|
İSTANBUL (19.10.2009) - YTÜ’de olan ülkede olan bitenden çok farklı değil. İş gene YTÜ’nün gerçek sahiplerine, öğrencilerine ve öğretim görevlilerine düşüyor.
Yıldız Teknik Üniversitesi daha önce de “kirli işlerle” gündeme gelmişti. Ulusalcı kesime yakınlığıyla bilinen Durul Ören zamanında, öğrencilerin sağlık karneleri üzerinden yolsuzluk yapıldığı ortaya çıkmış, (www.sendika.org) olayın soruşturulması görevi YÖK tarafından rektörlüğe devredilmişti. YTÜ öğrencileri, Durul Ören’i farklı yönleriyle de tanıyor. Ören, panolardaki siyasi afişleri büyük bir hınçla, kendi elleriyle söken, üniversitedeki panel ve söyleşilere sivil polis yollamaktan çekinmeyen, öğrencilere soruşturma yağdıran, derslerinde Ermeni meselesiyle ilgili resmi tezlere uygun konuşmayan sosyal bilimcilerin kulağını çekmekten geri durmayan, üniversite şenliklerini sponsorlar kanalıyla sermayeye sonuna dek açan bir yöneticiydi. Ve iki dönemin sonunda rektör değişti…
Siyasi yorum yapmak atılma gerekçesi
Yeni rektör İsmail Yüksek, yepyeni icraatlarla göreve geldi. Bunlardan biri atamalar konusu. Son günlerde gazete ve televizyonlarda hak ettiği kadroya getirilmeyen Özgür Sevgi Göral’ın demeçlerini görüyoruz. Yeni YÖK sistemine göre üniversitede açılan bir kadro için adaylar KPDS ve ALES notlarına göre bir sıralamaya sokuluyor ve bu sıralamaya göre en yüksek puana sahip ilk dört aday mülakata girmeye hak kazanıyor. Yani söz konusu alanda isterseniz 10 tane kitap yazın, ALES puanınız diğerlerine göre düşükse mülakata dahi girmeden eleniyorsunuz. Özgür Sevgi bu badireleri de atlatmış, mülakata girme şansı kazanmış, mülakatta da en yüksek mülakat notunu alarak toplam puanda diğer adayların önüne geçip kadroya girmeye hak kazanmış. Fakat televizyonda Kürt sorunuyla ilgili akademik sınırların dışına çıkmayan, pek de radikal sayılmayacak bir iki söz söyledi diye üniversitede ders vermek için yeterince “samimi” bulunmadığı söylenerek okuldan gönderildi. Olaylar ortaya çıkınca YTÜ, Özgür Sevgi’nin alınmayışına KPDS ve ALES puanlarının diğer adaylardan daha düşük olduğunu neden gösterdi. Belli ki YÖK’ün koyduğu değerlendirme kriterlerinden haberdar değiller.
İşine son verilen sözleşmeli öğretim görevlilerinin yerine kim alınıyor?
Elbette sorun bu puantaj sistemiyle ilgili değil. Özgür Sevgi’nin durumuyla eş zamanlı olarak başka gelişmeler de yaşandı ve yaşanıyor İsmail Yüksek döneminde. Özgür Sevgi’nin çalıştığı İnsan ve Toplum Bilimleri bölümünün bağlı olduğu Fen Edebiyat Fakültesi dekanı Ulvi Avcıata, bölümde çalışan sözleşmeli öğretim görevlilerinin işlerine, yeni ders yılının başlamasına 1 hafta kala bir e-mail göndererek son verdi. Gerekçe, artık bölüm derslerinin yeni kadrolu öğretim görevlilerince verileceğiydi. Peki, kimdi bu yeni kadrolu öğretim görevlileri? Adnan Oktar grubundan kopma “Kızıl İslamcılarla” bağlantılı Caner Taslaman’dan tutun çoğu İslam felsefecisi Sait Özervarlı, Neşet Toku, Ergün Yıldırım gibi isimler artık YTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü hocaları… Özgür Sevgi’nin “siyasi yorumlar” yapmasından rahatsız olanlar, o ve sözleşmeli diğer öğretim görevlilerinden boşalan yerlere İslamcı gazetelerde, hatta Ortadoğu gibi faşist bir gazetede yazı yazmış isimleri getirdiler.
Rektöre yakın olanlar ödüllendiriliyor
Bir gelişme de İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde yaşandı. İçerisinde İktisat, İşletme ve Siyaset Bilimi bölümlerini barındıran fakülteye dekan olarak, rektör yardımcılığı görevindeki matematikçi Mehmet Ahlatçıoğlu vekâleten atandı. Bir matematik hocasının İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ne atanmasının sebebi tabii ki de bilimsel kriterlerle ilgili değil. Ahlatçıoğlu yeni rektör Yüksek’e siyasal ve ideolojik olarak çok yakın bir isim… YTÜ kadroları böylesine pervasızca el değiştirirken, söz konusu bölümlerdeki hocalara ya da idari görevlilere hiçbir açıklama yapılmıyor. İnsan ve Toplum Bilimleri’ne alınan bu “kadrolular” hangi jüri tarafından, nasıl seçildi, bilgi verilmiyor. Jürinin üniversite dışından akademisyenlerce yapıldığı ve YTÜ’de çalışacak kişilere üniversite dışından karar verildiği söylentiler arasında.
Yıldız’ın Beşiktaş kampusu satılıyor!
Tüm bunlar olup biterken YTÜ’nün ekonomik değeri tartışılmaz Beşiktaş Kampusu birer birer boşaltılıyor. Durul Ören hatta Ayhan Alkış zamanında bile Yıldız’ın satışı gündemdeydi. İsmail Yüksek bu süreci hızlandırdı: Sanat Tasarım Fakültesi dönem başında, fakültenin pratik dersleri için gerekli stüdyoya, laboratuarlara sahip olmayan Davutpaşa Kampusuna taşınmaya çalışıldı ancak rektörlük ciddi bir muhalefetle karşılaştı. Yüksek’in akademik açılış için okula çağırdığı Tayyip Erdoğan ise, iştahını kabartan bu arazi için çıkan söylentileri reddetmekle yetindi.
YTÜ’de olan ülkede olan bitenden çok farklı değil
YTÜ’de neler oluyor? YTÜ’de olan ülkede olan bitenden çok farklı değil elbette. İktidar ve kadroları el değiştirirken piyasalaşma süreci tam gaz devam ediyor. Durul Ören döneminde başlayan paralı yüksek lisans programları, öğrenci şenliklerinin kulüplerden kopartılıp şirketlere verilmesi, üniversitenin şirket yöneticileriyle eşgüdümlü çalışması gibi 1980 öncesinde hayal edemeyeceğimiz gelişmeler yeni yönetimle birlikte daha da görünür hale gelmiş durumda. Bugün YTÜ’nün açılış konuşmasında “bilim değil bilgi üretmekten” bahsediliyor. Bu bilgi de elbette ki emperyalist yapılanmaların ve işbirlikçisi ülke egemenlerinin çıkarlarına uygun bir bilgi olacaktır. Üniversite kurullarına sanayi ve ticaret odalarından temsilcilerin katılması konuşuluyor. Bu şekilde üniversitenin ticarethaneye dönüşümü hızlanacaktır. Öğrenci kimlik kartları aynı zamanda birer İş Bankası hesabı olarak düzenlenerek öğrencinin izni dahi alınmadan öğrenci üzerinden para kazanmanın yolları aranıyor. İş hukuku hiçe sayılıyor; sağlık sigortası dahi olmayan sözleşmeli öğretim görevlileri bir “e-mail” ile işten atılabiliyor.
Diğer yandan bir öğretim görevlisi mevcut hükümetin Kürt Açılımı politikasıyla çok da çelişmeyen bir açıklama yaptı diye, “Atatürk İlke ve İnkılâplarına aykırı beyanda bulunduğu gerekçesiyle” işinden oluyor. Belli ki yeni yönetim çıkarı olduğu durumlarda, tanıdık olduğumuz klasik Kemalist üniversite yönetimlerinin argümanlarını kullanmaktan geri durmuyor. Ülkede emperyalist-kapitalist sistemin siyasal yürütücülerinin en güvenilir kollarından biri olan AKP, üniversitelerde yıllar süren mücadeleler sonucu kazanılmış hakları gasp etmekten çekinmemekte. İş Neoliberal politikaları uygulamaya geldiğinde, öğrenci, çalışan, öğretim görevlisi demeden kolları sıvayan bu piyasacı-tarikatçı faşist anlayış, ülkenin her tarafına yaymayı hedeflemekte.
Parasız, bilimsel eğitim; demokratik ve özerk üniversite!
Elbette yapılması gereken ağlayıp sızlanmak, “gelen gideni aratır” demek değil. İş gene YTÜ’nün gerçek sahiplerine, öğrencilerine ve öğretim görevlilerine düşüyor. Ülkede ve üniversitedeki hakların genişletilmesi ve ilerletilmesi ne Kemalizm ne de liberal-islamcı ideolojinin rehberliğinde olacaktır. Her iki ideolojiye saplanmayı reddedip, bilimsel sosyalist düşünceyi mücadele içerisinde büyütenler, YTÜ ve ülkeden emperyalizmin işbirlikçilerini kovacaklardır. Şimdi üniversitelerin gerçek sahibi olan öğrencilerin taleplerini daha güçlü haykırmanın zamanı: Parasız, bilimsel eğitim; demokratik ve özerk üniversite! |