|
Devrim denince ne(ler) anlıyoruz gerçekten? Ya da devrimin; sürekli olarak eskiye karşı yeninin, yanlışa karşı doğrunun, haksızlığa karşı haklılığın savaşı olduğu gerçekliğini kesinlikle kabul ediyor ve savunuyorsak, bunu kendi üzerimizde ne oranda yaşamsallaştırıyoruz? Bu can alıcı ve kesinlikle üzerinde durulması gereken bir sorundur. Hele düşmanın her alanda envai yol, yöntemle yoğun ve etkin olarak "marjinalleşmeyi dayattığı halihazırdaki süreçte, bunun önemi daha da artmaktadır.
Devrimin kitlelerin eseri olacağı ve bunun da ancak ve ancak Proletarya Partisi'nin yol göstericiliğinde başarılabileceği doğru belirlemesinden hareket edersek, devrimci olmanın da örgütlü olma zorunluluğuna uygun konumlanmakla mümkün olabileceği sonucuna çıkarız. Tam da bu noktada, örgütlülüğü, örgütlü mücadeleyi bütünlüklü olarak nasıl kavramak gerektiği sorusu karşımıza çıkar.
EVET, ÖRGÜTLÜ OLMAK AMA NASIL?
Parti ile organik bağ kurmakla örgütlendim diyebilir miyiz? Kesinlikle diyemeyiz. Organik bağ zorunlu bir adımdır. Ama sadece ilk adımdır, bir başlangıçtır. Mesele bu ilk ve önemli adımı devrimci tarzda süreklileştirmektir, her bakımdan ilerletmektir. Tutarlı bir devrimci bu tarzı tutturandır. Peki, kişi bunu kendi nezninde nasıl tutturacaktır? işte zihinlerde berraklaşması gereken de budur.
Eğer ideolojik, politik, örgütsel ve askeri hattıyla devrime önderlik yapabilecek biricik örgütlü gücün Proletarya Partisi olduğu gerçekliğine içtenlikle ikna olmuşsak, her şeyden önce kendimizi bu hatla bütünleştirme becerisini gösterme zorunluluğu ile karşı karşıya olduğumuzu da bilince çıkarmalıyız. Mücadelenin hangi alanında yer alırsak alalım, bir Parti militanı olarak mücadeleyi bu hattın hizmetinde geliştirmeyi ilke edinmemiz gerektiğini unutmamalıyız. Bu ilke doğrultusunda hareket edebilmek, Parti militanı olmanın özelliklerini tüm yönleriyle içselleştirmekten geçer.
AMAÇTA NETLiK ÖNEMLiDiR
Devrimci, adından da anlaşıldığı gibi devrim yapma amacındadır. O zaman buna uygun bir duruşu kendisinde sağlayarak gerekenleri yerine getirmek için canla-başla çaba harcayacaktır. Bu çabayı gerekli içerik ve yoğunlukta sarf etmediği durumda ise, giderek amacından uzaklaşmayı yaşaması kaçınılmaz hale gelir. Dolayısıyla O, tutarlı bir devrimci ve komünist olma iddiasına uygun çaba sarf etmelidir. Başkan Mao'nun dediği gibi; "Bir komünistin sıkı çalışması ve kalbinin yarısı ya da üçte ikisiyle değil, bütün kalbiyle halka hizmet etmesi gerekir." Bir şeyi sadece istemekle elde etmek mümkün değildir. Başarmak için istek nasıl ki olmazsa olmaz bir ön koşulsa, istemi başarıya taşıyabilmek için de uygun yol ve yöntemleri belirleyecek doğru bir perspektife sahip olmak şarttır. Yoksa başarı elde edilemez. Bundandır ki, o büyük ustanın "Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz" belirlemesini şiar ediniyoruz.
Devrimin kaba-saba bir sür gitle başarılamayacağı açıktır. Çözüm bekleyen yığınca çelişkiye doğru çözüm gücü olabilmekle başarılacak bir olgudur. Bir çelişkiyi doğru çözüme kavuşturabilmek önce onu doğru analiz etmek ve oradan da doğru çözüme götürecek sentezi elde etmekle mümkündür. Yani, mücadelenin seyri içerisinde karşımıza çözmek zorunda kaldığımız/kalacağımız hangi sorun, güçlük çıkarsa/çıksın, önce bunları tüm yönleriyle doğru tanımamız gerekiyor ki, doğru olarak da çözüp aşabilelim. Bu da araştırma ve incelemeyle olanak dahiline girer.
Zorluk ve sorunların daha çok ve karmaşık olduğu dönemlerde yapılması gereken, daha çok yoğunlaşıp daha bir kararlılıkla daha fazla emek harcamaktır. Böyle dönemlerde Başkan Mao'nun şu sözleri devamlı kulaklarda çınlamalıdır: "Silkinmemiz ve inceleme yapmamız için zorlu bir çaba harcamamız gerekmektedir. Şu üç kelimeye dikkat edin: 'Zorlu', 'çaba', 'harcamak'. Silkinmeli ve zorlu bir çaba harcamalıyız." Demek oluyor ki, Partili militan, araştırmacı-inceleyici olmalı. Devrimin sorunlarına çözüm gücü olmayı hedeflemeli. Devrimci pratiğini nitelikli geliştirebilmesi, mücadeleye layıkıyla hizmet edebilmesi için teoriyi asla ihmal etmemesi, kendisini Parti'nin teorik görüşleriyle örgütlemesi gerekmektedir. Bu hususta Kurucu Önder ve Başkomutanımızın bizlere talimatı şudur: "Kadrolarımız, engin bir tecrübeye sahip olmalıdırlar; siyasi bakımdan ileri, gelişkin ve kavrayışlı olmalıdırlar. Marksizm-Leninizm-Mao Zedung düşüncesini pratiğe uygulamayı öğrenmeli, devrimimizin her türlü meselesinde doğru ve yeterli görüşlere sahip olmalı, kitleler arasında hareketimizin çizgisini, politikasını, programını rahatça savunabilmeli, yayabilmelidirler."
Devrimin yol gösterici teorisiyle donanmayan, buna gerekli önemi vermeyen birinin mücadeleyi layıkıyla yürütüp devrimi amaç edindiğini söylemesi, besbelli ki tutarlı ve gerçekçi olmaz.
Bu tutumdaki bireyin amacında henüz netlik yoktur. Ezilen milyonların mücadelesine bağlılığı pamuk ipliğindedir. Duruşu stratejik değil, dönemseldir. Dolayısıyla mücadele seyrinin herhangi bir döneminde karşılaşacağı sorun ve güçlükler karşısında çözümsüz kalır. Çözümsüzlük kaçınılmaz olarak karamsarlığı, halkın mücadelesine inançsızlığı besler. Gideremediği ya da giderilmediği durumda, bunlar gelişerek bireyde hakim yön haline gelir. Ve artık onun için varsa yoksa kendi bencil hakları, çıkarları esastır. Sınıf, halk, devrim ve Parti'nin hakları, çıkarları onun için bir anlam ifade etmez. Tek kelimeyle, yabancılaşır. Hep kendini dayatır, "ben, ben!" çığlıkları eksik olmaz onun ağzından, kendi zafiyetleri bu kadar derinken, bu kişiliğiyle etrafına burun direklerini kıran bir koku yayıyorken, bu gerçekliğini görüp giderme erdemini gösterme yerine sözüm ona bu gerçekliğini gözlerden ırak tutabileceğini umarak hep kendi dışındaki eksiklikleri işliyor, gediklere oynuyorsa, bu demektir ki, o kişilik dibe vurmuştur, yok oluşu yaşıyordur.
Oysa bu tutumun tersine, doğru bir hareket tarzını tekrardan sağlama cesaretini gösterdiğinde, kişi, acımasızca kendi zafiyetlerinin üstüne yürüyerek eksikliklerinin kökenindeki gerçekliği kavrayıp kendi olumsuzluklarından öğrenip tecrübe edinerek daha bir inatla parlak geleceğe yürümek için ayağa dikilir.
