Ekonomi-Politik Nedir (7)

Paranın doğuşu: para meta üretiminin ve değişimin tarihsel gelişme süreci içinde kendiliğinden ortaya çıktı.

Bir metanın değeri, o metadaki harcanan emek kadardır. Başka bir meta ile değiştirilirken göz önünde bulundurulan etmen emektir. Fakat değişim esnasında "şu kadar emek eder" denilmez. Bunun yerine farklı metalarla kıyaslanır. Örneğin; bir kitap beş kalem, on yumurta, bir kilo buğday eder denir. Metanın değerinin başka bir meta ile belirlenmesine NiSPi DEĞER diyoruz.

ilk anlarda (üretim doğal niteliğindeyken), ürünler değişim için değil doğrudan tüketim için üretilirdi. Değişim ancak fazla ürün olunca olurdu ve rastlantısal bir karakter taşıyordu. Bir meta, doğrudan başka bir meta ile değiştirilirdi. Koyunu olan buğdayı almak için, koyununu verirdi. Toplumsal iş bölümünün gelişmesiyle değişim artmış ve giderek insanlar tek bir meta ya daha çok ihtiyaç duyar olmuşlardır. Bu meta’ yı biriktirmeyi yeğlemişlerdir. Bu meta değişim oranı yüksek olan üründür. Örneğin; koyun yada deri gibi. Bu meta (koyun ya da deri) tüm topluluklarca kabul ve istem gördüğünden değişimi de kolay oluyordu.

Bu gelişimi örnekleyelim. Karpuz üreten bir üreticinin kazmaya ihtiyaç duyduğunu düşünelim. Kazma üreticisine gidip kazmayı almak için karpuz teklif eder. Fakat bu kişinin karpuza değil, buğdaya ihtiyacı vardır. Bunun üzerine karpuz üreticisi kazmayı almak için, buğday almaya gider. Çiftçiyle karpuzunu değişecek, buğdayı alacak, bu buğdayı kazmacıya verecek ve ihtiyaç duyduğu kazmayı alacak, işlemler giderek karmaşıklaşıyor. Varsayalım çiftçinin de karpuza değil de başka bir ürüne (diyelim ki ayakkabıya) ihtiyacı var. O zaman değişim daha da zorlaşıyor. Karmaşıklaşıyor. Fakat bu süreçte, tüm bu üreticilerin ihtiyaç duyduğu bir metanın olması, işlemleri kolaylaştıracaktır. Tarihsel gelişimi içinde (Değişik topluluklarda farklı metalar olsa da) bu meta ilkin koyun, deri, tuz gibi ürünler oluyor. Burada değerin gelişmiş biçimi ortaya çıkıyor. Zamanla bu metaların yerini tek bir meta almaya başladı. Mesela deri. Bu değerin genel biçimidir ve bu değişimin gelişmesine bağlı olarak ve onu aynı zamanda geliştirerek oluşmuştur. Gittikçe bununda yerini daha kolay taşınabilen, bölünebilen, türdeş olan metalar aldı. Gümüş ve altın. Bu değerin para biçimidir. Özellikle zanaatçılığın tarımdan ayrıştığı ikinci büyük toplumsal işbölümünde doğmuştur, değerin para biçimi.

Görüldüğü gibi, para birdenbire ortaya çıkmamıştır. Uzun bir tarihsel sürecin ürünüdür.

Paranın çeşitli işlevleri vardır.

Başlıca görevi değer ölçüsü olmasıdır. Paranın değer ölçüsü olabilmesi için, kendisinin de bir değere sahip olması gerekiyor. Örneğin; bir ekmeği bir kâğıt parçası olan parayla değiştiren etmen nedir diye sorulduğunda, yanıtımız o kâğıt parçası olan paranın değere sahip olmasıdır.

Bir metanın değeri altın ile ölçülür. Bu haliyle kâğıt paranın kıstası da altındır. Buradan çıkacak diğer bir sonuçta paranın özel bir meta olduğudur. Her bir kâğıt para, belli miktarda altını temsil eder, onun yerine işleme girer. Bu durumu gelişen değişim ilişkileri doğurmuştur. Kâğıt paranın diğer bir özelliği de birimlere bölünebilmesidir. Örneğin 1 lira 100 kuruştur. Altın, kâğıt para ve meta arasındaki bu değişim ilişkisini sağlayan toplumsal bakımdan gerekli emektir.

Metanın, para olarak belirlenen değerine, o metanın fiyatı denir. Fiyat; meta değerinin para olarak ifadesidir.

Para, aynı zamanda dolaşım aracıdır. Bir metanın başka bir meta ile değişimini sağlama sürecinde elden ele geçen o metalar değil, para olur. Cebinde belli bir miktarda para olan kişinin, o miktarda değişik metalara sahip olması anlamı doğar.

Para, aynı zamanda biriktirme ya da servet biriktirme aracıdır da. Kişi, para biriktirdiği oranda mal ve ürüne (metalara-değere) sahiptir. Bu onun zenginlik biriktirmesidir.

Öte yandan para ödeme aracıdır da. Kişi aldığı meta karşılığında direk, birebir meta vermez. Daha sonraki süreçlerde para olarak aldığı o metanın karşılığını verir.

Dolaşım ve ödeme aracı olarak parayı ele aldığımızda; piyasadaki para miktarımda tespit etmemiz gerekiyor. Zira piyasadaki para miktarı tesadüfî değildir. Piyasadaki para miktarını belirleyen iki etmen vardır. Birincisi, dolaşımdaki meta fiyatlarının toplamı ve ikincisi paranın devir hızıdır.

Örneğin; piyasada 1 trilyonluk mal dolaşımdaysa ve her bir birim para (1 lira) ortalama olarak yüz defa el değiştiriyorsa (devir yaparsa) piyasada: (para kitlesi: meta fiyatlarının toplamı para devrinin hızı) 1.000.000.000.000: 100 =10.000.000.000. lira olması gerekiyor.
Kısacası on milyar lira bu piyasada dolaşımı sağlayabilecektir. Fakat bu genel işleyişe her zaman uyulmaz. Çoğunlukla devletler ödemeleri sağlamak için karşılıksız para basarlar. Böylece piyasadaki kağıt para miktarı artar (emisyon) ve enflasyon gündeme gelir.

Görüldüğü gibi enflasyon, piyasadaki karşılıksız para miktarının artmasıdır. Karşılıksız para basıldığından, metanın fiyatları da yükselir. Bu durumu biraz daha açalım.

Daha önce her birim bir paranın, belli oranda altına karşılık olduğunu ve onun değişim gücünü oluşturanın bu değer karşılığı olduğunu söylemiştik. Mesela, bir altın 100 lirayla eşitlenerek piyasa oluştu. Bu şu demektir: 100 lirayla ne alıyorsak, (yirmi yumurta, bir kilo et, bir kitap) bir altına bunları alıyoruz, demektir.

Piyasada ki on milyarla yapılan bu dolaşım altının yerine kâğıt parayla sağlanıyor. Oysa devletin ödemeleri yapmak için, on milyar daha para bastığını düşünelim. Böylece bir altın 100 liraya denk gelmeyecek, 200 lirayı temsil ediyor olacak. Öte yandan metalarında değer ölçütü altın olduğundan, 20 yumurta, bir kilo et, bir kitap inala bir altın ettiği halde, kâğıt para olarak 200 lira olmuştur. Buradaki enflasyon % 100'dür ve böylece devlet haksız kazanç elde etmiştir. Yani hiçbir bedel ödemeden emek gasp etmiştir.

Elbet, değişim ilişkileri uluslararası bir boyut olduğundan, değişen para dengelerini tekrar oturtmak için, devalüasyon yapılır. Devalüasyon oramda enflasyonla aynı oranda sömürü demektir. Türkiye’nin sürekli yaşadığı yüksek enflasyon (%150) ve devalüasyon (doların hızlı artışı, liranın diğer paralar karşısında değer yitirmesi) bu sömürünün şiddetinin en güzel örneğidir.

Altın sikke, aynı zamanda ulusların zenginlik ölçütüdür de. Buradan hareketle, TL'nin sürekli değer yitirmesi altın oranlarının düşmesi anlamına da geliyor ki, elbet bu düşüşün zıttı olarak emperyalist ülkelerde bir artış gözlemleyebiliriz.

Altın sikke bu haliyle, sömürü üzerine kurulmuş sınıflı toplumlarda, (köleci, feodal, kapitalist) sınıfsal bir özellik taşır ve sömürü aracıdır.
Yeri gelmişken burada deflasyonu da açalım. Hemen hemen hiç yaşanmayan deflasyon, enflasyonun tersidir. Burada dolaşımdaki para miktarı çekilir ya da karşılıksız para basılmaz. Yani yukarıdaki örneğimizden hareketle, piyasanın on milyar liraya ihtiyacı olduğu halde, devlet bu paranın yarısını çeker (yada basmaz) ve böylece deflasyon %100 olur. Burada da enflasyonun aksine, alım gücü yükselir, metaların fiyatı düşer. 100 liraya olan 20 yumurta, 50 liraya düşer.

Fakat parasal reformların hepsi, egemen sınıfların çıkarlarına göre ayarlanır ve hepsinde de emekçiler ağır sömürüye maruz kalır. Örneğin, doların TL'ye göre değer kazanması Amerikan emekçilerine yararlı gibi gözükse de, genel olarak değerlendirdiğimizde (yarı sömürge emekçilerinin sömürülmesinden dolayı) kaybederler.

META ÜRETiMiNiN EKONOMiK YASALARI

Üretimde rekabet ve anarşi:

Kapitalist toplum, bir özel mülkiyet toplumudur. Burada birbirinden bağımsız yığınlarca üretici vardır ve hepside pazara yönelik (kısmi kendine yöneliktir-artanını pazara sunar) meta üretir. Her bir üreticinin ne kadar üreteceğini belirleyen, tespit eden bir organ yoktur. Her bir üretici, kendini diğer üreticilerle ve tüketicilerle uyumlu, dengeli hale getirmez. Üretimde bir plansızlık, düzensizlik hâkimdir. Bu üretimdeki anarşidir.

Sadece buda değil. Her bir üretici, daha iyi-ucuz üretim ve pazarlama koşulları sağlama, daha çok kar elde etme uğruna diğer üreticilerle rekabete girer. Diğerlerini pazardan silmek için, elinden geleni yapar. Bu rekabet üretimdeki anarşiyi şiddetlendirir.

Ayakkabı sektörünü düşünelim. Pazarın bin ayakkabıya ihtiyacı vardır. O mekânda bulunan on ayakkabıcının her biri 200 ayakkabı üretiyor. Bu durumda pazara iki bin ayakkabı sürülmüş olur. Böylece ayakkabı fiyatları düşer. Belki de birkaç ayakkabı üreticisi zararına satış yapacağından iflas eder. Bir daha ki üretim sürecinde ayakkabı üretimini kısarlar üreticiler. Var sayalım ki, pazarın yine bin ayakkabıya ihtiyacı var. ikisi iflas ettiğinden, sekiz ayakkabı üreticisi kalmıştır ve bir önceki üretim sürecinde fazladan üretim mallarını ucuza sattıklarından, bu sefer yarısı kadar üretirler. Her biri yüz ayakkabı üretir. Toplam olarak sekiz yüz ayakkabı yapar. Oysa pazarın bin ayakkabıya ihtiyacı olduğundan, ayakkabı satışı ve fiyatları artar.

Görüldüğü gibi tam bir keşmekeşlik, bu meta üretiminin ekonomik yasasıdır.

ÜRETiMDE ANARŞi

Değer Yasası:

Meta üretimindeki bu anarşiyi düzenleyen yasada değer yasasıdır. Bir metanın değeri, ondaki gerekli-emektir. Ona pazarda değişim gücü sağlayanda budur. Fakat bu bir tek üreticinin emeği değli, toplumsal olarak gerekli-emektir.

Meta ekonomisinde, değişik sektörlerde dahi dengeyi sağlayanda, değer yasasıdır.

Yukarıdaki ayakkabıcılar örneğini anımsayalım. Burada arz ve talebin etkisi sonucu, metanın parasal değeri olan fiyatta oynamalar oldu. Yani fiyat değerden uzaklaştı. Arz fazla olduğunda fiyat düştü, az olduğunda da fiyat yükseldi. Buradaki kısa vadedeki dengesizliği, uzun vadede değer yasası dengeye dönüştürdü. Daha açık bir örnekle, ilk anda ayakkabının gerçek değerinin bin lira olduğunu düşünelim. Fakat arz fazla olduğundan, ayakkabı pazarda 500. liraya satıldı. Burada ayakkabı gerçek değerinden 500. lira uzaklaştı, (eksi yönde bir daha ki üretim sürecinde de üreticiler üretimlerini kıstıklarından arz düştü. Böylece fiyatlar yükseldi ve bir ayakkabı 1.500. liraya satıldı. Burada da ayakkabı artı yönde 500.lira gerçek değerinden uzaklaştı. Bu iki süreci değerlendirdiğimizde göreceğiz ki, ayakkabı gerçek değerine geri dönüyor.

(1.500+500: 2 =1.000)

Değer yasası, özel üreticileri, üretici güçleri geliştirmeye iter. Zira, gelişen teknik sonucu, bir metadaki gerekli-emek zamanı düştüğü halde, emek oranı artar. Şöyle ki; tekniğin gelişmesi sonucu, işçi dört saatte ürettiği herhangi bir meta yı iki saatte üretebilir hale gelir. Oysa burjuva onu yine sekiz saat çalıştırır. Böylece sömürüsü dört saat yerine 8 saate çıkar. Gerekli-emek kavramı toplumsal bir olgu olduğundan işçi çalıştırmayan, kendisi çalışan üretici içinde bu durum geçerlidir.

Meta ve insan (meta fetişizm!)

Meta üretimi pazara yöneliktir. Üretici pazarda metasını mümkün olduğu en yüksek fiyattan satmaya çalışır. Fakat toplumsal bakımdan gerekli-emek zamanı ve değer yasasının işlemesi bu isteğini yerine getirmesini engeller. Yani istediği fiyattan satamaz.

Fakat üretimdeki anarşi ve rekabet sonucu doğan dengesizlikten özellikle sermayesi büyük olan üreticiler yararlanır ve sömürülen emeği gasp ederler.

Metanın bu ilişkisi öylesine genelleşir ki, insanlardan kopar. Ne Ahmet'in ne de Mehmet'in inisiyatifindedir. insanlara rağmen, onların dışında vardır ve sürer, insanlar sadece ona tabi olmak zorundadırlar. insanlar arası ilişkiler perdelenir, ikincil duruma düşer. Fiatı düştüğünden dolayı tarlada domateslerini çürüten üretici, cebinde beş kuruşu olmadığı için aç kalan insanı düşünmez. Meta üretimi (ekonomisi), domates üreticisine bunu emreder (ki işleyiş böyledir o bir kapitalisttir, girişimcidir ve ekonomik yasalara uymak zorundadır) ve o da buna uyar.

Bu metanın fetişizmidir. ilişkinin içine paranın girmesi fetişizmin parasal adıdır o kadar. O da parasını bankalarda tutar, pervasızca meta satın alır, dep; gereksiz harcamalarda bulunur, fakat emek: terinin karşılığını vermez ya da metasını ucuzsa düşünmez.

PARTiZAN SESi SAYI-11

 
referandum_boykot_banner

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi