TUTKU

Daha çocukluğundan beri en çok ilgisini çeken babası ve amcalarının ev sohbetleriydi. Sabırsızlıkla bekliyordu büyümeyi, babası "boyun bu tüfekle bir olunca seni de ava götüreceğim" diyordu. Zaman hızlı geçti, Ahmet'in boyu tüfeğin iki katı oldu. Ama av tutkusu da boyuyla birlikte uzadı. Artık iş güç sahibi olmuştu fakat tüm boş zamanlarında özel yaptırdığı oluklu mavzerini kaptığı gibi avlıklara koşuyordu. Kurt, ayı, tilki, fare ne görse vuruyordu. Yaşlı amcası daha çocukluğundan beri, bu av sevdasına karşıydı. Üimdi de fırsat buldukça Ahmet'i karşısına alıyor, "Oğul yuva yıkanın yuvası olmaz, ocak söndürenin ocağı söner, hayvanlara kıymaktan vazgeç artık, can almak Allahın işi, başına bir fenalık getireceksin, bizi de yakacaksın kendin de yanacaksın" diye nasihat ediyordu. Ama ne fayda ki bir kurt girmişti Ahmet'in yüreğine, artık iş av olmaktan çıkmış, tutkuya, bağımlılığa dönmüştü. Öldürdükçe var oluyor, öldürdükçe yaşıyordu kendisi.

Bu tutku mizacına da yansımıştı Ahmet'in. Kahveye her indiğinde falanca dağdaki ayıyı nasıl vurduğu ya da boğazda yakaladığı keçiyi nasıl uçurumdan yuvarladığı üzerine saatlerce konuşuyor, akranları ise onu kızdırmak için inanmamış gibi "Hadi canım, hiç böyle olur mu" dedikçe Ahmet daha da hırslanıyor hatta dönem dönem birileri ile kapıştığı da oluyordu. Bir gün yine kahvede otururken ansızın içerisi jandarmalarla doluverdi. Köylü böylesi bir duruma çok da alışkın değildi. Dönem dönem asker köylerine uğrardı ama hiç bu kadar kalabalık geldiklerini görmemişlerdi. Komutanları olduğu her halinden belli olan hafif şişman asker katı sesiyle konuşmaya başladı.

-"ilimiz sınırları içerisinde bölücü ve yıkıcı emelleri o an ve dış devletler tarafından desteklenen bazı terörist faaliyetlerin gelişip güçlenmek istediği istihbaratını aldık. Ebetteki yüce milletimiz ve devletimiz böylesi üç beş çapulcuya pabuç bırakmayacaktır, ilce sınırına yakın bazı köylerde ve civar yaylalarda bu teröristlerin faaliyetlerini tespit ettik, buraya da gelmeleri durumunda hemen bizi haberdar edeceksiniz. Onlara destek olma gafletine düşenlerin sonu hayırlı olmaz şimdiden söyleyeyim. Üimdilik iyi akşamlar, muhtar sende gel biraz konuşalım."

Muhtarı da alarak çıktı askerler kahveden. Köylüyü hararetli bir tartışma almıştı, kimisi bir bu bela eksikti derken, kimisi de dertsiz başımıza dert almayalım iki tarafa da karışmayız olur biter diyordu. Demirci Recep atıldı;

-Ben aşağı köye patos tamirine gittiğimde onlar kendi aralarında konuşuyordu. Öyle kötü insanlar değillermiş, hatta bu yörenin çocuklarıda çokçaymış içlerinde.

Bir ara kahvedekilerden biri Ahmet'e laf etti:

-Eee Ahmet senin av sevdası da buraya kadarmış, bu adamların gelmesine en çok sevinen herhalde yörenin kurdu kuşu olacak.

Kahveyi kahkahalar kapladı bir anda. Ahmet parlayıverdi:

-"Ben anlamam arkadaş, eğer onları da görürsem Allah yarattı demem vururum!"

Bu sözler buz gibi esti kahvede, Ahmet ceketini alıp kahveden çıkarken, Recep de peşi sıra gitti. Hem yürüyorlardı hem de Recep konuşuyordu:

-Bak Ahmet, herkesin içinde demedim ama bu çocuklar yabancı değil, bizim canımız ciğerimiz. Onun için bu av sevdasına bir cahillik edip onlara zarar vermeyesin, sana da yazık olur sonra...

Aradan bir hafta geçmişti, Ahmet aldığı altın sarısı mermileri fişekliğine yerleştiriyordu. Kömür karası oluklu mavzerini aldı eline, sonra bir güzel yağlayıp taktı omzuna ve koyuldu yola. Yürürken aynı zamanda söyleniyordu:

-Neymiş efendim bizim çocuklarmış, ulan babanın oğlu mu? Adam olanın dağda işi ne, ayı mısın, kurt musun hemşerim dağda gezersin.

Av onun için yaşamdı, ne vurduğu önemli değildi. Öldürdükçe yaşıyordu, öldürdükçe kendine biçtiği tanrılık payesi pekişiyordu, işte geyik yatağına gelmişti. Ot ve çalılarla kamufle ettiği mevzisine yerleşti ve tüfeğini omzuna dayayıp beklemeye başladı. Üafak yeni yeni sökmekteydi, birazdan geyikler pınardan su içmeye gelirdi. Az mı geyik, ayı vurmuştu buralarda. Ama civardaki tek su kaynağı burada olduğu için hayvanlar bu ölüm tuzağına zorunlu olarak giriyorlardı. Ama neredeyse güneş tepelenmiş fakat pınara uğrayan olmamıştı. Bu durum Ahmet'i germiş; nerde bu allanın belaları diye içten söylenir olmuştu. Neredeyse karanlık çökmek üzereydi ki, ormanda bir hışırtı başlamıştı. Kesin geyiktir diye düşündü, ses gittikçe yaklaşıyordu. Ahmet nefesini tutmuş, gelecek avı kaçırmamak için bir taş gibi sabitlemişti kendisini. Gözleri nişangâhla, arpacığın üzerinden bakıyordu sesin geldiği yere. Ama ne ayı ne de kurttu gelen. Bu askerin bahsettiği teröristlerdendi. Çok düşünmedi, öldürme tutkusu emrini vermişti çünkü. Bastı tetiğe, ilk kurşunda yıkılmıştı suya yanaşan. Arkadan başka sesler de duyulmaya başlamıştı. Geri çekilmeden son bir kere baktı 'avına'. "Manuel yoldaş vuruldu" diyordu biri. Ama hiç de yabancı değildi bu ses. işte yüzüde seçiliyordu. Üehre gitti denilen Recep'in kardeşiydi bu. Telaşla köye döndü.

Yüzünün rengi kaçmıştı, annesine "Benim eşyalarımı topla bir süre gitmem gerek." dedi. Yaşlı kadın bir şey anlamamıştı ama denileni yaptı. "Dayımgillerin köyüne gidiyorum, ama babamın oğlu da gelse, beni biraz seviyorsan ve yaşamamı istiyorsan söyleme, ben sana haber gönderirim. Köylülere de büyük şehre gitti amcası ona güzel bir iş bulmuş dersin." diyerek çıktı gecenin karanlığında yola.

Tüm yaşananların üzerinden neredeyse bir yıl geçmişti. Bu zaman zarfında Ahmet ne köyüne gitmişti ne de bir akranıyla görüşmüştü. Vurduğu insanın iç çatışmasını yasamaktaydı. "Zaten gâvurmuş, Manuel diye Türk ismi mi olur, Recep'in kardeşi de onlara kanmış demek ki, hâlbuki üniversitede okuduğunu söylüyorlardı." diye kendini avutmaya çalışıyordu. Tüm bu iç çatışmanın yanında onu en çok zorlayan avdan mahrum kalmasıydı. Sevgilisini özler gibi mavzerini özlüyordu. Bir ara dayıoğlunu sanki halasını ziyarete gidiyormuş gibi köye göndermiş ve gizlice mavzerini aldırmıştı. Artık hiçbir şey onu tutamazdı, zaten dayısının köyü onların köyünden çok uzaktı rahat rahat avlanabilirdi. Fişekliğini altın sarısı mermilerle doldurdu yine ve tan atmadan yola koyuldu. Bu köyün arazisi kendi köylerine göre daha sarptı, böyle yerlerde ayı da keçi de bol olur diye düşündü. Yüksekçe bir yerde mevzi alacağı iyi bir kaya buldu, aşağısı yabani armut ve aluç ağaçlarıyla doluydu. Homurdanarak bir ayı ve küçük yavrusu kısa süre sonra ağaçların dibinde bitiverdiler. Aylar sonra yüreğinde vücudunun tüm hücrelerini saran o tanrılaşma duygusu belirivermişti yine. iki kurşunla yıktı anne ve yavruyu yere. Mevzisinden çıkıp yanlarına doğru kendinden emin bir şekilde yürümeye başladı. O sırada duyduğu bir homurtu üzerine arkasına döndü ama geç kalmıştı. Erkek ayının vurduğu tokat ile kendi bir tarafa mavzeri bir tarafa savrulmuştu. Korkuyla bağırmaya, etraftan yardım istemeye koyuldu. O sırada ayı onu kolundan yakalamış ve çevirmeye başlamıştı bile. Ayı, öldürücü darbeyi vurmak için ayakları üzerine dikildiği anda, birbiri ardına gelen kurşunlarla yere serildi. Tüfekli adam Ahmet'e yaklaştı.

-"iyi misin arkadaş?"

"Evet, evet sağol." dedi sevinçle Ahmet.

O sırada arkadan gelen diğer silahlılardan biri: "Her şey yolunda mı Manuel yoldaş" dedi.

Bu ismi duyar duymaz Ahmet'in yüreği sıkıştı, soluğu kesildi, beti benzi attı, bir çuval gibi yere yığıldı. Silahlılardan doktor olduğu anlaşılan biri Ahmet'e yaklaşıp yokladığında "ölmüş" dedi. "Hâlbuki az önce çok iyiydi, ne oldu bir anda bu adama?" dedi Manuel. "Korkudandır belki dedi bir diğeri."

Çağlar Güneş

ÖZGÜR DÜÜÜN SAYI-07 

 

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi