|
Günümüzde de, bunun tersi geçerlidir. Yani bir zamanlar, bireysel mülkiyet, özel mülkiyet ilericiyken, üretici güçleri geliştirirken; günümüzde artık bu gericidir. Zira artık, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet üretici güçleri geliştirmiyor, aksine gelişmesinin önünde engel oluyor. Artık kolektif mülkiyet ilerici olandır. Bunun ayrıntılı olarak sebeplerine şimdilik girmeyeceğiz. Fakat kısaca, üretici güçlerin muazzam gelişimi, bunun sonucu olarak emeğin toplumsallaşması, merkezileşmesi, yoğunlaşması ve tabi bu üretim süreci içinde insan bilincinin sıçrama göstermesi, bilimin gelişmesi sonucu toplumun ekonomik yasalarının keşfi ve bunlara müdahale imkânlarının doğmasıdır.
Can çekişen kapitalizm plan emperyalizm, bugün üretici güçlerin gelişmesinin önünde engeldir. Kısacası günümüzde, üretim ilişkileriyle, üretici güçler arasındaki zorunlu uyumluluk yasası bozulmuştur. Bu uyumluluğu sağlamanın tek yolu var olan kapitalist üretim ilişkilerinin kaldırılıp, yerine yeni üretim ilişkilerinin (sosyalist üretim ilişkileri) hayata geçirilmesidir. Bu da her toplumdaki geçiş gibi devrimle olacaktır. Emperyalizmin, üretici güçlerin önünde engel olmasını basit örneklerle görebiliriz. Mesela, kapitalist yüz yıl kullanılacak bir floresan üretmiyor. Ya da bu floresanı üretecek makineleri, tekniği kullanmıyor. Bu tür projeleri çekmecede bekletiyor. Bu tür gelişmeleri diğer metalar için de düşündüğümüzde varacağımız sonuç, üretim araçlarının ve dolayısıyla insan bilgisinin sıçrama göstermemesi (çünkü insan bilgisinin gelişimi merdiven basamağına benzer. Tıpkı elektriğin bulunmadan TV vb. icat edilememesi gibi), yani üretici güçlerin gelişmemesidir. Başka bir örnek olarakta, özellikle kriz dönemlerinde, insanlar almak için besin maddeleri dahi bulamazken ya da parası olmadığından alamazken öte yandan burjuvalar, onca emek verilerek üretilen bu metaları denize dökerler, depolarda çürütürler. Bu tür gelişmeleri özellikle Çukurovalı üreticilerimiz çok iyi bilirler. Sıkça yaşanır; tüccar Çukurovalı üreticinin domatesini nerdeyse bedavaya dahi satın almazken, istanbul'da domates oldukça yüksek fiyatlardan satılır.
Kapitalizmin ekonomik yasaları, O'nu ister istemez emperyalizme, dev tekellerin pazara hâkim olduğu sisteme ulaştırmıştır. Yine aynı işleyiş sonucudur ki, kendi mezar kazıcısı proletaryayı yaratmış ve geliştirerek muazzam bir güce eriştirmiştir.
Ekonomik yasaların bir diğer önemli özelliği de, NESNEL oluşlarıdır. Örneğin, kapitalizmin ekonomik yasası olan artı değer sömürüsü, üretimdeki anarşi ve rekabet, tek tek burjuvadan bağımsız yasalardır. Yani bir burjuva, isteminin dışında bu yasalara bağlı hareket etmek zorundadır. Kar etmek istemeyen (artı değer sömürüsü yapmayan) bir kapitalist düşünülemez. Dünyanın en iyi insanı dahi olsa, bir kapitalist işletmenin başına geçtiği an, onun gereklerini yerine getirmek zorundadır. Zira kapitalistin üretimi genişletilmiş yeniden üretime dayanır. Bir kapitalist yatırımını yaptıktan sonra, elde edeceği gelir, yatırdığı sermayeden fazla olmak zorundadır. Kapitalistin karı denilen, işçiden elde edilen bu artı değerdir. Kapitalist, bir üretim sürecine giriyor. işe koyulduğunda yatırdığı sermayeyi bir milyar olarak düşünelim. Bu bir milyarı üretim süreci sonunda artış göstermezse, kapitalist o işi bir daha yapmaz. Ya da koşulları değiştirmek zorunda. Değişebilecek tek koşul ise işçinin ücretinin düşürülmesi ya da fazladan çalıştırıldığı halde karşılığının verilmemesidir. Ayrıca, bu kapitalist tek başına üretimde bulunmuyor. Şu veya bu şekilde diğer kapitalistlerle ve diğer kapitalistlerin çalıştırdığı işçilerin emeğiyle ilişki içindedir. Örneğin, ayakkabı üreten bir kapitalist, ayakkabı üreten diğer kapitalistlerle rekabet içinde iken, ayakkabının imali için deriyi üreten hayvan üreticisiyle, pamuğu yetiştiren köylüyle ve hatta bu ürünleri pazara ulaştıran nakliyeci ile dolaylı ve dolaysız ilişki içindedir. Öyle ki, bir ayakkabının üretimi için fabrikada çalışan insandan çok daha fazlası o ayakkabıyla ilgili farklı alanlarda faaliyet içindedir. işte bu milyonlarca ilişki içinde boğulup gider bizim kapitalist ve bu piyasada kalmak istiyorsa kurallarına da uymak zorundadır.
Kısaca toparlayacak olursak; Toplumun Gelişiminin Ekonomik Yasaları, özgül ekonomik yasalar ve genel ekonomik yasalar olarak ikiye ayrılır. Özgül ekonomik yasalar, geçici süreli, söz konusu toplumun yapısını, karakterini belirleyen yasalardır. Genel ekonomik yasalar, tüm toplumlar için geçerli olan yasalardır. Bu yasa, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki zorunlu uyumluluk yasasıdır ve insan toplumunun gelişmesinde belirleyicidir. Ayrıca buna ek olarak genişletilmiş yeniden üretim olgusunu da ekleyelim. Fakat bu genişletilmiş yeniden üretim zaten az önce saydığımız zorunlu uyumluluk yasasının içinde kendisini gösterir.
Ekonomik yasaların bir diğer özelliği ise, doğa yasaları gibi nesnel oluşlarıdır. Ekonomik yasaların keşfi komünistler açısından büyük öneme sahiptir. Çünkü nesnel olan ekonomik yasaların keşfiyledir ki, ancak o zaman insanoğlu o toplumu değiştirebilme gücüne erişir. insanoğlu şimdi bu bilgiye ve güce sahiptir. Bu güç proletarya bilimini formüle eden Marksizm-Leninizm-Maoizm'dir. MLM'nin üç bileşeninden (Ekonomi-Politik, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, Bilimsel Sosyalizm) biri olan Ekonomi-Politik bu nedenle önemlidir. Marks'ın Kapital'ine baktığımızda bunu çok daha iyi anlayabiliriz. Ya da Mao'nun Rus Sosyal Emperyalizmini tahlilinde, halkı harekete geçirmedeki ısrarlı istemine baktığımızda ekonomik yasaların nesnelliğini ve bunlara bilinçli müdahalenin gerekliliğini, zorluğunu çok daha iyi anlarız. ÜRETiCi GÜÇLERÜRETiM iLiŞKiLERi, ÜRETiM TARZI, ALT YAPI VE ÜST YAPI
insan, yaşamının devamı için maddi malları üretmeye yönelir. Bunun da insanı ve insanın ilişkilerini sürekli ve yeniden kalıba soktuğunu biliyoruz. insan bu süreci çalışarak, emek harcayarak başlatır ye sürdürür.
Maddi malların üretim sürecinde insanlar çeşitli alet ve araçlar kullanırlar. Bu alet ve araçlar, insan toplumunun gelişim seviyesine göre basitten karmaşığa doğru bir gelişim seyri izler.
ilkel komünal toplulukta; kaplumbağanın kabuğunu kırmak ya da bir bitki kökünü çıkarmak için 'taş' bir üretim aletidir. Bir odun parçasını sivriltmek için kullanılan taş da yine bir üretim aletidir ve yine bir başka üretim aleti üretmektedir. Köleci toplumda, demirden yapılan mızrakta, çekiçle; feodal toplumdaki karasaban, orak, tırpan, manifaktürde, kapitalist toplumda; traktör, fabrika... Birer üretim araçlarıdır. Toprak evrensel bir üretim aracı ve emek konusudur.
işte bu üretim alet ve araçları, insanın bilgi, tecrübesi ve emeğiyle birleştiğinde üretici güçleri oluşturur.
Üretici güçler içinde temel insandır. insan olmadıkça, üretim alet ve araçları hiç bir anlam ifade etmez. insanlar, üretimi hiç bir zaman tek başlarına yapamazlar. Sürekli birbirlerine ihtiyaç duymuşlardır. Örneğin; bir ayakkabı üreticisi, bilerek veya bilmeyerek, dolaylı ve dolaysız diğer üreticilerle ilişkidedir. ipliğe, iğneye, deriye, yapıştırıcıya, çekice, vs. ihtiyaç duyar. Bu ürünleri almak için, bunları üretenlerle ilişkiye geçer. iplik almak için gittiği üretici üzerinden, o ipliği üreten tüm kişilerle ilişkiye geçer. Pamuk üreticisinden tutun da, o pamuğu taşıyan nakliyecisine, pamuğu tarladan toplayan işçisine varana kadar. Fabrikada o pamuğu iplik haline getiren işçisinden tutunda, o ipliğin boyanması için kimyasal maddeler üreten üreticiye ve hatta petrol çıkaran işçiye kadar belki milyonlarca kişiyle ilişkiye geçer. Aynı şey deri içinde geçerli. Öyle ki, bir ayakkabının üretimi için, bilerek veya bilmeyerek, dolaylı ve dolaysız milyonlarca kişi seferber olmuştur ve bu kişilerin sayısı fabrikada ayakkabı üreten işçilerin sayısından çok daha fazladır.
işte bu üretim sürecinde, insanlar arasında meydana gelen maddi malların değişim ve üleşim ilişkilerine üretim ilişkileri ya da ekonomik ilişkiler denir.
Üretim ilişkileri, özgür, sömürüden uzak, el birliği şeklinde olabileceği gibi, insanın bir başka insan tarafından sömürüsü şeklinde de olabilir. Bu ilişkinin biçimini belirleyen, üretim araçlarının (emek araçlarının ve konusunun toplamıydı, yani toprak, toprak altı zenginlikler, akarsular gibi emek konuları ve fabrikalar, makineler, araç ve gereçler, top. rak gibi emek araçları) mülkiyetidir, ihsanların bu mülkiyet karşısındaki konumları sonucu üretimin biçimi, bunun dağıtımı ve üleşimi yani birbirleri arasındaki ilişkilerin şeması çizilmiş olur.
Örneğin, bizim ülkemizde bu ilişki yarı-feodal bir biçim alır. Bir yanda toprağın feodal özel mülkiyeti, diğer yandan kapitalist özel mülkiyet, bir yandan ticaret burjuvazisi biçimi alan sermaye, öte yanda tüccar sermayesi, ülkemizde bu iki sermayenin yer yer ayrılıklarına rağmen birleşik bir hal göstermesi, kapitalist işletmelerde üretimin yanında feodal üretim biçimleri ve ikisinin içice geçmiş hali. Sonuç olarak; artı değer ve artı ürün sömürüsünün içice geçtiği ilişkiler bütünü. Elbet tüm bunlar emperyalist, asalak sermayeden bağımsız değil. Borçlandırma ye yatırımlarla ülkemize giren emperyalist sermaye, üretim ilişkileri içinde komprador burjuvazi aracılığıyla sömürüsünü sağlıyor.
insanlık tarihi, şimdiye kadar başlıca beş tip üretim ilişkisine tanık olmuştur. ilkel Komünal Topluluk, Köleci, Feodal, Kapitalist ve Sosyalist Toplumlar.
Üretici güçler ve üretim ilişkilerinin tümü birden üretim tarz’ını oluşturur. Üretici güçler, üretim tarzının en hareketli öğesidir. Sürekli olarak gelişir ve yetkinleşirler. insanların, maddi malların üretimindeki bu sürekli deneyim ve tecrübe birikimi, beraberinde üretim ilişkilerimde değiştirir. Sürekli gelişen üretici güçlerle uyumlu hale gelmelidir üretim ilişkileri. Bu uyumluluk sağlanmadığında, yani üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişiminin gerisinde kaldığında, o toplum çatlaklıklar gösterir. Sınıflı toplumlarda ve özellikle sömürücülerin egemen olduğu toplumlarda bu tıkanıklık kaçınılmazdır. Sömürü üzerine kurulu sınıflı toplumlarda bu uyumluluk sürekli zorla yakalanırken (devrim), bir başka sınıflı toplum olan sosyalizmde de bu zorunlu uyumluluk yasası geçerlidir. Üretici güçlerin gelişmesine paralel, sosyalist ülkelerde yeni üretim ilişkileri geliştiremedikleri takdirde (sağ ya da sol politikalar) tıkanıklıklar yaşanır veya bir bütün olarak geriye dönüşler yaşanır. Ya da tam tersi, iç bir devrimle yeniden uyumlu rota yakalanır. (Yeniden bozulacağını bilerek. Zira denge geçicidir, dengesizlik esastır.)
Toplumun temel’ini, üretici güçlerin belirli bir düzeyindeki durumuna göre, p toplumda egemen olan üretim ilişkilerinin tümü oluşturur. Örneğin, devrimini yeni yapmış sosyalist bir ülkede, bir emperyalist ülkeye oranla üretici güçler geri ya da aynı seviyede bulunabilir. Fakat üretim ilişkileri farklıdır. Dolayısıyla üst yapıda farklıdır. Aynı şekilde, ülkemizde bir tarlada traktörün bulunması, üretim ilişkilerinin kapitalist olduğunu gerektirmez. Burada belirleyici olan üretim ilişkileri, yani emeğin gasp ediliş biçimidir. Bu temel her ne kadar üretici güçlerin belirli bir gelişim düzeyine denk düşsede, egemen, sömürücü sınıfların gericiliğini düşünerek bunu söylüyoruz. Nitekim, ülkemizde feodalizm kendiliğinden bir biçimde her geçen gün çözülürken, bir bütün olarak tasfiye edilmiyor.
Alt yapıda denilen, toplumun temeli belirleyicidir. Fakat bu eksik söylemi tamamlamak için Engels'e başvuralım. "Maddeci tarih görüşüne göre (tarihsel materyalizm b.n.) tarihin belirleyici etkeni, son çözümlemede, gerçek yaşamın üretim ve yeniden üretimidir. Ama biri çıkarda bu deyişe, ekonomik etken tek belirleyici etkendir anlamını buna yamamaya kalkışırsa onu soyutlaştırır ve saçmaya indirger. Ekonomik altyapı etkendir ama ideolojik üstyapıda etkendir. Ekonomik hareket, sonsuz rastlantılar arasında beliren bir zorunluluk gibi, bu etkenler içinde kendi yolunu açar... Kendi tarihimizi kendimiz yapıyoruz ama bunu belirlenmiş öncüller ve koşullar içinde yapıyoruz. Bütün bu öncüller ve koşullar içinde, son çözümlemede belirleyici olanlar ekonomik koşullardır..."
Temel, kendisine özgü ve onun gelişmesini belirleyen üstyapıyı doğurur. Üst yapı; devlet, siyaset, hukuk, din, ahlak, felsefe, sanat, vs. vb. kavramlar ve kurumlar bütünüdür. Her temel değişikliği, üstyapının değişmesini de getirir.
Üst yapı temel tarafından oluşturulur. Fakat oluştuktan sonra da alt yapı üzerinde etkide bulunur. ilerici bir rol oynayabileceği gibi, gericide olabilir. Örneğin, ülkemizde, yarı-feodal, yarı-sömürge üretim ilişkilerinin doğurduğu üst yapı, faşist TC devleti, hukuku, sanatı, ahlakı tüm kurum ve kuruluşlarıyla gerici bir role sahiptir. Demokratik Halk Devrimiyle (DHD) iktidarı ele geçirecek olan Proletarya, ilerici özelliğe sahip bir üst yapı (DHi ve Sosyalist Devlet) oluşturacaktır. Ve bu üst yapı sürekli üretici güçleri geliştirecektir. Son olarak insanın üretim faaliyetindeki ilişkileri kapsayan üretim (ekonomik mülkiyet) ilişkileri insan iradesinin dışında, ona rağmen vardır, nesneldir ve toplumun temelini (alt yapısını) oluştururlar. Bu altyapı, kendine özgü bir üst yapı oluşturur. Tıpkı çiftçinin, çiftçi olduğu için çiftçi gibi düşünmesi gibi. Ya da tüccar düşündüğü için tüccar olmaz, tüccar olduğu için tüccar gibi düşünür.
Alt yapının belirleyiciliğinin yanı sıra, üst yapıda zaman zaman belirleyici olabilir. Nitekim günümüzde gittikçe gericileşen emperyalist burjuvaziyi devirmek proletarya (tek tek ülkelerin özgülüne göre değişen biçimlerde) iradi müdahalede bulunur ve sosyalist ekonomiyi inşa eder. Burada görüldüğü gibi üst yapı belirleyicidir. Yani sınıf bilinçli proletaryanın ideolojisiyle hareket eden kitlelerdir. PARTiZAN SESi SAYI-05
|