"Devrimci iradesi zayıflayanlar, düzeltme yoluyla yeniden canlılık kazanmalıdırlar" diyen Mao'dur. Düzeltme yolu, eleştiri-özeleştiridir. Gelişmenin dinamosu, mücadele içinde eleştiri-özeleştiriyi doğru ve etkin tarzda kullanmaktır. Bir silahtır bu. Kullanmadığımız durumda, kendimizi silahsızlandırıyoruz demektir. Eksik ve hatalarımızı gidermek, devamlı kendimizi geliştirmek için özeleştiri vazgeçilmezdir. Amaca giden yolda doğru biçimde ilerlemek bununla sağlanır. Bulunduğumuz her alanda birleşmek, halkı devrime seferber etmek görevimizdir. Yaşamımızı buna hasrediyoruz. Yaşamını bu onurlu mücadeleye hasredenler, ısrarla yürümeye devam ederler. Eksikliklerini ortaya çıkarıp gidermekten sakınmazlar kendilerini; çünkü hedef berraklaşmıştır böylelerinin kafalarında. Yüreklerinde devrim, halk, parti, yoldaş sevgisi harlanmaktadır her daim. Yaşamları bu değerlere adanmıştır bir kez. Bu değerlerin çıkarına hizmet etmeyen her davranış ve yanlışı gidermek yaşam gerekçeleridir. Eksiklik ve yanlışlar kendi dışında da gelişmiş olsa, ya da kendi üzerinde de cereyan etmiş olsa bu gerçek değişmez. Görevi onları gidermektir. Çünkü onları gidermek yukarıdaki değerlerin çıkarınadır. Bakın, Lenin'le birlikte devrime ve sosyalizmin inşasına önderlik yapan, enternasyonal proletaryanın büyük öğretmenlerinden Stalin yoldaş özeleştirinin tartışmasız önemini nasıl gözler önüne sererek bizlere yol gösteriyor:
"Bolşevizmin gücü tam da hatalarını kabul etmesinden korkmamasında yatar. Parti, Bolşevikler, ülkemizin tüm dürüst işçileri ve emekçi insanları çalışmamızın eksikliklerini, inşamızın eksikliklerini ortaya çıkarsınlar. Çalışmalarımızda ve inşamızda duraklama, bataklık, çürüme olmaması için, tüm çalışmamızın günden güne iyileşmesi ve başarıdan başarıya yürümesi için, eksikliklerin ortadan kaldırılmasının yollarını göstersinler. Şimdi en önemlisi budur. Varsın, düşmanlarımız eksikliklerimiz üzerine gevezelik etsinler, böyle önemsiz şeyler Bolşevikleri bildiğinden şaşırtamaz ve şaşırtmamalıdır."
Hiçbir izahatı gerektirmeyecek denli apaçık olan bu perspektiften konumuz için çıkarmamız gereken şudur: Kendimizi örgütlemenin en etkili araçlarından biri de özeleştiridir. Çünkü devrimci sürekli kendini aşandır.
Aşmak, varolanla yetinmemektir. Varolanla yetinenin, kendisini aşmayanın, yaşamın gelişmeleri karşısında mevcut olumlu özelliklerini dahi koruma basiretini gösteremeyeceği tecrübelerle sabittir.
Eğer devrimi sürekli eskiye karşı yeninin mücadelesi olarak kavrıyorsak, devrimcinin de sürekli olarak yeniyi geliştirip ilerlemeyi kendi üzerinde somutlaştıran olduğu gerçekliği tartışmasızdır.
Eski dediğimiz bu düzenin kendisi, hala hakim konumdadır. Hakim olmanın avantajlarıyla yeni olan devrime karşı çok yönlü ve şiddetli olarak saldırıyor düşman.
Devrim hakim olanı yıkmaya yönelen bir şiddet hareketidir. Dolayısıyla düşman, kendisini yıkmaya yönelen hasmının gelişmesini engellemek için olanaklarını seferber ederek türlü yol-yöntemle saldırıyor. Saldırısını daha tahripkar kılmak üzere yöntemlerini geliştirip güçlendirmeyi de elden bırakmıyor. Onun saldırısının tahripkarlığı ise daha çok bizim eksiklik ve zaaflarımızın üzerinde biçimleniyor. Denilebilir ki, bir yandan düşman vuruyor, diğer yanda da düşmanın bize tahripkar darbeler indirmesine hizmet eden zaaflarımızla biz Partiye vuruyoruz. Böyle olmaz! Bu zemine hizmet eden zafiyetlerimizden süratle arınmalıyız. Böylesi zaaflar demire sinmiş pas gibidir. Demirin çürümemesi ve pasın giderilmesi, hastalıklı yönlere zımpara vurmayı göze almakla olur. Proletarya Partisi'nin komünist ruhuna dönüşle olur. Proletarya Partisi ruhu ve bilinci, düşmanın saldırısı karşısında sadece kendini koruma değil, esas olarak saldırıyı karşılayıp hezimete uğratma direktifidir. Partili militan, bu görev bilinciyle hareket edendir. Bunun için devamlı kendisini geliştirmeyi; ideolojik yönde güçlü donanımı, siyasal yönde ufuk açıklığı ve yetkinliği, örgütsel yönde çelik gibi sağlamlığı, askeri yönde etkinleşmeyi başarandır. Bunu başaramayanlar, sınıf savaşımının silindiri tarafından hallaç pamuğu gibi ezilmekten kendilerini kurtaramazlar.
Devrim yapma amacına uygun olarak hep dorukları fethetme azmiyle dopdolu olmalıyız. "Hiçbir şey zor değildir, bu dünyada. Eğer dorukları fethetme cesaretin varsa" diyen bilge ustanın korkusuz ve ona layık öğrencileri olunsun yeter ki. Onun becerikli öğrencisi ve bizlerin de ölümsüz önderi olan KAYPAKKAYA'nın "Önümüzde çetin ama şanlı mücadele günleri var. Sınıf mücadelesinin denizine bütün varlığımızla atılalım!" talimatının da anlattığı budur. "Bu mücadelede kahraman işçi sınıfımıza, özverili ve çilekeş köylülerimize, yiğit gençliğimize sonsuz bir güven duyalım!" kesinliğiyle süren talimatı, yönümüzün nereye dönük olacağının da altını çizer.
Bizim bilincimiz, halklarımızın dara çekilmiş ezilmişliklerinden süzülüp gelir. Bizi cesur yapan da budur. Halklarımızın çektiği korkunç acıların sona erdirilmesinin savaşımını verirken, bu savaşımın zararına olan kendi zaaflarımıza karşı da içtenlikle mücadele ederiz. "Eğer kusurlarımız varsa, bunların ortaya konulmasından ve eleştirilmesinden korkmayız, çünkü biz halka hizmet ediyoruz." (MAO) Her gün bunun mücadelesini yürüterek nitelikli gelişmeyi ilke bellemişiz. Ezilen milyonların öfkesiyle dolup taşan yüreğimizin harlı ateşiyle yaralarımızı saracağız, diyenlerin kütüğüne kazılan bilinç bize bunu emrediyor.
"Amaçlarımıza ulaşmak için en yüksek dorukları kendimize referans noktası almamız gerektiği"ni söyleyen Gonzalo yoldaş, amaçla pratik duruşun uyumuna vurgu yapıyor. Örgütlü olmanın zorunluluğu, komünizm amacımızdandır. Demek oluyor ki, komünist ilkelere uygun duruşu sağlamak da şarttır.
Evet, örgütlü olmak sadece organik bağ kurup yürütmekle olmaz demiştik. Önemli olan nasıl yürütüldüğüdür. Yani içeriği.
Parti; kendi bünyesine ve çevresine çektiği insanları, mevcut düzeni yıkmayı Demokratik Halk Devrimi'ni gerçekleştirip sosyalizmi inşa ederek komünizme doğru yol almayı başaracak düzeyde bireyleri, kitleleri yetkinleştirmeyi hedefler. Yürüttüğü bütünlüklü savaşımda kitlelerin üzerinde düzenin varolan etkilerini kırarak, onları komünist ideolojiyle şekillendirmeyi, bu doğrultuda seferber etmeyi asli görev edinir. Tam da burada can alıcı bir soru duruyor karşımızda: Parti denen şeyin soyut bir mekanizmadan oluşmadığı,tersine, birey ve organların bütününden oluşan canlı bir organizma olduğu kuşku götürmez bir gerçekse, onu oluşturan birey ve organların mevcut durumu onun programını yaşamla bütünleştirecek şekilde sürekli kendilerini aşmak yerine varolan mevcut durumlarıyla yetinirlerse, buna ne denir? Nasıl ki onların bu "yetinme" ile kendilerini geriletmeleri kaçınılmazsa, bu haliyle Parti'yi de fonksiyonunu yerine getirmekten alıkoymuş olmazlar mı? Hal böyle oldu mu bir kez, teorik olarak devrimi gerçekleştirecek doğru teorinin varlığı bir anlam ifade eder mi? Etmeyeceği ayan-beyandır. işte teori-pratik diyalektiğinin doğru kavranmasının hayati derecedeki anlamı da burada yatıyor. Teorimiz, boş lafazanlık için değil devrimin sorunlarına çözüm üretmek için vardır, yani pratiğe hizmet etmesi için.
Maoistler için bilmek yapmaktır. Biliyorsak yapacağız. O (yani programımız), mevcut çelişkileri çözmek ve devrim yapmak içindir. Onu pratikle bütünleştirecek olan kadrolardır, aktivistlerdir. Bir program doğru da olsa pratiğe dökülmeden başarıya ulaşmaz. Programı pratiğe dökmenin salt bir alanı yoktur. Yaşam bulduğu bütün alanlarda, o pratiğe uyarlanmayı bekliyor demektir. Programın yaşamsallaştırılmasını salt gerilla alanlarıyla sınırlı görüp kendi bulunduğu alanda yaşamsallaştırılması gerektiğini görmemek, aslında orada sınıf mücadelesinden vazgeçiştir. Ki, bu da kişi ne derse desin, Parti'yle organik bağı ne düzeyde olursa olsun aslında o gerçek anlamda örgütlü değildir, kendisini örgütlememiştir. Örgütlülüğü organik bağdan ibaret görmek, örgütsüzlüğün kamufle edilmiş biçimidir. Parti'yle organik bağ, Parti çizgisiyle bütünleşildiği oranda gerçek anlamını bulur. Bizler, devrimin ancak çizgimizin pratikte ete-kemiğe bürünmesiyle mümkün olacağını ve bunun özneleri de bizler olacağımızı söylüyorsak, bu söyleme uygun davranmak zorundayız. Örgütlülüğü devrim için bir zorunluluk olarak görüyorsak, o zaman gerçek anlamda kendimizi örgütlemeliyiz. Üzerine basa basa söyledik, söylüyoruz, söyleyeceğiz: Gerçek anlamda örgütlü olmak, Parti çizgisiyle bütünleşmektir. Parti militanı bunu ruhuna nakşetmelidir.
Faşizmin, devlet biçimi olarak hüküm sürdüğü bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu coğrafyada siyasi iktidarı zaptetmek için devrim mücadelesi yürütmek, ağır illegalite koşullarına göğüs germekten geçiyor. Çünkü bir yandan kudurgan faşizmin envai yöntem ve araçlarla saldırısı, öte yandan bin bir türlü olanaksızlık ve güçlüklerle karşı karşıyayız. Bu durum karşısında mücadelenin kesintiye uğramadan sağlıklı ilerlemesi için örgütü ve yoldaşları faşizmin saldırılarından en iyi korumanın, güvenliklerini almanın yolu illegalite kurallarına uymaktan geçiyor. Bunun başka yolu yok. illegalite kuralları, oldukça ağır bedellerin ürünüdür, illegalitenin her bir kuralı, onca bedele mal olmuştur. Yaşanan acı deneylerle elde edilmiştir. Düşmanın her türden sinsi saldırısını etkisizleştirmek için, illegalitenin ruhuna uygun hareket etmek kesinlikle şarttır. Bu asla savsaklanamaz. "Bir defadan bir şey olmaz" mantığı özünde örgütü ve yoldaşları düşmanın saldırılarına açık hale getirmek dışında bir şey değildir. Zarar verici bir davranıştır. Halklarımızın devrim mücadelesine zarar verici her davranış, bizlerden fersah fersah uzak olmalıdır. Bir yandan faşizmin envai saldırıları, öte yandan bin bir türlü olanaksızlık ve güçsüzlüklerle karşı karşıyayız, demiştik. Evet, yeryüzünün en yoksul savaşını yürütüyoruz. Bu savaş, uzun bir süreci kapsayan kanlı bir savaşım olduğu gibi çözüm bekleyen yığınca çelişkilerle de dopdolu olan bir savaşımdır, ideolojik donanım ve siyasi yetkinleşmeyi pratikle içice yaptığımız sürece üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir güçlük, çözüme ulaştıramayacağımız hiçbir çelişki olmaz. Güçlükler ve sorunlar karşısında asla devrimci iyimserliğimizi yitirmemeliyiz. "Bence en önemli şey iyimser olmaktır, hayatımı hasrettiğim işin başkaları tarafından nihai amacımız komünizme varana dek devam ettirileceğine inanmaktır" diyor Başkan Gonzalo. Gonzalo'nun bu tutumu örnek alınmalıdır. Sorunlar ve güçlükler karşısında yakınmak çare değildir. En olumsuz bir durum söz konusu olduğunda dahi, onun içinde olumlu yönü bulup bunu hakim hale getirmek amacıyla kararlılıkla sorumluluk üstlenmekten kaçınmamalıyız, ideolojimiz rehberliğinde birlik içinde kolektif hareket etmek bizi zorluklar karşısında daima güçlü kılacaktır. "Mesele ideolojimize sarılmak ve içimizdeki cesareti dizginlerinden boşandırmaktadır.'' (Başkan Gonzalo) Bunu yaptığımızda dize getirmeyeceğimiz düşman, çözemeyeceğimiz sorun kalmaz. Kolektif bilinç önemlidir. Bu bilinci donatalım kendimizi. Her geçen süre bunu daha bir üst seviyeye çıkaralım. Doğru bir rotada işleyen kolektivizm, amaç birliğini pekiştirir. Yanlış ve eksiklikleri giderek doğruların zihinlerde berraklaşmasını ve pratiğe güçlü tarzda uyarlanarak savaşımızın yükselmesini sağlar.
Kolektif ruh, her güçlüğü birlikte aşmak üzere dayanışmayı getirir ve bu da yoldaşların birbirlerinin eksikliklerini gidermesi için yardımcı ve yol gösterici olmasını sağlar. Her bakımdan ortak emek ve çaba demektir bu. Bir araya getirilerek Parti potasında merkezileştirilen ortak emek ve çabayla daha güçlü bir Parti, güçlenen Parti'de daha güçlü bireyler olarak bizleri şekillendirir. Kolektife ne kadar güç ve değer katıyorsak o kadarını hak ediyoruzdur, fazlasını değil.
Parti çizgisine hizmet eden kolektif faaliyet ve yaşam esastır. Herkesin birbirinin zaafıyla ve kendi zaaflarıyla barışık yaşadığı ahbap çavuş toplulukları yabancılaşmadır. Devrime önderlik edecek olan çizgi etrafında el ele vererek harcanan ortak emekle nitelikli bir kolektivizm ortaya çıkar, işte yoldaşlık denen yüce ilişki de bunun ürünüdür. Burada anlamını bulur yoldaşlık. Aynı çizgi etrafında amaç birliği ettiğimiz yoldaşlarımıza karşı beslediğimiz sevgi, sıcaklık ve bağlılık neyle ölçülür? Bunun bir tek barometresi vardır, o da emektir. Emek verilmeyen, uğruna ter dökülmeyen, bedel ödenmeyen hiçbir şeye karşı gerçek anlamda sevgi ve bağlılık duyulmaz. Böyle bir durumun olduğu her yerde ilişkiler henüz gerçek anlamda yoldaşlık ilişkilerinden uzaktır. Komünizmin kızıl ufkuna kilitlenenler oraya varmak için kat etmek zorunda oldukları meşakkatli yolu omuz omuza yürüme bilinciyle hareket ederler. Birbirlerine güç verirler, birbirlerinin yaralarına derman olurlar. Sıkıntılarını paylaşırlar. Ki coşkuyu, sevinci de birlikte daha fazla yoğunluklu olarak paylaşabilsinler.
Düşmanın kendi saltanatını sürdürmek, daha uzun erimli kılmak için sınıf ve halka karşı uyguladığı en etkin politikalarından biri de bilindiği üzere "böl-parçala-yönet" siyasetidir. Toplumda bireyciliği alabildiğine derinleştirmeye, herkesin kendi çıkarları için yaşama alışkanlığına yöneltiyor daima. Köşe dönmecilik, birbirinin kuyusunu kazmak, dedikoduculuk vs. vs. Kişiliklerde bunları hakim kılmak için başvurmadığı cambazlık bırakmıyor düşman. Bırakmıyor çünkü, halkın canı, kanı ve alın teriyle beslenen bu zorba düzenin sür gitmesine yarıyor, işte komünist saflardaki yoldaşlık, kişiliklerin etrafında bu illetlerle oluşturulmuş kara çemberi parçalayarak kendinden önce yoldaşını düşünen, gerektiğinde onun için canını sakınmadan verecek denli apak bir ilişkidir.
Yoldaşlarımıza ne oranda emek veriyorsak o oranda sevgi ve bağlılık duyuyoruz demektir. Harcayacağımız emek, sevgi ve bağlılığımızı çelikleştiren su olacaktır. Bu suyu yeterince vermemek, yoldaşça sorumluluğu yerine getirmemek olur. Ve giderek ilişkilerde bir sıradanlaşmaya-yabancılaşmaya neden olur.
Sorumluluk bilinci her bakımdan yerine getirilmesi gereken görevlerin zorunluluğunu kavramakla şekillenir. Sözün özü; sınıf, halk, devrim, parti ve yoldaşlara karşı içselleştirilmiş bir yükümlülük taşımak, her bir ferdin en olağan görevidir. Tersi davranış olağan dişiliktir. Eğer birey çıkarlarını sınıf ve halkın çıkarlarında görür, bunların devrimle kazanılacağını kavrar, devrime rehberlik edecek olanın komünist partisinden başka bir güç olamayacağını beyninin her kıvrımına kazır ve komünist partisinin de bunu layıkıyla yerine getirmesinin kollektif ruh ve bilincin gelişmesi, pratikte ete kemiğe bürünmesiyle olabileceğini bütün iliklerine kadar hissederse; dayanışma bilinci, sevgi ve bağlılık bilinci, kısacası yoldaşça ilişkinin tartışmasız önemini o oranda kavrar ve gereklerini yerine getirmek için de canla, başla çalışır. Dolayısıyla yoldaşlarının, Parti'nin ve en nihayetinde sınıf ve halkın birliğine de öylesine önem verip, bu uğurda her türlü zahmet ve belayı göze alır. Zerre kadar tereddüt göstermeden, bunların sağlanması için feda edemeyeceği hiçbir şeyi olmaz, olmamalıdır da. Çünkü bizler, bizzat yaşamımızı bunları sağlamaya ve başarıya taşımaya hasretmişiz.
işçi sınıfı ve emekçi halklarımızı devrim mücadelesi gibi yüksek ideallere ve bunları istemden gerçeğe dönüştürme iddiasına sahip olup yaşamlarını buna hasredenlerin, devrimci morali hiçbir olumsuzluk, hiçbir gerici rüzgarın karşısında asla tükenmez. Tersine, yaşamlarını hasrettikleri savaşımın zafere ulaşması için proletaryanın çelikten disipliniyle daha fazla hizmet ederler mücadeleye. Halklarımızın devrim mücadelesine disiplinli olarak hizmet etmek onların moral pınarıdır. Ki bütün belaları göze alarak kendilerini bu mücadeleye adadıklarına göre, buna disiplinli olarak her zaman artan bir performansla hizmet etmekten duyacakları hazdan daha büyük mutluluk olabilir mi? Olamayacağı apaçık ortadadır. Faşizmin cenderesi altında inim inim inletilen halklarımızın devrim mücadelesine, proleter disiplinle daha fazla hizmet etmeyi doğru kavramak, bu mutluluğu yoğun olarak tatmak için olmazsa olmaz kabilinde bir zorunluluktur.
Proleter disiplin, adından da anlaşılacağı gibi proletarya partisinin disiplininden başka bir şey değildir. Proletarya partisinin disiplini, birileri tarafından keyfi olarak belirlenip zoraki biçimde başkalarına dayatılan bir disiplin değildir. Kitlelere yol göstererek devrimi gerçeğe dönüştürecek olan programımızın hayatta somutlaşabilmesi için bizzat mücadelenin içinde ona layıkıyla hizmet etmek üzere sentezlenmiştir. Bu zorunluluk kavranıldığı durumda, bilince çıkarılır ve gönüllü olarak uygulanır. Böyle kavranılmadığı durumlarda ise, herkes kendine göre, işine geldiği gibi disiplin uygular-uygulatır ki, bunun adı da proleter disiplin olmaz ve nihayetinde savaşımızın zaferini tehlikeye sokan anarşizan bir kaosa neden olur. Bu proletarya partisinin ilkelerine çok tezat bir durum demektir.
Parti'nin ilke ve değerlerini gözbebeğimiz gibi korumalıyız derken, işte yukarıdaki disiplin hususunda değindiğimiz gibi, can, kan ve alın teriyle sürdürülen savaşımızın olumsuz etkilenmemesi için mutlak biçimde uygulamamız gereken bir zorunluluk olduğundandır. Çünkü; doğru bir programa sahip, ilkelerinde tutarlı, siyasal yetkinliği ve çelikten bir disiplini sağlayan bir öncü, ancak halklarımızı devrime seferber ederek bu köhne düzenin saraylarını yerle bir edebilir. Ancak böyle bir parti zifiri karanlığı yırtarak halklarımızı aydınlık güneşli günlere taşıyabilir. Parti de tek tek birey ve organların toplamı olduğuna göre, her birey ve organın da, işte bunları kendi şahsında somutlaştırabilmeleriyle, yani; Parti'nin asgari-azami programatik görüşlerine derinden vakıf olabilmeleri, Parti'nin ilkelerini sağa-sola saptırmadan tutarlı uygulama siyasal yetkinliği ve çelik disipliniyle hareket etmeleriyle gerçek anlamda Parti'yi maddi bir önder güç haline getirmeyi ve Parti'nin misyonunu oynamasını olanaklı kılmayı başarabilirler. Bu uğurda çaba harcamak, bu uğurda her türden zorluk ve bedeli göze almak, gerçek anlamda halklarımızın devrim mücadelesine hizmet etmek olacaktır.
Böylesine bütünlüklü bir duruş bizlerin yaşam felsefesi olmalıdır. Bunun başarılması için de gerekli olan bütün çaba harcandığı durumda, kişinin yaşayacağı mutluluk, sahip olacağı coşku, kararlılık ve inisiyatif karşısında dayanacak hiçbir güç, çözümsüz kalacak tek bir çelişki, yerine getirilemeyecek görev yoktur, olmaz da. Tarihimiz buna tanıktır.
Tarih bilincinin örsüne yüreğini ve beynini yatırma içtenliği gösteren her yoldaş bunu görecektir. Ve o örste öyle bir çelikleşecektir ki, hiçbir kasırga onu büküp kıramayacaktır. Sınıfsız ufkun kızıl kıvılcımları gözbebeklerinde çakmak çakmak çakacaktır. Beyin kıvrımlarında dolanan proleter bilincin kıvılcımları, yürek kuyusunda volkanik bir ateşe dönüşecektir, içine dalıp çözümleyemeyeceği karmaşa, üstüne yürüyüp dize getiremeyeceği düşman kalmayacaktır. Yeter ki, devrim mücadelesine daha fazla hizmet etmeyi bilince çıkarsın. Yeter ki, halklarımızın öncüsü Maoist Parti'nin "DiREN-YEN VE KAZAN!" talimatını beynine nakşetsin, işte o zaman, parlak geleceğe uzanan büyük kavga yürüyüşünün mağrur bir sıra neferi olarak bulutların saçlarına tutunup, güneşin alnından öpmenin doyumsuz mutluluğuna erişecektir. Komünizme uzanan çetin ama şanlı güzergahın yoldaşları, bu onurlu mutluluğu yaşamak ve yaşatmak için, bütün kötülüklere göğüs germeye her zamankinden daha da hazırlar. Bütün belaları, kötülükleri, olumsuzlukları, düşmandan), komünizmin kızıl ufku olan MAOiZM'in dehşetli gücüyle bir bir tarihin çöplüğüne fırlatıp atacaklar. Bu güç ve beceriyi ideolojimizden, işçi sınıfı ve ezilen emekçi halklarımızdan alıyoruz. Ve onlara layık olmakta kullanacağız. Çünkü, "SONUNA KADAR DEVRiM, ZAFERE KADAR SAVAŞ!" direktifiyle hareket ediyoruz. Maoizm'e Sarıl, Kaypakkaya Güzergahında Sebatla ilerle, Zafer Kesindir! diyoruz.
HALKIN GÜNLÜĞÜ-SAYI-28
|