|
Felsefeyle Düşünmek insan doğası üzerine tartışmalar iki ana öbekte toplanır. Bir yanda onu değişmez nitelikler toplamı olarak gören görüş, öbür yanda değişen nitelikler toplamı olarak gören görüş. Değişmez bir insan doğası olduğunu benimsemek, insanın tarihsel süreçlerden etkilenmeyerek varlığını korumuş durağan bir yapıda olduğunu savunmaktır. Hıristiyanlık düşüncesine göre insan, ilk günahtan dolayı kötü olmuştur, bu nedenle insan doğasının değişmesi olanaksızdır. insan doğasının değişmez olduğunu savunanlar genellikle, bu doğa içerisinde bütünüyle iyi özelliklerin olmadığını bunun yanı sıra insanın hiçbir zaman atamayacağı kötü özelliklerinin olduğunu da eklerler. Buna göre insan, bencil, hırslı, rekabetçi, kötülüğün olduğu bir varlıktır. insanın doğası böyle olunca ona en uygun siyasal yapı örtük olarak dillendirilmiş olur. Bu kapitalizmden başkası değildir. Nasıl doğada ezen ile ezilen arasında kıyasıya bir savaşım sürüyorsa, toplumda da insan doğasına dayanarak böyle bir çatışmanın olması kaçınılmazdır. Böylelikle insan doğası, kapitalist toplumun ussallaşmasını sağlamak için araca dönüşür. Peki, “insan doğası” gerçekte neyi anlatır? Bunu ortaya koyabilmek için şu soruların yanıtının verilmesi gerekir: Öncelikle insanın bir doğasının olduğu söylenebilir mi, varsa bu doğanın bileşenleri nelerdir? Sonra bu doğa değişebilir mi? insanın olduğu her yerde, her zaman aynı kalan bir doğa mıdır, doğuştan belirlenir mi? insanın doğasının niteliğini belirlemek, ilkin en yalın biçimde bir canlı olarak insanı insan yapan yetileri ortaya koymaktır. insan en başta, zamanı çok boyutlu yaşayan, kendini geçmişten geleceğe uzanan bir dizge içine yerleştiren varlık olarak karşımıza çıkar. Hiçbir hayvanın tarihi yoktur. Hayvan, doğanın kendine koyduğu sınırlar içinde yaşamını sürdürür. Her yeni doğan hayvan soyu, doğuştan ona sunulmuş içgüdüsel bilgisine uygun davranır. insan ise yaşamını sürdürmek için öğrenmek zorundadır. Her insan doğadaki işleyişi kendisi bulup, uygulamak zorunda olsaydı ilerleme olmazdı. insan geçmişinden biriktirdiklerini yeni kuşaklara aktararak; hem tarihsel bir varlık olmanın sonuçlarını yaşar hem de bilgisini genişletir. Hayvan, kendini içinde bulduğu bir ortama katılarak yaşar. Hayvanın yaşam çevresi belirlenmiştir. insan ise kendi yaşama dünyasını yaratabilir; hem fiziksel biçimde doğayı işleyerek hem de tinsel biçimde, anlam dünyasını yaratarak... insan doğası, yani insanın yetileri, içerikten yoksun biçimler olarak karşımıza çıkar. insan kendi yaşayış tarzıyla, varlık yapısında taşıdığı bu biçimlerin içini doldurur. insan; bilen, eyleyen, önceden gören, tarihi olan, hayal kuran, seven, çalışan, öğrenen, beğenen, konuşan bir yapıdadır. Bu koşullar insanın varlık koşullarıdır, insanın olduğu her yerde bu olgularla karşılaşırız. insan doğasından söz edilecekse eğer; bu olgulara olanak sağlayan yetilerden de söz etmemiz gerekir. insan doğası denilince gözümüzün önünde duranlar birden gizemli hale gelir. insan doğası öyle bir şeydir ki insanın tüm yaptıkları ona yüklenebilir. Öyleyse bir kez onda olanlar bulundu mu, insanın yapıp ettiklerinin gerekçesi ortaya konulabilir. insan doğası ideolojik bir kullanıma da bürünür. Tarihte olup bitenlerin gerekçesi, sözgelimi savaşlarda yaşanan acılar, soykırımlar, insanın doğasına kazınmış şiddet gibi duygularla açıklanır. Kuşkusuz bu gerçekliği örtücü bir dildir. Toplumsal yaşamla insan doğası arasında doğrudan bir ilgi vardır. Varolan siyasi yapının sürekliliğinin sağlanması için insan doğasına başvurulur. “insanın doğasında rekabet var; bu yüzden serbest ekonomi insana en uygun model” . Sosyalizm başarılı olamaz çünkü insan doğası yeterince iyi değildir. insan doğasına bir ton kötülüğü yüklemeye çalışanlar işin içine bir de bilimselliği katarlar. insanın genetik olarak kötülüğe eğilimli olduğu ileri sürülür. Suç ile genetik yatkınlık arasında bağ kurulmaya çalışılır. Toplumdaki eşitsizliğin kökeni, biyolojik farklılıklara dayandırılır. Buna göre; her insan bir diğerinden farklı olduğuna göre bunu değiştirmeye çalışmak, doğaya karşı çıkmaktır. Suça eğilim, bütün diğer etmenler görmezden gelinerek genetik yatkınlığa bağlanır. Biyolojik belirlenim kaçınılmazdır. insan istese de oluştuğu malzemeden başka türlü davranamaz. Aksi biçimde davranmak, doğaya karşı gelmektir. Doğa, insanı öyle yaratmıştır ki kimilerine üstün özellikler yüklerken; kimilerini kalın kafalı yapmıştır. Dünyada yaşanan acıların arkasında belli bir insan tasarımı vardır. insan tasarımı, insan doğasına bakma tarzıdır . insan oksijenli solunum yapar, kırk altı kromozomu vardır, beyni şu kadardır…Bütün bu açıklamalar, insan doğasını kursa da insanı diğer hayvanlardan ayıran sınırları, kesin olarak çizmez. insanın biyolojik özellikleri insan doğasını kurar. insan yüksek türden memeli bir hayvandır. Bu biyolojik özelliklerinin zamanla değişmesi, insan doğasının değişebildiğini gösterir. insan doğasıyla insanın yapıp ettiklerini ayrıştırmak gerekir. insan bir olanaklar varlığıdır; ancak bunlar yalnızca yetilerdir. Bu olanakların cisimleşmesi, içerik kazanması insan edimiyle sağlanır. insan doğası yapılabilirlikler için temeldir. Burada sorumluluk büyük ölçüde insanın kendisindedir. ÖZGÜR DÜÜÜN SAYI-35
|