|
|
|
Ankara Üniversitesi'nde Boykot İlk Haftasını Başarıyla Geride Bıraktı |
|
ANKARA (10.10.2008) - Ankara Üniversitesi’nde taşeron TADAL bünyesinde çalışan yemekhane işçilerinin kölece çalışma koşullarına karşı iş bırakarak öğrencilerle birlikte örgütledikleri boykot yaygınlaşarak devam ederken yeni gelişmeler yaşanıyor.
İşçiler, öğrenciler, sendika ve akademisyenlerden oluşan Ankara Üniversitesi Meclisi’nin örgütlediği boykot, daha önce ilan edilen taleplerin kabul edilmesi amacını taşırken, Meclisçe muhatap olarak A.Ü Rertörlük’ü gösterilmişti. Meclis, perşembe günü yapılan basın açıklaması öncesinde Rektörlüğe temsilcileri aracılığıyla verdiği dilekçe ile işçilerin taleplerine ilişkin görüşme isteğini iletmişti. Bununla birlikte kazanana kadar, boykotun daha da yaygınlaşması ve güçlü örgütlenmesi yönünde gerekli adımların atılacağı kararlılığı da vurgulanmıştı. Meclisin kararlılığı ve boykotun başarısı karşısında şaşkına dönen taşeron TADAL, üst işvereni konumundaki Rektörlükle toplantılar almaya başladı. Meclis bu süreçte çıkardığı “Taşeron TADAL’ın Tadı Kaçtı” başlıklı bildiride, “Yemekhane işçilerinin direnişi devam ediyor. Bizlere sağlıksız ortamlarda hazırlanan yemekleri satan taşeron TADAL, kapısında bekleyen yoksul işsizler ordusundan kolayca işçi buluyor. Çareyi, işinin ehli olmayan, kayıtsız çalışmaya razı işçileri çalıştırmakta arıyor. Taşeron TADAL’ın yemeklerini kendi işçileri ve şirketin Ankara idare bürosunda çalışanlar yemiyor. Yemeklerin hazırlandığı mutfaklarda temizlik ve hijyen sorunları hepimizin sağlığını tehdit ediyor. Taşeron TADAL’ın kar hırsının sağlığımızı tehdit etmesine izin vermeyelim.” dendi. Bildiriyle birlikte fakültelerde Cuma gününü örgütleyen Meclise, Rektörlüğün akşam saat 17.00’de görüşmek istediği bilgisi ulaştı. Bu bilgiyi not alan meclis yemekhanelerde mesai bitimine kadar boykotu daha güçlü örgütlemeyi sürdürdü. Ankara Üniversitesi’nin farklı yerleşkelerinde boykotu örgütleyen işçi ve öğrencilerin saat 15.00’te Cebeci’de sloganlar ve alkışlarla buluşması sonrasında hazırlan kumanyalar hep birlikte yendi. Ve boykotun geldiği yeri değerlendirmek ve bundan sonraki süreci planlamak için toplantıya geçildi. Herkese açık olan toplantı, rektörlüğün görüşme isteği, görüşmeye gidecek heyet ve orda alınacak tavır ana gündemleriyle başladı. Heyet oluşturuldu. DİSK/OLEYİS örgütleme sekreteri, işçiler, öğrenci ve işçilerin avukatından oluşan heyet, daha önce ilan edilen taleplerin teminat altına alınması ekseninde yapacakları görüşmeye alkışlarla gönderildi. Rektörlüğe ulaşan heyeti karşılayan özel güvenlik şefinin “rektörlüğün adını söyleyeceğim iki işçi dışında bir heyetle görüşmeyecek” demesi üzerine heyette bulunan avukat Rektörlükle ön görüşme isteğini iletti. Bu istemine de olumsuz yanıt alan heyet, bu şartlar altında görüşme yapmayacağını söyleyerek cebeci yerleşkesine, görüşme sonucunu bekleyen işçi ve öğrencilerin yanına dönmeye karar verdi. Alt işvereni taşeron TADAL’la saatler süren toplantılar alan rektörlük, işçilerin insanca yaşama isteklerini iletmek üzere oluşturdukları heyeti kabul etmeyerek tarafını ilan ederken, Ankara Üniversitesi Meclisi, hafta sonunu planlayarak hafta başından itibaren boykotu daha da yaygınlaştırma kararı aldı. Ayrıca toplantıda işçi ve öğrencilerden bir heyet oluşturularak saat 18.00’de ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisleri’ne, ODTÜ öğrencilerinin düzenlediği etkinliğe gidip boykotun geldiği noktanın anlatılıp destek istenmesine karar verildi. Binlerce kişinin doldurduğu Vişnelik alanına gelen heyet coşkuyla karşılandı. Yapılan konuşmaların ardından binler hep bir ağızdan, “TADAL işçisi direnişin simgesi”, “zafer, direnen emekçinin olacak” sloganları atıldı. İşçiler, demokratik hakları için sürdürdükleri mücadelede öğrencilerle omuz omuza yürürken, aldığı tavırla yerinin patronun yanı olduğunu ilan eden rektörlükle birlikte kimin dost kimin düşman olduğunu daha iyi gördüler. 12 Eylül askeri faşist darbesinin ürünü olan Yüksek Öğrenim Kurumu’nca(YÖK) şekillendirilen üniversiteler, halk için eğitim - halk için bilim üretilen yerler olması gerekirken ve bunu yaparken tüm bileşenleri, öğretim görevlileri, öğrenciler ve çalışan personeliyle birlikte, ortak hareket etmesi gerekirken son örnekte patronlarla görüşüp işçilerin temsilcileriyle görüşmeyerek olması gereken yerden ne denli uzak olduklarını bir kez daha gösterdiler. |
|
|