Üzerinde Düşünülecek Ve Komünistler Olarak Görevlerimizi Daha Derinden Yerine Getirmemiz İçin Bizleri Teşvik Edecek Bazı Noktalar

Bu yazı Peru Komünist Partisi Başkanı Gonzalo (Abimeal Guzman)un Çin devriminin 1949 zaferinin kırkıncı yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmadır. Bu konuşma PKP önderliğinde yürütülmekte olan Halk Savaşı açısından Maoizm'in taşıdığı önemi tahlil etmektedir. Partizan Sesi olarak 1949 Çin Devriminin 45. yıldönümü vesilesiyle, Başkan Gonzalo'nun bu konuşmasını okuyucularımıza sunuyoruz.

ÇiN DEVRiMi

Açıktır ki, Çin devriminin insanlık için uzun vadeli ehemmiyeti vardır ve bu birkaç sebepten ötürü doğrudur. Bu sebeplerden biri, ona iştirak edenlerin muazzam sayısıdır; ilk başlarda 400 milyon, Kültür Devrimi'ne gelindiğinde ise 800 milyonu bulan bir rakam. Bölge, dünyayı sarsan mücadelelerin yaşandığı, mücadeleleri en eski tarihlere dek uzanan ve örneğin 1840 Afyon Savaşı gibi savaşlar yaşamış halk kitlelerini, köylüleri kapsayan büyük bir çatışma geleneğine sahip bir bölgeydi. Kültür Devrimi şurasında, Çin'in uzun tarihi özümlenirken, ülke tarihinin ayırt edici bir özelliğinin de, gelişmesine birçok farklı silahlı mücadelenin damgasını vurması olduğu söyleniyordu. ÇKP ve Marksizm'in üçüncü büyük yol gösterici ışığı ve doruk notası Mao, işte bu çerçevede ortaya çıktı. Tüm bunlar, Çin'de çok özel şartların yaratılmasına hizmet etti ve Çin'de olup bitenler tüm dünyayı sarstı.

Demokratik devrimi göz önüne alın; özünde bir devrimdir, bir sınıfın diğer bir sınıf tarafından halk savaşıyla, şiddet yoluyla alaşağı edilmesidir. Bu evrensel bir kanundur ve bazılarının günü geçmiş diyerek bir kenara atmaya çalıştıkları bugün, özellikle önemlidir. Çin'deki demokratik devrim, emperyalizme, feodalizme ve bürokrat kapitalizme karşı devrimin bir modeli, bir prototipidir. Demokratik devrim kaçınılmaz olarak ikinci bir devrime önayak olur, dolayısıyla Çin devrimi, sadece demokratik devrimi değil ama aynı zamanda onun nasıl durmaksızın sosyalist devrime geçtiğini de incelememizi gerektiriyor. Bizimki gibi bir ülkede, ilkin demokratik devrim gerçekleştirilmeden sosyalist devrim mümkün değildir. Başkan Mao, sosyalist devrimin, demokratik devrimin bir devamı olduğunu ve bundan da öte, geniş kitlelere dayanarak kurulan yeni Devleti savunmaya muktedir halk ordusu temelinde, kültür devrimi biçiminde proletarya diktatörlüğü altında devrimin devam ettirilmesini temsil ettiğini gösterdi. Mao, devrimle birlikte sosyalist inşa görevinin gündeme geldiğini ve bunun son derece karmaşık ve uzun süreli bir süreç olduğunu belirtti; bundan da öte, Başkan Mao, biz komünistlerin sosyalizmin kanunları konusunda tepeden tırnağa bütünlüklü ve tam bir anlayıştan hala yoksun olduğumuzu ve böylesi bir anlayışı edinebilmemizin uzun bir süre alacağını söyledi. Keskin ve şiddetli sınıf mücadelesi, iki farklı yol -kapitalist ile sosyalist yol- arasında çatışma olacağını söyledi; kimin muzaffer çıkacağı meselesinin henüz kesinleşmediğini belirtti. Uzun vadede sosyalizmin muzaffer olacağından elbette hiçbir zaman şüphe etmedi, ama proletarya diktatörlüğü açısından kesin sınıf mücadelesini özellikle vurguladı. Mao, yeni şeyler geliştirmek, devrim tarafından yenilgiye uğratılmış olan ve sosyalist yoldan uzağa götüren eski kapitalist yollardan sakınmak için, sosyalizmin, geniş» kitlelere, köylülere, proletarya ve halka dayanılmasını talep ettiğini öğretti. Sosyalizm yeni biçimler doğuracaktı. Sınıf mücadele sinin şiddetini koruyacağını, muharebenin merkezinin, geniş kitlelere dayanan proletarya diktatörlüğü üzerinde odaklaşacağım belirtti.

Fakat bundan da öte, Çin devrimi, proletarya diktatörlüğü altında devrimi devam ettirmek üzere amansız ama gerekli bir mücadele olan kültür devriminin gerekliliğini sergilemiştir. Açıktır ki, Büyük Proleter Kültür Devrimi, devrimin dünya tarihsel bir destanını, dünyanın komünistleri ve devrimcileri için muzaffer bir doruk noktasını, yok edilemez bir başarıyı temsil eder. Önümüzde henüz uzun bir süreç bulunmakla birlikte, bu devrim bize şimdiden uygulamakta olduğumuz muhteşem dersler miras bırakmıştır. Örneğin sınıfımızın iktidarı ele geçirebilmesi için ideolojik dönücümün vazgeçilmez olduğu meselesi gibi ki bu. Bugün devlet iktidarını ele geçirmek için ideolojik bir sıçrama gerçekleştirmek demektir.

Bu iki noktaya ek olarak, Çin devrimi, devrimin nasıl bir restorasyon ve karşı rasyon süreci (iki yönlü bir çelişkisinde gerçekleştiğini göstermiştir. Hiçbir sınıf, iktidarı tek bir denemede ele geçirmemiştir; tersine, her biri, eski iktidarın restorasyonu ile yüz yüze gelmiş ve sınıf olarak iktidarı temelli ele geçirene dek bir karşı restorasyon için şiddetle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Proletarya daha şimdiden bu yolun büyük bir bölümünü kat etmiş bulunuyor. Dolayısıyla Çin devrimi, bizleri, demokratik devrim, sosyalist devrim, Büyük Proleter Kültür Devrimi, restorasyonlar ve karşı restorasyonlar, ya da daha özlü bir ifadeyle, Marks'ın sınıfımızın proletarya diktatörlüğü aracılığıyla komünizme doğru fırtınalı ilerleyişine değinirken kullandığı ifade gibi, devrimin sürekliliği üzerine kafa yormaya davet etmektedir. Bugün her zamankinden daha fazla, amacımızın komünizmi bir gerçeğe dönüştürmek olduğunu ilan ediyoruz ve geleceğe doğru bu ilerleyişimizi hiçbir şey durduramayacaktır. Bu önlenemeyecek yürüyüş, her biri yeni ve daha zor sorunları içeren, çetin aşama ve süreçlerden geçecektir, ama biz komünistler bunların üstesinden gelmek için gereken güce sahibiz, çünkü en güçlü ideolojiye biz sahibiz. Komünistler olarak teyit ediyoruz ki, sınıfımız proletaryanın alt etmek zorunda kalacağı zorluklar ne kadar büyük olursa olsun, bu bizim nihai amacımız olmalıdır. Bugün tanık olduğumuz sorunlar, yani Çin ve SSCB'deki restorasyonlar, bu amacı yadsımaz, tersine komünizme doğru yürüyüş sürecinin uzunluğunu ve karmaşıklığını vurgular. Bugün bazı insanlar komünizmin bittiğini ilan ederken, Çin devrimini kavrayalım ve Partimiz, dünya devriminin bir parçası olarak, amacına komünizme hizmet etsin. Biz Çin devriminden ve Başkan Mao'nun rolünden bunları çıkarıyoruz.

MAOiZM

Tayin edici sorun budur. Başkan Mao bizlere ideolojik ve siyasi çizginin her şeyi belirlediğini öğretir, bizimse tek bir ideolojimiz vardır, Marksizm-Leninizm-Maoizm, esas olarak Maoizm, Marksizm'in genel tanımını yapmanın yeri burası değildir, bu şu anda gerekli de değildir; burada vurgulamak istediğimiz, proletaryanın ideolojisinin, sıçrama ve aşamalarla gelişen büyük bir gerçeklik olduğunun görülmesi gerektiğidir, ilk aşaması Marksizm'di, ikincisi Leninizm, Üçüncü aşama, en yüksek ve en büyük ifadesi ise Maoizm'dir. Dolayısıyla, biz komünistler için Marksizm, vazgeçilemeyecek, yaşayan, sürekli ileriye doğru iten, gelişen bir güçtür. Tam da ahmaklar onun öldüğünü ilan ederken, o daha da gelişir ve güçlü bir şekilde onları çürütür. Marks'ın zamanında bile bu tür saçmalıklar boldu. Lenin zamanında da öyleydi, bugün de öyle. Marksizm'in ellerinde olsa mezarını kazacak olanların yalanlarını pazarlamaları şaşırtıcı gelmemelidir. Onlar, Maoizm'e karşı aldatıcı ve sinsi saldırılar yöneltiyorlar, çünkü Maoizm insanlığın en ileri bakış açısıdır. Komünist partilerimizin ideolojisinin tam da daha yüksek doruklara ulaştığı anlardadır ki, bu ideoloji saldırıya uğrar, yadsınır ve gününün geçtiği ilan edilir. Ama ve bu çok önemli Marksizm'in sözüm ona öldüğü yolundaki tüm bu safsatalar, tıpkı Marks ve Lenin'in zamanında olduğu gibi, sadece Marksizm'de yeni bir gelişmenin habercisidir. Maoizm en ileri bilimsel ideolojidir, bu nedenle de en dönüştürücü gerçekliktir. Maoizm maddeden çıkmıştır ve maddenin bir ifadesidir, çünkü ruh da sadece maddenin bir biçimidir. Bizlere insanlığın en ileri ideolojisi verilmiş bulunuyor; Maoizm.

1979'daki büyük şiarımızı yeniden teyit etmeliyiz. Marksizm, Leninizm-Maoizm'i, esas olarak Maoizm'i Yücelt, Savun ve Uygula! (Bu şiar güncelleştirilmiştir, çünkü o sıralar Mao Zedung Düşüncesi ifadesini kullanıyorduk.) Bunu yadsıyabileceklerini sananlar sadece hayal görüyorlar!

Maoizm yeni bir şeydir ve yeni doğan şeyler hiçbir zaman kolaylıkla kabul edilmemiştir. Onun otoritesi, şiddetli mücadele yoluyla, devrimde proletaryanın önderliğini temsil eden komünist partiler tarafından tesis edilmiştir. Lenin, Marksizm'i yaşamın ağacı, idealizmi ise sadece bir asalak olarak tabir etmişti; bugün propagandası yapılan idealizm, yaşamın canlı ağacı olan Maoizm'in sadece çürümüş bir asalağıdır. Maoizm'in yüceliğine inanıyoruz ve her şeyimizi ona borçluyuz, zira o olmadan burada birlikte dahi olamazdık. Maoizm olmadan halk savaşı olamazdı, nede bu halk savaşı rüzgar ve dalgalara göğüs geren parlak bir meşale olabilirdi.

Maoizm, enternasyonal proletarya ve dünya halkları için uzun vadeli muazzam bir ehemmiyete sahiptir. Bu nedenle, Maoizm'i dünya devriminin kumandanı ve rehberi yapmak amacıyla mücadele etmek zorunlu bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Maoizm'in muazzam gücünü, proletarya ve halkı silahlandırabileceği bütün gücünü gözünüzün önüne getirin. Başkan Mao, zor anlarda her şeye muktedir ideolojimizi gözümüzün önüne getirmemizi söylemişti; ve biz Maoizm'e sahibiz. Mao, en güçlü atım silahına o günlerde ifade edildiği gibi, Mao Zedung Düşüncesi'ne proletaryanın sahip olduğunu söylerken haklıydı.

Dolayısıyla Maoizm'imizi, bu en muhteşem doruğu, yeniden teyit edelim.

GORBAÇOV VE TENG TARAFINDAN DÜNYA ÇAPINDA YÜRÜTÜLEN YENi KARŞI-DEVRiMCi SALDIRI!

Açıktır ki, bu saldırıyı dünyanın en koyu gericiliği, emperyalizm ile işbirliği yaparak yürütüyorlar, çünkü bu ortak çıkarlarına uygunluk arz ediyor.

Gorbaçov ve Teng'in yani saldırılarının sinsi ve sapık niteliği günbegün daha da açığa çıkıyor. En temel noktaları yadsıyorlar. Bu nedenle, Teng'in Çinli revizyonist takipçileri, kapitalizmin dört aşamadan geçtiği embriyonik, ilkel, orta ve yüksek aşamalar ve II. Dünya Savaşı'ndan bu yana kapitalizmin en yüksek aşamasına vardığı düşüncesini öne sürüyorlar. Lenin'in emperyalizm konusundaki merkezi tezini yadsıyorlar; ayrıca, kapitalizmin modası geçmişlikten çok uzak olduğunu, zorluklarının üstesinden gelmek için yeterli güce sahip olduğunu söylüyorlar. Uluslararası basında çıkan makaleler, dünya kapitalist sisteminin, yani ABD sisteminin, Marks'ın düşüncelerini çürüttüğü, kapitalizmde fazla üretimin krize yol açtığını savunmakla Marks'ın özünde yanlış olduğunu, çünkü bugün böylesi krizlerin idare edilebildiğini, bu nedenle bunların, sistemin modası geçmiş olduğu anlamına gelemeyeceğini ileri sürüyorlar. Ama aynı zamanda, bir fazla üretim krizinin meydana gelebileceğini de kabul ediyorlar, dolayısıyla kendi kendileriyle çelişiyorlar. Burada vurgulanmak istenen nokta, Çinli revizyonistlerle emperyalistlerin Marksizm'e karşı işbirliği içinde olduğudur.

Kilisenin rolüne gelince: emperyalizme, özellikle de Yankee emperyalizmine bağlı büyük burjuvazinin bir üyesi olan Perulu bir müteşebbis, ülke ekonomisinin kaçınılmaz olarak bir patlamaya doğru gittiğini, bu nedenle, kiliseyle birlikte bu patlamayı kontrol altına almaya yönelik tasanlar planladıklarını söylüyor. Caritas tarafından yönlendirilen Cemiyet Eylemi adlı bir yardım kuruluşu, devrimi durdurma ve kitlelerin açlığını bura-ya kanalize etme çabalarının bir parçasıdır. Bugün Çin'de, Kilisenin yeni rolünün tanınması için çağrı yapılıyor; sosyalizmde dinin halk için afyon olmadığı söyleniyor. Bu Marks'ın açıktan bir yadsınması olduğu için, Marks'ın bu yargıya, Marksizm dinin rolünün bilimsel bir tahlilini yapmadan önce vardığı yolundaki sahte iddiayla buna kılıf bulmaya çalışıyorlar. Bu da, revizyonizmin nasıl gericilikle uyuştuğunun bir örneğidir. Bizim Kilisenin rolü konuşandaki görüşlerimiz açıktır. Görüşlerimizi daha önce de ortaya koymuş, Kilise hiyerarşisinin sınıf çıkarlarıyla, halkın dini duygularını birbirinden ayrıştırmıştık; bundan da öte, Papa'nın, bir y andan gerici silahlı kuvvetleri takdis ederken, öte yandan "tavrınızı değiştiriniz" diye bizleri uyardığında savurduğu hiddetli tehditleri kim unutabilir ki? Nerede problem varsa, Papa karşı devrimci rolünü oynamak için orada boy gösteriyor. Bunun başka bir örneği de Polonya'dır.

Dolayısıyla, revizyonizmin Marksizm'i yadsıması özgül biçimler almakta ve bu, revizyonizmin kendi ölümüne ve parçalanmasına yol açmaktadır. Partimiz, günün birinde Marksizm'i her alanda savunmak için büyük bir muharebe vermek gerekeceği bir zaman gelecektir demişti: Bugün o zamandır; Marksizm-Leninizm-Maoizm'i, esas olarak Maoizm'i, savunmanın zamanı gelmiştir. Bu demektir ki, insanın düşmanını incelemesi gibi, revizyonizmi tepeden tırnağa incelemeliyiz, çünkü onunla ölümüne bir savaşa tutuşmuş bulunuyoruz. Revizyonizmi incelemeli ve parçalayıp sökmeliyiz ki, iğrençlikleri tüm dünyanın gözleri önüne serilsin. Revizyonizm, emperyalizm ve dünya gericiliğinin, Marksizm'i sorgulamak ve reddetmek için nasıl işbirliği yaptıklarını göstermeliyiz.

Ekonomik alanda, kapitalizmin sorunlarına bir çözüm bulduğunu, bu nedenle çöküşe doğru gitmediğini ilan ediyorlar. Biz dünya halklarından, proletaryadan, kapitalizmin edebi olduğuna inanmanızı istiyorlar. Bu ahmaklar, burjuva diktatörlüğünün yıkıma doğru giden bir sistem olmadığına, burjuvazinin ömrünün tükenmemiş olduğuna, tersine yeni hayat kazandığına, burjuva diktatörlüğünün de ebedi olduğuna bizi inandırmaya çalışırken, siyasi alanda da gözümüze perde çekmek istiyorlar, ideolojik olarak, en gerici din vasıtasıyla, batıl inanç ve sahtekarlıkla dolu Katoliklik vasıtasıyla enjekte edilen bir idealizm vaaz ediyorlar.

Marksizm'in doruk noktası olan Maoizm'le, halk savaşı ile ve Parti ile silahlanıp kitleleri seferber ederek, tüm bu tezgahları teşhir edip yerle bir etmeli ve her şeyden önce, dünya devriminin ilerlemesine hizmet etmeliyiz.

PKP

PKP, Marksist-Leninist-Maoist, Gonzalo Düşüce si’dir. Komünist Partisi ve önderlik ettiği halk savaşı, Marksizm'in, Marksizm-Leninizm-Maoizm, esas olarak Maoizm'in yenilmezliğinin ve canlılığının ispatıdır ve bu en büyük sorumlulukları beraberinde getirir. Bu nedenle, Maoizm'in geçerliliğini ve kudretini göstermek ve iktidarı ele geçirmek için halk savaşını geliştirmeliyiz.

iktidarın ele geçirilmesinin uzun vadeli ehemmiyeti olacaktır, çünkü kıtanın, Asya ve Afrika'ya kıyasla en vahim ekonomik, siyasi ve ideolojik krizden, önümüzdeki senelerde görünürde bir çözümü bulunmayan genel bir krizden geçtiği bir zamanda, Latin Amerika'nın kilit bir bölgesinde bulunuyoruz. Bu, Asya ülkeleri yılda yüzde 9'un üstünde, Afrika ülkeleri yüzde 3, geri Avrupa ülkeleri, Kuzey Afrika ve Orta Doğu yüzde 2,5 bir hızla büyürken, Latin Amerika'da büyüme hızının yüzde 1 olması gerçeğinden de görülebilir, ayrıca bu rakama ek olarak kıtadaki yüksek nüfus artış oranı da göz önünde bulundurulmalıdır.

PKP'nin rolünü ve ülke çapında iktidarın ele geçirilmesinin anlamını bir gözünüzün önüne getirin. Tarihi değiştiren bir şey olur bu. Gerçekler, Partimizin bu konudaki tahlillerini doğruluyor; gericilik açısından, kendilerinin de itiraf ettikleri gibi, 1990'ların 1980'lerden daha kötü olacağı tahlilini örneğin, ABD emperyalizminin, Bush tarafından uyuşturucuya karşı olduğu iddia edilen kampanyasını ciddi bir şekilde tahlil edelim. Peru başlıca üretici, Bolivya ikinci, Kolombiya üçüncüdür. Bu kadarı doğrudur. Ama ABD'nin hedefi ne? Latin Amerika'nın, özellikle Güney Amerika'nın belkemiğini oluşturan And dağları ülkelerindeki karşı-devrimci savaşlarını tırmandırmak. Peki, bu belkemiğinin neresinde halk savaş* şiddetle hüküm sürüyor? Peru'da, Parti'nin önderliği altında, kitlelerin eylemleri yoluyla. Bu nedenle, kampanyaları bizi hedefliyor. Bu ne anlama gelir? Bu durum, ulusla emperyalizm arasındaki çelişkinin daha da gelişmesine yol açmaktadır ki emperyalizm başta ABD emperyalizmidir, elbette diğer süper gücü ve diğer güçleri de unutmadan. Bu, çelişkide bir değişiklik anlamına gelir. Başka ülkelerin de bunda kullanılabileceğini unutmayalım; Brezilya'nın liman kentleri Matarni ve Rio üzerinden Pasifik Okyanusuna açılma talebinden, ya da Peru devletinin Bolivya'dan uzaklaşıp Şili'ye yanaşma şeklindeki geniş çapta teşhir olmuş politikasından dolayı, özellikle Peru'nun güney kesiminde ciddi sorunlar baş gösterebilir. ister doğrudan isterse de kukla hükümetler aracılığıyla olsun, Yankee saldırganlığı, bir ulusal kurtuluş savaşına yol açmaktadır ve çabalara rağmen, Partinin ülke çapında iktidarın ele geçirilmesi için çağrı yaptığı bir zamanda Peru halkının yüzde 90'ını birleştirmek için mükemmel bir fırsat doğacaktır ve bu, Peru devrimi için şartlar daha elverişli, ama daha zor hale gelecek demektir. Emperyalizm devrimin alevlerini söndürebileceğini sanıyorsa hayal görüyor, son derece zor, karmaşık ve kanlı gelecek olsa da, bu dönem halkın zaferine yol açacak, sınıfın kurtuluşuna ve proleter dünya devrimine hizmet edecektir ve en tayin edicisi Marksizm-Leninizm-Maoizm'i, esas olarak Maoizm'i dünya devriminin kumandanı ve rehberi yapacaktır. Dünya, diyordu Başkan Mao sadece büyük fırtınalardan geçilerek değiştirilebilir. Çin Devrimi, burada, sorumlusu olduğumuz bu yerde, Parti'nin görevlerini yerine getirmemiz için bizlere ilhanı kaynağı olsun.

PARTiZAN SESi SAYI-03

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi