|
Günümüz ekonomisini anlayabilmek için, insanlığın bu güne kadar geçirdiği toplumsal yapılanmaları incelemek gerekir, insanlık günümüze kadar 5 (beş) iktisadi toplum yapısına tanık olmuştur, ilkel komünal topluluk, köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist toplumlar. Bunlardan kapitalizmi, ayrı ve genişçe ele alacağız. iLKEL KOMÜNAL TOPLULUK
Evrenimizin, beş milyar yaşında olduğu tahmin ediliyor. Yeryüzünde yaşamın başlaması ise bundan 900 (dokuz yüz) milyon yıl öncesine dayanıyor. Sürüngenlerden, basit memelilerin oluşması, çağımızdan ortalama 165 (yüz altmış beş) milyon yıl önceye kadar uzanır. Maymunsulardan, maymuna benzeyenlerin ortaya çıkması 60-50 milyon yıl kadar önce olmuştur. Gerçek maymunların ise 35-20 milyon yıl önceki sık tropikal bölgelerde yasamakta olduğu bilinir.
ilk insanların ortaya çıkışı ise en azından, bir milyon yıla yakındır.
Evet, verdiğimiz bu rakamlar, şimdi bizim bahsettiğimiz, on'lu, yüz'lü, binli rakamlar değil. Milyonlarla ölçülen yıllar, bir zaman birikimi. Bu uzun, upuzun zaman zarfında doğa elbette değişiyor, dönüşüyor, sürekli ileriye akışını yeniliyordu.
insanoğlunun ilk evrimlemeside bu uzun zaman içinde olmuştur. Milyonlarla ölçülen bu zaman zarfında, doğanın sürekli değişimine, insanoğlu da ayak uydurmuş ve kendini sürekli yenileyerek günümüzdeki biçimine ulaşmıştır.
Ataları şu anda soyu tükenen özel bir maymun olan insanın hayvanlar âleminden ilk ayrılışı; iş aletlerini kullanması ve bunları yapması olmuştur. insan emeği işte o zaman başlar. Ve ancak o zaman insanoğlunu oluşturmaya, biçim vermeye başlar.
ilk insanın üretim faaliyeti oldukça basittir. Yarı yabanıl bir biçimde, doğaya karşı savunmada, doğanın verdiği yiyeceklerle basit tarzda geçiniyorlardı. ilkin bitki kökü, ceviz, yabani meyveler vb. beslenen insanoğlu, zamanla bu sürecin verdiği bilgi birikimi ile vurma, kesme, kazmak gibi basit hareketleri, basit aletlerle yapmasını öğrenmiştir. Örneğin, kaplumbağa ve çağanozların kabuklarını taş vurarak kırmayı, kökleri sivri taşlarla kazıp çıkarmayı öğrenen insan, bunlardan da hareketle, kendisi için gerekli basit aletleri yapmaya da yönelir. Daha sivri taş, daha kesici kemik vb. kullanmasını öğrenen insan ateşi bulmasıyla da gelişimini hızlandırmıştır.
Ateşte eti pişirmesi, ısınması ve ilk defa gece karanlığına karşı, ışık olarak kullanması, insanın faaliyetlerini geliştirir. Ateş sayesinde besinlerini çeşitlendiren insan, aynı zamanda, ateşte aletlerini sertleştirerek daha gelişkin araçlarla üretime yöneliyor ve üretimini her geliştirmesi insanın bedensel ve zihinsel gelişmesini doğrudan etkiliyordu. Bu sürece kısaca emeğin insanı yaratması dersek yanılmış olmayız. Doğaya karşı savaşımı, üretim mücadelesi, sürekli insanı ve insanın ürettiği üretim araçlarını geliştiriyordu. Bir zamanlar basit taşlarla kalabalık gruplar halinde ava çıkan insanlık, zamanla ok ve yayı, mızrağı icat ederek üretimini arttırmıştır.
