|
Egemen sınıflar tarafından planlı ve sistemli ' bir şekilde dayatılan yozlaştırma, kültürsüzleştirme politikalarına karşı; yaşamın her alanında stratejik bir karşı koyusun gerekliliği bugün gelinen aşamada kendisini her zamankinden daha fazla hissettirmektedir. Tabii ki bu karşı koyuş, egemen sınıfların bu sistemli politikalarına karşı politik bireylerin alternatif yaşam, kültür, değer ve ilkeleri temelinde şekillenmelidir. Mao'dan alıntıladığımız ve sıkça kullandığımız belirlemeyi tekrarlayacak olursak; "Önemli olan muhalif olmak değil alternatif olabilmektir!" Alternatif yaşam ve kültürümüzü kitlelere götürmek, bunu yapabilmek için de bulunduğumuz her alanda ve kitle örgütlerinde kolektif üretim ve paylaşım üzerinden yükselmiş kültür, sanat vb. cephelerinde örgütlenmelere gitmek önemlidir. "Prof. Dr. ibrahim Armağan'ın 23 yıllık araştırmasına göre, 1979 gençliğinin mutluluk ölçütleri özgürlük ve sevgiyken yeni kuşak için paradan başkası yalan." ve devamla "Araştırmasının sonuçlarını değerlendiren, Prof. Dr. Armağan, ülke nüfusunun büyük kısmını oluşturan bu kuşağın değerlerinin son 20 yıl içinde alt üst olduğunu kaydederek, 'Sosyolojik açıdan kaybolmuş bir gençlikle karşı karşıyayız' dedi"(Sabah Gazetesi, 17 Üubat 2004) Bu araştırmanın sonuçlarından da anlaşılabileceği gibi özellikle 1980 sonrası dayatılan apolitikleştirme ve yozlaştırma politikaları bugün özellikle gençlik üzerinde çok büyük bir hasarı sağladığı gibi, diğer yandan, alternatiflik iddiasında bulunan devrimci-demokrat bireyler üzerinde de maalesef(!) yaşamsal anlamda etkide bulunmaktadır. Kitleleri değiştirip-dönüştürmek bizim için esastır. Fakat aynı zamanda kendi eksik, yoz ve hatalı yanlarının farkına varıp kendi değişim ve dönüşümünü bilince çıkartmayan, bu değişim ve dönüşümü sürekli olarak kendi içinde gerçekleştirmeyen bir bireyin; kitleleri iyi yönde değiştirip, dönüştüreceğini beklemek ham hayaldir. Bu yönlü beklentiler bireylerin kendilerine karşı liberal, başkalarına karşı ise sekter yaklaşmaları sonucunu doğurmaktadır. Değişim ve dönüşüm, önce bunu gerçekleştirme iddiasında bulunan bireyde başlar, başlamalıdır. Sınıf Teorisi Dergisinde yer alan "Kadrolar" adlı yazıdan konumuzla ilgili olan şu alıntıyı yapalım: ". Bir Komünist, özde neyse öyle görünmelidir. Göründüğü gibi değil olduğu gibi davranmalıdır. Sözle özün diyalektik birliği komünist kişiliğin ana ruhudur. Tersi anlayış ve davranış içersinde olanlar gerçek komünist olamaz Onlar için kendi mevkileri (iktidarları) her şey, kitlelerin çıkarları hiçbir şeydir" (Sınıf Teorisi, Ekim-Kasım 2003, syf49) Egemen sınıflar kendi sınıfsal çıkarları ve anlayışları ü/erinden, yozlaşmayı halka dayatıyor. Devrimci ve komünistlerin görevlerinden birisi de bu saldırılara karşı kendi alternatif devrimci yaşam ve kültürünü kitlelere taşımak değil midir? Tabii ki bunu yapabilmek -yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere- sözümüzün pratiğimiz olması gerçekliğini bilinçlere taşımaktan geçer. Elbette ki, bugün için egemen sınıfların kitleler üzerindeki etkisi ve kitleleri aldatmak yönlü kullandıkları olanaklar, bizim kitlelere dönük olanaklarımızdan çok daha fazla. Fakat ülkemiz gerçekliğindeki mücadelenin uzun süreli bir mücadele olacağı ve bu süreç içerisinde stratejik ve taktiksel boyutuyla doğru önderliğe ilişkin yönelimler devrimci ve komünistler tarafından gösterildiği müddetçe güç dengelerinin yavaş yavaş değişeceği de ayrı bir gerçekliktir. Uzun bir giriş kısmından sonra , yazımızın esas konusunu oluşturan politik bireylerin yaşadığı duygusal temeldeki kadın-erkek ilişkilerine ve birlikteliklerine geçebiliriz. Saflarımızda da çoğu zaman görmezlikten gelinerek üzerinden atlanan bu konu, gelinen aşamada yaşanan sonuçlarıyla politik bireyler açısından birçok olumsuzluğu beraberinde getirmektedir. Bugüne kadar da, "kadınların ve erkeklerin birbirleriyle olan özel ilişkilerinin niteliği, zemini ne olmalıdır?" sorusuna gerekli olan cevabın alternatif yaşamımız üzerinden verilmediği, saflarımızda tartışılmadığı, tartıştırılmadığı için de, çoğu zaman bu ilişkilerin burjuva-feodal düzen içi ilişkiler halini aldığını görüyoruz. Sevgi kavramının her geçen gün içinin boşaltıldığı, yaşanan duygusal temeldeki birlikteliklerin tamamen yozlaştırıldığı günümüzde, bizlere dayatılan yozlaşmaya ve dejenerasyona karşı, yaşadığımız özel ilişkiler boyutuyla da alternatifliğimizi ortaya koyabilmemiz gerekiyor. "Emekçi halkların iktidar mücadelesinde kitlelere önderlik eden ve proletarya ideolojisiyle donanmış, insanın insanlaşmasını sağlayacak, geleceğin toplumunu kurma iddiasında olan devrimci hareketin bugünden kendi içinde kurmuş olduğu tüm ilişkiler, yarının toplumunun ilişkilerini de temsil edeceğinden, bugünden kurulmuş ilişkiler, değerler ve yaratılan kültürün yarına taşınacağı bilinciyle davranılmalıdır."(Devrimci Çözüm, Aralık 1997) Sevgi, paylaşım temelinde şekillenir. Sevmek ve var olan bu sevgiyi paylaşmak çok büyük bir özveri ve emek ister. ister duygusal temelde ki kadın erkek ilişkilerinde ister yoldaşlık temelinde ki sevginin paylaşımının niteliği; paylaşılan şeylerin ne olduğu, bunların niteliği ve birbirlerine orantısallığıyla doğru orantılıdır. Aynı zamanda paylaşımın niteliği var olan ilişkinin niteliği üzerinde belirleyicidir. "Sevgi ötekinin insan olmasının (insan olma:emek,dayanışma,çalışma,el birliği ve türdeşin insanlığa ilişkin etkinlikleri olarak) değerini bilmek, saygı duymak ve bu değer bilme ve saygıyı ötekinin de kendi türdeşleri için duyduğunu görmekten kaynaklanır. Sevgi insan olma değerini karşılıklı olarak bilme ilişkisidir, bu ilişki tek yanlı olduğunda eksiktir, tamamlanmaya gereksinim duyar ve buna göre, insan olma değerinin ne olduğunu ötekinde ve bende bilince çıkarmadır.O halde sevgi bütünleşmektir. Sorumluluk ister. Kolay değildir."(Özgür Düşün, sayı:6, Ekim 2002, syf:35) Sevgi "seni seviyorum" cümlesi içerisine sıkıştırılabilecek kadar basit olan bir kavram değil. Sevgiyi güzel kılan; onu içselleştirerek yaşayabilmek ve anlamlı kılabilmektir. Sevgi, insanın temel ihtiyaçlarından birisidir. insanoğlu evrimleşme sürecinden bu yana sevmeye ve sevilmeye sürekli gereksinim duymuştur. Bu ilk zamanlarda hayvanlarda da olduğu gibi salt bir cinsellik çerçevesinde kendisini devam ettirme, üreme olgusuna dayanıyordu. Tabii ki bugün politik bireyler olarak insanların bir duygusal ilişki içersinde paylaşabileceği cinselliği reddetmiyoruz. Fakat özel ilişki içerisinde bunu nereye oturtacağımız gerçekten çok önemli. Çünkü bu ilişkinin niteliği ve bu ilişkiyi yaşayan iki cinsi götüreceği yer açısından önemli bir nokta. Bu konuyu yazının devamında ele alacağımız için şimdilik kapatıyoruz. Politik bireylerin özel ilişkilerinde ideolojik ve siyasal birliktelik temeli üzerindeki paylaşım esastır. Bunu bilince çıkartmayan ve anlamlandıramayan kişiler için IHI özel ilişkiler, namlusu kendisine doğrulmuş bir silah halini alabiliyor. Özellikle söz konusu birey, politik bir birey olduğu zaman bu durum, bireyin politik durusunda gerilemelere yol açıyor. Bu gün için bu konu üzerinde yoğunlaşmak hemen her düzeydeki örgütlenmemiz açısından kendisini bir ihtiyaç olarak hissettirmekledir. Özel kadın-erkek ilişkilerinde bu düzlemde yaşanan sorun, sadece bu ilişkiyi yaşayan iki karsı cinsi bağlamıyor. Bugün onlar tarafından yaşanan bir özel ilişki de olsa, ilişki özgülünde yaşanan yanlışlıkların fark edilmemesi, görmezlikten gelinmesi, bilince çıkartılmaması, önüne geçilmeye çalışılmasına yardımcı olunmaması halinde, yarın aynı yanlışlıkların başkaları tarafından yapılmayacağını kim garanti edebilir? Bugün her düzeydeki kolektif örgütlenmemiz açısından, kadınlar ve erkekler arasındaki özel ilişkilerin niteliğinden yapılan sapmaların doğuracağı sonuçları dikkatle ele alınarak, bu tarz ilişkilere müdahale etme düşünmenin artık saflarımızda kavranılması gerekiyor, fakat müdahaleden kastımız ne sekterizm, ne de liberalizmdir. Yapılacak müdahaleden, var olan bu ilişkiye eleştirel yaklaşılarak, ilişkiyi yaşayan bireylere ilişkideki yanlışlıkların fark ettirilmeye çalışılması ve çözüm yönünde yardımcı olunması anlaşılmalıdır. Üu bir gerçektir ki, bugün kolektif örgütlülükler içerisinde yer alan bireylerin yaşadıkları duygusal ilişkilere karşı liberal bir tarz hakim olagelmiştir. Çok bariz bir şekilde örgütlü bireylerde yanlış temelde yürüyen duygusal ilişkilerin yarattığı gerilikler görüldüğü halde liberal davranılıp eleştirel yaklaşılmamaktadır. Bunun bir nedeni; kişinin özel ilişkiyi yaşayan bireylerle uzlaşması, kendisine yönelik yapılabilecek eleştirilerden korkmasıdır. Çünkü eleştiri yapmamanın bir nedeni de eleştirilmekten korkmak, hoşlanmamaktır. Diğer nedeni ise; kadın-erkek arasındaki özel ilişkilerin doğru bir bakış açısıyla irdelenmemesi, tartışılmaması ve nasıl olması gerektiğinin cevabının bilinçlere tam olarak çıkartılmamış olmasıdır. Bu da beraberinde bu özel ilişkiyi yaşayan bireyler açısından bir boşluk yaratmış ve çoğu zamanda devrimci yaşam için bir öğütücü mekanizma haline gelmiştir. Kendisini yenilemeyen, onu yaşayan iki bireyi sürekli ilerletmeyen bir ilişki duygusal temelde de olsa, genel bir yoldaşlık ilişkisi de olsa yok olmaya, yozlaşmaya, kendisini tüketmeye mahkumdur. "Düzenden kopuşu duygu ve düşünce olarak tam anlamıyla sağlayamayan bireylerde, geçmişin kadın-erkek ilişkilerine ait tüm alışkanlıklar, davranışlar ve ilişki biçimleri duygu ve güdü boyutuyla mücadele içindeki ilişkiye de yansımıştır.Bu ilişki geçmiş zaafları gidereceği yerde, zaafları kışkırtan, zaaflara hitap eden bir konumda kalmıştır.Yoldaşlık ilişkisi ile düşünülmesi gerekirken, onun dışında kişiye özel gibi bir yanla düşünülen bu ilişki, kişiyi geliştirmesi gerekirken gerileten bir konuma girmiştir.Kendini geleceğin toplumuna yakışır tarzda örgütleyebilen devrimci insan, duygusal yaşamında da bilinçli olarak niteliksel bir sıçrama yapmak zorundadır.Geçmişin tüm ilişkilerini olduğu gibi; kadın-erkek ilişkilerine ait tüm alışkanlıklarını, duygu ve düşüncelerini de aşarak, bu duygu ve düşüncelere yeni bir içerik kazandırmak zorundadır."(Devrimci Çözüm, Aralık 1997) Asıl vurgulanması gereken devrimci yaşam kültürümüzün her alanda vücut bulmasını merkeze oturtmaktır. Politik iki bireyin var olan duygusal ilişkilere yaklaşımı apolitik olmak zorundadır. En basitinden yaşamını politikleştirme derdinde olan, siyaseti hayatının merkezine oturtan birey, kendisinin de başkalarının da yaşadığı ilişkilere politik bir pencereden bakmalıdır. Paylaşımda da en belirleyici noktayı, temeli bu oluşturur. Eğer yaşanan özel ilişkilerde temel, politik ve siyasal paylaşım üzerine kurulmamışsa o ilişkiden bu boyutuyla bireyleri ilerletmesi beklenemez. Bu nokta sadece ilişki başladıktan sonra değil, başlamadan önce de politik bir birlikteliğin yakalanıp yakalanamayacağı yönüyle incelenmelidir. Bizler robot değiliz, insanız. Buraya kadar yazdıklarımızdan duygularımızı reddettiğimizi, kadın-erkek ilişkilerinde iki karşı cins arasında sevginin paylaşımını göz ardı ettiğimiz anlaşılmamalıdır. Zaten, adı üzerinde, duygusallıkla şekillenen kadın-erkek arasındaki özel ilişkilerden bahsediyoruz. Bu boyuttaki ilişkilerde, kadın ve erkek arasındaki karşılıklı duyguları ve sevgiyi göz ardı etmek anlamsız olmaz mı? "Yaşamı değiştirme, yeniyi, güzeli yaratma mücadelesinin insanları ancak gerçek aşkı yaşatabilirler ve geleceğin ilişkisine bugünden örnek olabilirler. Sevme ve sevilme etkinliğini bünyesinde barındıran insanlar, emekle, paylaşımla, üretmeyle birbirini geliştirir, birbirini ilerletirler. Ve bu noktada sevmeyi ve sevilmeyi herkesten çok onlar hak ederler. Bu özelliğe sahip insanlardır, mücadelenin coşkusunu duyumsayıp, cesareti yaratan, aşkı tüm yeryüzüne hakim kılmaya çalışanlar... Doğru temellerde gelişen duygusal ilişki, mücadelenin önünde engel değildir. Ve mücadele, böyle bir ilişkinin doğmasının önünde engel değildir. Bu yaşanan iki güzellik birbirlerine rakip olmadığı gibi, birbirlerinin yerine ikame edilmemelidir. Öncelik sonralık ilişkisi boyutunda ele almamak gerekir. Çünkü kavga içinde doğru temellerde, gerçek sevgi ve gerçek aşk temelinde duygu ve düşünce birliğini oluşturmuş insanlar arasındaki duygusal ilişki ile mücadele her zaman birbirini bütünleyen, birbirini besleyen olmuştur."(Devrimci Çözüm, Aralık 1997) Politik bireyler olmamız duygularımızın olmadığı, onları yadsıdığımız anlamına gelmiyor. Tam tersine politik bireyler açısından bu tarz ilişkilerde sevgiyi içselleştirerek yaşayabilmek ve onu anlamlı kılabilmek amaçlanmalıdır. Özellikle bir yandan kişilerin duygusal bir boşluk içinde olmayan, cinsel istemleri nedeniyle bir ilişkiye başlamaları onları yanlış yönlendirebilir. Diğer yandan salt cinsellikle temellendirilen kadın-erkek ilişkileri ele alındığında iki karşı cinsin de sevginin yoğunluğunu, gerçekliğini ve en önemlisi de bu ilişkinin anlamını düşünmeleri gerekiyor. Sevginin ve sevgi sözcüklerinin ağızlarda sakız gibi çiğnendiği günümüzde, sevgi kavramım gerçekten anlamlandırmak iki karşı cinsin de gerçekten irdelemesi gereken bir nokta. Kişinin duygusal bir boşluk içinde olması ve cinsel istemleri,yanlış zeminde de olsa duygusal bir ilişkiye başlamasının nedeni olabiliyor. Bir bireyde var olabilecek bu iki nokta sevgi kavramlarıyla veya "ona karşı duygusal bir yakınlık hissediyorum" sözleriyle ortaya atılıyor. Kişi burada önce kendisini, sonra karşıdaki kişiyi, en son olarak da çevresindeki bütün insanları aldatıyor. Buna inandırıyor. Bu temelde başlayan bir ilişkinin karşılıklı iki politik bireyi ne kadar ilerletebileceğim sanıyorum ki tartışmaya hiç gerek yok."Düzenin yaratmış olduğu çürüme ve yozlaşmadan kendisini sıyırıp, bunları değiştirip dönüştürmeyi; yerine insani değerlerin, saf temiz ilişkilerin hakim olduğu bir dünyada, paylaşımcı, yüreği insan ve halk sevgisiyle dolu, insancıl, yaratıcı, dayanışma ruhu yüksek, üretken, gelişmiş ve özgürleşmiş insanların oluşturduğu yeni bir toplumu yaratmak için, insanlığın her yönden kurtuluşunu sağlayacak devrimci bir ideoloji etrafından örgütlenerek yola çıkan devrimciler, duygusal yaşamlarında düzenin ilişkilerini taklit edemez. Bu anlamda devrimci saflara katılan her bireyin, öncelikle bu kopuşu gerçekleştirme isteğinde samimi olması gerekir. Aksi, zaafların savunulması ve meşrulaştırılması anlamına gelecektir "(Devrimci Çözüm, Aralık 1997) Özellikle cinsellikle temellendirilen ilişkilerin, ilerleten değil gerileten, devrimci yaşamı körelten, bireyleri düzen içiliğe taşıyan burjuva-feodal nitelikteki ilişkiler olduğu unutulmamalıdır. “Salt cinsellikle temellendirilen bir evliliğin özünün hayvani cinsel ihtiyacı karşılamaktan öteye geçmeyeceği ve komünistlerin insan ilişkisi olamayacağı açıktır. Kadın ve erkek komünistlerin ilişkisi, komünistlerin özgür insan ilişkileri bilincinin en billur biçimi ve görüngüsü, modeli olabilmelidir. Kaldı ki salt cinsellik üzerinde yükselen birlikte yaşamın, siyasi paylaşım ve üretimin olmadığı bir evlilik ilişkisi ne fazla yürür, ne de devrimci bir ilişki geliştirir. Tam tersine bu tür ilişkiler kişileri daha da geriletir." (MKP 1.Kongre Belgeleri:2, syf: 491-492) Üimdi sorun, buraya kadar yazdıklarımızdan da anlaşılabileceği üzere, kadın ve erkekler arasındaki özel ilişkilerin -başlama öncesinde ve sonrasında- salt iki karşı cinsin birbirlerine karşı gerçek anlamda sevgisinden oluşmasıyla da bitmiyor. Eğer politik anlamda düşünen, sorgulayan, kendini sürekli yenilemek ve ilerletmek isteyen bir bireyden bahsediyorsak, bu kişi için yaşadığı ve başlamasını düşündüğü ilişkinin hem kendisine hem de karşı cinse ne kazandıracağını sorgulaması gerekiyor. "Devrimciler her konuda olduğu gibi yaşamlarında da devrim iddialarından kopuk davranamazlar. Her ilişki gibi kadın-erkek ilişkileri de devrimci değerleri geliştiren. yücelten, değer kazandıran ilişkiler olmak zorundadır." (http://www.kurtulus-onlıne.com/eski sayılar/h-icin73/duygusal.htm-18k-) iki karcı çınsın yaşadığı özel ilişkideki sevginin niteliğini samimi mi olup olmamasına göre ölçecek bir "sevgi-metre" olmadığına göre, dışarıdan: "Bunların ki sevgi değil!", "Aslında birbirlerine karşı hiçbir duygusallık beslemiyorlar!" şeklinde sekler laflar etmemek gerekiyor. Çünkü başta da belirttiğimiz gibi sorun salt iki cinsin birbirlerine karşı gerçek anlamda bir sevgi hissetmeleriyle de bitmiyor. Eğer tek kriter olarak bunu ele alacak olursak çevremizde birbirlerini çok seven fakat yaşadıkları özel ilişki ve yaşam anlayışı boyutuyla birbirlerini tekleştirerek köleleştiren insanların özel ilişkilerine nasıl bir tanımlama getireceğiz? Bunun cevabını Maoist Komünistlerin 1. Kongre belgelerinden alarak devam edelim, "Kısacası, geleneksel evlilik kurumu kuşkusuz komünistlerin sahiplenip savunacağı bir ilişki olamaz. Kadın ile erkeği birbirinin mülkü olarak kavrayan ve özellikle de kadın başta olmak üzere her ikisini de köleleştiren geleneksel evliliklere ister burjuva, ister feodal ahlak temelinde olsun karşı çıkılmalıdır. Bu konudaki yanlış çizgi ve kavrayışların kadın militanların ideolojik ve politik olarak yeterince gelişememesinin temel sebeplerinden biri olduğu ve önemli bir politik güç ve savaş gücü olarak kadını etkisizleştirdiği, kadının özgürleşmesinin önünde set oluşturduğu özel olarak anlaşılmak durumundadır" (MKP 1.Kongre Belgeleri:2, syf:493) Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılabileceği gibi, bu özel ilişkilerin sistemin bizlere dayattığı mevcut düzen içi ilişkiler biçimiyle yaşanmasının, özellikle kadınlar için s.ıratacağı sonuçlar ortadadır. Bu da beraberinde bu ilişkiyi yaşayan kadınlar açısından yaşadıkları ilişkilere daha müdahaleci, eleştirel ve bilinçli yaklaşmaları zorunluluğunu doğurmaktadır. Çünkü sorun; sistemin yarattığı erkek egemen zihniyete karşı erkek-kadın eşitliğinin sağlanması ve kadının özgürleşmesidir. Düzenin erkek egemen anlayışının, politik bireylerin yaşadığı özel ilişkilere yansımasının önüne geçilmesi, yaşanılan ilişkilerin bu burjuva veya feodal hastalıklardan arındırılması ve ilişki özgülünde kadının özgürleşmesini beraberinde getirecektir. Elbette ki gerçek anlamda özgürleşme ve eşitlik; kadını meta olarak gören, erkek egemenliğini doğuran düzenin düzeltilmeye çalışılmasıyla değil, yıkılmasıyla, yerine yeni bir kültürün inşası temelinde yükselecek olan toplumun yaratılmasıyla gerçekleşecektir. "Özgürlüğü isteyenler, verili düzenin ilişkilerini reddetmek zorundalar. Onlar reddedilmeden ve sorgulanmadan, yenisinin nasıl olacağını ve niçin gerekli olduğunu tartışmak anlamlı olmaz. Karşımızda, insanı ve onun değerlerini bitiren, zihniyet yapısı ile her gün insanı duyguda ve düşüncede vuran bir sistem gerçeğinin olduğunu biliyoruz. Ama bilmek y etmiyor. Onun verdiği, adeta kutsal diye sunduğu ölçüleri, ilişki tarzlarını, aile yapısını reddetmek ve mücadele etmek zorundayız" (Nujiyan Munzur, Ülkede Özgür Gündem, 25.02.2004) Sonuç olarak, yeni bir yaşamın yaratılabilmesinin belirleyicisi; tüm ezilenlerle birlikte ezilenlerin ezileni olan kadının özgür ve eşit bir gelecek kurma adına, kurulu düzen karşıtı örgütlü ve mücadeleci duruşu olacaktır. Ancak böyle bir yaşamın yaratılmasıyla, gerçek anlamda ilişkiyi paylaşan kadını da beraberinde özgürleştirecek olan, sağlam temelde, nitelikli bir özel kadın-erkek ilişkisinden bahsedebiliriz. ÖZGÜR DÜÜÜN SAYI-22
|