L TiPi HAPiSHANELER

Okur- Yazarların Kaleminden

GiRiÜ:

Yaşadığımız topraklar, komprador burjuvazinin yeni bir saldırısıyla yüz yüzedir. Her şeyin metalaşıp, şeyleştiği dünyamızda hapishanelerde artık birer kazanç kapısı olarak görülmektedir. Adına "L Tipi" denilen özel cezaevi modeliyle burjuvazi gözünü tutsak emeğine dikmiştir. Yazının amacı; hapishanelerin doğuşunu, işlevini ve tarihsel gelişimini Marksist bakış acısıyla sunmak, L Tipi özelinde hapishane olgusunun ne

Yaşadığımız topraklar, komprador burjuvazinin yeni bir saldırısıyla yüz yüzedir. Her şeyin metalaşıp, şeyleştiği dünyamızda hapishanelerde artık birer kazanç kapısı olarak görülmektedir. Adına "L Tipi" denilen özel cezaevi modeliyle burjuvazi gözünü tutsak emeğine dikmiştir. Yazının amacı; hapishanelerin doğuşunu, işlevini ve tarihsel gelişimini Marksist bakış acısıyla sunmak, L Tipi özelinde hapishane olgusunun ne olup, ne olmadığını kapitalist ülkelerdeki yaşanan örnekleriyle açıklayabilmektir.

Sınıf ve Hukuk ilişkisi

"Kanunsuz suç ve ceza olmaz"hukuk terminolojisinde sık rastlanan ana normlardan bir tanesidir, ilk bakışta kulağa hoş gelen bu ve benzeri kurallara, kendi totalitesi içerisinde ve sınıfsal bir perspektifte bakıl(a)madığı zaman birey üzerinde ona birtakım hak ve özgürlükler tanındığı ve bu hak ve özgürlüklerin yasalar ile korunduğu bilinci (bilinçsizliği okunsun) yaratabilmektedir. Oysa proletaryanın bilimi olan Marksizm ise insanlığa devlet, ordu, aile vb. kurumlar gibi hukukunda son kertede sınıflar üstü olmadığını ve onunda öteki üst yapı kurumları gibi egemen sınıf veya sınıfların veya kliklerin elinde ezilenleri sömürmeye yani sömürü düzeninin bekasını sağlayan en azından kolaylaştıran bir araç haline geldiğini /getirildiğini öğretmektedir.

Bu bakış açısıyla; suç ve cezanın da göreli iki kavram olduğunu söyleyebiliriz. Zaten bu özelliklerinden dolayı gerek anlam ve gerekse de içerik bakımından zamana, mekâna ve hatta kişiye göre bile farklılıklar arz etmektedirler. Bir toplumsal metabolizmada suç olan ve cezayı gerektiren bir davranış başka bir toplumda (veya zamanda) gayet sıradan bir davranış olarak karşılanabilmektedir, buda o topluma egemen olan düşünceyle daha doğrusu egemen sınıfın düşüncesiyle açıklanabilecek bir fenomendir. Zira”bir toplumdaki egemen düşünce egemen sınıfın düşüncesidir." dolayısıyla kişi eğer düşünceleri ve/veya praxistleri ile egemen sınıf veya sınıfları çıkarına aykırı bir konumda ise yaptığı büyük bir suç ve kendiside cezalandırılmayı hak eden büyük bir suçludur.

Tüm bu açıklamalardan sonra "kanunsuz suç ve ceza olmaz" vb söylemlerin altının doldurulması gerekmektedir. Üöyle ki; kimin kanunları hangi durumlarda kime suç ve cezayı dayatmaktadır. Eğer son aşamada bu ve benzeri retorikler burjuvazinin elinde insanlığa karşı kullandığı bir silah halini almışsa(ki almıştır) tüm emekçi halka düşen görevde burjuvazinin bu silahını ondan daha iyi bilerek onu işlevsizleştirmekten geçmektedir.

Hapishanenin Doğusu ve Tarihsel Evrimi

1960'lı yılarda yapılan araştırmalar ile Antropolojik Ortodoks tezler ters yüz edilmiş ve ilkel! insanların birçok bakımdan günümüz modern insanından ileride olduğu kabul edilmiştir. Bu araştırmalar ışığında suç, ceza ve cezaevi gibi kavramların kökenine inildiğinde ise sınıflı toplum ile birlikte hayat buldukları görülecektir. Gerçekten de ilkel komünal dönem insan ilişkileri incelendiğinde o dönem insanının suç ve ceza gibi birçok kavramı yabancı oldukları bilinilmektedir. Üretime [bugünkü anlamda değil] herkesin katıldığı, bölüşüm ve tüketimden ise herkesin eşit pay aldığı bu ilk insanlarda sömürü yoktu. Ve bunun sonucu olarak da büyük problemlere rastlanılmamaktadır. Ortaya çıkan ufak çaplı sorunlar ise kendi aralarında kolayca çözüme kavuşturuluyordu. Dolayısıyla suç ve suçlunun olmadığı böyle bir dönemde cezaevlerine de gereksinim duyulmamaktaydı.

Yiyeceğin toplandığı ve avlandığı dönemden üretildiği döneme (köleci toplum ) geçiş ile birlikte insanlar köle ve efendi olmak üzere iki temel sınıfa ayrılmışlardır. Köleci üretim tarzında Köleler hayatlarının sonuna kadar çok ağır şartlarda efendilerine hizmet etmekle mükelleflerdirler. Ağır çalışma koşullarına ayak uyduramayanlar veya kaçmaya çalışanlar ya öldürülürlerdi ya da ıslah! Olmaları amacıyla kapalı mekânlara kapatılırlardı. Tarihin bilinen ilk cezaevlerine denk düşen bu mekânlar özel yapılar olmamakla birlikte o an için boş olan taşocakları veya yeraltı mahzenlerinden oluşmaktaydı.

Feodal üretim biçimi ise yeni bir toplumsal yapı yaratmıştır. Bu yeni toplumsal yapıda kendisine uygun düşen hapishane modelini geliştirmekten geri durmamıştır. Ayhan Uzala bu dönem ve hapishane modeli için şunları yazmaktadır. "...Feodalizmin üçüncü döneminde, yani aşağı ortaçağda, feodal üretim biçiminin gittikçe dağılıp yerini yeni bir üretim biçimine bırakması gibi çok ciddi değişiklikler yaşandı. Ve hatta günümüzde de halen yer yer kullanılan, ama terk edilmeye çalışılan koğuş tipi cezaevlerinin ilk modern prototipleri bu dönemin son yıllarında ortaya çıktı."(a. uzala. Tarihsel...). Yine bu dönemde din devletinin getirmiş olduğu engizisyon mahkemeleri de döneme rengini veren bir başka kurumdur.

18. yy. ile birlikte ise insanlarımızın hiçte yabancı olmadıkları yeni bir model olan "hücre tipi "cezaevleri inşa edilmeye başlanıyor. Yaşadığımız topraklardaki adı "f tipi" olan bu cezaevleri; mahpusları hücrelerinde yalnızlaştırmaya, giderek çıldırtmaya ve imha etmeyi amaçlamaktadır. Özelikle de Türkiye öznelinde siyasi tutsakların buralara konması sorunun sınıfsal özünü de aslında çok iyi açıklamaktadır.(l)

19.y.y la gelindiğinde ise yazının asıl yazılış amacı olan hapishane modeli "kiralık hapishaneler" göze çarpmaktadır. Tutsak emeğinin sömürüsü üzerine kurulan bu model ya sermayedarların devletle sözleşme yaparak hapishane işletmesine yada hapishaneleri devletin işleterek mahkum emeğini sermayeye kiralamasına dayanmaktadır."Pamuk toplayan, madencilik yapan, ayakkabıdan mobilyaya, vagona kadar pek çok mal üreten, sefil koşullarda yaşayan, üretimi artırmaları için kamçılanan, çivili kayışlarla dövülen, ölünceye kadar çalıştırılan ve gerçekten yarısına yakını hapishanelerde ölen, herhangi bir et parçası gibi satılan mahkumların hammaddesini oluşturduğu bu sistem, emperyalizmin cezalandırma ve kar motifinin bileşiminden doğmuştur."(y. özdek. Küreselleşmenin...)

19. yüzyıl emperyalizmin doğuş yüzyılıdır ve burjuvazi bu dönmede her şeyi olduğu gibi hapishaneleri de daha fazla para kazanmanın bir aracı haline getirmeyi çok iyi becermiştir. Bu durum 2. emperyalist paylaşım savaşına kadar sürüp gidecektir. Bu tarihten sonra yetmişli yılların ortalarına kadar ki süreçte mahkûm emeği sömürüsü yasaklanmıştır. Yasaklama burjuvazinin ne bir lütfüdür ne de onun kendi çıkarlarını terk ettiğinin bir göstergesidir. Üöyle ki; dünya konjöktürü (2) onun daha fazla sömürü yapabilmesine müsaade etmemekteydi. Ta ki 73 petrol sokuyla gelen yapısal krize kadar. Artık sistemin kaybedecek fazla bir şeyi yoktur konjonktürde zaten eskiye oranla daha durgundur, iktisadi alanda yükselen neo-liberal politikalar (monetaristler ve arz yönlü iktisatçılar gibi) ile birlikte burjuvazi krizden çıkmanın yolunu kamusal alanı yeniden tanımlamakta bulmuştur. Konuyu fazla dağıtmadan özetlemek gerekirse bu tarihten sonra kapitalist ülkelerdeki "refah devleti" ile 3. dünya ülkelerinin "kalkınmacı/korumacı devlet" anlayışı tasfiye sürecine girmiştir, işçi sınıfının kazanımları teker teker elinden alınmaya başlanmıştır. 90'lı yıllara gelindiğinde ise iyice miladını dolduran burjuvazi sermaye birikiminin hızlandırabilmek veya en azından yavaşlamamasını sağlamak amacıyla gözünü yeni / bakir alanlara dikmiştir. Bu duruma en iyi örneği ise Uluslararası Af Örgütü (Al)nın timsah gözyaşları ile yayınladığı askeri, güvenlik ve polis ekipman ve eğitiminin işkencede kullanılması ve bunun ticareti ile ilgili raporunda rastlanmaktadır.(3) "..işkence ticaretini durdurmak başlıklı rapor , yüksek voltajlı elektro şok, sersemletici job, kalkan, sersemletici silah ve kemerlerin uluslararası ticaretinin 1990'lı yıllar boyunca yaygınlaştığını gösteriyor..." Raporda ayrıca konuyla ilgili şu bilgilere de yer veriliyor:"...Güney Afrika hükümeti halen elektro şok aletlerinin Asya'da satışı için çalışırken bunları kendi mahkûmları üzerinde de kullanıyor." (evrensel işkence...) denmektedir. Bu sektör ABD'de başlamasına rağmen şu anda dünyanın dört bir yanına yayılmıştır.

Gelişen üretim güçlerinin gerisinde kalan kapitalist üretim ilişkilerini devam ettirmek isteyen burjuvazi her şeyin kendi adına kötü gittiği bu yıllarda yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan "özel cezaevi" modeline boğulmakta olan bir insanın can simidine sarılması misali sarılmıştır. Marksın "eski veçheler yeni biçimler ve görüntüler altında kendilerini yepyeni bir şeymiş gibi sunarlar" söylemine uygun düşen bu yeni model hakkında söylene /yazılan bir kaç süslü şeyleri saymazsak özü itibari ile 19. Yy.daki "kiralık hapishane" modelinden hiç bir farkı olmadığı görülmektedir. Tam bir sömürü mekanizması işlevi görmekte olan bu fenomenin gerçek yüzünü kapitalist metropollerdeki yaşanan bir kaç örnek ile göstere biliriz. Avustralya da normal bir haftalık işçi ücreti 360 Avusturya doları iken özel hapishanelerde aynı iş için sadece 5060 Avusturya doları ödenmektedir. Yine ABD de bir saatlik çalışma ücreti şehir ve işe göre 4 ila 8 dolar arasında değişirken bu durum hapishanelerde 50 sentin bile altına inmektedir. Tahmin edileceği gibi bu durum tanınmış çok uluslu şirketlerin iştahını kabartmaktadır. Düşünün bir kere; 3. dünya ülkelerinden bile daha az maliyetli bir işgücü bunun yanında grev, sendikal örgütlenme, sağlık ve işsizlik sigortası, kadın işçiler için gerekli olan ek ödenekler vb. masraflar olmadığı gibi dil vb. sorunlar da yoktur. Ayrıca hapishane endüstrisinin saymakla bitmeyecek daha birçok ek getirişi de vardır. Bu ceza evleri; inşaat, mimarlık, sağlık, yemek, nakliye, telefon, güvenlik teknolojisi (yukarda verilen örneğe bakılabilir.) gibi alanlardaki yan sektörleri de beslemektedir. Örnek vermek gerekirse üretici olan (yani para kazanan) mahpuslar aynı zamanda tüketicidirler. Dolayısıyla iyi bir müşteride olabilirler. Mesela telefon hizmetini tekeline almış bir ABD şirketi, dışarıdakilerden yaklaşık 6 katına mahpuslara telefon hizmeti satmaktadır. Bu durum kantin ve yemek hizmetleri içinde geçerlidir

Bu çarkın dönmesi için gerekli olan işgücü ise "maskelenmiş bir ırkçılığı" gözler önüne sermektedir. Uzun yıllar ABD Komünist Partisi üyeliği yapmış olan Angele Davis konu hakkında şunları yazmaktadır. "...Afrika ve Latin Amerikalılar, Kızılderililer ve bir çok Asya kökenli genç sahip olamadıkları şeylere kıskançlık duyan, şiddetin ve uyuşturucu ticaretinin temsilcileri olarak gösteriliyor. Afrika ve Latin Amerikalı gençler karışık cinsel ilişkiler ağına çekiliyor^) ve onlara utanmadan yoksulluk ürettikleri suçlaması yapılıyor, suç ve diğer anormal davranışlar ırkçı görüşlere temel alınıyor, denetim, siyahların yaşadığı alanlarda, işsizler, göçmenler ve okulu terk edenler, evsizler yani genel olarak sosyal kaynaklarda hakkı olanlar üzerinde yoğunlaştırılıyor"(evrensel pazar, Angele Davis) Angele Davis'ten yapılan bu alıntı bir araştırma yapıldığı takdirde Türkiye hapishanelerindeki tutsaklarında sosyo-kültürel-etnik yapısına uygun düştüğü görülecektir. Hemen hemen her anında komprador olan Türkiye burjuvazisi de uluslararası hukuka uyum, cezaevlerinde reform vb. teraneler eşliğinde (ve tabi ki gündemi meşgul etmeden) F tipi saldırısını başlattı. Alanya'nın Mahmutlar beldesinde 350 dönümlük bir arazi üzerinde Türkiye'nin ilk özel hapishanesinin inşası başladı. Basında çıkan haberlere göre kapasitesi 479, hücreleri ise 11 ila 12 metre kare olacak olan hapishanede adalet bakanlığının tanıtım yazısına göre; her cezaevinde 150 metrekarelik 8 adet iş atölyeleri, 315 metrekareden oluşan 2 adet süs bitkileri bahçesi bulunmaktadır. Ayrıca tutuklular hücrelerinde tek başlarına kalacaklar ve gündüzleri ortak yaşam alanı denilen yerde 3 ila 7 kişi arasında değişen sayıda tutsakla görüşebilecekler. Bu bakımdan "L tipi" hapishaneler "F tipi" ile benzerlikler göstermektedir. Üöyle ki; ortak yaşam alanlarından faydalanmanın koşulu işliklerde çalıştırıl)maktan geçmektedir. Kurallara uymayanlar ise disiplin cezaları ile TCK'nin 70. maddesine verilmiş olan cezalar ile cezalandırılacaklardır.

SONUÇ

Hapishanelerin tarihi toplumsalın tarihine eş olarak gelişim göstermektedir, her yeni toplumsal formasyon kendi yapısına uygun bir hapishane modelini de beraberinde getirmiştir. Günümüz dünyasının girift yapısı ise burjuvaziye yaşamın kendisini hapishane haline getirmeyi dayatmaktadır. Artık "modern toplum büyük gözaltıdır."Ve Michael Foucault'un panapticon kurgusunda hayat bulan her anı ve her yeri gözetimde tutma amacı egemenler için yaşamsaldır(5) egemen sınıfların bu düşlerinde ne kadar başarılı olduğunu veya olacaklarını ise toplumsal tepkinin şiddeti belirleyecektir, böyle bir tepkiden korkan egemenlerde bırakın yaşamın kendisinin büyük gözaltı olduğunu kabul etmeyi bilinen suç, ceza ve hapishane kavramlarını da reforme edip, yeniden tanımlamaya çalışmaktadırlar, onlara göre insanlık yeni bir döneme girmiştir ve "devletin1 cezalandırma ' işlevi zaman içinde, uygarlığın gelişmesi ile 'koruma' ve 'eğitme' işlevine dönüşmektedir. Buradaki 'koruma' toplumun ve düzenin korunmasını olduğu kadar, bireylerin, suç işleyen bireylerin korunmasını da içermektedir. 'Eğitme' işlevi ise, toplumun eğitilmesini olduğu kadar, suç işlemiş olan bireyinde topluma yeniden kazandırılması için 'eğitilmesi' görevini kapsamaktadır."(emre kongar. kültür..)

Bu satırları okuduktan sonra insanın kendisini devletin şefkatli kollarına ü! bırakası geliyor. Espriyi bir kenara bırakırsak hiç bir teorik altyapısı olmayan bu görüşleri yaşanan pratikler de zaten yadsımaktadır. Bu ideologlara göre suç ve suçlu her zaman ve her koşulda vardır /var olacaktır, dolayısıyla da cezalar ve cezaevleri de zorunludur ve olması gereken kurumlardır. Ancak gerek toplum ve gerekse de bireyin geleceği için( siz düzenin devamı için anlayın) bir takım reformlar ve iyileştirmeler gereklidir. Ancak hapishanelerde işkenceyi azaltmak veya insanları eğitmek ki içeriği de önemlidir) kısaca reforme etmek yinede hapishanenin mantığı olan kapatılmayı ortadan kaldır(a)mamaktadır. Hapishaneler rasyonel yapılardır. Kuruluşundan tutunda, işleyişine kadar her şey düşünülmüş, bilinç ürünü şeylerdir. Ve dolayısıyla da kime hizmet ettikleri belli olan kurumlardır. Bunlar üzerinde yapılacak her türlü reform ve iyileştirmeler öz olarak bir şeyi değiştirmeyecektir, kapatılma her zaman olacaktır ve oda reforma tabii tutulamayacak bir durumdur.

Dolayısıyla hücrelisinden hücresizine, özelinden kamusalına kadar tüm kapatılmayı doğrudan reddeden bir mücadele perspektifi benimsenmelidir, unutulmamalıdır ki gerek F tipleri ve gerekse de L tipleri ülkemiz emekçilerine açılmış savaşımın doğrudan birer cephesidirler. Ve bu cepheye en az burjuvazi kadar önem verilmesi gerekmektedir, bu mücadele için gerekli objektif şartlar ve koşullarsa mevcuttur. Bir kere eğitime, sağlığa ve diğer kamusal ihtiyaçlara değil de cezaevi yapımına bütçeden trilyonlar harcanması insanların tepki göstermesi için yeterli nedenlerdir. Ayrıca unutulmaması gereken bir diğer konuda L tipi hapishanelerin açılmasıyla ülkemiz emekçilerinin yaşayacakları sorunlar onların bilinçlenebilmeleri için uygun materyallerdir. Bu ve benzeri avantajları lehimize çevirecek her türlü mücadele zemini ve mücadele aracı meşrudur. Unutulmamalıdır ki tutsaklık sorunu spontane(kendiliğinden) veya sadece tutsakların çözebilecekleri bir sorun değildir. Sorun sınıf sorunudur ve ancak proletarya öncülüğünde geniş halk kesimlerinin dışarıdan savaşımıyla çözüme kovuşturulabilir.

Ve yazımızın sonunda sözü proletarya biliminin yaratıcısı Kari Marks'a bırakıyoruz: "...Eğer insan materyalist anlamda özgür değilse, yani o eğer şu yada bu her şeyden kaçınma olumsuz gücü ile değil ama kendi gerçek bireyselliğini değerlendirme olumlu gücüyle özgürse, suçu bireyde cezalandırmak değil ama toplum düzenine aykırı suç yuvalarını yıkmak ve herkese kendi varlığının özsel gerçekleşmesi için zorunlu toplumsal alanı vermek gerekir. Eğer insan koşullar tarafından biçimlendirilmişse, koşulları insanal olarak biçimlendirmek gerekir."

 

DiPNOTLAR

1_"F tipi "hapishanelerin gerek insanlar tarafından yakından takip edilip bilinmesi ve gerekse de asıl konu olmaması nedeniyle kısa geçilmiştir.

2_ Bu yılarda SSCB'nin yükselen popülaritesi, bağımsızlık hareketleri, kapitalist metropollerdeki işçi sınıfı ve gençlik hareketleri burjuvaziyi dizginleyen etmenlerdi.

3_Adı geçen işkence aletleri ve eğitiminin ticareti örneği hem burjuvazinin nasıl in

sanlıktan çıktığını göstermesi ve hem de konumuz olan özel hapishanelerin yarattığı yan sektörlerden birisi olması nedeniyle seçilmiştir.

4_Bu konuda geçmişte kara panterleri yok etmek için ABD'nin CIA eliyle yaptığı kirli işler, ABD basınının dahi kabul ettiği bilinen gerçeklerdir.

5_ Bu konu için Özgür Düşün sayı 5 Echelon (gözetim toplumu) adlı yazıya bakılabilir.

KAYNAKLAR

1_Devrimci Demokrasi 116 Aralık 2000, Ayhan Uzala, Tarihsel Gelişimiyle Hapishaneler1

2_Echelon (Gözetim Toplumu), Özgür Düşün sayı5

3_Devrim Yolunda işçi Köylü, 2002/18

4_ Yasemin Özdek, Küreselleşmenin Hapishaneleri, Yön Dergisi

5_lşık Ergüder, Hapishanesiz Bir Toplum için Hapishane Üzerine Notlar, Efendisizler Dergisi sayı-9

6_ işkence Ticarete Dönüştü, Evrensel Gazetesi, 28 şubat 2001

7_Angela Davis, Maskeli Irkçılık: Cezaevi Sanayi Kompleksi, Evrensel Pazar.

8_ Emre Kongar, Demokrasi ve Kültür, Remzi Kitabevi

9_Karl Marks-Friedrich Engels, Din Üzerine, Kutsal Aile ya da Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi, Sol Yayınları,

i. Erdoğan

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi