araçlarını sermaye biçiminde toplamak suretiyle, yeni üretim tarzının kurulmasında yardımcı araçlardan biri haline getirir." (sf. 632) Ve ardından aynı eserin 342. sayfasında şunları söylüyor: "Ticari sermayenin gelişmesi... tek başına ne bir üretim tarzından diğerine geçişi sağlayabilir, ne de bunun açıklanması için yeterlidir." işte yarı-feodal ülkelerde kapitalizmin "başat tarz" olmasını tefeci bezirgan sermaye ve ticari sermayenin gelişimine bağlayanlara Marx'ın cevabı; "Daha bitmedi." Lenin RKC adlı eserinin 165. sayfasında Narodniklerle polemiğinde şunları söylüyor: "Kendi başlarına ne tüccar sermayesi ne de tefeci sermayesi, sınai sermayenin (yani kapitalist üretimin) doğuşu için yeterli öncülü temsil etmezler; bunlar her zaman eski üretim biçimini yıkıp onun yerine kapitalist üretim biçimini getirmezler." (Geçmiş konularımızda da söylediğimiz gibi). Kapitalist üretim biçiminin oluşumu, "tamamen, tarihi gelişme aşamasında ve bu aşamaya eşlik eden koşullara bağlıdır" (Marx)

Yarı-feodal ülkelerde, emperyalizmin "mali sermaye" aracılığıyla üretim gözeneklerine sızdığını, yerel sanayiyi ve gelişmekte olan ulusal kapitalist sınıfı cılızlaştırdığını, üretim tarzını, karşıt tarzların içice geçtiği hale soktuğunu ve ülkede sanayii değil, ticaret, banka alanlarını geliştirdiğini önceki sayfalarımızda derinlemesine irdeleyerek açıklamıştık.

Günümüzde emek-artığının önemli kısmına el koyan tefeci-tüccar burjuvazisi haline gelmeye çalışmışsa da, endüstrileşmiş meta ihracının karşısında başarısız olmuş ve tek başına manifaktür üretiminden, fabrika üretimine geçişi sağlayamamıştır. Çünkü; "manifaktür evinden fabrikaya geçiş, edinilmesi yüzyıllar sürmüş olan zanaatçının el ustalığını ortadan kaldıran tam bir teknik devrime işaret eder..." (RKG Lenin sf. 396) Bu durumda tefeci-tüccar sermayesi "üretim tarzında köklü bir değişiklik yapmaksızın, yalnızca doğrudan üreticilerin durumunu daha da kötüleştirir ve bunları, sermayenin yakın denetimi altındakinden daha beter koşullar altında çalışan düpedüz işçiler ve proleterler haline getirir. Ve artı-emeklerine, eski üretim tarzı esasına göre el koyar." (Kapital. 3 sf. 350)

BİR KEZ DAHA YARI-FEODAL toplumsal yapı, feodalizmden ayrı bir toplumsal yapı değildir. Mao Zedung'un deyimiyle "feodalizm ve kapitalizmin bin bir çeşidinin içice geçtiği bir üretim biçimidir." Üretim biçiminin mahiyetiyle feodal topluma tekabül eder. Demek ki yarı-feodalizm hemen hemen her toplumun yaşadığı feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinde varolan bir aşamadır. Bu aşamada doğrudan üreticilerden artı-emeğin alınış biçimi feodaldir. Ama kısmen de olsa artı-değer sömürüsü vardır fakat bu gürbüz kapitalist sanayinin doğurduğu artı-değer değildir. Kaldı ki artı-emeğin alınış biçimleri ekseriyeten faiz ve rantlar yoluyla olmaktadır. Ne var ki sermaye karının sınırlarımda faiz ve rantlar belirlemektedir.

Batı Avrupa'da feodalizm 14. yy.dan sonra çözülmeye başlamıştır. Feodalizmden kapitalizme geçiş ani olmamıştır. Batı Avrupa ülkelerinin çoğunda, devlet biçimleri "mutlakıyet", "meşrutiyet" vs. biçimler yarı-feodal toplumsal formasyonlarda kapitalizm iki ayağı üzerine hala oturamamıştır.

Bugün yarı-feodalizm dünyanın yarısına hakimdir. Ve hepsi de yani yarı-feodal ülkelerin hepside, emperyalist yedilerin yarı-sömürgesi durumundadırlar. Ve bütün bu ülkelerde devlet biçimi faşizm olmak üzere açlık, sefalet, işsizlik, hırsızlık vs. kol gezmektedir. Buralarda emekçi yığınların örgütlenme, söz, toplantı ve özgürlükleri yok denecek düzeydedir. Hepsinde de bir toprak sorunu mevcuttur. Bazılarında ise ulusal sorun artık dayanılmaz bir hal almıştır. Emekçi halk bir taraftan hocaların, papazların dine dayalı sömürüsüne uğrarken, bir taraf tan da "demokratik, laik" Bir taraftan "heavy metal", "pop" gibi emperyalizmin yoz kültürüyle yoğrulmuş taklitçilik, diğer taraftan halkın feodalizmin bağrında filizlenmiş geleneksel kültürü, bir taraftan "tekerlekli" gecekondular, diğer taraftan "Sheraton otelleri"... Bu "arabesk" yapılanmayla kafa karışıklığı olmasın. Bu durum yarı-feodal toplumsal yapıların bire bir tabiatına uygun düşmektedir.

Yazımızda her zaman belirttiğimiz gibi, yarı-feodal toplumsal yapılanmalarda başat tarz, kapitalist olmayan üretim tarzıdır. Ancak bu, emeğin artı-değer biçiminde gaspını yadsımaz. Feodal sömürü ile emperyalist sömürü bu sistemde içice geçmiştir. Emperyalizmin yaptığı sermaye ihracı, feodal sömürünün sınırlarını nispi olarak daraltmışsa da üretim tarzını ve emeğin gaspının temel şeklini, temelden değiştiremez. Emperyalizmin, yerli sermaye ile ortak hisseli şirketler, tekeller ve holdingler kurması ve bunun sayısının çoğaltılması üretim tarzını değiştirmez. Ancak başat üretim biçimiyle içice geçer. Biçimsel kapitalist ekonomi görüngülerine bakarak, yarı-feodal, yarı-sömürge ülkelerde halkın üretim biçiminin kapitalist olduğunu söylemek tamamen yanılgıdır.

Bazı çevreler yarı-feodal ülkelerde kapitalizmin hakim olduğunu göstermek için istatistikleri temel almaktadır. Halbuki "her şeyden önce geniş çaplı makineli sanayinin gelişmesi (bu kapitalist üretim biçiminin hakim olması demektir) sorununu salt fabrika istatistiklerine indirgemek gülünçtür. Bu bir istatistik sorunu değil, söz konusu ülkenin sanayi kapitalizminin gelişmesi sırasında aldığı biçimler ve geçtiği aşamalar sorunudur." (Lenin RKG. sf. 397)

Bazı çevreler ise ülkede yarı-feodal üretim tarzının başatlıktan çıkmasını "emperyalizme" bağlamaktadırlar. Onun ülkede kapitalizmi içsel yaptığını ve geliştirdiğini söylemektedirler. Her şeyden önce bu mantık Lenin'in de belirttiği gibi emperyalizmi "ilerici" olarak görmektedir. Bu da tamtamına revizyonizmdir. Doğru! emperyalizm ülkede kapitalizmi geliştirir ama hangi kapitalizmi? Milli mi yoksa komprador, tamamen kendi gereksinmelerine göre ayarlanmış kapitalizmi mi? Sorunun can alıcı noktası budur. Kapitalizmin içselliği, o kapitalizmin feodalizmi çözerek ilerleyen "milli" niteliğinden söz etmektir. Yoksa emperyalizmin getirdiği kapitalizm içsel değildir. Çünkü emperyalizm zorlayıcıdır, dışsaldır... Onun getirdiği kapitalizminde üretim tarzında belirleyici olması düşünülemez.

Yarı-feodal toplumlarda başat üretim tarzı konusunda kafa karışıklığının olması ve geniş- bundan kaynaklanan politik üst yapıların olması aslında doğaldır. Gerçekten nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan "karşıt" tarzların belli ilişki ve çelişkiler içinde olması ML'yi anlamayanlar için zordu. Ampirik verilerle dahi yola çıkılsa ki bu bilimsel yöntem değildir, eksikliklerle dolu olsa da yarı-feodal sistemde başat tarzı tahlil edebiliriz...

Biz bu yazıyı yazarken tamamen ML ve onun ardıllarının kurumlarından çıkardığımız destekli yorumlara dayadık. Dikkat edildiyse kısıtlı olanaklardan dolayı yarı-feodal ülkelerin istatistik verilerini yazıda görememişsinizdir. Ancak dikkatli bir okuyucu şunu rahatlıkla görebilir. Yarı-feodalizm "katışıksız feodalizm" değildir. Ama kapitalizmin başat olduğu geçiş aşaması da değildir.

SON DEFA GÜNÜMÜZDE KAPİTALİZMİN GELİŞMESİ

Bugün dünyamız bir avuç emperyalist ülkeler tarafından paylaşılmıştır, özellikle ABD, "Rusya", Japonya, AET emperyalistleri kendi dışındaki yarı-feodal ve kapitalist ülkeleri kendi yarı-sömürgeleri durumuna getirmişlerdir. Bu durumda emperyalizm çağında burjuvazi gelişmesini tamamlamış ve "devrimci barutunu" bitirmiştir. Artık yalnız başına devrim yapacak ve üretim ilişkilerini yıkacak güçte değildir. Bu yük bugün proletaryanın omuzlarına yüklenmiştir.

Gelişmesini toplumsal yapıyla birleştirip geri bıraktırılmış yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde milli burjuvazi, üretim araçlarının gelişmesinden yana olmasına rağmen bunu başaracak olanaklara sahip değildir. Eski BDD döneminin kapandığı yeni tipte proleter sosyalist devrimlerin bir parçası olan demokratik devrim döneminin açıldığı günümüzde artık bu görev proletaryanın omuzlarına yüklenmiştir. Diğer bir ifadeyle feodalizmi demokratik devrimle ancak ve ancak proletarya tasfiye edebilir. Ve ancak proletarya üretim araçlarını geliştirebilir, onun önündeki engelleri temizleyebilir.

Çağımızdaki yarı-sömürge, yarı-feodal toplumsal yapılanmalarda burjuvazi, ne devrim yoluyla ne de Prusya usulü bir geçişle kapitalizmi hakim hale getirebilir. Zaten emperyalizmin hakim olduğu koşullarda yarı-sömürge ülkelerde iç başkalaşımın (Junker-Prusya usulü) maddi koşulları söz konusu olamaz.

Emperyalizm girdiği ülkelerde kısmen, kendini yeniden-üretme gereksinmesinden dolayı feodalizmi çözer ama onu tasfiye etmez. Ülkede varolan kapalı ekonomiyi derinden etkiler âmâ yerli üretim sanayisini de acımasızca yıkar. Emperyalizm bir taraftan böylesi bir işlevi yerine getirirken diğer taraftan da feodal ve en geri sınıflarla ittifak kurar. Hiç bir zaman onunla zorunlu olmadıkça çatışma yoluna gitmez. Onun yarattığı komprador kapitalizmin temsilcisi komprador burjuvazi ise yeniyi temsil eden bir kapitalist sınıf niteliğinde değildir. Elindeki sermaye bağımsız sınai sermaye olmadığı için ve bu temeller üzerinde oluşmadığı için ülkede feodalizmi tasfiye edemez ve bütün mülkiyet biçimlerini kendine göre şekillendiremez. Onun sermayesi zaten aracılık ve tefecilikten doğmuştur ve palazlanmıştır. Üretim şekli ise tüketime yöneliktir, üretime dönük üretim potansiyeline sahip değildir. Komprador burjuvazi, feodal sınıflarla birlikte devrimin baş hedefi durumundadır.

Proletarya, görevini bilince çıkararak, bu tip ülkelerde emperyalist ve feodal sömürüye son verebilmek için tüm emekçi kesimlerle ittifak ölçüsünde hareket etmelidir! Yarı-sömürge ülkelerin siyasi ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarının tek yolu budur!

PARTİZAN SESİ SAYI-53

 

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi