|
Liseli arkadaş! Kimimiz 1. sınıftayız, kimimiz 2. sınıftayız, kimimiz de sınav telasındayız. Ama bu sistem bize, hepimize aynı şeyi vaat ediyor: Geleceksizlik. İlköğretimden başlayarak ırkçı, gerici eğitim sistemiyle beyinlerimizi kirleten, bizim hayata eleştirel bakıp, sorgulamamızı engelleyen bu sistem bizden nasıl bir kişiliğe sahip olmamızı istiyor? 11 yıl boyunca, bizleri sunulanı kabul eden, sorgulamayan koca bir sürü haline getirmek için uğraşıyorlar. Parası olanlar kolejlerde, fen liselerinde teknolojik ve fiziki tüm olanaklara sahip okullarda özel sınıflarda eğitim görüyorlar. Bizler, emekçi çocukları ise düz liselerde, teknik liselerde 50-60 kişilik sınıflarda zilin çalacağı anı bekliyoruz. İki derste ancak bir kez soru sorma şansı bulabildiğimiz bu koşullarda, öğretmen kim: olursa olsun tek şansımız vardır: Ezberlemek. Ezberci sistem de bunu ister zaten; anlamak yasak, ezberleyeceksin. Meslek liselerinde okuyorsak, durum daha da vahim... Her şeyi ezberlemene gerek yok, sana ne edebiyattan, felsefeden, kimyadan; kalıp nasıl yapılır onu öğren yeter. Bizim nasıl yaşayacağımız belirlenmiştir. Kaderimiz aynen anne-babamız gibi onlara lüks otomobiller üretmek, onlara hizmet etmek, onlar için yaşamak ve zamanı gelince kardeşlerimize karşı savaşarak onlar için ölmektir. Adına eğitim dedikleri bu komedi için utanmadan, yakıt parası, kırtasiye parası, su parası, hava parası derken soframızdaki1 ekmeğe el koyarlar. 11 yılın sonunda elimize ne geçti? Üç adi kağıt parçası: Üç diploma. Tabi ki bedava değil. Tüm bunların sonunda kendimizi, yarış atlan gibi, adı ÖSS olan bir koşunun içinde buluruz. Çoğu asgari ücret karşılığı çalışan ailelerimiz, milyarlarla ifade edilen (artık okulların yerini almaya aday olan) dershane ücretlerini nasıl karşılayacağım düşünmeye başlar. Tabı ki çoğu pes eder. ‘eşit’ koşullarda eğitim gördüğümüz kolejli, fen liseli, özel öğretmeni!, dershaneli arkadaşlarımızla yine eşit koşullarda yarışmamız istenir. Üç saat sonunda 1,5 milyon kişi "en zeki", "az zeki", "az aptal", "çok aptal", "en aptal" gibi kategorilere ayrılmış olur: "Nede;olsa eşil koşullarda yarıştınız"; zor da olsa bu çemberi kırıp sınavı kazananlarımızı ise çok farklı beklentilerimiz olsa da 4. diploma beklemekledir. Tüm bunlarla bize anlatılmak istenen şudur: ''Boş hayallere kapılmayın, kaderinize razı olun. Eşitsizlik hayalın yasasıdır. Birileri sefa sürecekse, başka birileri do cefa çekmelidir. Düşünmeyin. sormayın, sorgulamayın, itaat edin." Burada anlatılan; yaratılmak islenen insan tipidir. Eğilim sisteminin en büyük amacı bu insan tipini yaratmaktır. Bir çocuk ilköğretime yeni başladığında ne kadar heyecanlı, öğrenmeye açık: ve isteklidir, hepimiz biliriz. O çocuk en fazla soru sormayı sever: "Öğretmenim o ne?", "öğretmenim bu ne demek?"... O çocuk Türk, Kürt nedir bilmez. İtaat en uzak şeydir o çocuğa: Kader nedir bilmez. İşte Milli Eğitim denen bu sistem o çocuğun posasını çıkarmak üzere kurulmuştur. Senaryo şudur: Önce soru sormak yasaklanır, sonra ırkçılık koroları oluşturulur, antlar ezberlenir. Edebiyat dersinde atasözleri, özlü sözler anlatılır: "Kürt'ten evliya, sokma avluya." Sonunda düşlerine el koyarlar, şükretmek öğrenilir. Üniformasız askerlerden oluşun koca bir ordu çıkar ortaya. Ancak umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. İnsan varsa umut da vardır. Biz de ant içelim, senaryoyu bozmak için, kendi okullarımızı, kendi ülkemizi, kendi dünyamızı yaratmak için, insana yakışır bir hayat için . Bizler bunun için tüm liseliler bir araya gelerek; düşünceyi tartışmayı, sorgulamayı, sevgiyi ve mücadeleyi örgütlüyoruz. Unutmamız istenen değerlerimize sahip çıkıyoruz. Senaryoyu bozmak için sahneye çıkıyoruz. Demokratik bir lise, bağımsız bir ülke ve özgür bir dünya için: HEP BİRLİKTE SAHNEYE! Liseli Demokratik Gençlik Hareketi ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-30
|