|
işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak bayraklaşması ve kökleşmesi, sömürücü ve baskıcı güçlere karşı uzun bir mücadele sonucu gerçekleşmiştir, l Mayıs hareketi, işçilerin en başlıca isteklerinden biri olan "Sekiz Saatlik iş Günü" isteğinden doğmuştur diyebiliriz. 1880 yıllarında Amerika'da işçi sınıfı, kapitalistlere karşı ücretlerin düşürülmesini engellemek ve çalışma koşullarını iyileştirmek için amansız bir mücadeleye girişmişti. Amerikan kapitalistleri, gelişen işçi hareketini engelleyebilmek için her yola başvuruyorlardı. Polis birlikleri ve "milli muhafız" adı verilen silahlı birlikler işçi hareketini kan ve ateşle bastırıyorlardı. Ayrıca profesyonel grev kırıcıları, ajan ve provokatörleri de, işçilerin birlikteliğini bozmak için kullanıyorlardı. 1884'de toplanan işçi Sendikaları Kongresi, sekiz saatlik iş günü bizzat kendi kuvvetleriyle almaya karar verdi. Ve bunun için l Mayıs 1886 tarihi seçildi. Bu istek kabul edilinceye kadar GENEL GREV ve gösteri yapılmasına karar verildi. Genel grev binlerce işçiyi kapsıyordu. işçiler büyük sayılarla iş bırakıp gösterilere katılıyordu. Genel grevin ilk iki günü olaysız geçti. Üçüncü gün Şikago'da on bin civarında işçi, coşku ve heyecan içinde isteklerini haykırıyorlardı. Bu silahsız göstericilerin üzerine tabanca ve tüfeklerle ateş açıldı, ölenler, yaralananlar oldu. Ertesi gün bu olayın protestosu için düzenlenen gösteri bitmek üzereyken nereden geldiği belli olmayan bir bomba, polis taburunun önüne düştü. Bu bomba kapitalistlerin uşağı bir provokatör tarafından atılmıştı. Polisler bunun üzerine kalabalığa ateş etmeye başladılar. Silahsız, savunmasız işçilere, işçilerin ailelerine kurşun yağdırdılar. Vura kıra, insanları öldüre öldüre, işkence makinesi gibi halkı gece yarısı evlerinden alıp, sürükleye sürükleye kuşkulu buldukları yüzlerce kişiyi tutuklayarak koşuştular, Şikago sokaklarında. Bu arada birçok işçi önderi de tutuklandılar. Bunlardan on ikisini seçip "kasten adam öldürmekle" suçladılar. Cinayet işledikleri gerekçesiyle sekiz işçi önderi hakkında idam istendi.Her türlü hilenin ve sahtekarlığın yaptığı yargılama neticesinde bu işçi önderleri idama mahkum edildiler. Kararda şöyle deniliyor: "Müspet delil bizatihi olayın kendisidir. Binlerce kişinin çatıştığı bir mitingde, sizlerin bombayı attığınıza tanıklık edecek sayıda, atmadığınıza tanıklık edecek adam bulmak mümkündür. Ancak geçmişiniz ve sosyal mevkiini, jüriye suçlu olduğunuz konusunda yeterli delil vermiştir. iDAMA MAHKUM EDiLDiNiZ!..." Onlar bu karar karşısında sınıflarının burjuvaziyle uzlaşmaz tavırlarını sürdürdüler. işte bu işçi liderlerinin idam kararlan sonrası son sözleri : SPIES: "Bu mahkemenin önünde ve devletin temsil etmesi gereken halkın önünde Eyalet Başsavcısını ve Şikago Polis Müdürünü, cinayet işlemek üzere uydurma bir dava tezgahlamakla suçluyorum..." SCHWAB : "idealimizin bu yıl, ya da gelecek yıl gerçekleşmeyeceğini biliyorum, ama mümkün olduğu kadar yakın bir gelecekte, ileriki bir yılda gerçekleşeceğini biliyorum." FISCHER : "Ölüme mahkum edilmemi protesto ediyorum, çünkü cinayet işlemedim. Ancak, sosyalist olmam sebebiyle öleceksem, bir sözüm yok" LINGG : "Bir yanım var ki öldüremezsiniz...." ENGEL: "Hakları yalnız imtiyazlı sınıflara göre ayarlayan ve işçilere hiç hak tanımayan hükümete karşı kim saygı duyabilir? Böyle bir hükümete saygım yok benim...." Halk bu kararı tepkiyle karşıladı. Bunun üzerine üçünün cezası müebbede çevrildi, böylece halk susturulmak istendi. Fakat diğer işçi önderlerinin idamlarının durdurulması için yürütülen çabalar durdurulamadı. Toplu gösteriler, dilekçeler başka ülkelerden mesajlar.... işte tam bu arada idama mahkum edilenlerden LINGG hücresinde ölü bulundu. Suratının yansı dinamitle parçalanmıştı, hücresi küçük bombalarla doluydu. Vahşi bir şekilde katledilen LINGG'in intihar ettiği iddia edildi. Bu olayda kısmen de olsa halkın işçi önderlerini "BOMBACI" diye gösterme amacının yattığı açıktı. Ama bütün bunlar, emekçilerin işçi önderlerini (özellikle PARSONS adli lideri) savunmasını engelleyemedi. Vali halkın gözünde bu derece yükselmiş birinin cezasını yetkisine dayanarak müebbet hapse çevirmek istiyordu. Ama bunun için usule göre Parsons'un özür dilekçesi vermesi gerekiyordu. Avukatı bu işçi liderine özür dilekçesi yazması için yalvardı. Ama bu yalvarış kabul edilmedi. PARSONS hayatı pahasına da olsa özür dilemeyecekti. Nedenini ise şöyle açıkladı : "Haklı olduğumu biliyorum (....) ve bende çok iyi biliyorum ki, dilekçeyi imzalarsam hüküm değiştirilecek. Ama bunu daha fazla üstelememenizi rica edeceğim. Ben suçsuzum, jürinin beni suçlu bulduğu suçu işlemedim. Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu, eğer asılırsam cani olduğumdan değil, sosyalist olduğumdan asılacağım, geçmişte öğretmiş, söylemiş ve yazmış olduğum şeyler yüzünden asılacağım. Illinois halkı, kendisini gönüllü olarak yetkilerine sunmuş bir suçsuzun asılması karşısında susmayı göze alırsa, ben de savun düğüm fikirler ve davam uğruna asılmayı göze alabilirim." Ve 11 Kasım 1887 günü Albert PARSONS, August SPIES, Adolp FISCHER ve George ENGEL idam edildiler. Bu dört işçi lideri işçi sınıfına yaraşır kararlılık ve yiğitlikle öldüler. Burjuvazi onların boyunlarına ilmiği geçirebilmişti ama başlarını eğememişti. Ve sehpada şunu haykırdılar : "ÖYLE BiR ZAMAN GELECEK Ki: BiZiM SUSKUNLUĞUMUZ SiZiN BU GÜN iPE ÇEKTiĞiNiZ SESLERDEN DAHA GÜÇLÜ OLACAKTIR...." Bir süre sonra mahkeme kararının geçersizliği ispatlanmış ve bu işçi liderlerinin suçsuzluğu ortaya çıkmıştır. 1889 yılında toplanan II. ENTERNASYONAL’DE (işçi Sınıfı Partilerinin Uluslararası Birliği), bir taraftan bu vahşi saldırıları protesto etmek, diğer taraftan da 8 saatlik iş günü isteğini daha büyük bir kuvvetle savunmak için, bütün ülkelerin işçilerinin katılmasıyla uluslararası bir gösteri yapılmasına karar verdi. 1890 yılı l Mayısı’nda yapılan bu uluslararası genel grev ve gösterilen bütün ülkelerde öylesine coşkuyla kutlandı ki; 1891'de II. ENTERNASYONAL’iN ikinci kongresinde bu gösterinin her yıl aynı günde yapılmasına karar verdi. Dünya işçi sınıfının Şikago işçileriyle uluslararası dayanışmasının ulaştığı boyutlar, l Mayıs katliamının burjuvaziye karşı çevrilerek l Mayıs'ın , bütün dünyada işçi sınıfının burjuvaziye karşı sınıf kininin bilenerek ona korku saldığı, mücadele azminin yükseldiği, ulusal ve uluslararası düzeydeki mücadele hedeflerinin vurgulandığı ve bu hedefler doğrultusunda işçi sınıfının birliğinin pekiştirildiği bir güne dönüşmesini sağladı. Böylece l Mayıs, bir yandan proleter enternasyonalizminin, diğer yandan da işçi sınıfının tüm emekçi kitlelere öncülüğünün simgesi haline dönüştü, l Mayıs'ın her yıl bütün ülkelerde işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanması, işçi sınıfının burjuvaziye, tüm sömürücü güçlere karşı uzlaşmazlığının ve yüksek ideallerine bağlılığının bir ifadesi haline geldi. l Mayıs'ın gelenekselleşip kökleşmesi, dünya ölçüsünde yaygın ve derin etkiler yarattı. işçi sınıfının l Mayıs mücadeleleri, emperyalizme, gericiliğe ve faşizme karşı dövüşen tüm dünya güçlerine, tüm ulusal kurtuluş hareketlerine örnek oldu ve l Mayıs onların da mücadele geleneğinde kökleşti. l Mayıs'ların her yıl dünyanın bütün ülkelerinde ne pahasına olursa olsun yığınsal olarak kutlanması, giderek bu kutlamaların burjuvaziye ve onun iktidarlarına karşı bir kazanım olarak dayatılmasıyla sonuçlandı, l Mayıs'ın kutlanmasını burjuvaziye dayatma mücadelesi, işçi sınıfının gücünün ve onun kurtuluş mücadelesinin durdurulamazlığının burjuvaziye kabul ettirilmesinin bir simgesi oldu. Örneğin 1906'da Fransa'da iktidarda bulunan Clemenceau hükümeti, tıpkı 1979'da Türkiye'de olduğu gibi l Mayıs gösterilerini engelleyebilmek için Fransa işçi sınıfının devrimci sendikal örgütü CGT'nin yöneticisi Nermier'in tutuklanması emrini vermişti. Ne var ki bütün bu engellemeler, Fransa'da olduğu gibi dünyanın diğer ülkelerinde de l Mayıs'ın kutlanmasını durduramadı. Her l Mayıs'ta dünyanın tüm işçilerini tek bir mücadelede birleştiren ortak hedefler olmuştur. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında dünyayı aralarında paylaşmak için yarışmaya tutuşan emperyalist güçlerin başlattığı sömürge savaşlarına son verilmesi, işçi sınıfının burjuvazinin savaş planlarına ortak edilmesini amaçlayan militarizmin ve şovenizmin püskürtülmesi, l Mayıs mücadelelerinin başlıca hedefleriydi.Ekim Devrimi sonucu dünyanın ilk sosyalist devletinin kurulmasıyla birlikte Sovyetler Birliği'yle dayanışma, Sovyet iktidarının emperyalist güçlerin silahlı saldırısına karşı korunması ve emperyalist kuşatmanın dağıtılması, l Mayısların birinci sloganı haline dönüştü. 1930'lara doğru faşizm tehlikesinin bütün Avrupa'yı sarması, bu tehlikeye karşı tüm dünyada demokratik bir cephenin oluşturulmasını, Alman ve italyan yurtseverlerinin Hitler ve Mussolini faşist diktatörlüklerine karşı direnişinin desteklenmesini, faşist rejimlerin savaş hazırlıklarının bozulmasını, ispanya'da Franko'cu faşistlerin başlattığı iç savaşta cumhuriyetçi güçlerle dayanışmayı, işçi sınıfının l Mayıs mücadelelerinin en yüksek hedefi haline getirdi. ikinci Emperyalist Paylaşım Savaşı yıllarında l Mayıs'lar faşizme karşı uluslararası bir direnişin örgütlenmesi, faşist işgal altındaki halkların kurtarılması ve Sovyet halkının Hitler faşistlerine karşı kahramanca direnişinin desteklenmesi mücadelesiyle bütünleşti. Savaş yıllarında işgal altındaki ülkelerde hatta Nazi toplama kamplarında bile bilimsel sosyalistler, ilerici güçler, partili yada partisiz, sendikalı ya da sendikasız tüm işçiler l Mayısları kutlamaktan bir nebze bile ödün vermediler. ikinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'ndan sonraki yıllarda Avrupa'da ve tüm dünyada faşizmin kökünün kazınması, savaş sırasında oluşan demokratik dünya cephesinin korunması, yeni bir savaş tehlikesine karşı kolektif bir güvenlik sisteminin oluşturulması, kapitalizmin kalelerinde işçi sınıfının kazandığı demokratik mevzilerin sağlamlaştırılması, l Mayıslarda işçi sınıfının önde gelen uluslararası hedefleri oldu. 1950lerde uluslararası emperyalizmin dünya halklarına yeni bir saldırısı olan "soğuk savaş" belasının püskürtülmesi, emperyalizmin blok politikasına son verilmesi, sosyalist ülkeleri kuşatma politikasının yenilmesi ve dünya sosyalist sisteminin sağlamlaştırılması, sömürge sisteminin dağılmasıyla ortaya çıkan genç ulusal devletlerle dayanışma bu dönemde l Mayısların belli başlı uluslararası hedefleri arasında yer aldı. Yine aynı yıllarda emperyalizmin dolaylı ya da doğrudan saldırı ve tehditleriyle karşı karşıya kalan Kore, Cezayir, Vietnam, Küba ve Ortadoğu'daki Arap devletlerinin halklarıyla uluslararası ve yığınsal dayanışma l Mayısların vazgeçilmez ilkelerine dönüştü. 1970lerle birlikte Amerikan emperyalizminin Vietnam halkına yönelik saldırısının püskürtülmesi, başta Yunanistan ve Şili olmak üzere faşizmin saldırısına uğrayan halklarla dayanışma genel ve tam bir silahsızlanmanın sağlanması, l Mayıslarda tüm dünya işçilerinin ortaklaşa haykırdığı sloganlar oldu. Görüldüğü gibi emperyalizme,faşizme ve her türlü gericiliğe karşı mücadelenin tarihi, l Mayıslarda işçi sınıfının mücadele hedeflerinin içeriğini ve kapsamını da zenginleştirdi, l Mayıslar giderek dünyadaki tüm anti-emperyalist ve demokratik güçlerin dayanışmasının sergilendiği, her ülkede de işçi sınıfının ulusal düzeydeki mücadele hedefleri için kararlılığının bir simgesi haline geldi. Kapitalist ülkelerde her l Mayıs, işçi sınıfının sosyalist ülkelerle ve ulusal kurtuluş hareketleriyle dayanışmasının, tekellere ve onların hükümetlerine karşı güncel mücadele hedeflerinin, faşizm tehlikesini önlemekteki kararlılığın, sosyalizme giden yolda işçi sınıfının tüm emekçi katmanlara öncülüğünün ve tekelci kapitalizmin uluslararası düzeydeki politikasına karşı işçi sınıfının uluslararası birliğinin bir simgesidir. Sosyalist ülkelerde ise l Mayıslar, sosyalist ülkelerin bütünlüğünün ve enternasyonalizmin ulaştığı düzeyin kutlandığı, sosyalizmin kazanmalarına bağlılığın güçlendirildiği, işçi sınıfıyla tüm emekçi halk katmanları arasındaki birlik ruhunun yüceltildiği ve dünyadaki tüm anti-emperyalist mücadelelerle dayanışma azminin haykırıldığı günlerdir. Kısacası l Mayıs, tüm dünya işçi sınıfının ve anti-emperyalist güçlerin sömürüşüz bir dünya için mücadele boyunca yaşadıkları kazanımların ve kayıpların yazıldığı bir mücadele bayrağıdır. işçi sınıfı için l Mayıs'a sahip çıkmak, tüm mücadele geleneğine ve kazanımlarına, ona bugünleri armağan eden tüm yoldaşlarının anısına sahip çıkmak sorunudur. işte bu yüzden işçi sınıfı l Mayıslardan en küçük bir ödün vermez, veremez. 1 MAYIS YAKLAŞIRKEN Türkiye'de l Mayıs geleneğinin ortaya çıkmasından günümüze dek gelişimi, başlı başına bir araştırma konusu olup geniş yer tutacağı için değinmeden geçmek durumundayız. Türkiye'deki emekçiler; 76, 77, 78 ve 96'da l Mayıs alanlarını yüz binlerin doldurmasına ve bu alanlarda katliamların yapılmasına tanıklık etmişlerdir. Ne var ki, özellikte uzun yıllardan sonra kitleselliği ve militanlığıyla hafızalara kazınan 96 l Mayıs'ından sonra, kitle hareketlerindeki daralma l Mayıs kutlamalarına da yansıdı. Bu olumsuz sonuç, elbette ki bir yönüyle irademiz dışında var olan nesnel koşullardan kaynaklıydı. Ama, bir yönüyle de ve esas olarak, Türkiye Devrimci Hareketi'nin zafiyetinden kaynaklıydı. Halk gençliğinin bir kesimini oluşturan bizlerde bu zafiyetlerden kendimizi muaf tutmuyoruz. Önemli olan, zafiyetlerimizin bilincinde olmak, bunu gidermeye dönük doğru adımlar atmaktı. Özgür Düşün bu yönelimin somut meyvesi olarak vücut buldu. Halk gençliğinin, diğer tüm halk sınıf ve kesimlerinin sorunlarını kendi sorunumuz olarak ele almalı, bir dizi genel ve özel politikalarla halk hareketinin gelişmesine katkı yapmayı hedeflemeliyiz. Özellikle de işçi sınıfı ve yoksul köylülük ile sınıf mücadelesi pratiği içerisinde birleşip bütünleşme özel amacını her zaman için bilincimizde diri tutmak gerekiyor. Dünyada ve coğrafyamızda meydana gelen tüm gelişmelere, somuttaki gücümüzle uygunluk içerisinde bu bakış açısı ile refleks göstermeliyiz. Başta ABD olmak üzere emperyalist haydutlar ve dünyadaki işbirlikçileri-uşakları 11 Eylül saldırısını vesile ederek emperyalist-gerici terör dalgasını üst boyuta sıçratmış durumda. Enternasyonal proletarya ve ezilen halklar son yılların en karanlık günlerini yaşıyor. Ezilen ülkelerin olduğu bölgeler kan gölü. Emperyalist hegemonya-tahakküm amaçlı, bilinçli olarak çıkartılıp kızıştırılan bölgesel savaşlarda halk kitleleri dinsel, mezhepsel, ırksal farklılıkların emperyalistler tarafından kaşınması sonucu birbirilerini boğazlamaya itiliyor. Önce Afganistan'da, şimdi de Filistin'de emperyalist çıkarlarla "tüm dünyada terörizmle sürecek uzun mücadele" gerekçesiyle halklar toplu katliamlardan geçiriliyor. Coğrafyamızdaki durum da pek farklı değil. En sıradan ekonomik-demokratik talebi, hele ki sokakta dile getirmek büyük bir cüret gerektiriyor. Lakin, hakim sınıflar kendisi açısından koşulların uygunluğunu da kullanarak çıplak zulmü uygulamaktan çekinmiyor. Açlık ve sefalet üst boyutta. işçi sınıfının ve kamu emekçilerinin geçmişteki kan-can pahasına kazanılmış haklan iMF'nin direktifiyle, hakim sınıflar tarafından peş peşe ve süratle ellerinden alınıyor. Milyonlarca köylü yine uygulanan IMF patentli tanım politikalarıyla aç ve açıkta, perişan durumda. Kürt ulusuna yönelik Türk hakim sınıflarının jenoside ve etnisiteye dayalı politikaları hızından bir şey kaybetmiş değil. Öğrenci gençlik, örgütsüzlüğün üst boyutta olup geçer akçe sayıldığı bu dönemde son yılların en ağır saldırılarıyla karşı karşıya. YÖK tarafından hazırlanıp, hakim sınıflar tarafından şimdilik biraz yumuşatılan yeni YÖK yasa tasarısı geri püskürtülemezse halk gençliğinin üniversite eğitimini alma olanağı artık hayal oluyor. Soruşturmalar ise artık tam bir devlet terörü olarak uygulanmakta. Olur olmaz her şeye saçma sapan gerekçelerle soruşturma açılıyor. Düşünün ki, "ideolojik halay" çekildiği gerekçesiyle bile soruşturma açılabiliyor! Tüm bunlara rağmen, dünyada da, coğrafyamızda da halk kitleleri emperyalist-gerici saldırılara karşı direniyor, tepki gösteriyor. işte, ABD destekli israil siyonizminin toplu katliamına maruz kalan Filistin halkı baş eğmiyor, tüm dünya halklarını başkaldırı ve isyana çağırıyor. Dünyanın bir çok ülkesinde ABD emperyalizmi ve israil Siyonizm kitlesel protestolarla kınanıyor. Geçenlerde italya'da milyonlar kapitalizme, "küreselleşme" adına yapılan saldırılara karşı protesto gösterisi yaptı. Coğrafyamızda da, yetersiz de olsa devlet zulmüne, emperyalistlerin direktifiyle devreye sokulan sömürü politikalarına karşı halk kitleleri direnç gösteriyor. Son aylarda kitle hareketlerinde belirgin şekilde bir derlenip toparlanma yaşanıyor, l Mayıs'ı dünyada ve coğrafyamızda kısaca ifade etmeye çalıştığımız bu koşullarda kutlamaya hazırlanıyoruz. Bu l Mayıs'a halk gençliği olarak kitlesel ve militan bir katılımı sağlamaya dönük çalışmaların, kısa bir zamanın kalmış olmasına rağmen yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Üniversitelerde, liselerde, işçi gençliğin yoğun olarak çalıştığı bölgelerde, semtlerde, köy ve kasabalarda l Mayıs'ı tarihsel yönünü ve güncel olarak nelerin yapılması gerektiğine ilişkin konuşmalar, toplantılar vb. etkinlikler yapılabilir. Somut hedefimiz, ilişkiye geçtiğimiz insanları l Mayıs'ta alanlara çekmeye dönük olmalı, l Mayıs kutlamasında atılacak sloganlar ve şiarlar; dünyada ve coğrafyamızda ön planda olan meselelerin, halk gençliğinin sorunlarının teşhirine dönük, doğru alternatifini gösteren tarzda belirlenmelidir. 1 MAYIS OLAYLARINDAN ÖTÜRÜ iDAM EDiLEN iŞÇi LiDERLERiNDEN ALBERT R. PARSONS 'UN ÇOCUKLARINA SON MEKTUBU Çok Sevgili, Değerli Çocuklarım ; Albert R. Parsons Jr. ve kardeşi Lulu Eda Parsons'a Bu kelimeleri yazarken , adlarınız üstüne göz yaşlarım damlıyor. Bir daha hiç karşılaşmayacağız. Ah, sevgili çocuklarım , nasıl içten, derinden seviyor sizi babacığınız. Sevdiklerimiz için yaşamakla gösteririz sevgimizi ve gerektiğinde sevdiklerimiz için ölmekte gösteririz sevgimizi. Benim hayatımı ve doğal olmayan haksız ölümümü, başkalarından öğreneceksiniz. Babanız özgürlük ve mutluluk uğruna gönüllü olarak canını vermiş bir kurbandır. Size, miras olarak şerefli bir ad ve yapılmış bir görev bırakıyorum. Onu koruyun, bu yolda yürüyün. Kendinize karşı doğru olun , o vakit başkalarına karşı sahte olamazsınız. Yaratıcı, uyanık ve neşeli olun. Anneniz! O kadınların en yücesi, en şereflisidir. Onu sevin , sayın ve öğütlerine uyun. Çocuklarım , değerli varlıklarım bu mektubu, yalnız sizin için değil, daha doğmamış çocuklar için de ölen bir kişinin ölüm yıldönümlerinde okumanızı istiyorum. Yavrularım, elveda Babanız, Albert R. Parsons TÜRKiYE'DE iLK "l MAYIS" ŞiiRi Türkiye'de ilk "l Mayıs" şiiri 1923 yılında yazıldı. Yoksul bir kantarcının kızı olan ve tramvay işçilerinin grevine de katılarak bir konuşma yapan Yaşar Nezihe' nin yazdığı "l Mayıs için" başlıklı aşağıdaki şiir 1923 Haziranında "Aydınlık " dergisinde yayınlandı. Ey işçi... Bugün hür yaşamak hakkı seninken Patronların o hakkı senin almışlar elinden. Sayınla edersin de "tufeyli"leri zengin, Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin? Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkad; Lakin seni fakir etmede günden güne berbat. Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden, Azim et de esaret bağı kopsun bileğinden, Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün, Bir parça evlatlarının çehresi gülsün. Ey işçi... Mayıs birde bu birleşme gününde Bir şüphe bugün kalmadı bir mani önünde ... Baştan başa işte koca dünya hareketsiz; Yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz. Patron da fakir işçilerin kadrini bilsin Tazim ile, hürmetle sana başlar eğilsin, Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi. Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi. Herkes yaya kaldı, ne tren var ne tramvay. Sen bunları kendin için hep şanı şeref say... Bir gün bırakınca işi halk şaşkına döndü. Ses kalmadı; her velvele bir mum gibi söndü. Sayende saadetlere mahzar beşeriyet; Sen olmasan etmezdi teali medeniyet. Boynundan esaret bağını parçala, kes, at! Kuvvettedir hak. Hakkını haksızlara anlat. Yaşar Nezihe ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-01
|