Ekonomi Bir Sır Değildir

Bu yazıyı kaleme almamızın sebebi; başlığından da anlaşılacağı üzere, ekonomi ile ilgili yazıların okunmamasıdır. Hele hele başında ekonomi yazıyorsa ve birde yazının içinde çeşitli çizelgeler varsa yazının yüzüne dahi bakılmıyor.

Yazıların okunmamasının başlıca sebebi, burjuvazinin, egemenlerin ekonomi bilimini, bir kaç entel gözlüklü, saçı başı dağınık, üniversite okumuş, bar düşkünü insanların ilgilenebileceği bir dal olarak yansıtması ve geniş emekçi kesimlerin ve hatta devrimcilerin de bunu ister istemez kabul etmesi. Egemenler-sömürenler, elbette emekçilerin felsefeyle olduğu gibi, ekonomiyle de, ilgilenmesini istemez. Sadece kendi çıkarları doğrultusunda bilimin kırıntılarını ki onu da belli kesimlere (teknokratlarına, çeşitli uzmanlarına, makine başında çalışan emekçiye iş yapacak kadarıyla) topluma sunar. Bunu yaparken de kavramları, terimleri maddesinden, özünden soyutlayarak, birkaç laf ebesinin pratikten, üretimden, halktan kopuk entelektüel tartışmasına dönüştürür. Birde bakmışız ki ortalıkta milyonlarca yabancı, bilinmeyen kelimeler dolaşıyor ve cümleler tamamen bunlardan kuruluyor.

Ekonomiye baktığımızda durum tamda böyledir. Hele şu krizle birlikte öylesine kelimeler türetildi ki, yıllardır ekonomi bilimiyle uğraşan ve hatta bilinçli olarak kafaları karıştırmak isteyenler dahi bu kelimelerin ne anlama geldiğini bilmez oldular. Resmen ekonomik terim enflasyonu, anarşisi yaşanıyor. Öyle ki, ekonomik gelişmeleri yorumlayan iki kişinin tartışmasına tanık olduğumuzda ister istemez "bu adamlar galiba turist" demek zorunda kalıyoruz. Ve tercümana ihtiyaç duyuyoruz.

Tüm bu saydığımız ekonomik kelimeler, kavramlar anarşisi burjuvazinin bilinçli oyunlarıdır.Oysa süreç o kadar berrak ve açık ki. Sömürü o kadar net gözüküyor ki. işte burjuvazi bunun görülmesini istemiyor. Bunun içindir ki, uşak kalemşörter dizilmiş peşi sıra yaşananları emekçilerden gizlemek, sömürüyü kolaylaştırmak, toplumu uyuşturmak için elinden geleni yapıyorlar.

Tıpkı isa'nın şu hikayesi gibi; isa bir gün müritlerini yanına çağırıyor. Hikâyeyi aynen aktarıyoruz.

"Ve isa çağırdı onları yanına. Ve onlara sordu;

- Sizce ben kimim?

Ve onlar isa'ya dönüp,

- Sen bizim yaradılışımızın eytişimsel manifestosundan, özdeksellikten soyutlamış epistemolojik yararlılıklarıyla tanrısal töz'ün ectype'sisin, dediler.

Ve isa onlara dedi ki,

- Haa (!???)"

işte bizimde, burjuva ekonomistlerinin karşısında isa'dan farkımız yok. Bu yüzdendir ki, gazetelerde, dergilerde ve TV'lerde okuyup, dinlediğimiz ekonomi yorumlan karşısında "Hm" demekten ileri gidemiyoruz. Oysa isa'nın havarileri nasıl ki "sen tanrının elçisisin" demeleri gibi basittir ekonomide. Daha doğrusu Marksizm onu anlaşılır kılmıştır.

Zira MLM emekçilerin, proletaryanın çıkarları içindir. Proletaryanın bilimidir. Diyalektik ve tarihsel materyalizmin toplum üzerine indirgenmesi, bizim toplumu tanımamızı kolaylaştırmıştır.

O halde nedir ekonomi?

Ekonomi, kısaca, bir toplumun (ev, aile, mahalle, köy, bucak...) geçim olanaklarının yasasıdır. En basit tanımıyla evi geçindirme yasasıdır. Yani bir aile nasıl evini geçindirmek için üretimde bulunuyor, çeşitli hesaplar yapılıyorsa (mutfak masrafları, kira, kışlık yakacak, giysi, sosyal etkinlikler,) bu ekonomidir. Aynı hesaplamalar ev için yapıldığı gibi, mahalle, apartman, site, köy, içinde yapılmaktadır. Bir aile gelir ve giderlerini hesaplıyorsa (bütçe oluşturuyorsa cetvel) aynısını devletlerde yapıyor. Aile, nasıl gelirlerinin aylık veya yıllık nerden ve nasıl geldiğini hesaplıyorsa (ki bu üretimidir, borç almaktır, gün 24 saat çalışmaktır, her neyse ve ne şekildeyse) karşılığında da nereye, ne kadar harcama yaptığını ve yapacaklarını hesaplayıp ona göre davranıyorsa aynısını devlette yapıyor. Devlet, bir avuç asalağın elindeyse, nerden ne kadar sömüreceğini, nasıl sömüreceğini ve bunu en kolay fakat en gizli biçimde nasıl yapacağının hesabını yapar. Yani ekonomi böyle bir şekil alır.

Ekonomi alt yapıdır. Yani maddedir. Devlet, siyaset, ahlak, kültür, sanat, hukuk, vs. tüm üst yapı kurumlarda bu ekonomik işleyiş üzerinden biçimlenir. Bir tüccar, tüccar gibi, köylü, köylü gibi, dedektif, dedektif gibi düşünür ve olayları hep kendince değerlendirir. Köylü bir araziye "burası ne güzel ekilir" diye bakarken, Tüccar, "bu arazi epey para yapar" diye düşünür. Dedektif ise, "burada suç işlemenin koşullan var" diye değerlendirir. Felsefede, 'alt yapı üst yapıyı belirler' ilkesinden hareketle bunları söylüyoruz. Bu felsefeyle ekonominin içice olduğunun göstergesidir. Zira bilgimizin kaynağı maddi yaşamdır (ekonomi üretim) Ve biz, bu bilgimizden (pratikten doğan üretim) hareketle maddi yaşam üzerinde (yeniden üretim ve pratik) etkide bulunuruz. Hatta zaman zaman bu bilgi, siyaset, dünya bakış açısı felsefe ekonomik yapılanmada (madde, alt yapı, pratik) belirleyici olabiliyor.

Nitekim günümüzde insanlığın ileriye akışını engelleyen gerici bir siyaset, felsefe hâkim durumdadır. Bu üretici güçlerin gelişmesini engelleyen can çekişen kapitalizm, emperyalizmdir. Bu engeli kaldırmak iradi bir müdahaleyi gerekli hale getirmiştir. Yani, emperyalizmi ülkemizden kovmak, bizlerin çabası, iradi müdahalesi ile olacaktır. Tüm dünyadan silip atmakta aynı şekilde yine insanlığın bir ödevi durumundadır. işte bize bu gücü veren MLM bilimidir. Fakat bu bilimde havadan gelmemiştir. Kapitalizmin doğması ve gelişmesiyle, proletaryanın doğması, gelişmesi, her geçen gün çoğalması, üretimin toplumsallaşması, yoğunlaşması ve merkezleşmesi gibi maddi gerçeklikler (sosyalist toplumun, kapitalizmin bağrında filizlenmesi) sonucu elde edilen bilgi bilimdir.

Bugün alt yapıya hâkim olan, bir avuç asalak, gerici sınıflardır. Doğal olarak, var olan gerici yoz kültür, devlet ahlak,... vb. onlarındır. Toplumda bu kültürün egemen hale gelmesinin nedenide, alt yapıda (ekonomide) egemen olmalarıdır. Yapılması gereken, devleti (üstyapıyı) hedefleyerek altyapıyı (ekonomiyi) yerle bir etmek ve yeni bir devlet (dolayısıyla ekonomik yapılanma) oluşturmaktır.

Bunun için ekonomiyi (altyapıyı) tanımak gereklidir. Neden nasıl sömürüldüğümüzü bilemeden nasıl kurtulacağımızda bilemeyiz.

Evet, P.Partisi bu bilime bilgiye ve programa sahiptir. Oldukça açık ve kuvvetlidir bu program. Fakat bu programın maddi bir güç haline gelmesi için kitlelere (halkımıza) nüfuz etmesi gerekir. Neden ve nasıl sömürüldüğümüz ve nasıl kurtulacağımızı P.Partisi ve kadrolan biliyorlar, ama bu yeterli değildir. Halkımız bunu kavramadıkça hiç bir anlam ifade etmez. Nitekim ibrahim KAYPAKKAYA doğrulan tahlil etmekle yetinmemiş onu pratiğe geçirmek için harekete geçmiştir. Nedir bu pratik? Ebetteki doğruları halka kavratma mücadelesidir. Halk bunu kavramadıkça devrimin hayal olduğu ortadadır. O halde toplumun ekonomik yasalarını bilmek zorundayız. Devrim istiyorsak bu şarttır. Bunlar kavramadıkça devrim yapılamaz, başarıya ulaştırılamaz.

Şayet "ben anlarım" bu işten deniliyorsa, bu kendini devrimden soyutlamaktır. Yani devrimi kitlelerin değil de; bir avuç entelektüel yapacağını beklemektir. Ki, bu en büyük gaftır. Zira bu bakış açısı burjuvazinin bakış açısıdır. Yani akıllı olanlar, kafasını çalıştıranlar, kurnaz olanlar yönetici olurlar, geri zekâlılar, kafası çalışmayanlar yönetilen. işte bu sömürüyü meşru gören burjuva anlayışıdır.

Zaten bu bakış açısı değirmiydi evlendiğimizde eşimizi ilk önce Ağa'nın evine götürmemize yol açan, ya da "sen bilirsin ağam" dedirten, elpençe diz çöktürten. Her şeyi bilen sensin deyip, sömürüyü meşru gören. Bu düşünce tarzının aynı'nın devrimciler içinde baş göstermesi, bu sınıflı toplumların egemenlik anlayışının bir yansıması değilimdir?

Bu anlayış değil midir, bugün sosyalist ülkelerde geriye dönüşleri sağlayan, kruşçev, yılların kan teriyle oluşan sosyalist ekonomiyi nasıl burjuva ekonomiye dönüştürebildi? Kruşçev bütün bunları yaparken kitleler (devrimin gerçek sahipleri) nerdeydi? "Yaşasın Stalin yoldaş" diye haykıran Kruşçev'in gerçekte ne derece burjuva olduğu herkesçe bilinir bir şey artık. Aynı şey, "Yaşasın Başkan Mao" diyerek iktidara gelen ve iktidarda kalıp sosyalist ekonomiyi kapitalistleştiren Deng şürekâsı içinde geçerli değil mi?

Bugün, Deng ve Kruşçev nasıl "Yaşasın Stalin, Mao yoldaşlar" diyerek burjuvaziyi iktidara taşıdılarsa aynısını şimdi revizyonist mafya hizbi "Yaşasın ibrahim Yoldaş" diyerek yapmıyor mu?

Kısacası, devrimi nasıl kitleler yapıyorsa, onu korumak ve sürdürmekte yine kitlelerin sayesinde olacaktır. Maoizm bunu öğretmiştir bize.
Kapitalist ekonominin doğurduğu üretime, kendine yabancılaşmanın sonucu değil midir bu? Bu anlayış bireycilikten, "aman bana necilikten" almıyor mu suyunu? Devrim için mücadele ediyorsun, fakat devrimin sorunlarına duyarsız kalıyor, "bana ne" diyerek bencillik yapmış olmuyor musun? Var olan bu üretime yabancılaşma, yönetime yabancılaşma, geri dönüş, devrime ihanet değil mi?

Tüm bu söylediklerimize, burjuvazinin bilimden korkuşunu ekleyelim. Ekonomi bir bilimdir. Bilimden öcü görmüş gibi korkar burjuvazi. Zira bilimin her gelişimi onun eceli demektir. Onun karanlıklarını aydınlatır. Gerçek, çirkin dünyadan ortaya çıkar. Kim ki bilimden korkuyor, o, burjuvaziden o oranda besleniyor demektir.

Nitekim küçük burjuvazinin dogmacılığının, araştırmalardan, incelemelerden kaçışının bir nedenine budur. K.burjuvazi kendisince bir dünya kurmuştur. Hatta devrim stratejisi oluşturmuştur ve buna da Marksist adını verir. Fakat onu tartıştırmaz, incelemeler yapmaz. Zira kurduğu o düzen yıkılacaktır, yalanlanacaktır. Gerçek, O'nun çizdiği ütopik programı çürütecektir. Ekonominin asalaklığı, kompradorluğu, her pratikte ortaya serilirken, o yok diyecektir. Bu kapitalizmdir deyip kestirip atacaktır. Bazı gerçekler onu biraz sıkıştırdığında da "işte çarpık kapitalizm" diye kendisini kurtaracaktır.

Meta, sermaye, meta dolaşımı, emeğin gasp ediliş biçimleri, sermayenin değişen ve değişmeyen yönleri onu ilgilendirmez. Apartmanlar, fabrikaların varlığı onun için yeterlidir tahlil (!) yapmaya. Oysa Marksizm’in diğer tüm burjuva ideologlarından, toplum bilimcilerinden (!) farkı, çelişkiler yumağı kapitalizmi, en ince gözeneğine kadar tahlil etmesidir. Yoksa burjuvazinin peygamberleri durumundaki ideologlar Adanı Smith, Ricardo gibileri de emeğin en yüce değer olduğunu, zenginliklerin tek kaynağı olduğunu söylüyorlardı.

Hatta Ricardo'da "artı değer" kavramı vardır. Fakat sermayeyi, değişen ve değişmeyen olarak ayrıştıramaması tanımlayamaması onu burjuva ideologu yapmıştır. Marks'ı ayıran özellikler işte, metayı somut emek, değişimi soyut emek olarak, sermayeyi bir artı değer birikimi olarak tanımlaması ve buradan da emeğin kapitalist gasp ediliş şeklinin diğerlerinden (köleci ve feodal topluluklardaki emeğin gasp ediliş biçimlerinden) tamamlanmasıdır.

Toplumun ekonomik yasalarım kavrayamamak bizi de burjuva ideologlarının düştüğü noktaya götürür. Hatta devrimin propagandasını hareketli bir şekilde yaparken, aslında burjuva düşünceleri anlatırız kitlelere. Düşünün, kitlelere, nasıl sömürüldüğümüzü anlatmaya çalışıyoruz, fakat bilmeden, aslında sömürünün doğru ve zorunlu olduğunu savunan burjuva anlayışını savunuyoruz, farkında bile değiliz. Komik belki, fakat sıkça yaşanan bir örnek.

Bir emekçiyi devrime nasıl kazandırırız? Elbette ki ona nasıl sömürüldüğünü anlatarak ve bundan nasıl kurtulacağını göstererek. Bilinçlerin bulanıklaştınldığı günümüzde, özellikle bizlerin çok daha yoğun bilinçlendirme faaliyetinde bulunmamız gerekiyor. Küçük burjuvazinin tembelliği ve korkaklığı, bilime olan ilgisizliği, doruklara koşma, enginleri fethetme cesaretinden yoksunluğu bir proleter devrimcide olamaz, olmamalıdır.

Yabancısı olduğumuz ekonomik terimlerden korkup kaçmak değildir proleterin işi. Aksine, bilmesinin, bilince çıkarmasının zorunluluğunu kavrayarak üstüne üstüne yürümelidir. Unutulmamalıdır ki, cehalet en büyük tehlikedir saflarımızda. Bu yapılmadıkça varacağımız yer, yöneten yönetilen çelişkisinin, kafakol çelişkisinin keskinleşmesi ve burjuva ideolojiye çarketmeklir. Bir kaç ağzı iyi laf yapan bürokrat ve onların yanında onların yaltakçısı, eletek öpücüsü bir kaç kişiye dönüşür devrimci mücadele(!)

Biz ekonomiyi, devrim için, halkın kendi iktidar kurması ve koruyup, geliştirmesi için inceleriz, öğreniriz. Bir avuç sülüğün elinden alıp, halka devretmek için inceleriz. Marks bu nedenle kapitalizmin iç çelişkilerini incelemiş ve açığa çıkarmıştır. Lenin bu nedenle emperyalizmi tahlil etmiştir. Stalin, ancak bu sayede ilk sosyalist ekonomiyi inşa etmiştir. Mao, bu sayede Çin'in sınıflarım tahlil edebilmiş, Halk Savaşı Stratejisini, DHD'yi formüle etmiş ve hatta felsefede nitel bir sıçrama yaratmıştır. Bu bilim sayesinde modern revizyonizmin "üretici güçler" gibi yeni savsatalarını, kapitalist yolcuları teşhir etmiş, SSCB'de oluşan sosyal emperyalizmi tahlil etmiştir. Bu sayede, dünyanın en kalabalık ülkesinde sosyalizmi inşa etmiştir. ibrahim Kaypakkaya'nın ulusal sorun, Kemalizm tahlilinde ve Şafak Revizyonizmini mahkûm etmesinde, sosyoekonomik yapıyı tahlili yatıyor. Ülkemizin yarı-sömürge, yarı-feodal sosyo ekonomik yapısı tahlil edilmeden devrimin niteliği ve stratejisi belirlenemezdi. Bizde, Halk savaşını, günümüzdeki biçimiyle gerilla savaşını kavramak istiyorsak, sosyo-ekonomik yapıyı bilince çıkarmak zorundayız.

işte ekonomik araştırmalarımızın, incelemelerimizin ve yazılarımızın hedefi de budur.Basitten karmaşığa anlayışından hareketli yazılarımızın hedefi, tüm k. burjuva, oportünist, revizyonist akımlara Proletarya Partisinin programının kumaşıdır. Özellikle ekonominin birbirine bağımlı oluşunu, bir bütünlük oluşturduğu göz önünde bulundurursak, yazılanın kaçmadan okunması, anlaşılması zorunludur.

PARTiZAN SESi SAYI-02

 
referandum_boykot_banner

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi