KAPAN

Tezgâhlar toplanıyor yavaş yavaş. Satılamayan mallar, bir diğer pazar yerinde satılmak üzere karton kutulara dolduruluyor. istanbul'da yağmur havası var. Gökte kara kara bulutlar. Pazarcıların dağılmasını bekliyor ilk yağmur damlası düşmek için. Belediye otobüsleri tıklım tıklım dolu. Sebze, meyve dolu torbalarla yaşlılar, torunlar, anneler, babalar ellerinde indirim kartları, otobüs durağında yağmura yakalanmamak umuduyla, araçlarını bekliyorlar. Durağın karşısındaki kaldırımda yürüyen kadın, göz ucuyla duraktakilere bakıyor. Hepsinin yüzü kül rengi ile kirli san arası. Üstlerine giydikleri kıyafetler de öyle. Aynı etraftaki binalar gibi. Her şey kül rengi, kirli san... Bir tek, annesinin elinden tutmuş bir çocuk bu sisli renk yığınını dağıtıyor. Pembe yanaldan, sadece iki kara saç örgüsünün görünmesine izin veren mavi hasır şapkasıyla. Kadın, çocuğa bakıyor. O sırada tekir bir kedi, sağına soluna bakarak karşıdan karşıya geçiyor hızlıca. Kediyi çok az kişi fark edebiliyor. Kedinin, mavi bir minibüsün altında kalmaktan son anda kurtulduğunuysa ancak, kadın ve mavi şapkalı kız çocuğu görebiliyor. Çocuk, annesinin elinden çekiştiriyor. Kediyi göstermeye çalışıyor. Annesi, kızına sıkıntılı bakışlarını çevirip, dinliyor gibi gözüküyor. Çocuk coşkusunu paylaşamamanın verdiği sıkıntıyla etrafına bakınıyor. Kadınla gözleri karşılaşıyor. Birbirlerine gülümsüyorlar.

Yağmurun güzelliğini düşünüyor kadın. Islak sokaklardan kaçışan insancıklar sayesinde bütün kentin ona kaldığını. Pazar yerinin önünden geçiyor. Ağır adımlarla evine doğru yürüyor. Pazar yerlerini niçin sevdiğini düşünüyor. Burada, burnu havada, mağazanın sahibiymişçesine davranan tezgâhtarlar yok. Adım atar atmaz, hırsız muamelesi yapan, dibinizden ayrılmayan satıcılar da... Bir de pazarlık imkânı bulan müşteri, ne yapıp ediyor istediği fiyata alıyor alacağını. Domatesi, biberi, kızının çeyizliğini, oğlunun boya kalemlerini, üç ortalı, kareli harita metot defterini. Her yerden satıcıların haykırışı yükseliyor:

"Batan geminin malları bunlar, gel abla bedava bunlar bedava, kapan kapana, kapan kapanaa!"

Bir sigara yaktı kadın. Yaşı altmışın üstünde başka bir kadın, kınayıcı bakışlarla süzdü onu. Aldırmadı. ilk çektiği dumanı, tam yanmamış sigaranın ucuna savurdu. iki hafta önceki ilginç karşılaşmayı anımsadı. Pazarın sakin taraflarında, elinde bir çiçek buketi gibi taşıdığı maydanoz demetleriyle dolaşıyorken, biri adını seslenmişti. Ses tanıdık gelmiş, ancak karşısında sırıtan, bol makyajlı, dip boyası gelmiş sarışın kadını çıkaramamıştı bir türlü. Kadın, kırmız ojeli, tombul parmaklarıyla havada ufak bir daire çizerek: "Ayol tanımadın mı? Ben Cemre." demişti. Kadın az kalsın Cemre'nin porselen dişlerinin ışıltısında kaybolup, küçük dilini yutuyordu.

"Değişmişsin."  diyebilmişti gülümsemeye çalışarak.

Tanıştıklarında, Cemre ondan bir üst sınıftaydı. Pek yakın sayılmazlardı. Bir mücadelenin içerisindeydi her ikisi de. Bu da onları ortak bir paydada birleştiriyordu. Ancak Cemre'yle tanıştıkları günden beri, hoşuna gitmeyen bir şeyler olduğunu seziyor.  Bunu somutlaştıramıyordu.  Sözgelimi, edebiyattan, felsefeden, mücadeleden konuşuyorlarken hep bilgiçlik taslar, kitaplardan ezberlediği cümleleri, kendi cümleleri gibi yutturmaya çalışırdı. insanların sözlerini gerekli gereksiz yerde keser, ufak bir açığını yakaladığı kişiye kaba davranırdı. Bu samimiyetsizliğine bir anlam veremezlerdi ya, onu silip atamazlardı da.

Harçlara yapılan zam protesto edilecekti. Kadının ilk eylemiydi. Korkuyordu. Alanda gördüğü polisleri gördükçe korkusu artıyordu. Dizleri titriyordu.   Basın açıklamasını Cemre okuyacaktı. Korktuğunu ona söylediğinde dolu dolu gülmüş, onu ödlek ilan etmişti. Kadın korkuyordu. Korktuğunu bilmesi ona cesaret veriyordu. Cemre ise korkmadığını söylüyordu. Ama basın açıklamasını yapmadığı gibi, eyleme de gelmemişti sudan bir bahane uydurarak. Cemre de korkmuştu. Ama korktuğunu o da bilmediği için kaçmıştı. Korkar korkmaz kaçmıştı.   işte o gün notunu vermişti Cemre'nin.

O yıllardaki miyop kahverengi gözleri şimdi donuk bir maviliğin perdesinden bakıyordu hayata. Çenesi, gerdanının altında kaybolmuş, görünmüyordu. Yıllar öncesinin sıska Cemresi ile yan yana yürürlerken, görüşmedikleri on iki sene içinde neler yaptığını ana başlıklar altında anlatmıştı.

"Memlekete döndükten üç ay sonra evlendim. Görücü usulü... Zengin, iyi, yakışıklı. Önce inat ettim aileme. Gençlik işte... Ama O hiç peşimi bırakmadı. Sabırlı adammış vallahi. 'Böylesini bulamazsın, kaparlar.' dedi ailem de öyle karar verd..."

Az ileride insanların birbirini ezerek, çığırtkan satıcının tezgâhına hücum edişlerini görmüş, cümlesini yarıda bıraktı Cemre. Kadını da kolundan sürükleyerek kalabalığın içine daldı. insan yığınının amacı, çifti beş yüz bin lira olan terliklerin eşlerini bulmaktı. Cemre bulduğu çiftleri, kadının eline tutuşturuyor, kadınsa şaşkın şaşkın bir elindekilere, bir tezgâhın üzerinde yığılan insanlara bakıyordu. Sırtım, yüzünü ter bastı kadının. Gözleri karardı. Elindekileri tezgâha fırlattı. Fırlatmasıyla,  insanların yem atılmış balıklar gibi saldırması bir oldu terliklere.   insan duvarını yararak,  sıcak et yığınından kurtardı kendisini. Rüzgârı,  duyumsadı çıkar çıkmaz.   Yapış yapış tere bulanmış bedenini serinletti. Kendisine getirdi rüzgâr. Arkasına bakmadan koşmak geldi içinden kadının.  Ama onun tükenişini, küçük dünyasını görmesi gerektiğini düşündü tekrar. Cemre iki dakika sonra göründü.  Yüzünden,  büyük zafer kazanmış insanların sevinci okunuyordu. Otuz sekiz numara, ekose desenli iki çift terlik vardı elinde. Kadın, gözlerini çiviledi Cemre'nin gözlerine. Cemre ise donup kalmıştı sanki. Kıpırdayamıyordu.   Pencereleri kırılarak çürümeye bırakılmış eski bir bina canlanmıştı kadının gözünde. içindeki boş binada bir çocuk ıslığı yankılanıyordu.

"Keşke korksaydın biraz." dedi ve elindeki buruşmuş maydanoz demetlerini düzelterek yürümeye başladı arkasına bakmadan. Satıcı hala bağırıyordu:

"Kapan kapana abla, kapan kapana!

" ilk yağmur damlası, burnunun ucuna düştü kadının. Sigarasını yere atarak postallarıyla başını ezdi. Sadece sigaranın değil, cemrelerin, samimiyetsizliğin, tükenişin, yılgınlığın... Dudaklarında ıslık, yol boyu yağmura eşlik etti.

Özge Deniz

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi