Birlikte İş Yapma Bilinci Ve Becerisi Üzerine

Uzun zamandan beri Türkiye Devrimci Hareketi içerisinde birlik tartışmaları olmaktadır. Eylem birlikleri, güç birlikleri, bloklar, protokoller, vs. şeklinde yürütülen tüm tartışmaların sonucunda/ortaya koca bir BiRLiKTE iŞ YAPAMAMA olgusu çıkmaktadır. Öyle ki, kitlelerin düşüncesinde, "kim ne kadar birlikten bahsediyorsa O, bir o kadar bölücüdür" fikri oluşmaya başlamaktadır. Düşünün ki, en çok birlikçi görünen hareketler, bir bakıyorsunuz diğer örgütlerin grupçuluğunu gösterebilmek için böyle bir politika belirlemek gerekiyordu deyiveriyor. Ya da bir başka örgüt, gelişmesinin koşulu olarak bir diğer devrimci örgütün tasfiyesini öngörebilmekte ve bunu en yaman komünistlik sayabilmektedir. Ya da ikinci bir toplantıyı dahi yapamayacak kadar kof olan birlik görüşmelerini büyük puntolarla kitleye duyurabilmektedirler. Veya bir süreç için gerçekleştirilmiş olan eylem birliklerini, kendi teorik yaklaşımlarını pekiştirebilmek için farklı bir tarzda yansıtabilmektedirler.

Tüm bunlar, kitlelerde ve devrimci kamuoyunda birlikteliklere karşı şüphe uyandırmaktadır. Oysa bu, zaten sığ olan birlikte hareket edebilme kültürünü daha da kötürüm bir vaziyete sokmaktadır. işte böylesi bir ortamda, Kardelen Harekatı ile birlikte fiziki olarak imha edilen Karşı-Devrimci Hücre'nin yaratmış olduğu tahribatları da hesaba katarak, birlik olgusu üzerinde ciddiyetle durmak bizim için daha bir zorunluluk halini almıştır.

Şunu en başından belirtmek gerekir: Grupçuluk karşı-devrime hizmet eden bir anlayıştır. Bu bir kültür haline geldiğinde bundan faydalanacak tek güç düşmandır. Aktaracağımız şu iki cümleyi dikkatlice okuyalım:

1-"Devrime inanıyor musun? Ya da PKK’ mi / TiKKO’ mu devrim yapar?"

2-"Ne PKK, ne de Dev-Sol kazanır, bu devrimi biz kazanacağız."

Yukarıdaki cümlelerden birincisi; bir düşman subayına ait olup, köylülere yönelik operasyon sırasında yiğit Dersim köylülerine sorulmuş sinsi bir sorudur. ikincisi ise; Kardelen Harekatı'yla açığa çıkartılıp cezalandırılan bir işbirlikçi-ajana ait olup, sözüm ona ajitasyon anlamında kullanılmış bir cümledir. Açık ve gizli konumlanmış düşman unsurları tarafından bir zehir gibi ortaya saçılan bu mantık, grupçuluğun kime nasıl hizmet ettiğini gözler önüne serdiği gibi, düşman tarafından özel olarak körüklendiğini de göstermektedir. Düşman geri duygulara hitap edip devrimin kitlelerin eseri olacağı ve tek başına hiç bir örgütün devrim yapamayacağı; sadece Komünist Parti öncülüğünde
Halk Ordusu ve Halkın Birleşik Cephesi'nin oluşturulup, kitlelerin seferber edilmesiyle devrimin yapılabileceği doğru fikrini iğdiş ederek grupçuluğu dayatmaktadır.

Komünistlerin iki türlü birlik anlayışı vardır: Birincisi; Halkın Birleşik Cephesidir. Ki, bu stratejik bir olgudur. ikincisi ise; devrimci eylem birlikleridir. Bu ise taktik bir olgudur. Her iki konuya önceleri değinildiğinden ve bu yazımızda da konunun esasını teşkil etmediğinden detaylıca girmiyoruz. Ancak şu noktaya vurgu yapmakta fayda var. Bu iki kavram dışında olmadık kavramlar türetip kavram enflasyonu yaratmak ve dolayısıyla bilinçlerde bulanıklıklara sebebiyet vermek doğru değildir. Kavramları net, berrak ve yerinde kullanmalıyız.

Başlıkta ifade ettiğimiz gibi, bu yazımızda birlikte iş yapabilme bilinci ve becerisi, yani birlik kültürü üzerinde duracağız. Bu konuda gurur kaynağımız olan olumlu geleneklerimiz söz konusudur. Lakin burada sorun değer hazinemize yazılmış olumluluklarımızı tekrar etmek değil; iktidar hedefimize daha heybetli yürüyebilmek için olumsuzlukları bertaraf edebilmektir. Soruna bu şekilde yaklaşmak ve her bir davranışımızı ideolojimizin ve siyasetimizin süzgecinden geçirmek zorundayız. O halde fikirlerinin parlaklığı her geçen gün daha bir anlaşılan Mao Zedung'a başvurmakta fayda var. Her ne kadar Enver Hoca'nın darlığından muzdarip kimi dostlarımız, Mao'dan koptukları oranda sekterizmden arındıklarını söyleseler de, Mao ve Maoizm,,anahtardır. Mao Zedung’un şu öğüdünü akılda tutarak konumuza devam edelim.

"Komünistler, parti dışındaki bütün ilericilerle uyum içinde çalışma ve arzu edilmeyen her şeyi ortadan kaldırabilmek için bütün halkı birleştirmeye çaba göstermelidirler. Komünistlerin milletin (millet kelimesini okurken, makalenin Japon işgali döneminde yazıldığına dikkat edelim-bn) yalnızca küçük bir kesimini oluşturdukları ve parti dışında birlikte çalışmamız gereken çok sayıda ilerici ve faal unsur olduğu kavranmalıdır. Sadece kendimizin iyi, başkalarının ise işe yaramaz olduğunu düşünmek tamamen yanlıştır".

Eğer ki "komünistler her alanda örnek ve öncü bir rol oynamak" zorunda ise tüm komünist partisi kitlesinin, özellikle örgütlü kitlesinin bu öğüdü içselleştirmesi ve kitlesel bir kültür haline dönüştürmesi zorunluluktur.

Uyguladığımız ve uygulayacağımız tüm siyasetlerin, stratejilerin ve taktiklerin tek hedefi "durumu daha iyiye dönüştürmek" ve faşist diktatörlüğü alaşağı edip, kendi iktidarımızı inşa etmektir. Dolayısıyla, Halkın Birleşik Cephesi ve Devrimci Eylem Birlikleri politikalarımıza da bu hedef yön vermelidir.

Halkın Birleşik Cephesi, Parti ve Ordu ile birlikte devrimin olmazsa olmaz üç silahından biridir. Ve burada Komünist Partisi yalnız değildir. Diğer devrimci sınıf ve katmanların temsilcisi durumunda olan örgüt ve partilerle birliktedir. Dolayısıyla diğer devrimci örgütler ile birlikte hareket edebilme olgusu, bir istemden öte zorunluluktur. Ve bugünden yarına bu bilinçle ve kültürle hareket etmek devrimci savaşımızın bizlere yüklemiş olduğu devrimci bir görevdir. Tek başına bir veya birkaç bölgede Kızıl Siyasi iktidarlar kurduktan sonra cephe oluştu deyip, bugünden yarına iradi müdahalelerde bulunmamak kendiliğindene! bir tarz olur.

Hem bugünden yarına bir kültür inşa edebilmek ve hem de devrimci savaşın bugünkü ihtiyaçlarına cevap verebilmek için devrimci eylem birliklerini önemsemek ve konuya samimiyetle yaklaşmak gerekir. Bizim maksadımız, ne birilerinin grupçuluğunu deşifre etmek, ne birilerini tasfiye etmek ve ne de soyut birlik ilanları yapmaktır. Dolayısıyla, bu meseleyi sadece dara düştüğümüz ve çıkış aradığımız dönemlerde değil, devrimci savaşımızın bütün sürecinde ciddiye alırız. Çünkü hedefimiz, bütün halk sınıf ve katmanlarını birleştirerek mevcut olumsuzluklara bir son vermektir. işte bu nedenle, ilerici güçlerle karşılıklı taviz vererek devrimci eylem birlikleri gerçekleştiririz ki, zaten birlikler karşılıklı tavizler olduğu müddetçe kurulabilir. Ancak buradaki tavizler olumlu yönde olmalıdır. "Kendi partimizi ve ordumuzu sağlamlaştırmak ve genişletmek, aynı zamanda dost partilerin ve orduların sağlamlaşmasına ve gelişmesine yardımcı olmalı" dır. Yani tavizler verilirken kendimizi ve dostlarımızı birlikte düşünmek zorundayız. Zira, Türkiye Devrimci Hareketindeki birlikteliklerin genellikle kötü sonuçlanmasının altındaki en önemli faktör, devrimci yapıların sadece kendilerini geliştirme çabasıdır.

Birlikteliklerde, yapıların bağımsızlıklarını korumaları önemlidir. Ancak bu, eylem birliği protokolüne ve programına sadakatsizlik anlamına gelmemelidir. Mao Zedung yoldaşın, Halkın Birleşik Cephesi için, "Komünistler, dost partiler ve ordularla olan ilişkilerinde, Japonya'ya karşı direnmek için birliğe dayanan sağlam bir tutum takınmalı, birleşik cephenin programını savunmalı ve direnme görevlerini yerine getirmede örnek olmalıdırlar; sözlerine sadık olmalı, eylemde kararlı davranmalı, kibirlilikten arınarak dost parti ve ordularla dayanışma ve onlarla işbirliği yapmada içtenlik göstermeli ve birleşik cephe içerisindeki parti içi ilişkilerde örnek olmalıdırlar" şeklinde ifade ettiği sözlerinin özünü yakalayarak, devrimci eylem birliklerindeki yaklaşımlarımız haline dönüştürmeliyiz. Bu ilişkilerde sevgi boyutunu kesinlikle gözden ırak tutmamalıyız. "Hamuru yoğururken içine biraz sevgi katmak lazım, yoksa sofraya acı ekmek koyarız."

Devrimci eylem birlikleri, iki veya daha fazla yapının belli bir süreç için birlikte hareket etmesidir. Süreç tamamlandığında eylem birliği son bulur. Bu birliktelik kısa olabileceği gibi uzunda olur. Tek bir alanda olabileceği gibi daha geniş bir alanda da olabilir. Bunlar tamamen o günkü koşullara ve karşılıklı varılan mutabakata bağlıdır. Ancak bu birlikteliklerin dışında kalan zamanlarda da, yani devrimci savaşımızın her anında devrimin çıkarlarını ve dolayısıyla devrimci yapılarla olan ilişkilerimizi gözetmek zorundayız. TKP(ML)'nin ilk eylemi Sinan Cemgil'lerin ihbarcısı olan Mustafa Mordeniz'in cezalandırılması olup, bizzat Kaypakkaya tarafından gerçekleştirilmiştir. Burada güçlü bir mana gizlidir. Bu manayı anlamak ve o derinliği yakalamak bizler açısından bir zorunluluktur. Bu, başka devrimci yapıların propagandasını yapmak anlamına gelmiyor. Gerektiğinde, ki özellikle geri bölgelerde bu gerekiyor, devrimci parti ve örgütler arasındaki farklılıkları geri plana iterek genel bir ajitasyon yapılabilir. Ancak bir başka örgütün propagandasını yapmak kendi varlık koşulumuzun inkarıdır. Dolayısıyla proletaryanın bağımsızlığını ve öncülüğünü koruyarak devrim çıkarlarını gözetmek ve devrimciler arasındaki dostluğa önem vermek, devrimci savaşımızın her anında bunu bir devrimci yaşam ilkesi haline getirmek Kaypakkaya'daki derinliği yakalamaktır.

Politika maharet isteyen bir iştir. Dolayısıyla politikacı, bir yanı uçurum, bir yanı deniz olan, trafiği sıkışık bir karayolunda yol alan sürücü gibi olmak zorundadır. Elbetteki Komünistler olarak, burjuva politikacılar ile aramızda bulunan çizginin netliğine halel getirmeden. Bizler, burjuva politikacılar gibi pragmatist "işbitirici" felsefesinden hareket edemeyiz. Amaç ve araç diyalektiğini iyi kurmalıyız. Bedrettin'in, "saygıdeğer amaçların saygı değer araçları olmalıdır" sözlerini "uygar" dünya karşısında yaşam ilkesi edinmeliyiz. Bu bilinçten hareketle kiminle birlik olmayacağımızı da iyi tespit etmek zorundayız. Zira, birlikte olmayacaklarımızı tespit etmediğimiz taktirde, kiminle birlik olacağımız tespiti de bulanıklaşır. Grileşir. Örneğin, her türlü "balans ayarı" yaparak halk üzerinde terör estiren MGK'ya karşı güçlü bir set oluşturulması gereken bir dönemde, MGK'ya köpek sadakatiyle bağlı olanlar ve devrimci potansiyeli kendi potalarında eriterek MGK'ya yedeklemeye çalışanlarla birliktelik söz konusu olabilir mi? hayır.

"Ancak ne Japonya'ya karşı direniş sona ermiştir, ne de Guomindang'ın bütün üyeleri alçaktır. Guomindang'ın farklı kesimlerine karşı farklı siyasetler benimsenmelidir. Sekizinci Yol Ordusu'nu ve Yeni Dördüncü Ordu'yu arkadan vurmak, Pingciang ve Çüeşan'daki katliamları yapmak, Sınır Bölgesi'ni parçalamak ve ilerici ordulara, örgütlere ve ilerici kimselere saldırmak, cüretini gösteren vicdansız alçaklara hoşgörü gösterilmemeli, aynı şekilde karşılık verilmelidir; onlara herhangi bir taviz vermek söz konusu olamaz. Bunlar o kadar vicdansız insanlar ki, milli düşmanımız, sınırlarımızın ta içlerine girdikten sonra bile 'sürtüşme'ye yol açıyor, katliamlar yapıyor ve ayrılık yaratıyorlar. Ne düşünürlerse düşünsünler, gerçekte Japonya'ya ve Vang Cingvey'e yardım ediyorlar ve bunların bazıları ta başından beri gizli hainlerdir."
Mao Zedung, bu sözleri yazdığı satırların hemen altlarında ise şunları ifade etmektedir; "Bu yüzden, teslimiyetçiler ve anti-komünist iflah olmazlar dışında kalan Direnme Savaşı'na sadık Guomindang üyelerine karşı iyi niyetli olmalıyız; onlarla birleşmeli, onlara saygı göstermeli ve ülkemizin durumunu düzeltmek için onlarla uzun süreli işbirliğimizi sürdürmeye istekli olmalıyız. Bunun tersine hareket eden, Partinin siyasetini çiğnemiş olur."

Sorun; bu satırlardaki özü ve siyaset yapma tarzını yakalamaktır. Aksi taktirde birebir uygulamaya kalkışmak dogmatizmin ta kendisi olur. Gördüğü gibi Japon işgaline karşı direnme noktasında zerre kadar taviz vermeyen Mao Zedung, ÇKP ile işbirliği yapan Guomindang'ın içyapısını dahi tahlil edip, kimlere, nasıl yaklaşılacağını tespit etmektedir. Kiminle birleşileceğini tespit ettiği kadar kiminle birleşilemeyeceğini ve bunlara karşı nasıl davranılması gerektiğini de çok net ifade etmektedir. Kavranması ve somut anlam kazandırılması gereken politika tarzı budur. Güncel politikadan somut bir örnek verecek olursak; ülke genelinde ve özellikle Karadeniz'de yoğun şovenist rüzgarların estirildiği bir dönemden geçiyoruz. Geliştirilen Türk şovenizmine karşı mücadelenin daha bir güçlendirilmesi gerektiği bir dönemde sosyal-şovenizme, daha doğrusu bunun bayraktarlarına karşı hoşgörülü olabilir miyiz? Tavizkar davranabilir miyiz? Hayır, onlara başka zamanlarda gösterebileceğimiz hoşgörüyü bugün gösteremeyiz. Çünkü onlar sosyal-şoven politikaları ile Türk emekçilerini zehirleyerek MGK'ya yedeklemekte, faşist diktatörlüğü alaşağı edip kendi iktidarımızı inşa etme hedefimizi baltalamaktadır. Böylesi vicdansızlara taviz verdiğimiz taktirde, direniş cephesinde yer alan güçlerinde güvenini sarsmış ve dolayısıyla komünistlerin yüklenmesi gereken misyona riayet etmemiş oluruz.

Devrimci yapıların ve devrimci kitlenin birbirine kaynaşmasında, aralarındaki önyargının parçalanarak samimi bir coşkuya dönüşmesinde en temel harç, düşmana karşı yürütülen savaşta kanlarımızın birbirine karışmasıdır. Devrimcilerin kanları ne kadar birbirine karışırsa, aradaki samimiyet o kadar güçlü olur. Kızıldere'yi güçlü kılan olgulardan biri de budur. Bunun yanında, şehit düşen devrimciler, birliktelikleri güçlü kılan yüksek manevi değerlerimizdir. Deniz'ler asıldığı sırada Kaypakkaya'nın yaşadığı duygu, hepimiz tarafından bilinen bir gerçektir. Tüm kırgınlıklar, üzüntü duyulacak bir anı olmuştur artık. Dolayısıyla, şehit düşen her devrimcinin, halk için şehit düştüğünü bilerek anılarına sahip çıkmak, cenazelerini devrimci gösterilere çevirmek, güç ve olanaklar ölçüsünde intikam amaçlı misilleme eylemleri gerçekleştirmek, yıldönümlerinde anmak ve ailelerine sahip çıkmak, aynı zamanda devrimciler arasındaki dostluk ve güven olgusunu da güçlü kılacaktır. Ayrıca, hangi örgüt olursa olsun düşmana yönelik eylemler gerçekleştirmişse, bu eylemlerin olumluluklarını sahiplenmekte önemli bir olgudur. Devrimci bir örgüt, devleti ve koltuk değneği reformizmi boşa çıkaran eylemler gerçekleştirmişse desteklemek ve sahiplenmek gerekir. Örneğin DiSK içerisinde gerçekleştirilen tasfiyelere karşı çıkmak ve bombalanan Eurogold şirketine çiçek konulmasının anlamını deşifre etmek oldukça önemlidir. Çünkü bu tip durumlar sadece ilgili dost örgütlere karşı değil, devrimci savaşımıza karşı yönelmedir. Dolayısıyla tüm devrimci girişimleri sahiplenmek ve devrimci girişimlere yapılan her türlü saldırıyı boşa çıkartmak oldukça önemlidir. Ortada mutabakata varılmış bir eylem birliği söz konusu olmasa dahi, bu tür devrimci eylemler hem dost parti ve örgütleri, hem de bizleri sağlamlaştıran eylemlerdir. Unutmayalım ki, Komünist Partisi'nin ve bütün ülke halkının görevi, direnmeden ve ilerlemeden yana olmayan bütün güçlere karşı mücadele etmek; şimdiki çöküntüye son vermek ve durumu daha iyiye dönüştürmek için var gücüyle çalışmaktır.

Bu konularda olumlu ve olumsuz yönleriyle faydalanabileceğimiz ve bunların ışığında yönelim belirleyebileceğimiz oldukça zengin bir değer hazinemiz mevcuttur. Bu zenginliğe devrimci hareketin zenginliğini de katıp, hem geçmiş ve hem de yaşanacak tecrübelerden öğrenmesini bilirsek, karşı-devrime hizmet eden grupçu anlayışı yaşamın her alanında boşa çıkarır ve kendi kültürümüzü kitleselleştiririz. Mao Zedung'un bir öğüdüyle yazımızı tamamlayalım: "Ancak halktan, somut durumdan, dost parti ve ordulardan öğrenerek çalışmamızda pratik ve gelecek konusunda uzak görüşlü olabiliriz"

Yararlanılan kaynak; Seçme Eserler Cilt 2-Mao Zedung

HALKIN GÜNLÜĞÜ SAYI-10

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi