|
KÖLECi TOPLUM
iş bölümünün doğuşu (tarihte birinci büyük toplumsal iş bölümü olan tarım ve hayvancılığın ayrışması) ve gelişmesiyle (buna sonradan zanaatçılığında eklenmesiyle) değişimin ve doğal olarak meta ekonomisinin doğuşu, ilkel komünal topluluğu, yeni bir toplum olan KÖLECi topluma evrimleştirdi.
insanlık tarihinin tanıdığı, en zorba, kanlı ve açık sömürü toplumu olan Köleci Toplumu hemen hemen tüm halklar yaşamıştır, ilk köleci devletler Mısır'da, Nil kıyısı boyunca ortaya çıkmıştır. Yunanistan'daki köleci devletler (Kentler şeklinde örgütlenen Isparta ve Atina bunlardandır) ve özellikle Roma imparatorluğu köleci devletlere en tipik örneklerdendir. Ülkemiz toprakları üzerinde de yine köleci devletlerden Lidyalıları (ilk defa parayı icat eden köleci devlet), Hitit, Efes uygarlıklarını, Persleri, Med Krallıklarını vs. sayabiliriz. Köleci toplumda temel iki sınıf vardır. Köleler ve köle sahipleri. Bunların yanında küçük bir toprağa sahip ya da küçük bir işletmeye sahip köylüler ve zanaatçılar şeklinde köleliğe en yakın aday 'özgür vatandaşlar' (plepler), topluluğun din adamları (rahipler) ve tüccarlar diğer sınıflardandır.
Baş çelişme, köle ve köle sahipleri arasında olmasının yanında, plepler (fakir, ayrıcalıksız özgür vatandaş), köle sahipleri, tüccarlar arasında da önemli çelişmeler vardı. Köleler zorla ve isteksiz çalışıyorlardı. Onları çalıştıran tek güç efendilerinin kırbacıydı (zoruydu).
Köleci toplum, ilk sınıf karşıtlarının yaşandığı toplumdur. Bu nedenle egemen sınıfın baskı aygıtı olan DEVLET’iN doğuşu bu toplumun diğer bir özelliğidir. Alt yapıda (ekonomide) hâkim olan köle sahipleri üst yapıda devlete de hâkimdi ve bu devlet aygıtını köleler ve diğer sınıflar (Plepler özgür vatandaşlar) üzerinde egemenlik baskı aracı olarak kullanıyorlardı. Ünlü Hambura'bi yasaları buna en güzel örnektir. Bu yasaya göre; bir köleyi öldüren kişiye o kölenin parası ödettirilirken, isyan eden kölelere yardım eden kişinin cezası ölümdü. Tabi isyan eden, ya da değil isyan etmek kaçak bir kölenin dahi cezası ölümdü. En acımasız cezalar sistemin işleyişine yönelen (isyan eden köle, ona yardım eden kişi, vs.) eylemlere veriliyordu. Ki ünlü çarmıha gerilme cezalan buradan kalmadır.
Köleci toplumda temel üretici güçler toprak ve iş aletleriydi. Herhangi bir üretim aletinden farksız bakılmayan kölede üretici güçler kapsamına giriyordu.
Tarımdan zanaatçılığın ayrışması net olarak köleci toplumda olmuştur. Bu şekilde meydana gelen ikinci büyük toplumsal işbölümü, insanlar ve topluluklar arası değişim ilişkilerini geliştirdi. Bu değişim ilişkilerinin artması ve karmaşıklaşması evrensel bir meta özelliğini taşıyan para'nın kullanım alanını geliştirdi, ilk önce değerli bir meta, koyun postu vb. şeyler değişim aracıyken, sonraları giderek daha kullanışlı (kolay taşınabilen, parçalanabilen, haksız çoğaltılmayan vs.) değerli madenler (gümüş ve altın sikkeler) para olarak kullanıldı, iş bölümünün ve doğal olarak değişimin, meta ekonomisinin bu gelişimi, bu değişim ilişkilerini sağlayan aracı bir sınıfı daha yarattı. Bunlar tüccarlardı.
Böylece tarihteki üçüncü büyük toplumsal işbölümü de gerçekleşmiş oldu. Köleci toplumun temelini oluşturan köleler, fetih savaşlarından elde edilen esirlerden, borçlarını ödeyemeyen özgür vatandaşlardan oluşuyordu. Köle sahipleri zenginliklerini, zorla çalıştırılan kölelerden, vergilerden ve haraçlardan elde ediyorlardı. Elbet zenginliklerini arttırma yolu olarak da köle sayısını, vergileri ve haraçları arttırmakta buluyorlardı. Bunun diğer bir adı, daha çok savaş (fetihler için) ve vergilendirmeydi. Savasın tüm harcamaları özgür vatandaşların sırtına biniyordu. Savaşların maddi tüm ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi, özgür vatandaşlar, köle sahipleri tarafından asker olarak da kullanılıyorlardı. Bunun yanında savaşın tüm yıkımları özgür vatandaşların sırtına biniyordu. Zaten fakir durumda olan bu insanların bu şekildeki yıkımı borçlarını ödeyememelerini ve doğal olarak köleci toplumun yasalarına göre köle olmalarını sağlıyordu. Bu şekildeki gelişme, köle sahiplerinin köle sayısını arttırırken, toplumdaki özgür vatandaş sayısını azaltıyor, toprakların tek elde (köle sahiplerinde) toplanmasına yol açıyordu. Aynı gelişme, kentlerde, köle emeğiyle üretimde bulunan zenginlerle (patrisyenler) rekabet edemeyen zanaatçılarında başına geliyordu. Gittikçe artan oranda toplum, derin sınıf farklılıklarına doğru yol alıyordu. Sistem artık tıkanmaya başlamıştı.
Zorla ve isteksiz çalışan kölelerin sayısal olarak kabarması, sınıf mücadelesini de keskinleştirdi. Gittikçe artan ve büyüyen köle isyanları, köleleşmeye çok yakın olan özgür vatandaşlarıda harekete geçirdi. Köleler artık sık sık isyan ediyor, özgür vatandaşlarda bu isyanlara katılıyorlardı. Üretim ilerlemektense geriliyordu artık. Büyük çiftlikler (lâtifundialar) şeklindeki örgütlenmede üretim nerdeyse durmuştu. Sınıf savaşımlarının gelişimi ve üretimin buna paralel gerilemesi, köle sahiplerini farklı şekillerde örgütlenmeye itti. Büyük çiftlikler (lâtifundialar)daki üretimin yerini, küçük işletmelerdeki üretim almaya başladı. Köle emeğinin yerinede KOLON şeklindeki emekçilerin emeği yerleşti. Kolonlar, köle değildi. Küçük bir toprak parçası üzerinde, belirli bir ürün ya da para karşılığında çalışan kişilerdi. Toprağa sahip olan bir tür çiftçi olan kolonlar, Ortaçağ (feodal toplum)un serflerinin atalarıdır. Böylece, bir ileri toplum (üretim ilişkileri) olan feodal üretim ilişkileri, köleci toplumun bağrında yeşerip, gelişiyordu.
Sınıf savaşımlarının yol açtığı bu sonuç, o toplum özgülünde kendini köle isyanları ve bunlara tabi olan özgür vatandaşların isyanları ve reform talepleri şeklinde yansıyordu. Özellikle bu büyük köle isyanlarından Roma'da yaşanan Spartaküs ayaklanması önemlidir. Ayrıca, köleci toplumda sıkça yaşanan savaşlarla ekonominin zayıflaması, bu toplumun sonunu getiren önemli etmenlerdendir. Sınıf mücadelerini geliştiren ve keskinleştiren bir olguda, ekonomiyi zayıflatan, yıkıma uğratan bu savaşlardır.
FEODAL TOPLUM
Sınıf savaşımının geliştirici gücü ve savaşların yıkıcılığı sonucu köleci toplum yeni üretim ilişkilerine kendisini devrediyordu. Devrimci zor, yeni bir toplumu oluşturmaya başlıyordu.
Feodal toplumun üretim ilişkileri, senyörün (derebeyi ağa) toprak üzerindeki mülkiyet hakkı ile serf üzerindeki sınırlı mülkiyet hakkı temelindeki yapılanmada yatıyordu. Serf köle değildi. Topraktan yararlanma hakkına sahipti. Üretimin belirli bir kesimini kendisi için yapabiliyordu. Kendisi için çalıştığı gibi, belli zamanlar derebeyi içinde çalışabiliyordu. Sömürü bu biçimiyle açıktı ve ideolojik göndermelerle (din adamlarının bu sömürüyü tanrısal ve meşru göstermeleri) halka kabul ettirilmeye çalışılıyordu. Feodal derebeyinin mülkiyetinin yanın da küçükte olsa, köylülerin ve zanaatçılarında üretim aletleri ve küçük işletmeleri üzerinde mülkiyet hakları vardı. Bunların üretimi kişisel emeğe dayalı, doğal bir karakter taşıyordu. Üretim, içine kapalı ve doğal bir karakter taşıyordu. Yani pazar için değil, direk kendi geçimi için üretim yapılıyordu. Bu, hiç fazla üretim yapılmıyordu anlamına gelmemelidir. Basit meta temelindeki fazladan üretim, diğer ihtiyaçların karşılanması için değişim konusu oluyordu.
Miras yoluyla toprak köylüye kalabiliyordu, fakat bu toprağı satamıyordu. Köylü topraktan ayrılamaz, onunla alınıp, satılırdı. Feodal toplumu, sömürü biçimlerinin farklılıkları açısından üç aşamaya (evreye) ayırabiliriz. Feodal toplumun aşağı aşaması olarak tanımlanan kesitte, esas olarak köylünün, kendisinin küçük bir parça toprağı vardır ve kendisi için üretir. Fakat haftanın ya da yılın belirli zamanlarında derebeyinin malikânesinde derebeyi için çalışırdı. Bu şekildeki sömürü biçimine angarya deniliyor. Orta aşama olarak tanımlanan feodal toplumun ikinci evresinde, köylü yine belli bir toprak parçası üzerinde, kendi iş aletleriyle üretimde bulunuyor ve bu üretiminin belli bir kesimini ürün rant şeklinde derebeyine veriyordu. Toprak yine kendisinin değildir. Kendisine ait olan iş aletleriyle sadece toprağı işleme hakkına sahipti ve yine toprakla birlikte alınıp, satılıyordu. Değişimin gelişmesiyle feodal toplum kendisini yukarı evresine devretti. Feodal toplumun bu kesitinde, köylü esas olarak artı ürününü, para rant şeklinde derebeyine verirdi. Yani ürünü tüccara satar, buradan elde ettiği gelirin belli bir kesimini para olarak feodale verirdi. Bu aşama feodal toplumun son evresidir. Değişim ilişkilerinin oldukça geliştiği ve kapitalist üretim ilişkilerinin ciddi anlamda boy verdiği evredir. Serfin emek zamanı iki bölümden oluşurdu. Gerekli emek zamanı ve ek emek zamanı. Gerekli emek zamanında, serf kendisi için gerekli olan üretimi yapardı ve kendisi için çalışırdı. Ek emek zamında ise, serf feodal için çalışırdı. Bu feodalin sömürü zamanıdır. Emeğin bu şekildeki sömürüsü çeşitli biçimler (angarya, ürün rant, para rant) almıştır.
Kentlerde ise durum daha farklıydı. Kentler, derebeyinin toprakları üzerinde kurulu olduğundan, başlıca sakinleri olan tüccar ve zanaatçılar, derebeyinin yasalarını tanımak ve ona vergi ödemek zorundaydılar. Kentlerdeki zanaatçı işletmeleri, loncalar şeklinde örgütlenmiş ve katı tüzük hükümlerine sahiplerdi. Bir lonca kendisine belirlenmiş üretimden fazlasını yapamazdı. Loncanın sahibi olan bir usta, bir kalfa ve en fazla iki ya da üçü bulan çıraklardan oluşuyordu. Çırakların ücret alması söz konusu değildi. Karın tokluğuna çalışan bu insanların tek garantisi gelecekte bir kalfa olabilme şanslarının olmasıydı. Değişimin gelişmesiyle, bu işletmelerin tüzüklerinde de belli değişiklikler oldu. Örneğin, belli sayıda çırak çalıştırma ve belli miktarda üretim yapma gibi katı kurallar kalktı. Sonradan kendisini kapitalist anlamda bir işletme olarak yansıtacak olan bu işetmeler, zamanla tüccarın sermayesi altına girdi ve onun inisiyatifinde dönüşüme uğradı. Feodal toplumun temel üretim aracı topraktı. Üretici güçler, toprak, üretim aletleri ve bunları işleyen köylü, kentlerde de küçük zanaatçı işletmelerinden ve zanaatçılardan oluşuyordu. Temel üretim aletleride yine bu kişilerin kullandığı toprak, iş aletleri ve zanaatçı işletmeleriydi.
Temel üretim aracı olan toprağın hâkimi olan derebeyi ekonominin de hâkimiydi. Baskı aygıtı devleti de bu şeklide oluşturan senyör, dini de ideolojisi doğrultusunda örgütlemişti. Tüm yasalar ve güçler onun çıkarları içindi. Toprağın dağılımı bir tür piramit biçimindeydi. En yukarda tüm topraklara sahip olan feodal (kral, derebeyi vs), bu toprakları parselleyerek kendisinden küçük feodal beylere veriyordu. Bunlarda yine kendi altlarında, daha küçük parseller biçiminde, daha küçük feodallere (ağalara) ve onlarda daha küçüklerine (köy ağası, yayla ağası vs.) parselliyor ve onlarda en son yine köylülere dağılacak biçimde parselliyorlardı. Bu ekonomik örgütlenme doğal olarak feodaller arasında belli bir sınıflandırmayı yaratıyordu. Örneğin, kral, sor, senyör, şövalye, derebeyi, köy ağası,… gibi. Üretim, bu şekilde parsellenmiş topraklar şeklinde Köylülere yaptırılıyordu ve elde edilen artı ürün (sömürülen emek) aşağıdan yukarı doğru feodaller arasında paylaşılıyordu. Ve tabi en büyük payı da en büyük feodal alıyordu.
Bu anlamda en zengin, varlıklı ve güçlü feodal en geniş topraklara sahip olan kişiydi. Zenginliklerini arttırmak için sürekli savaşlar yaşanıyordu. Her feodal, kendi toprakları üzerinde kesin ve açık bir egemenlik hakkına sahipti. Onun topraklarından geçmek dahi yasalara ve tabii vergilere bağlanmıştı. Öyle ki, toprak bastı parası dahi alıyordu feodal. Bu yasalar tabi en çokta, sürekli gezen tüccarları rahatsız ediyordu. Fakat değişimin gelişmesiyle bu tür yasalarda zamanla revize olacaktır.
PARTiZAN SESi SAYI-08
|