|
Mart ve Mayıs ayları, Türkiye Devrimci Hareketi açısından son derece önemlidir. Bu iki ayda yaşananlar ve bunlara paralel bir şekilde basında yer alan yazılar, bunu yalın bir şekilde göstermektedir. Newroz ve l Mayıs gibi günlerin yanı sıra, devrimci hareketin önderlerinin ölüm yıldönümleri vesilesiyle de öne çıkan aylardır Mart ve Mayıs. Bu yüzden bizler de konu edinmek istedik, bu aylar içerisindeki önemli olaylardan birini; 18 Mayıs'ı ve İbrahim Kaypakkaya'yı. Zira Kaypak kaya çok daha ayırt l edici özelliği olan önderlerden biridir. Çünkü o, her şeyden önce bir komünistti! Coşku ve heyecanla belirttik bu niteliği, ki her zaman ve mekanda özel bir itinaya ve özel bir heyecana sebep olacak bir niteliktir bu. Dolayısıyla öne çıkartılması gerekir. Aksi bir tutum ve aksi bir başlangıç burjuvazinin değirmenine su taşıyacaktır; bunu Deniz Gezmiş'ler deneyiminden oldukça iyi bilmekteyiz. Zira politik bir karşıtlığın ürünü olarak ortaya çıkan idam gerçekliği hukuksal boyutuyla tartışmaya açıldığından ya da tartışma bu minvalde sürdürüldüğünden gelinen aşamada Deniz'lerin o militan duruşu gölgelenmiştir; Hoşçakal Yarı'larda dinamizm yerine gözyaşı türemiştir. Bunu sadece ideolojik ve politik duruştaki açmazlar ve zayıflıklarla izah edemeyiz. Çünkü burjuvazi, bin bir hileli yöntem ile manipülasyonlar sağlayabilmektedir. Dolayısıyla yapılanları basit yaklaşımlarla izah etme yönteminden sıyrılmak ve sağlıklı düşünerek adımlarımızı koordine etmeliyiz. Örneğin Cumhuriyet gazetesinde devrimci önderlere ilişkin hazırlanan dosyanın olumlu yanlarını görürken, şu soruyu da ihmal etmemeliyiz: Günlük basında Kemalizm'in en sadık savunucusu olan Cumhuriyet gazetesi acaba neden İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer gibi anti-Kemalist olan önderleri de iyimser profillerle anlatma ya da aktarma ihtiyacı duymuştur? Acaba neden? "Meseleleri ele alırken hep olumlu ve hep olumsuz bakış açısından uzak durmalıyız." Ve bu yüzden meseleyi bir de olumsuz yanıyla süzgeçten geçirmeliyiz. Olumsuz yanıyla süzgeçten geçirdiğimiz taktirde, diğer devrimci önderler gibi Kaypakkaya'yı da kavrayarak sahiplenmekte yetersiz kaldığımız gerçekliğini görürüz. Olguyu, bireyi ya da düşünceyi kendi gerçekliği ile kavramaktan yoksun bir iyimserlikle olguyu, bireyi ya da düşünceyi kendi gerçekliğinden uzak bir kavrayış ile burjuvazinin suyuna akıtmış oluruz ki bu saatten sonra yeni resimli tişörtler giymekten ve cep telefonlarımıza yeni suretler çizmekten başka yansımız kalmayabilir. Bu yüzden önderleri anar ve sahiplenirken neyi, nereden kavrayacağımızı iyi tespit etmek durumundayız. Kaypakkaya, çoğunlukla işkence karşısındaki tutumuyla anılır. Bu olması gereken bir şey ama bilmek ve kabul etmek gerekir ki onun işkence karşısındaki tutumu bir sonuçtur. Dolayısıyla bu sonucu nedenleri ile birlikte irdelemeliyiz ki bu bizi onun görüşlerine götürür. Çünkü o, görüşleri doğrultusunda direnmiş ve bu direniş içerisinde görüşlerini savunmuştur. Bu görüşler için devlet raporları şöyle demektedir: "Türkiye'de komünist mücadelede şimdi halka en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metodları için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye'ye uygulanması diyebiliriz." Kaypakkaya'nın kendisi ise, bu görüşlerini Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD'nin) ürünü olduğunu söyler. O halde Kaypakkaya'yı anarken, görüşleriyle birlikte anmalı ve sahiplenirken görüşlerini kavrayarak sahiplenmeliyiz. Bu, çok yakıcı bir ihtiyaçtır ve her geçen gün kendisini daha bir hissettirmektedir. Dolayısıyla zemine sağlam basmak için Kaypakkaya'nın görüşlerine ve BPKD'nin ürünlerine yoğunlaşmak gerekir ki bunlar içerisinde günün ihtiyaçları bakımından genel siyasi çizgi doğrultusunda kitle çizgisi ve kitle çalışması daha özel bir önem taşımaktadır. Çünkü kitle temeli olmayan ve kendi sosyal tabanı üzerine yükselmeyen bir hareketin adı ve çizgisi ne olursa olsun, o hareket küçük burjuva öncü tarzından ve ekonomist savaş tarzından sıyrılamayacaktır. Kitle çizgisi ve kitle çalışması daha özel bir önem taşımakta ise Kaypakkaya'nın görüşlerinin yanı sıra, sevgili Emrah Cilasun'un da itinayla dikkat çektiği gibi Kaypakkaya önderliğindeki 11 aylık pratik mücadeleyi de irdelemek gerekir. Çünkü bu pratik mücadele o görüşlerin uygulanışının da ifadesidir. Böyle bir inceleme yöntemi nostaljik boğuntulara inat, devrimci enerjimizi ve ufkumuzu daha bir genişletecek, halkın ve halk gençliğinin ihtiyaçlarına cevap olma gücü verecektir. Bu gücü edindiğimiz oranda sıçramalar yapıp, yeni ufuklara doğru yalın ve mütevazi adımlarla yürürüz; rehberlik Kaypakkaya'ya, yürümek ise bizlere düşer.
|