|
Aşağıda yer verdiğimiz metin, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden öğrencilerin, "Dünyada ve Türkiye'de İstikrar Arayışları" başlıklı Ege ve İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin ortaklaşa düzenlediği İzmir İktisat Kongresi'ne hazırlanan sunumun tam metnidir. Bu metni, ele aldığı konunun güncelliği ve önemi açısından yayınlıyoruz. Çok Taraflı Yatırım Anlaşması Ekonomik ve Kalkınma Örgütüne(OECD) üye 29 ülke tarafından,1995 yılından bu yana gizli olarak yürütülen ve uluslararası sermayenin anayasası olarak tanımlanabilecek anlaşmanın adıdır. Başka bir deyişle MAİ yani Çok Taraflı Yatırım Anlaşması,uluslararası sermayenin girdiği ülkede üretimden pazarlamaya kadar mülkiyet edinme de dahil olmak üzere hiçbir sınırlama ve denetimle karşılaşmadan yer alabilmesi için hükümetlerin ortak payda da uzlaştığı yasal bir düzenlemedir. Çok Taraflı Yatırım Anlaşması olarak bilinen MAİ'nin geçmişi 1944'de yapılan Bretton Woods toplantıları ile başlamış Uruguay Round’una kadar geçen süreçte yapılan toplantılarda alt yapısı oluşturulmuştur.Bu süreçteki anlaşmalara göz atacak olursak Çok Taraflı Ticaret Müzakereleri: CenevreKonferansı(1947), Annency Konferansı(1949), Torguay Konferansı(l951), Cenevre Konferansı(1956), Dilon Roundu(1960-61), Kennedy Roundu(1964-67), Tokyo Roundu (1978-79), Uruguay Roundu ( 1986-94), MAİ(1995) Bunların içinde en önemlisi Uruguay Roundudur.Uruguay Roundu gerek katılan ülkeler bakımından gerekse kapsadığı anlaşmalardan dolayı diğerlerinden ayrılmaktadır. Uruguay Roundu ile beraber Dünya Ticaretinin genel çerçevesi oluşmuş ve amaçlanan Dünya'daki büyük sermayelerin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Uruguay Roundunun en önemli sonuçlarından birisi WTO(Dünya Ticaret Örgütü) kurulmuş olmasıdır.Bu süreci daha iyi anlamak için WTO'nun amaçlarını ve işleyiş yapısını incelemek gerekir. DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ: Ülkeler arasındaki serbest mal ve hizmet ticaretini teşvik eden ve denetleyen uluslararası bir organizasyondur. 134 üyesi bulunan ve tüm üyeler kendi iç piyasalarını diğer ülkelerden yapılacak mal ve hizmet dolaşımına açmak ve serbest ticaret önündeki gümrük vergileri ve benzeri korumacı engelleri kaldırmak ya da azaltmak için bir dizi anlaşma imzalayarak bunları yapacaklarına dair taahhütte bulunmuşlardır.Bunlar GATT, GATS, TRIPS ve TRIMS dir. Esasında WTO Özellikle 1990'lı yıllardan sonra oluşmaya başlayan Yeni Dünya Düzeninin oluşturulmasında bir çeşit köprü vazifesi görmektedir. GATT: 1947'de kurulan GATT anlaşması orijinal metin hiç değiştirilmeden daha sonra kurulacak WTO'ye aktarılmış durumdadır. Bu anlaşmanın WTO'ye aktarıldığı metindeki başlıklardan 2 temel madde dikkat çekmektedir.En Çok Kayrılan Ülke ve Ulusal Muamele prensibi maddeleridir.Birinci madde En Çok Kayrılan Ülke ilkesidir.Eğer bir ülke kendisine yakın gördüğü ve karşılıklı işbirliği kapsamında çıkarı olduğu bir ülkeye ticari bir ayrıcalık tanıdığı zaman GATT üyesi olan diğer ülkelere de aynı hakkı tanımak zorundadır. İkinci önemli madde ise Ulusal Muamele prensibidir.Bu prensiple beraber yabancı bir ürün üye ülkeleri sınırlarından içeri girince yerli ürüne nasıl bir muamele yapılıyorsa yabancı ürüne de en az yerli ürüne uygulanan muamele yapılmalıdır.Bu maddeye göre; Ulusal vergi,resim harç ve benzeri düzenlemelerin, ithal edilmiş ürünlerin yereldeki pazarlama faaliyetleri,satışı , dağıtımı, bir yerden başka bir yere ulaştırılması gibi konularda yerli ürünleri korumak amacı ile bu araçlar ile sağlanacak avantajlar yasaklanıyor.Kısacası Ulusal Muamele İlkesi ile yerli üreticiyi korumaya yönelik ulusal ekonomilerin sağladıkları ayrıcalıklar bu ilke ile ortadan kaldırılmaktadır. GATS: 1994'te kurulan GATS ile hizmet ticareti önündeki idari engeller kaldırılmakta ve hizmet sektörü uluslararası ticarete açık hale getirilmektedir.GATS akla gelebilecek her türlü hizmet alanını kapsamaktadır.Bunlar içersinde doğayı,kültürü,sağlığı,eğitimi,hukuk,su işleri,sosyal güvenliği, posta hizmetlerini ve tüm belediye hizmetlerini vb kapsamaktadır.GATS ile Dünyadaki büyük sermayeler uluslararası ekonomide karşılaştıkları Devlet yardımları,lisans ve kalite standartlarının piyasaya giriş ve çıkışlarının önündeki engelleri kaldırıyorlar.Bu şekilde de kar hadlerinin yükselmesini sağlamayı amaçlıyorlar. GATS ile yabancı sermaye bir hizmetin sınır ötesi ticaretine ve İnternet üzerinden ticaret ve uluslararası seyahatler de dahil olmak koşulu ile bir hizmetin üretimi ve tesliminin tüm birimlerine uygulanabilir. Avrupa komisyonunun GATS ile birlikte Türkiye'de piyasa ekonomisine açılmasını istediği sektörler: TEMEL SEKTÖRLER: Hukuk,Muhasebe Danışmanlık ve Denetim Hizmetleri,Vergi Hizmetleri,Mimarlık,Entegre Mühendislik ve Şehir Planlaması ALT SEKTÖRLER: Bilgisayar,AR-GE Hizmetleri.Yönetim Danışmanlığı ve Teknik Danışmanlık Hizmetleri,Yabancı Dil Çeviri Hizmetleri MAİ , 1995 yılında ilk kez OECD'de tartışmaya başlandıktan l yıl sonra henüz yeni kurulmuş olan WTO'de MİA adında yeniden oluşturuldu.Bu plana göre bu grup bütün çalışmalarını OECD'de yürütülen çalışmalara paralel yürütecek,OECD'de görüşülen MAİ'nin başına bir şey gelecek olursa MİA devreye sokulacaktı. Fransa Başbakanı Josphin 14 Kasım 1998 tarihinde MAİ müzakerelerinden çekildiğini açıkladı. Josphin;"Bu kadar önemli bir anlaşmanın 29 ülke arasında görüşülmesi yerine WTO gibi kapsamı geniş ve daha fazla üyeye sahip bir örgüt tarafından yapılmasını daha doğru bulduklarını" söyledi.MAİ müzakerelerinin ertelenmesinin bir nedeni de 1997 yılından önce Public Citience ve Frıends of the World isimli 2 güçlü sivil toplum kuruluşunun anlaşma metnine ulaşması ile çeşitli ülkelerde çok yoğun tepkilerin oluşmasıdır. MAİ'nin dışındaki diğer uluslararası kurumlarda bu yeni oluşuma göre şekillendirilecek(I.M.F,Dünya Bankası) ve böylece ulusal ekonomiler etkisiz hale getirilecektir. MAI'NİN ORJİNAL METİNDEN ALINMIŞ MADDELERİ VE ANLAMLARI 1-) KAPSAM : Bir yatırımcı tarafından sahip olunan veya ve doğrudan kontrol edilebilen her türlü varlık. UYGULAMA : MAI' de yatırımlar oldukça kapsamlı bir alana yayılmıştır. Tanımda da görüldüğü üzere hisse senedi, tahvil, kültürel ve sanatsal mülkiyet hakları ve imtiyazlar yatırım kapsamına girebilmektedir. Yabancı mülkiyeti! fabrikalara getirilen çevreyi koruma koşullan, uluslararası mali spekülasyona getirilen kısıtlamalar ve diğer bir çok düzenleme MAİ ile getirilen standartlara uymak zorunda kalacaktır. 2-) ULUSAL MUAMELE VE EN ÇOK KAYRILAN ÜLKE İLKELERİ: 1-Anlaşamaya taraf olan her bir ülke,diğer anlaşma tarafı ülkenin yatırımcılarına kendi ülkesindeki yatırımcılar ile onların yatırımlarına(benzer koşullarda),kuruluş,işleyiş,genişleme,yönetim,kullanım,uygulama ve satış veya yatırımların diğer çeşit kullanımları sırasında uyguladığından daha az avantajlı bir muamele uygulayamayacak(Ulusal Muamele İlkesi) 2-Anlaşmaya taraf olan her bir ülke,başka bir anlaşma tarafı ülkenin yatırımcılarına ve onların yatırımcılarına,(Benzer Koşullarda) bir başka ülkenin yatırım ve yatırımcılarına uyguladığından daha az elverişli bir muamele uygulayamayacak.(En Çok Kayrılan Ülke İlkesi) 3-Anlaşmaya taraf olan her bir ülke,başka bir anlaşma tarafı ülkenin yatırımcısına her bir olay bazında yukarıda (I) ve (Il)'de belirlenen ilkelerden hangisi daha elverişli ise onu uygulamak zorunda olacaktır. UYGULAMA: Yabancı yatırımcılara yönelik her ülkenin kendi yerli üreticisini korumak için birtakım kuralları vardır.Ayrıca yabancı yatırımcıdan da istihdam ihracat hedefi vs. beklentileri vardır.MAİ'nin Ulusal Muamele İlkesi ile bunlar yok olacaktır.Ülke kendi yerli üreticisine sunduğu olanakların aynısını yabancı yatırımcıya da sunmak zorunda kalacaktır.Bazı ülkeler,yeni yatırımların ulusal çıkarlara uygun olduğundan emin olmak için yabancı yatırımcıları gözlemler veya medya gibi sektörlerde yabancı mülkiyeti yasaklar.MAİ ile bu uygulama da etkisiz hale gelecektir. 3-) PERFORMANS GEREKLERİ: a-Belirli bir düzeyde mal ihracat etmek b-Milli gelirin belli bir yüzdesi oranında üretim yapmak c- Ev sahibi ülkede üretilen mal ve hizmetlerin şirketin üretiminde kullanılması d-Söz konusu yatırımla bağlantılı yabancı döviz girişleri veya ihracat veya ithalat hacmi gibi verileri birbirleriyle bağlantılandırılması e-Bu yatırım tarafından ev sahibi ülkede üretilen veya sağlanan ürünlerin veya hizmetlerin satışlarının kısıtlanması, satış hacmi , ihracat hacmi veya yabancı döviz işlemleri üzerinden sağlanan kazançlar üzerine kısıtlamalar f-Şirket merkezinin ev sahibi ülkede veya Dünyada belli bir bölgede kurulmasının talep edilmesi h-Şirket tarafından üretilen ürün veya hizmetlerin anlaşmaya taraf ülkeden başka Dünya piyasalarına veya belli bir bölgeye arzının talep edilmesi. i-Ev sahibi ülkede araştırma ve geliştirme düzeyinin belirli bir düzeye ulaşması gerekir. j-Ev sahibi ülkenin vatandaşlarından belli bir yüzdesini istihdam etmesinin talep edilmesi k- Yerli bir şirketle ortak olmasının talep edilmesi l-Şirket sermayesine asgari bir düzeyde yerli hissedarın katılması gerekliliği UYGULAMA: Anlaşmaya taraf ülkenin burada belirtilen taahhüt ve girişimlerinden herhangi birine uygun olarak başka bir anlaşmaya taraf ülkenin veya anlaşmaya taraf olmayan bir ülkenin kendi ülkesindeki yatırımı ile bağlantılı sürekli bir avantajı belgeleyen bir anlaşma yapmasına meydan verilmeyecektir. 4-) KAMULAŞTIRMA: Sözleşmeye taraf olan ülke.kamu çıkarı dışında bir amaçla,bir yatırımı doğrudan veya dolaylı olarak kamulaştıramayacak veya millileştiremeyecek yahut bunlara eşdeğer etkideki herhangi bir uygulamada bulunamayacaktır.Kamu çıkarı durumunda ise bedeli çabuk yeterli ve etkili bir biçimde ödenecektir.(Bu bedel yatırımcı tarafından belirlenecektir) UYGULAMA: MAİ'ye taraf olan ve bir yatırımcının mülkünü kamulaştıran hükümetler piyasa bedelini ödemek zorunda kalacaklardır.MAİ kamulaştırmayı tanımlarken dolaylı kamulaştırmayı da kapsayarak yabancı yatırımcıların alımlar üzerindeki savaşını normal,ulusal politik ve hukuki süreçlerin dışına çıkarmasına olanak tanımaktadır. 5-) SERBEST PARANIN BEDELİ (Sermaye Mobilizasyonu ve Mali İstikrar): MAİ'ye göre:Her taraf ülke kendi egemenlik sahasında bulunan ve başka bir taraf ülkenin yatırımcısına ait bir yatırımla ilgili tüm ödemelerin gecikme olmadan serbestçe egemenlik sahasına giriş-çıkışlarını sağlayacaktır. UYGULAMA: Birçok ülke istikrarlı ekonomik büyümeye katkı sağlaması için,uzun vadeli yabancı yatırım çekmek istemektedir.MAİ'nin bu maddeleri,yabancı sermayenin sıcak bir pazara çıkıp ekonomi soğuyunca hızla çekip gidebileceği çok daha riskli ve spekülatif yatırımı garanti altına almaktadır.MAİ hükümetlerin ekonomilerine aşırı miktardaki para girip çıkmasını engellemelerini yasaklamaktadır. 6-) YABANCI YATIRIMCI HAKLARINI DARALTMAK: Anlaşmaya taraf ülkeler arasında bu anlaşma ile ilgili herhangi bir anlaşmazlık,anlaşmazlığa taraf olan herhangi bir taraf ülkenin isteği ile bağlayıcı karara bağlanmak üzere hakem mahkemesine götürülecektir.Yatırımcı (Hükümetle arasındaki anlaşmazlığı) çözüm için şu mercilere götürebilir. a-Anlaşmazlığa taraf olan ülkenin yetkili mahkemeleri veya idari mahkemeleri b-Bu maddeye uygun olarak hakem yolu ile UYGULAMA: Yabancı yatınmcı.yatırım yaptığı ülkenin MAİ'yi ihlal ettiğine karar verirse önünde bir tercih vardır.O ülkeyi kendi hükümetine şikayet eder ve hükümette diğer ülkeyi bağlayıcı uluslararası mahkemeye götürür. Veya yatırımcı,doğrudan yatırım yaptığı ülkenin karşısına çıkar. Her iki durumda da hakemlik kapalı bir oturumda anlaşmazlığı dinleyen birkaç ticaret uzmanından oluşur. Oturumda,hükümetlerin anlaşmayı ihlal edip etmediğine karar verilir.Ortada bir ihlal varsa,mahkeme hükümetlere yasalarını değiştirmeyi tavsiye edip davacı ülke veya yatırımcı lehine tazminat hükmeder. 7-) ANLAŞMANIN GENİŞLEMESİ: MAİ'yi imzalayan ülkeler nihai sözleşmeyi imzalamamış ilgili ülkeler ile görüşmeler yürütecek ve onlarında taraf olma yeterliliği hakkında kararlar verilecektir. UYGULAMA: MAİ 29 zengin ülkeden oluşan OECD ülkeleri arasında görüşülüyor.Plana göre anlaşma OECD içinde nihai şeklini alacak ve ardından da gelişmekte olan ülkeler anlaşmaya davet edilecektir.MAİ'nin temel amaçlarından biri sanayileşmiş ülkeler arasında bir uzlaşmaya vardıktan sonra,gelişmekte olan ülkeleri ekonomilerini açmaya ve yabancı yatırım yasalarını değiştirmeye zorlamaktır. 8-) GERİ ÇEKİLME: Bu anlaşmanın bir taraf ülke için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl sonunda taraf ülke anlaşmadan çekileceğine dair yazılı istekte bulunabilir. Bu anlaşmanın hükümleri çekilme isteğinin verildiği tarihten 15 yıl boyunca geçerli olmaya devam edecektir. 