|
Kitaplık Kitabın yazarı: MUSA ANTER Kitabın adı : Vakayiname Sayfa sayısı : 238 Vakayiname'de Musa ANTER, 1987-1992 arasında meydana gelen olayları ve bu olaylara ilişkin düşüncelerini anlatıyor. Anter, kitabının adını şöyle açıklıyor: "Yeni kuşaklar kitabımızın adından bir şey anlamıyorlarsa haklılar. Nereden bilecekler ki vaka'nın olay name'nin de mektup veya yazı olduğunu? Hele yi'nin ikisini birleştirerek "olayın yazılışı" olacağını nereden bilsinler?" Anter'in çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan makalelerinin bir araya getirilmesiyle oluşan kitap, "Kürt sorununa" yaklaşım ve bir aydının yaşanan sorunlara karşı duruşunu ortaya koyması yönüyle dikkate değerdir. Anter, Kürtlerin yaşadığı sorunlara işaret ederken bir Kürt ve bir aydın olarak kendini yaşamdan soyutlamaz.Nasıl soyutlanabilir ki insan yaşamdan? Anter, insancıl duyarlılığını göstermiştir sadece... Anter, geniş bir birikime sahiptir.Yazılarını okurken zaman içinde yolculuk yaparız.Dicle...Fırat ...Mezopotamya'nın o uçsuz bucaksız diyarları...insan ve sevda...ve inadına umut...Umut ve sevda yaralıdır bu coğrafyada. insan yaralıdır dünyada ve çoğu zaman zulmün rengi hakimdir. Yaralı bir coğrafyanın, Mezopotamya’nın, Kürdistan’ın bin yıllardır ölümle dövülen düşüne dairdir Anter’in yazıları. Bu coğrafyanın bin yıllardır akan gözyaşına uzanan bir el... OHAL'le kendini gösteren ''yasaklı'' ölümlerden, bir sabah Diyarbekir’de Osmanlı zulmünde kafası vurulan altmış bin kişinin içinde buluruz kendimizi. Ağıtlar, yaşlar Hammurabi'den ''Kel Süleyman''a , ''soydaşlarını'' görmezden gelen Özal'a devam etmektedir.Yasaklı ölümler, OHAL'ler... Anter, ince ve akıcı üslubuyla bir ulusun bin yıllardır yaşadığı trajediyi anlatmaktadır. Değişen sadece ''ölümün ve zulmün'' çeşididir. Kafa kesilen, kılıçtan geçirilen günlerden; kimyasal silahlı, ağır makineli tüfekli ölümlere evrilen günlere gelinmiştir. Uykuları bölen feryatlara savaş uçaklarının yankısıdır eklenen. Anter, uykuları ölümle boğulan bir halkın acısını yaşadığı dönemin zulümkarlarını hicvederek dile getirir. ince bir zekanın ürünü olan yazılar, Kürtlerin tarihsel gelişimiyle yoğrularak okuyucuya sunulmuştur. Anter, kardeşlikten, eşitlikten ve adaletten yanadır. Kalemi iktidar sahiplerini rahatsız ettiği için 1992'de silahlı saldırıya uğradı ve katledildi. Bin yıllardır inkardan gelinen bir ulusa Anter şahsında tekrar mesaj verilmiştir. Aydın olmanın ve hayatı savunmanın bedeli hep ''ölümle'' taçlandırılmıştır bizim gibi ülkelerde. Anter ve önceleri...Anter ve sonraları...Aradan on dört sene geçti. Ölümler, katliamlar tüm hızıyla devam ediyor. Mercan, Üemdinli, Diyarbakır... Anter, yaşanan zulme ve ölümlere şöyle tepki gösteriyordu yazılarında: ''Genç olsaydım dağa çıkardım''. Yetmiş altı yaşında bir aydına bunu söyleten tarihsel ve siyasal olguları çok iyi anlamak gerekiyor. ''Bunca zulüm ve ölüm yaşanırken ben barış istemiyorum. Bu anlayışla barış olmaz''. Anter'den öğrenecek çok şey var. Yazdıkları tekrar tekrar doğruluğunu artaya koymaktadır. Katledilmesine en büyük neden bu duruştur. ''Aydın'' olarak geçinen isimlerin bu duruşun neresinde olduklara bakmamız yeterli olacaktır. Anter katledildi, çünkü O; “Olmuyor sayın Kozakçıoğlu” diyerek şöyle sesleniyordu: " Behey beyefendi! 6-7 yıldır idare ettiğin ’olağanüstü bölge ‘ adındaki harp sahasında kim kalabilir? Üimdi size bir şey söyleyeyim mi Kozakçıoğlu; maval okumaya lüzüm yok. Eğer siz hakikaten Türkiye halklarına yardım etmek istiyorsanız, tasınızı tarağınızı toplayın ve çekin gidin. isterseniz giderken yanınıza "cash" ettiğiniz köy korucularını da alın". Anter katledildi, çünkü O; Kürtlere ''verilen hakları'' sadaka olarak tanımlıyor ve şöyle sesleniyordu:" Alparslan Türkeş, eğer Kürtler anadiliyle konuşursa, Türkiye parçalanacaktır diyor. Üimdi çok iyi tanıdığım Türkeş’e ne diyeyim? M.Akif Ersoy'un ''Çanakkale şehitleri'' adlı şiirinde geçen bir satırı Türkeş'e havale etmek yerinde olur sanırım. "Tek dişi kalmış canavar". Devamla Kürtlerin kendi dilini konuşmasını sakıncalı gören Süleyman Demirel'in huyunu karasineğe benzeterek; "Sineği elli kere şuradan buradan kovarsın yine gelir sana konar. Sayın Süleyman bey, esasen yetmiş yıldır senin ve senden evvelkilerin adımı yanlıştır. Bu yüzden de ateşe sürüklenmişiz.". Anter katledildi, çünkü O; resmi ideolojiyi şöyle değerlendiriyordu: "9 Üubat 1991'de televizyonda iki sayın profesör, Türk Hukuk Tarihi hakkında ders veriyordu. Ben de hocaların televizyondaki derslerini dinledim. Hani eğer Kemalizm bir din olsaydı belki de şaşırıp girecektim. Meğer rahmetli neler yapmamış ki…Evvela bugün Türkiye'yi Avrupa'nın da önüne geçiren kanunları sevdirtmiş. Tarih profesörü aldığı para oranında diğer inkılaplarımızı da övüyor. Ama hocalar bir şeyi unutuyordu. Bu kadar başarının sonucunda geldiğimiz nokta işte bu toplumsal keşmekeş değil miydi? Anter katledildi, çünkü o; dönemin içişleri bakanı Abdulkadir Aksu'ya şöyle sesleniyordu: "Hani şu Yeşilçam'ın beşinci sınıf artist kılıklı içişleri bakanı var ya... Yahu seni mülkiye mektebi mezunu yapan, seni vali tayin eden, sana rey verip Diyarbakır gibi şerefli bir diyara mebus yapanların ve yetmiyormuş gibi seni bakan yapanın -Turgut Özal'ın- gözü kör olsun, eli kırılsın. Bak nasıl meydana çıkıyor Abdülkadir efendi: 6 Mart (1991)tarihinde, gazetelerde ve televizyonlarda lafları çıktı:’Efendim Üırnak'ta öldürülen iki kişiye güvenlik güçleri ateş etmemiş; havaya ateş ederken vurulmuşlar.‘. Hey Abdülkadir! Allah müstahakkını versin! Suç mu değil mi bilmiyorum; ama eğer ben yetmiş altı yaşında olmasaydım Allah'ı beklemez ben senin müstahakkını verirdim. Kitaba ilişkin son sözü yine Musa Anter'e bırakıyoruz: "Tüm yazılarım Fuzuli'nin "şikayetnamesi" gibi üzüntülü birer arzuhal niteliğindedir. Yazılarımın birer arzuhal yani dilekçe durumunda olanları, eğer Türkiye'de kendi çapında etkili olursa işte o zaman mesut ve bahtiyar olurum. “insanlık tarihi yüzyıllardır aynı sorunlarla boğuşup duruyor. Anter'in canını verdiği sorunlar, bugün de devam ediyor. Musa Anter'e rahat uyu diyoruz! Bıraktıkların bu ülkenin aydınlık geleceğinde hak ettiği yeri alacak.Halkının acılarını dile getiren yüreğin, katledilmenle birlikte ağıtlarımıza karıştı. ''Bir can almakla insan biter mi hewal?''. Tükenmeyen soluğun Cudi’yi, Munzur’u, Dicle’yi dolaşmaya devam ediyor. ÖZGÜR DÜÜÜN SAYI-35
|