Bu buluş, beraberinde avlanmayı ve tarımı birbirinden ayırdı. Topluluk içinde ava gidenler ayrı, tarımla (Kök söken, yararlı bitkileri koruyan ve geliştiren) uğraşanlar ayrı kişiler oldular. ilk önceleri, iş aletlerinin basitliği (özellikle avlanmanın yetersizliği) nedeniyle avlanmanın genelde olumsuz sonuçlanması, buna karşılık tarımın daha iyi verim vermesi, bitkilerle uğraşan kadını toplumda hakim hale getirdi. Zira topluluk üyelerinin karnını doyuran kadındı. Bu sürecin adı Anaerkil aile dönemidir. Zamanla av aletlerinin gelişmesi sayesinde, avcılığın gelişmesiyle bu durum değişir. Avcılığın gelişmesi hayvanların evcilleştirilmesini de sağlamıştır. Tüm bu işleri yapan erkek, topluluk içinde zamanla egemen hale gelir ve kadının yüzyıllar sürecek olan kölelik zincirinin ilk tohumu atılır. Ataerkil aile olarak tanımlanan bu dönemin özelliği erkek egemenliğinin kurumlaştırılmasıdır. Burada dikkat çekilecek konu; kadının ya da erkeğin toplumda egemenliğini sağlayan, ekonomik yaşamda kimin belirleyici olduğudur.
Anaerkil dönemde egemen konumda olan kadındır. Bunun nedeni topluluğu onun beslemesidir, üretim araçları üzerindeki (toprağı onun işlemesi, çocukları beslemesi, bitkileri toplaması, vb.) egemenliğidir. Ataerkil aile döneminde erkeğin egemen olmasının nedeni de budur. Av aletlerinin gelişmesi sonucu avcılığın toplumu geçindirebilecek bir üretim sektörü oluşuyla ve gittikçe gelişmesiyle, toplulukta bu işlerle uğraşan erkeği egemen hale getirir.
Üretim aletlerinin gelişmesiyle, tarımın ve hayvancılığın gelişmesi, bu iki sektörün birbirinden ayrışmasını da beraberinde getirir. Kimi kabileler, hayvancılıkla uğraşırken (çoban kabileleri), kimileri de tarımla ilgilenir olmuşlardır. ilk anlar böylesi kesin bir ayrışım olmamışsa da zamanla bu sağlanmıştır. Tarım ve hayvancılığın bu ayrışımı doğal olarak kabileler arası ilişkilerin boyutunu geliştirmiş, farklılaştırmıştır. Birbirleriyle bir değişim ilişkisine giren kabileler, böylece tarihte birinci büyük toplumsal işbölümünün oluşmasını sağlamışlardır.
Hayvancılığın ve tarımın ayrışması sonucu işbölümünün doğuşu, emeğin üretkenliğini arttırdı. Bunun sonucunda, bazı topluluklarda, bazı ürünlerin fazlalığı gündeme gelirken, bazı ürünlere de ihtiyaç, gereksinim arttı. Bu durum, çoban kabileleri ile tarım kabileleri arasında doğal bir değişim sürecini başlatır. Fazla koyunu, yağı olan çoban kabilesi (emeğin üretkenliği arttığından ihtiyaç fazlası üretilebiliniyor) ile buğday, sebze vb. karşılığında değişiyor, bu yönlü gereksinimlerini karşılıyordu.
ilkel toplumda, üretim ilişkileri, üretici güçlerin durumuna bağlıydı. Üretim ilişkilerinin temelini, iş aletlerinin basit üretim araçlarının ortaklaşa mülkiyeti oluşturur.
ilkel toplumda emeğin üretkenliği oldukça düşüktü ve yaşamak için zorunlu olandan fazla hiçbir şey yaratamazdı. Emek, basit elbirliği üzerinde kurulmuştu. Birçok kişi, bir tek ve aynı görevi yapıyordu. insanın insan tarafından sömürülmesi yoktu. Bol olmayan besin, topluluk üyeleri arasında eşit olarak paylaşılırdı.
Madenleri eritmeyi öğrenen insan, bunlardan çeşitli araçlar ve silahlar yapar. Bu şekildeki araçlarla işlerini daha da kolaylaştıran topluluklar, kendi aralarında özel olarak bu aletleri yapan zanaatçıları doğurur. Bu şekilde bazı zanaat dallarının (dokuma) oluşumu, beraberinde emek ürünlerinin daha çok değişimini gündeme getirdi. Tabi bu değişimde, direk olarak emeğin üretkenliğini, üretimi geliştiriyordu.
Üretici güçler sürekli gelişiyordu. Bu gelişim emeğin üretkenliğini arttırdığı gibi, insanın doğaya üstünlüğünü, tüketim maddelerinin yedek olarak birikimini sağladı ve hissedilir biçimde arttırdı. Örneğin, ava artık on kişi değil, bir kişi gidebiliyor ya da geçmişte yirmi kişinin sürdüğü tarlayı artık iki kişi yapabiliyordu. Geriye kalan 9 avcı ya da 18 çiftçi başka işlerle uğraşmak zorunda kalıyordu. (Üretici güçler geliştiğinden herkes bir ve tek işte değil farklı işlerde çalışabiliyordu).Üretici güçlerin bu gelişimi, üretim ilişkilerine denk düşmüyordu.
Tek başına üretimde bulunan kişi, bu üretim sonucunu (emek ürünlerini) başkalarıyla paylaşma gereği duymuyordu. Kalabalık bir şekildeki üretim gittikçe kendini daha az sayıdaki insanların üretimine bırakıyordu. Tek başına ava gidebilen, tarlayı sürebilen, aletlerini üretebilen ve bunları üretim faaliyetinde kullanabilen birey, toplumdan kopuyordu. Üretimin gelişim seyri buydu. Üretici güçlerin gelişimi bu yönlü iken, üretim ilişkileri (kolektif üretim ve tüketim) artık gericileşiyordu.
Üretim araçlarının bireysel mülkiyeti geliştikçe, bireysel üretim ve tüketim gelişiyordu. Bu yönlü gelişim ilkin topluluklar arası yaşansa da, bu zamanla topluluğun içinde bireylere de yansır. Artık savaşlar sonucu elde edilen esirler öldürülmüyor (ya da serbest bırakılmıyor) bir kişi kendi ihtiyacından fazlasını üretebilen duruma gelebildiğinden köle olarak çalıştırılıyordu. Oysa, geçmişte kabileler arası savaşlarda elde edilen esirler (üretici güçlerin gelişimi düşük olduğundan bir birey ancak kendisini besleyebilir yeterliliğe sahip olduğundan) serbest bırakılıyor ya da öldürülüyordu. Zira gereksiz yere yük oluyordu topluluğa. Esirlerin bu şekilde topluluk tarafından köle yapılmasının sebebi vardı elbette. Yani geçmişte öldürülen esirler, şimdi öldürülmüyor, fakat köle yapılıyordu. Ne değişti diye sorulacak olursa, elbette üretici güçlerin gelişimine paralel olarak, bir tek insanın çalışması sonucu artı ürün yaratabilmesi ve dolayısıyla artı emek gaspının (sömürünün) gündeme gelmesidir. Artık insanlar, tarlaya gidip kendileri çalışacaklarına, esir aldıkları köleleri çalıştırmaya başladılar ve onların emeğinin ürünlerini gasp ederek sömürdüler. Bu şekildeki köleleştirme ilkin Ataerkil topluluklarda, kabilelerde yaşandı ve zamanla p kabilenin bireylerine de yansıdı. ilkin kabilenin şefiyle başlayan emeğin gaspı, zamanla diğer topluluk üyelerine de yansır.
Yukarda bahsini ettiğimiz gelişim süreci oldukça uzun bir zaman dilimini kapsıyor. Basit ve genel hatlarıyla anlatmaya çalıştığımız ilkel komünal topluluğun, gözlenmesi ve sonuç çıkarılması gereken en önemli yönü; emeğin insanı yaratması ve geliştirmesidir. Gözlenmesi gereken diğer önemli yön ise, üretici güçlerin gelişimi ve üretim ilişkilerinin bu gelişime ayak uydurmadaki zorunluluğudur. Nitekim ilkel komünal topluluğun sonunu da bu zorunlu uyumluluk yasası getiriyor. ilk anlarda üretici güçlerin (üretim araçlarının ve insan bilgisinin, tecrübesinin) düşüklüğü nedeniyle, ortaklaşa üretim ve tüketim şeklinde kendisini gösteren üretim ilişkileri, zamanla üretici güçlerin gelişmesiyle gerici konuma erişti. Yani kolektif üretim ve tüketim, kolektif emek, kolektif mülkiyet artık üretici güçlerin gelişmesinin önünde engel oluşturuyor, buna karşılık üretim araçlarının bireysel mülkiyeti, bireysel emek ilerici bir statüye erişiyordu.
Bireysel emeğin ve mülkiyetin ilerici olmasının belirleyici nedeni, üretici güçlerin gelişmesi, bu şekilde emeğin üretkenliğinin artmasıdır. Köleci topluma geçmeden önce, burada en son hatırlatılması gereken şudur. Bizim için önemli olan toplumun değişmesi değil, değişimine yol açan etkenlerdir. Bu nedenle, toplumları incelerken ayrıntılı olarak o toplumun işleyişini değil, o toplumun doğuşunu ve yok oluşunu, nedenlerini, dolayısıyla daha çok geçiş aşamalarını inceleyeceğiz.
PARTiZAN SESi SAYI-06
|