9-) YATIRIMCININ VE KİLİT PERSONELİN GEÇİCİ GİRİŞİ KALIŞI VE ÇALIŞMASI 1-Gerçek kişilerin ülkeye girişi, kalışı ve çalışmasını etkileyen ve anlaşmaya taraf ülkenin bu konularla ilgili olarak ulusal yasasına müracaatına konu olacak koşullar: (a) Her bir anlaşma tarafı; (i) Belirli bir miktarda yatırım taahhüdünde bulunmuş, veya taahhüt aşamasında olan yabancı yatırımcı tarafından anlaşmaya taraf ülkedeki bir işletmenin çalışması için gerekli temel teknik hizmetleri veya danışmanlık hizmetleri veya kuruluş, geliştirme ,idari hizmetler açısından gerekli görülen veya, (ii) (i)'de bahsi geçen bir işletme ya da yatırımcı tarafından istihdam edilen bir işçi,kurumda Yönetim Kurulu Üyeliği yapabilecek kapasiteye sahip kişiler,yönetici veya uzmanlar ve işletme için önem taşıyan kişiler için gerekli olabilecek her türlü belgeyi düzenleyecek ve onaylayacaktır. (b) (i) Her bir anlaşma tarafı,a-(i) ve a-(ii)'de bahsi geçen uygulamaların aynen kilit personelin eş ve çocukları içinde yerine getirmek zorunda olacaktır.Eş ve çocukların bu ülkedeki kalış süreleri de kilit personelin kalış süresine bağlı olacaktır. (iii) Her bir anlaşma tarafı,yatırımcının Kilit Personelinin eşi içinde çalışma belgesi vermeye teşvik edilecektir. 2-Anlaşmaya taraf ülkelerden hiçbiri,bu madde ile sağlanan ülkeye giriş ve ülkede kalış haklarından veya bu maddenin I(a) fıkrasında açıklanan çalışma iznini sağlamaktan emek piyasaları ya da diğer ekonomik gereksinimleri ya da ulusal yasanın gerektirdiği sayısal kısıtlamadan,düzenleme ve uygulamaları mazeret göstererek vazgeçme hakkına sahip değildir. Yine bu maddelerde geçen uzman tanımı ile belirli bir konuda üst düzey bilgi ve deney birikimine sahip olan ve şirketin üretim, hizmet,araştırma teknik veya yönetim branşlarından yeterli veya belirli bir düzeyde bilgi sahip olması gerekebilecek gerçek kişiler kastedilmektedir. UYGULAMA : Maddede "specialist" ya da Türkçe karşılığı uzman olarak geçen tanım çok geniş kapsamlı olup; computer programcısından emlak satıcısına usta başından teknik bilgiye sahip işçiye kadar her kadrodaki elemanı kapsamaktadır. ÇEKİNCELER MAI ile ilgili tartışmalar gündeme geldiğinde bir çok ülke çekince koymuştur. Bu ülkelerden birisi de Türkiye'dir. MAI'nin bir çok uluslararası antlaşmadan iki önemli farkı vardır. Birincisi anlaşma çerçevesi dışına çıkma isteğinin ancak 5 yıl sonra kabul edilmesi ve 15 yıl süreyle sözleşme hükümlerine uyulması zorunluluğudur. İkincisi ise anlaşma çekince ve/veya rezerv koyma hakkının düzenlenmemiş olmasıdır. Yani hiç bir ülkenin çekince ve/veya rezerv koyma hakkı yoktur. Türkiye' nin koyduğu çekinceler; 1 ) 6224 sayılı yasa: tüm sektörler için geçerli. Uzmanlıkların çözümlerine ilişkin hüküm yatırımlarının kuruluş aşamasını kapsamaz. 2) 6624 sayılı yasa : Yabancı yatırımlar için belirlenmiş olan asgari yatırım tutarı 50.000 $ 'dır ve tüm yabancı yatırımcılar için yetki belgesi gerekmektedir. 3 ) Uzlaşmazlık çözümü tüm sektörler için geçerli Bir yabancı yatırımı yapıldıktan sonra idari mevzuata tabi Türk şirketi gibi mütalaa edilir ve bu nedenle devleti uzlaşmazlık çözümüne götürme mekanizması işletilemez. 4) Tıp : Sadece Türk vatandaşları, doktorluk, hemşirelik, eczacılık, veterinerlik ve göz doktorluğu yapabilir. 5 ) 2007 sayılı yasa : Sadece Türk vatandaşları işportacılık, brokerlik,müzisyenlik, fotoğrafçılık, dizgi işleri vb. yapabilir. 6 ) Arsa tescil yasası ( 2644 ): Ticari faaliyetler için yabancıların toprak sahibi olmasının gerekmemesi ve buna ilişkin kısıtlanmalar. 7 ) Hava taşımacılığı : İç uçuşlar sadece Türk şirketleri tarafından yapılabilir. 8 ) Deniz taşımacılığı : 815 sayılı Kabotaj Yasası- Ulusal filolar sadece Türk kontrollü firmalara mahsustur. 9 ) Perakende Ticaret: Hipermarketler dışında yabancı yatırımlara yasaktır. 10 ) Emlak komisyonculuğu : Yabancı yatırımcılar emlak ticareti yapamazlar. Belediye sınırları dışındaki arazileri yabancılar tarafından satın alınması kısıtlanmıştır. 11 ) Madencilik : Yabancı yatırımcılar yalnızca yerli ortaklar üzerinden madencilik faaliyetlerinde bulu nabilirler. 12 ) Petrol - 6236 sayılı Petrol Yasası : Pazarlama ve satış konularında herhangi bir kısıtlama yoktur; keşif ve petrol çıkarılma işleri yabancı devlet şirketlerine yasaktır; Boru hattı ve rafineri için hükümet iznine gerek vardır ve Türk bir şube veya şirket kurulması zorunludur. 13 )Yayıncılık Faaliyetleri - 3984 sayılı yasa : Her bir yabancı yatırımcı bir yayın şirketine yatırım ile sınırlandırılmıştır ( Ortaklık oranı %20'yi geçemez.) 14 ) Nakliye hizmetlerinin özelleştirmeleri sadece Türk şirketlerine açıktır. 15 ) Banka dışındaki yabancı menkul kıymet aracı kurumları şubesi açamaz. 16 ) Hisse senedi alım satımına dayalı yatırım fonu satışına aracılık eden yabancı şirketler fonlarını satabilmek için Türk şube açmak zorundadırlar. 17 ) Finans - Leasing Şirketleri (Finansal Kiralama), ödenmiş sermaye konusunda yerli şirketlere oranla daha kısıtlı olanaklara sahiptir. 18 ) Yabancı sigorta şirketinin şube yöneticisi Türkiye'de ikamet etmek zorundadır. 19 ) Sigortacılık -Yardımcı Sigorta faaliyetlerinde danışmanlık ve risk yönetimi yabancı yatırımcılar için sınırlandırılmıştır. 20 ) Banka dışındaki yabancı aracı kurumları Türkiye'de şube açamaz. 21 ) Yabancı yatırımcıların bankacılık ve fınans hizmetleri için karşılık yatırması gerekmektedir. MAI İLE FARKINA VARDIĞIMIZ MİGA Çok Taraflı Yatırımları Garantileme Ajansı olan MİGA uluslararası sermayenin yatırım yaptığı ülkelerdeki her türlü ticari olmayan risklerden dolayı ortaya çıkan zararın karşılanması amacı ile 1988 yılında Dünya Bankasının alt örgütü olarak kurulan bir tür sigorta şirketidir. MİGA' nın kuruluş süreci 1950'lere kadar uzanmaktadır. 1950'ler ve sonrasında Dünya bankası bünyesinde böyle bir garanti anlaşmasının yapılandırılması tartışılıyor. Ve sonuçta 1984 yılında bir metin imzalanıyor. Dünya bankasına üye olan 29 ülkenin katılımı ile 12 Nisan 1988'de MİGA kuruluyor. Şu anda MİGA'ya 149 ülke üyedir. MİGA sigorta şirketi olarak kendi kuruluş bildirisinde belirtilen ticari olmayan risklerden herhangi bir tanesinin gerçekleşmesi halinde yatırımcıya tazminat ödemek zorundadır. Yatırımcılar önce MİGA'ya ön başvuru yapıyor, başvurunun kabulünden sonra yatırımcıyla MİGA arasında yapılan anlaşma ile yatırım garantisi sağlanmış oluyor. Yatırım anlaşmasının yürürlüğe girmesi için yatırım yapılacak ülkenin onayının alınması gerekmektedir. Ülkeler MİGA' ya koydukları sermaye oranında temsil hakkına sahiptirler. Sermayesi l milyar special drawing rigts ( SDR )'tır. l SDR= 1,082 USD 'dir. Her biri 10.000 SDR değerindeki paya bölünmüştür. Üye olmak isteyen ülke en az 50 payla temsil edilir. Türkiye MİGA'da 156 payla temsil edilmektedir. Türkiye'nin içinde bulunduğu Beyaz Rusya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Slovenya'dan oluşan grubun oy gücü %4,8 'dir. MİGA'NIN TANIMLADIĞI TİCARİ OLMAYAN RİSKLER - Kamulaştırma ve devletleştirme faaliyetleri - Hükümetlerin yapılan yatırım anlaşmalarını uygulamaması nedeniyle karşılaşılan kayıplar. - Sermaye kar ya da havalelerin transferleri sırasında yerel paranın dövize çevrilmesi sırasındaki kayıplar - Gayrimenkule yapılan yatırımların istimlak yoluyla erozyona uğratılması - Toplumsal huzursuzlukların örgütlü tepkiye dönüşmesi ile oluşan siyasi risklerden dolayı oluşan kayıplar. MAİ VE HUKUK MAİ'yi hukuksal olarak tanımlarsak uluslararası sermayenin ulus devletler karşısındaki hak ve yetkilerini düzenleyen bir sözleşmedir. MAİ'nin düzenlediği hukuk sisteminde bulunan bazı hususlar bugüne kadar gerek iki taraflı anlaşmalar ve gerekse bölgesel anlaşmalarda da bulunmaktadır.MAİ bu anlaşmalara göre daha geniş kapsamlıdır ve bu anlaşma ile 1990'lı yıllardan sonra hızlanan yeni dünya düzeninin hukuksal temellerini oluşturmaktadır. MAİ'nin hukuksal yapısının en önemli maddelerinden bir tanesi Ulusal İşlem İlkesidir.Bu ilke.ulus devletlerin, yabancı yatırımcılara,kendi yatırımcılarına uyguladıklarından daha az elverişli olan bir uygulamanın yapılamayacağını hükme bağlamaktır.Örneğin yatırımcının ve yatırımcı seçilen kilit personelin yatırım yapılacak ülkeye giriş-çıkışı,çalışması ve yatırımcının yatırımı karşılığında birtakım şartları yerine getirmesi için zorlanmaması gibi hükümler bu ilkeden ortaya çıkmıştır. Yine özelleştirme konusunda da Ulusal İşlem İlkesinin geçerliliği belirtilmekte ve özelleştirmelerde yabancı yatırımcılar için hiçbir kısıtlama yapılamayacağının da altı çizilmektedir.Bunun yanında benzer diğer bir kapsayıcılık yatırım teşvikleri konusunda da yabancı yatırımcılar aleyhine hiçbir uygulamanın yapılamayacağı konusundadır. MAİ'de uyuşmazlıklar diğer uluslararası sözleşmelerden farklı olarak,bir çözüm kurumu önerilmekte dir.Sorunlar önce taraflar grubuna iletilecek,arkasından da Uluslararası Tahkim Kuruluşlarınca yürütülecektir. Uluslararası Tahkim Kurumları bildiğimiz anlamda mahkemeler değil,uluslararası ekonomik kuruluşların atayacağı uzmanların kuruluşun tüzüğüne göre karar vereceği özel yapılardır.Tahkime Devletler değil yalnızca şirketlerin başvuru hakkı vardır. MAİ VE ÖZELLEŞTİRME Uluslararası sermayenin kar oranlarının düşmesi eğilimi, önemli tekel rantlarına sahip olan kamu girişimlerini uluslararası sermaye için çekici alanlar haline getirmiştir. Özelleştirmeler MAİ'nin çok önem verilen maddelerinden biridir.Anlaşma yabancı yatırımcılara özelleştirmelerin tüm aşamalarında alım-satım yapma hakkı tanır.Halbuki OECD ülkelerinde durum tam tersidir.Bu ülkelerdeki devlet işletmelerinin satışı sırasında sahipliğin geniş bir kitleye yayılması ve böylece kontrollerin daha etkin ve yaygın olarak yapılabilmesi,bu yolla işletmeden sağlanacak gelirden geniş bir kesimin yararlanabilmesine sağlama eğilimi söz konusudur. Devlet işletmelerinin özelleştirilmesinde bugüne kadar izlenen genel koşullar şunlar olmuştur: -Hisselerin belirli bir bölümünün halk ve yatırımcılar için rezerve edilmesi -Hisselerin tamamının işçilere veya işletmenin yönetici kadrolarına satılması -Altın hisse bulundurma hakkı:Altın hisseler hükümetlere belirli durumlarda şirket sahiplerince sakıncalı kararlan veto etme hakkını tanır.Ayrıca işletmenin uygunsuz alıcıların eline geçmesine engel olabilmektedir. MAİ'de bu tip özelleştirme yöntemlerine ilişkin özel hisselerle ilgili düzenleme başlığı altında 4 alternatif önerme bulunuyor.Ancak bu tip özelleştirme yöntemleri MAİ'nin en temel ilkelerinden biri olan Ulusal Muamele İlkesini ihlal etmiş olacaktır MAİ VE YABANCI SERMAYE HAREKETLERİ: Gelişmekte olan ülkelere yapılan sıcak para yatırımlarının piyasalara hızla giriş ve çıkışı çok ciddi riskleri de beraberinde getirmektedir.Ülkelerin ekonomileri sıcak para girişleri ile aşırı derecede ısınabilmekte ve bu durum da aşırı tüketim ile yüksek enflasyona neden olmaktadır.Ulusal bankalar aşırı borçlanma altında ezilirken,gayrimenkul fiyatları da hızla yükselmektedir.En büyük endişe de hızla giren büyük ölçekli paranın aynı hızda ve daha büyük ölçekte(Girişi ve çıkışı arasındaki dönemde rant geliri ile büyüdüğü için) ülkeyi terk etmesidir.İşte bu nedenlerden portföy yatırımları sıcak para olarak adlandırılmaktadır.Yabancı mali sermayenin gelişmekte olan piyasalara giriş nedeni yüksek getiri ve riskin dağıtılmasını amaçlamaktadır.Bu yatırımcıların,portföy değerlerindeki en küçük hareketlilik bile ulusal ve uluslararası ekonomilere ve faiz oranlarına yansımaktadır.Yabancı yatırımcı hareketlerine mahkum olan para piyasaları çok ciddi bunalımlarla sürekli yüz yüzedir.Sonuç, yabancı yatırımcının çok büyük paralarla ülkeyi terk etmesi şeklinde yaşanmaktadır. 1990'lann ilk yıllarında Şili,Venezuella,Malezya,Arjantin,Türkiye,Meksika ve Asya krizi bu sonucun en can alıcı örnekleridir. Spekülatif sermaye yatırımlarının yaratabileceği sonuçlara karşı önlem almanın en geçerli yollarından biri sıcak para girişine belli sınırlamalar koymak ve para giriş-çıkışını kontrol altında tutmaktır,kısa vadeli para hareketleri yerine uzun vadeli yatırımları tercih etmektir.Yeni gelişen piyasaların en büyüklerinden bazıları finansal liberalizasyon ve entegrasyon yönetimi için bu tip sermaye kontrol stratejisini benimsemişlerdir.Dünya Bankasına "Sermaye kontrolleri diğer politikalar ile bütünleştirildiğinde para giriş-çıkışının ekonomileri etkileme düzeyleri asgaride tutabilmekte ve iyileşme yönünde bir değişim söz konusu olabilmektedir.".Para çıkışları ile ilgili sorun da yine spekülatif yatırımların düzene konulmasını gerektirmektedir. MAİ, yabancı yatırımcılara portföy yatırımlarını kısıtlamalardan koruyacakları bir ortam sağlayacaktır. MAİ'yi imzalayan ülkelerin vatandaşları , eğer hisse senedi , tahvil , hazine bonosu alıp satma hakkına sahip iseler aynı hak yabancı yatırımcılara da tanınmak zorunda kalacaktır. Yatırımcılar , hükümetten ön izin almaksızın yatırımlarından vazgeçme, yatırımı geri çekme,karlarını serbestçe ülkeden transfer etme hakkına da sahip olacaklardır.MAI'de bu konuyla ilgili hüküm aynen şöyle anlatılmaktadır : Herhangi bir yatırımla ilgili tüm ödemeler hiçbir izne tabi olmaksızın ve gecikmeksizin ülke içinde veya dışında transfer edilebilecektir. Anlaşma metninde , hükümetlerin büyük fınansal sorun yaşadığı dönemlerde yabancı yatırımcılara geçici kısıtlamalar uygulayabileceği belirtilmekte ; ancak bu tür durumlar çok katı kurallara bağlanmaktadır. Kısıtlamaların geçerlilik süresi ihtiyaç duyulandan daha uzun olmayacak ve her 6 ayda bir kez, ülke ekonomisinin durumu değerlendirilmeye tabi tutularak , kısıtlamaların devam edip etmeyeceğine karar verilecektir. MAİ ile IMF'ye bu durumdaki ülkelerin mali düzenlemeleri ihtiyaç olup olmadıklarını belirleme hakkı tanınacaktır. Anlaşmada yer alan emniyete ilişkin kurallar spekülatif sermayeden kaynaklanan krizlerin geçici olacağı ve nedenle de geçici önlemlerle aşılabileceği varsayımına dayandırılmış ve böylece yabancı yatırımcılara yönelik kısıtlamaların Ulusal Muamele İlkesiyle çatışmaması ve finansal transferlerin özgürce yapılabilmesi amaçlanmıştır. SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI , SAĞLIK HİZMETLERİ VE MAİ OECD , Türkiye'deki sosyal güvenlik kuruluşlarım mali durumlarının düzeltilebilmesi için.bu kurumların fon yönetimleri oluşturarak,menkul kıymetler piyasasında faaliyet göstermesini önerdi. Yine aynı gerekçelerle,sosyal güvenlik kuruluşlarının bütçe üzerinde yükünün azaltılması ve bu kurumların kendi ayaklan üstünde durabilmesi için mali alanda yeni bir yapılanmaya gitmeleri zorunluluğuna dikkat çekti. ,OECD yetkililerince tüm dünyada sosyal güvenlik kuruluşlarının birikimlerini bu şekilde değerlendirdiğini belirtirken önerilen sistemi Türkiye'de kurulması halinde hem ilgili kuruluşların mali yapılarını düzeleceği,hem de sermaye piyasalarının daha da gelişeceği vurgulandı. Bu plan uygulanırsa neler olacak? - SSK , Emekli Sandığı ve BağKur'un taşınmaz malları satılarak paraya çevrilecek. - Elde edilen paraların 3 kurumun topladığı primin değerlendirilmesi için fonlar oluşturulacak. - Kurumlar fon yönetimleri eliyle menkul kıymetler piyasasına girecek,yatırım ortaklıkları kuracak ve borsada faaliyet gösterecek. - Özel sağlık sigortacılığı oluşturulacak.Şu anda var olan sigorta sisteminde.aktif çalışma dönemlerinde ödenen prim.özel sağlık sigortası sisteminde özellikle ileri yaşlarda artan oranlarda hayat boyu prim ödeme zorunluluğu doğacaktır. - Özel sigortalarda her birey için ayrı prim tahsil edilmektedir.Örneğin ;SSK'da bugün prim ödeyen 5,2 milyon aktif sigortalı 17,5 milyon aile bireyinin de sağlık harcamalarını finanse etmektedir.Özel sigortalar SSK'nın aldığı primin 5 katı prim tahsil edecektir. EĞİTİM VE MAİ MAİ'nin en temel bağlayıcı hükümlerinden olan, Kamulaştırma,Ulusal Muamele ve Ayrımcı Karşıtlığı İlkesi, eğitim alanında yapılacak yatırımlarda da bağlayıcı olacaktır. MAİ'nin orijinal metninden aşağıdaki alıntılar eğitimin nasıl bir sömürü alanı haline getirileceğini çok açık göstermektedir: "Devlet makamlarınca yönetilen kuruluşlar" "Tüm taraf ülkeler,düzenleyici,idari diğer hükümetsel yetkiler anlamında temsil ettikleri Devlet Kurumları ile ilgili olarak yapacakları her türlü eylemde bu anlaşmaya bağlı olarak bulundukları tüm taahhütlere uygun davranmak zorundadır" Yine yatırımların korunması ile ilgili 4.bölümün kamulaştırma ve tazminat başlıklı 2 numaralı maddesinin 1. fıkrasında;" taraf ülke kendi topraklarındaki bir başka ülkenin yatırımcısına ait bir yatırımı dolaylı ya da doğrudan kamulaştıramayacak ya da kamulaştırmaya benzer sonuç yaratacak herhangi bir önlem alamayacak" denilmektedir.
Kamulaştırma yetkisi aynı metinde şu koşullara bağlanmıştır: A) Kamu yararına olduğu kesin bir amaç için, B) Ayrımcılık karşıtı ilkeye uymak için, C) Yasal prosedüre ve hukuka uygun olmak için, D) Gerekli,yeterli ve yatırımcı tarafından belirlenecek tazminatı yukarıda belirtilen koşullarda ödemek şartıyla Tüm bu alıntılar da eğitimin, sermayenin önemli yatırım alanlarından olduğunu göstermektedir. Devlet okullarında uygulanan personel rejimi, parasız eğitim yada ucuz eğitim uygulamaları kar amacı güdülüp güdülmediğine bakılmaksızın,dolaylı kamulaştırma.Ulusal Muamele ve Ayrımcılık İlkesine karşı bir ihlal olarak tanımlanı, tazminat gerekçesi olarak görünmektedir. Bunun pratiğe yansıması, devlet okullarının özelleştirilmesini zorlamak,özel okulların yüksek karlı yatırımlarının korunmasını sağlamak olacaktır. SERBEST BÖLGELER VE MAI MAI'de " sahip olunan her varlığın yatırım sayılması" gibi , serbest bölgelerde de sınai ticari ve hizmet gibi her alanda yatırım yapılabilmektedir. MAI'nin temelini oluşturan Ulusal Muamele ve Performans Ölçütlerinin Geçersizliği ilkeleri burada fiilen yaşama geçmiş durumdadır. MAI'deki kilit personel ilkesi sağladığı gibi,serbest bölgelerde her sektör ve alanda yabancı işgücü serbestçe çalışabilmekte ve giriş çıkış yapabilmektedir. Yine MAI'de olduğu gibi serbest bölgelerde de kar ve her türlü para transferinin önünde hiçbir engel yoktur. Serbest Bölge ile Bazı Yasa Hükümleri -Serbest bölgelerin, kamu kurum ve kuruluşlarınca yerli veya yabancı, gerçek veya tüzel kişilerce kurulmasına,işletilmesine bakanlar kurulunca izin verilir. -Serbest bölgelerde, ekonomik işler, Yüksek Koordinasyon Kurulu'nca uygun görülecek her türlü sınai, ticari ve hizmetle ilgili faaliyet yapılabilir. -Bu bölgelerde vergi resim,harç,gümrük ve kambiyo mükellefiyetlerine dair mevzuat hükümleri uygulanmaz. -İşletici kuruluşlar ve kullanıcılar yatırım ve üretim safhalarında bakanlar kurulunca belirlenecek teşviklerden yararlanabilirler. -Türkiye'deki tam ve dar mükellef gerçek ve tüzel kişilerin serbest bölgelerdeki faaliyetleri dolayısı ile,elde ettikleri kazanç ve iratlar,Türkiye'nin diğer yerlerine getirildiğinin Kambiyo Mevzuatına göre teşviki halinde de,gelir ve kurumlar vergisinden muaftır. -Serbest bölge ile Türkiye'nin diğer yerleri arasındaki ticaret,dış ticaret rejimine tabidir.Serbest bölge ile düğer ülkeler ve serbest bölgeler arasında dış ticaret rejimi uygulanmaz.. Dışişleri bakanlığının yayınladığı teşvikler ve avantajlar yazısında da: "Serbest bölge faaliyetlerinden elde edilen kazanç ve gelirler hiçbir izne ve vergiye tabi olmaksızın yurt dışına ya da Türkiye'ye transfer edilebilir." "Diğer bir çok ülkedeki serbest bölgelerden farklı olarak,özellikle ekonominin girdi ihtiyacının ucuz ve düzenli olarak temin edilebilmesi açısından Türkiye serbest bölgelerinden Türkiye'ye yönelik mal satışlarına ve takas ticaretine kısıtlama getirilmemiştir" denilmektedir. MAI'YE NEDEN İHTİYAÇ DUYULDU Gerek MAI gerekse GATT gibi uluslararası anlaşmalara neden ihtiyaç duyulduğuna değinirsek; 1960'h yıllardan sonra sermayenin kar haddinin düşmesi sermaye birikiminde azalmaya yol açmıştır. 1970'li yıllarda ortaya çıkan petrol krizi sonucu enflasyon yüksek rakamlara ulaşmış tasarruf oranları düşmüş ve sermaye stoku iyice azalmıştır.Yine bu dönemde ekonomi de stagflasyon yaşanmıştır.Keynesyen teori bu durumu açıklamada yetersiz kalmış,uluslararası sermayeyi bu krizden kurtulma yollan aramaya yöneltmiş ve bunun sonucunda da sermayenin bütün ülkelerde özgürleşmesi yolu ile aşılması düşüncesi şekillenmiştir. 1980lere gelindiğinde liberal politikaların hız kazandığı görülmektedir. 1990'lı yıllara gelindiğinde ise S.S.C.B'nin dağılması ile liberal politikalara olan muhalefetin etkinliğini kaybetmesi sermayenin özgürleştirilmesi sürecini daha da hızlandırmıştır.Krizin sinyalleri Amerika'da kendini göstermiştir.Bu ülkedeki rakamlara bakacak olursak; -1970 öncesinde 20 yılda %3 civarında seyreden verimlilik artış hızı petrol krizini takip eden yıllarda %1'e düşmüştür. 1980lerin başında ise negatif olmuştur. -1972de %3.5 olan enflasyon 2 sene sonra % 12.3e yükselmiştir. Ve %4.8 olan işsizlik oranı ise %8 olmuştur. Bu kriz ile oluşan kar haddinin düşmesi ve tasarrufların azalması az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri de etkilemiş.Bu ülkelerin Dünya ticaretinden aldıkları payın azalmasına neden olmuştur. Bunların sonucunda 1947'de kurulan GATT ile bu yapılanmanın ekonomik çerçevesi oluşturulmuş ve MAİ ile de hukuksal çerçevesi çizilmiştir. Gerek GATT ile gerekse MAİ ile uluslararası sermaye rahatça hareket etme olanağını kazanmış ve bu durumdan yerli üreticilerin ve ulusal ekonomilerin etkisiz kılınması amaçlanmıştır.Bu durum ülkelerin ekonomik bağımsızlığını zedeleyen,şirketlerin devletlerle rekabet edebilecek bir konuma getirecek.Bu durum ulus devletlerin etkisizleştirilmesini sağlayacaktır.Bu da Türkiye'ninde içinde bulunduğu az gelişmiş ülkeleri derinden etkilemektedir. KAYNAKÇALAR: İktisat dergisi .Ağustos 1998, Sayı 381, Prof.Dr.Türkel Minibaş MAİ nedir? Neden Karşıyız?,Selim Yılmaz MAI:21.Yüzyılın Sömürgecilik Bildirgesi, Gaye Yılmaz Son Taslak Metin,MAI,Türkiye MAI Karşıtı Çalışma Grubu Çeviren:Gaye Yılmaz,Yorumlar:Lory Wallach ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-03
|